22 Nisan 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Mücadele, Sabır Ve Süreklilik İster
MÜCADELE, SABIR VE SÜREKLİLİK İSTER

Mücadele, Sabır Ve Süreklilik İster Recep Arslan

 Ä°nsan, Allah’ın yarattığı bir beÅŸer olması sebebiyle gücünün ve kendisine tahsis edilen ilahi sınırların dışına çıkamaz, çıkmaya da çalışmamalıdır. Rabbimizin kendisine yüklemediÄŸi sorumlulukların, iÅŸlerin ve hedeflerin altına girmemelidir. “…Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceÄŸimiz ÅŸeyleri bize yükleme” (Bakara 286) diyen bilmelidir ki, “Allah hiçbir kimseye taşıyabileceÄŸinden fazla yük yüklemez.” (Bakara 286) İmtihanda olan insan da Rabbinin kendisine yüklediklerinin dışında iÅŸlere giriÅŸmemelidir. Bu, insanın kendisine yaptığı bir zulümdür. İnsanı Rabbimiz halife kılmış, vazifesini nasıl yapacağının ölçüsünü, kural ve yasalarını bildirmiÅŸken insan, ‘Ben bana yeterim’ der ve ağır yüklerin altına girer. Hakkı yaÅŸarken, belki daha iyi yapma düÅŸünceleriyle ağır yüklerin altına girildiÄŸi gibi, batılda olanlar da ahiret noktasında hesabı zor, ağır yüklerin altına girerler.
 Ä°nsan yeryüzünde halife olarak imtihan halindedir. Rabbimiz herkese imtihanını gücü kadar yüklerken, insan yükünü ve imtihanını daha da zorlar. Niceleri ‘dava uÄŸruna’ deyip, daha iyisini yapma düÅŸüncesiyle Rabbimizin kendilerine yüklemediÄŸi ağır yüklerin altına girer. Bulundukları ÅŸartlara, ortamlara ve kapasitelerine göre hareket etmezler. “Allah sizin hakkınızda kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara 185) Çünkü Rabbimiz, yarattığı kulunun kapasitesini bilir ve onlara kolaylık ister. Emirleri kolaylık saÄŸlar. Kimileri kolaylığı az bulup zoru zorlar, ÅŸirkin hâkim olduÄŸu yerlerde zorlananları niceleri daha da zorlarlar. Kimileri dinin emirlerini azaltıp imanı sadece kabul, amelleri de birkaç ibadetten sayarak kendilerince kolaylık saÄŸlarlar. Kimileri de vahyi hayatlarına sokmak konusunda yetersiz bulup kendi yasalarını oluÅŸturma çabasındadırlar. Bakıldığında herkes, İslam adına yaptığı iddiasındadır.
 “Din hususunda size hiçbir zorluk da yüklemedi.” (Hac 78) Din adına hiç kimse mü’min ve Müslüman olanlara Allah’ın yüklemediÄŸi bir ÅŸeyi, dinden diye yükleme hakkına sahip deÄŸildir. YaÅŸanılan ortamlara ve ÅŸartlara bakıp iÅŸi de ehline bırakarak hem kendilerine hem de etraflarına zulmetmemiÅŸ olacaklardır. Kendilerince ‘İslam adına’ diye iman ve ÅŸirk ölçüsü belirleyip, batıldan uzaklaÅŸan mü’minleri dahi itham edecek kadar iÅŸi ileri götürenler olduÄŸu gibi; iÅŸi fazla gevÅŸetip ÅŸirkin içinde olanları ve uygulayanları temize çıkarmaya çalışanlar da mevcut. Bu, Allah ile beraber irade ve hüküm koymaya kadar iÅŸi götürür. Dinde zaruretleri ve ikrahı, kimse kendi kapasitesine bakarak konuÅŸmamalıdır. Sonra niceleri gibi sözlerinin altında kalmak zorunda kalırlar. Kendilerince hakkı zorlaÅŸtıran veya yumuÅŸatmaya çalışanların bilmeleri gereken, öncelikli olanın hakkı yaÅŸamak ve davet olduÄŸudur. Dini yaÅŸarken ve davet ederken de yapacakları ve istenen güçleri kadardır. “Onun için gücünüz yettiÄŸince Allah’a karşı gelmekten sakının.” (TeÄŸabun 16) Rabbimiz, ayetinde önce peygamberine, sonra onu örnek alanlara, ‘Gücünüz yettiÄŸince Allah’a karşı gelmekten sakının. Kur’anı gücünüz kadar yaÅŸamaya çalışın, yani takvalı olun’ diye emretmiÅŸtir. Bu, herkesin gücü kadar olacaktır. Kimin gücü hangi alanlarda ne kadardır? Herkes kendini bilir. Peygamberin ortaya koyacağı gücü bugünün inananlarından ve herkesten bekleyemezsiniz. Gücü kadar mücadele etmeyenlerin de hesabı Rablerine kalmıştır.
 “Ey iman edenler! Allah’a karşı nasıl sakınılması gerekiyorsa öyle sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün.” (Âl-i İmran 102) ‘İman edenlere nasıl takva emrediliyorsa, Kur’an nasıl bildirmiÅŸse, o ÅŸekilde iman edin’ diye emredilirken; bir baÅŸka bölümde, ‘gücün yettiÄŸi kadar Allah’a karşı gelmekten sakınmak’ emredilmektedir. Mesele, bir ömür iman üzere Müslüman olarak kalıp ölebilmektir. Dünyayı kurtarmadan önce kendisini kurtarması gereken davetçilere duyrulur. Bu ayet indiÄŸinde sahabe, “Ya Rasulullah, bunu kim baÅŸarabilir?” dediler. Rasulullah ise “Siz gücünüz kadar yapın” buyurmuÅŸtur. Sahabenin belini büken, onları endiÅŸelendiren ayet, bugünküleri etkilemiyorsa bir bakış problemi vardır ki, o da ayetleri üzerine alınmamaktır. Oysa Allah’ın ayetleri, mü’minlerin imanlarını artırmalıydı. O da ayetleri üzerlerine almakla gerçekleÅŸir. “Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi elinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah çoÄŸunu affeder.” (Åžûrâ 30) İnsan hedefini, amacını ve bunların ölçüsünü bilmez ise hevasına uyacaktır. Bazen ‘Daha iyi yapayım’ derken kendi elinin kazandıklarıyla imtihanını zorlaÅŸtıracaktır, sonra da sabır ve mücadele bitecektir. Herkes eliyle ne ortaya koyduÄŸuna bakmalıdır, bundan sorumludur. Rabbimiz her yapılanın karşılığında bela ve musibet verse, insan helak olup giderdi. Çünkü yapılanların çoÄŸunu affeder, cezasını hemen vermez.
 Rasulullah (s.a.s) buyurdular ki: “Her musibet, affolunacak bir günah için gelir.” (Ebu Nuaym) Mü’minlerin başına gelen her musibet, bir günahın affı içindir. Bunu bilen, sıkıntılardan ÅŸikâyet etmez. Yine “Mü’mine gelen herhangi bir sıkıntı, günahına kefaret olur.” (Buhâri) “Mü’minin günahları affolununcaya kadar bela ve hastalık gelir.” (Hâkim) Her sıkıntı, her bir hastalık ve rahatsızlık, inanan için ahiret noktasında kazanımdır. Bu sabırla o imtihanı karşılayanların ancak kazanımıdır. Sıkıntısını çok gören veya sıkıntı çekenleri sıkıntısından dolayı kötü görenlerin, en çok sıkıntıyı peygamberlerin çektiÄŸini bilmesi gerekir. “İnsanlar içinde en çok sıkıntıyı peygamberler çekmiÅŸtir. Sonra derece derece mü’minler çeker. KiÅŸi, bu dindeki samimiyetine göre imtihana çekilir.” (Buhâri, Tirmizi) Kim dinde samimi ve daha takvalı olup Kur’an’a hayatının her alanında uymaya gayret ediyorsa, bulunduÄŸu yerde ÅŸirkin ve haramların anlaşılması ve yok olması için mücadele veriyorsa, sıkıntı da kaçınılmazdır. Yine “Mü’minin haline ÅŸaşılır. Her hali kendisi için hayırdır. Bir iyilik ona isabet ederse ÅŸükreder. Bu, onun için hayırdır. Bir sıkıntı isabet eder ve sabrederse, bu onun için hayırdır. Her iki halde kârda olur.” (Müslim) Sonuç olarak imtihanda olan insan bilecek ki, nimetler ve sıkıntılar hayatın bir parçasıdır. İman üzere ÅŸükür ve sabır ortaya konulursa, karşılığı sonsuz cennet olacaktır. Buyrun siz, iman ve sabırla imtihanlarla mücadele etmeyin.
 Mesele, mü’minin emredilen hayatı yaÅŸamasıdır. Rabbimiz imtihan gereÄŸi sınayıp deneyebilir. “Sen beraberinde tevbe edenlerle emrolunduÄŸun gibi dosdoÄŸru ol. Sakın haddi aÅŸmayın. Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görmektedir.” (Hud 112) Peygamberin ve sahabesinin saçını aÄŸartan ve bellerini büken ayetler, bugünün inananlarını etkilemeyip sadece bilgi olarak söylüyorlarsa bakışlarda bir problem vardır. Siz emrolunana itaat edeceksiniz ve bunu da ÅŸirkten, küfürden ve haramlardan tevbe edenlerle beraberce yapacaksınız. Beraberce, bir aile olarak ve cemaat olarak baÅŸarmak zordur. Bunun dışında hareket edenler haddi aÅŸmıştır, sapmaları kaçınılmazdır. Vahyin dışında her hareket ve söz haddi aÅŸmadır. Bu yapılanların göründüÄŸü ve bir hesabının olduÄŸu unutulmamalıdır. Emrolundukları gibi dosdoÄŸru olduklarını söyleyen kiÅŸi ve topluluklar, Allah ile hâkimiyet yarıştırmakta, Allah’ın iradesinin üstüne kendi iradelerini koymaktadırlar. Allah ile hâkimiyet yarışına kalkanlara destek verip sevgi beslerler. Bu, Firavun gibi tuÄŸyan edip haddi aÅŸmaktır. Haramları hayatın tüm alanlarına yaymak ve yayanları desteklemek de haddi aÅŸma olan tuÄŸyan, bir taÄŸutluktur.
 Her emredileni emredildiÄŸi ÅŸekilde ve gücünüz kadar yapacaksınız. Bu, ilim ister, yıllarca çalışma ve mücadele ister. En önemlisi de sürekli sabır ister. KonuÅŸmakla, sabırla mücadele etmek birbirinden çok farklı ve uzak iÅŸlerdir. Çok konuÅŸan var; fakat mücadele ve sabır gösteren çok azdır. Hz. Nuh’un 950 yıl mücadele ettiÄŸini veya davet ettiÄŸini anlatanlar, sanki onun sabırla bunları yaptığının farkında deÄŸildirler. 950 yıl, söylerken dile kolaydır. Üç beÅŸ yıl davette ve beraber mücadelede sabredemeyenlerin anlayamadıkları, Hz. Nuh’un ortaya koyduÄŸu sabrıdır. Bir ömür mü’minlerle beraber kalabilmek her yiÄŸidin harcı deÄŸildir. Bunlar zamanla görülmektedir. GeçmiÅŸten ve etrafından ibret almayanların sonu budur. Hali ve etrafı düzeltmek yerine bırakmayı ve sabırsız olmayı tercih ederler. Siz otuz-kırk yıl hala aynı yerde ve aynı mücadeleyi sabırla veriyorsanız, etrafınıza örneksinizdir. Sizin sabırsızlığınız ve hatanız, nicelerinin sapmasına ve topluluktan uzaklaÅŸmaya sebep olacaksa, bunun hesabını düÅŸünmeniz gerekir. Hadiste bildirildiÄŸi gibi, kendisi vesilesiyle bir insanın hakka girmesini dünya ve içindekilerden daha hayırlı görenin, bir kiÅŸinin de kendi vesilesiyle haktan uzaklaÅŸtığındaki vebal ve hesabını da düÅŸünmesi gerekir. Kârı düÅŸünen, zararı da düÅŸünmelidir. Sizin olmadığınız yerde birileri de olmayacaksa, sizin oluÅŸturmadığınız ortamlar ve derslerin yokluÄŸundan birileri hakka ulaÅŸamayacaksa veya sapacaksa, bu üzerinde sorumlu olanlara vebaldir. Bu sorumluluk her peygamberin belini bükmüÅŸtür ve onların yolunda olanların da belini bükmelidir. Siz yoksanız eÅŸiniz, çocuÄŸunuz ve etrafınızda niceleri de yok demektir.
 Ä°man etmiÅŸ hiçbir dava adamının gözardı etmemesi gereken, sabrın önemi ve karşılığıdır. “Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer 10) “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 46) Yine “Åžüphesiz ki, sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve mahsullerden eksiltmekle imtihan edeceÄŸiz. Sabredenleri müjdele” (Bakara 155) Yine “Sabret, Allah sabredenlerin mükâfatını zayi etmez.” (Hud 115) İmtihanda olduÄŸunun farkında olanlar ancak mü’minlerdir ve vazifelerini yaparlar. Bu, bir hayat içinde nice sabırlar gösterilmesi gereken mücadeleler gerektirir. Allah (c.c) sabırla mücadele edenleri, sonsuz cennet nimetleriyle ödüllendirecektir; bundan dolayı da sabrı tavsiye eder. Sabrın karşılığını zayi etmediÄŸi gibi kat kat verir. Allah’ın sabır tavsiyesine mü’minler ancak uyarlar. Sabırla, mü’minlerle beraber yıllarca kalmak kolay iÅŸ deÄŸildir; karşılığı da o denli fazla olacaktır. Sabırla verilen mücadelenin karşılığını vadeden Rabbimizdir.
 Dünyada gösterilen sabırlı mücadelelerin fert ve aile olarak karşılığı cennette birlikteliÄŸi saÄŸlayacaktır. “Bu güzel hayat, onların babalarından, eÅŸlerinden ve zürriyetlerinden iyi olanlarla beraber girecekleri Adn cennetleridir. Melekler de her kapıdan yanlarına varıp onlara ÅŸöyle derler: ‘SabrettiÄŸinizden dolayı size selam olsun. Dünya hayatının sonu olan cennet ne güzeldir.’” (Ra’d 23-24) Sizin olmadığınız ve sabırla mücadele etmediÄŸiniz yerde babanız, eÅŸiniz, çocuklarınız ve devamında nesilleriniz olmayacaktır. Siz bu bakışla ‘Ben yoksam onlar da yok’ diyeceksiniz. Bu mücadelelerin karşılığı olarak nesillerinizle beraber vadedilen Adn cennetlerinde olacaksınız. Bu vaadi ancak Rabbimiz verir ve buna da sabırla ulaşılır. Sabrı bitenlerin, etraflarının da kaybına sebep olabileceklerini unutmamaları gerekir. Sabırla hakkın var olması için mücadele edenlere yardım etmek ve desteklemek gerekir ki hep beraber kurtuluÅŸa ulaşılsın. Yine “Onlar sabreden ve Rablerine tevekkül edenlerdir.” (Nahl 42) Sabredenler ancak Rablerine güvenip vekil olarak hayatlarını teslim edenlerdir. Bunun mücadelesini verenler de mü’minlerdir. Vekil kılınan güvenilendir. Vekil kılınanın iradesine ve hükmüne güvenilmiÅŸtir. Güvenilip vekil kılınan da itaat edilen ilah olur.
 Asr suresinin verdiÄŸi mesaj iyi anlaşılmalıdır. Her insan hüsranda, sadece Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyip, Kur’an’dan baÅŸka yasa ve ölçü kabul etmeyen, Rasulullah’tan baÅŸka örnek ve önder olarak hayatın tüm alanlarında itaat edilecek ve tabi olunacak merci kabul etmeyerek iman edenler kurtulacaktır. Sonra ÅŸirksiz, haramsız, bid’at ve hurafesiz, gıybet, iftira, yalan, hased ve kibirden uzak, Rablerinin her an onları gördüÄŸü düÅŸüncesiyle ihsan halinde, samimi olarak Allah’ın rızasını gözetip ihlasla salih ameller iÅŸleyenler, imanlarını destekleyip kurtulacaklardır. İman ve salih amelleri korumak için hakkı baÅŸkasına da tavsiye edecekler ki birbirleriyle tavsiyeleÅŸsinler. Beraberce cemaat olsunlar. Sonra sabırla ilim elde edip imanla devam etme, sabırla salih ameller iÅŸleme, yaptıklarını sabırla ve hak olarak tavsiye etme ve sabrı da beraber olduklarına tavsiye etme ve beraberce kurtuluÅŸa ulaÅŸma... Hak, sizin iman ve 
İslam üzere olmanızdır ve tavsiye de yaptıklarınızdır. Bu, kurtuluÅŸun garantisidir.
 Rabbimiz yeminle, bu dört vasfı ölünceye kadar yapanlara kurtuluÅŸu vadeder. Bu dört vasıf imanla baÅŸlar, salih amellerle devam eder, hakkı ve sabrı tavsiyeyle sonuçlanır. Bozulma da önce en alttan, yani sabırdan baÅŸlar. İlim öÄŸrenmede sabrın bitmesi ve derslerin terki ilk bozulmadır. Topluluktan ayrılınca da hak tavsiyesi yapılamayıp ikinci bozulma da gerçekleÅŸir. Hakkı ve sabrı birbirlerine tavsiye etmeyenlerin salih amelleri, toplumun yaptığı taklidî ve ÅŸuursuz amellere dönecektir. Sonra nafileler, ardından sünnetler bırakılacak, ardından da farzların geciktirilmesi ve terki gelecektir. Sonrası ise kurtuluÅŸun ilk yapılması gereken unsuru olan imanlar zayıflayacak ve batıl yollar ve ÅŸirk imanlara, sözlere ve amellere bulaÅŸacaktır. En azından zalimlere meyledilecektir. ‘Tamam, haklısınız ama ne yapalım’, ‘Bu kadar olur’, ‘Bunlar da İslam’dan bahsediyor’, ‘Birçok faydaları var’, ‘İyi çalışıyorlar’, ‘Niyetlerini bilemeyiz’ gibi sebeplerle batılda olanlar temize çıkarılmaya çalışılacaktır. Åžirk ve hakkın üstünü örtmek olan küfür gerçek anlamından düÅŸürülerek tehlikeli deÄŸilmiÅŸ bakışları oluÅŸacaktır. Åžeytan nicelerini, Allah’ın isim ve sıfatlarıyla yarışılan ÅŸirki destekleyenlerin niyetlerine göre sevap kazanacaklarını, bunun vacip olduÄŸunu, hatta daha da ileri giderek bunlara müÅŸrik ve kâfir diyenlerin asıl bu vasıfta olduklarını söyleyecek kadar ileriye götürmektedir.
 Aslında mesele onları temize çıkarmak mı, yoksa kendileri de onlar gibi düÅŸünürler ve yaÅŸamak mı isterler? Bundan dolayı onları temize çıkarsınlar ki kendileri de temize çıksın. Bu bozulmanın baÅŸlaması ve haktan daha da uzaklaÅŸmadır. Bu sapmaların cemaat ve ÅŸahıs olarak çok örnekleri vardır. Bunlar Asr suresinin verdiÄŸi mesaj olan dört vasfı sürekli yapanların kurtulacağını bilmeme ve düÅŸünmemektendir. Yeterli imanî bakışlarının ve Asr suresini üzerlerine almamalarının bir sonucudur. Her alanda ilk sabrın tükenmesi bir gevÅŸemedir. Sonrası hem dünyada hem de ahirette nice üzüntülere sebep olacaktır. Bir ÅŸeyde baÅŸarısızlık varsa ilk sebep sabrın bitmesidir. Sabır, mücadele edip sıkıntıdan çıkmak, elde edilecek ÅŸeyler için gevÅŸeklik göstermeden çaba harcamaktır. Tarihte verilen nice sabır örneklerini unutmamak ve örnek almak gerekir. Bu gevÅŸememeye ve üzülmemeye sebep olacaktır. Bir davaya ilk baÅŸlayanda heyecan ve istek olacaktır. Asıl olan bunu bir ömür ve cemaat olarak topluca yapabilmektir.
 Rasulullah’ın (s.a.s) bildirdiÄŸi ÅŸu hadis meseleyi ortaya koyacaktır. “Her ÅŸeyin coÅŸkuyla yapıldığı bir zaman vardır. Her coÅŸku sonrasında da bir gevÅŸeme olur. Kimin gevÅŸeme (fetret) dönemi sünnetim ölçüsünde olursa, o hidayete ermiÅŸtir. Kimin de öyle deÄŸil ise helak olmuÅŸtur.” (Beyhâki) İlk heyecanlar sürekli devam etmez ve edemez. Ara ara durur ve yavaÅŸlar. Derslerin azalması, ilim talebinin azalması, nasihatlerin ve davetlerin azalması gibi duraÄŸanlıklar olacaktır. Rasulullah (s.a.s), bu dönemde sünneti terk etmeyerek birlikte hareket edenlerin hidayette kalacağını, yoksa sapmanın geleceÄŸini bildirmiÅŸtir. GevÅŸeme olur, önemli olan sonrasıdır. Mü’minin mutlaka bilmesi gereken, imtihanda olduÄŸu ve her an sınanıp deneneceÄŸidir. Sınanıp denenme sabır ister ve sabırla da imtihanlardan çıkılır. Sabırla verilen mücadelelerin karşılığı alınır. Åžirkin ve haramların bunca yayıldığı bir yerde, sabırla iman ve İslam üzere bir topluluk olarak devam edenler kurtulur ve sabırla verdikleri mücadelelerin karşılıklarını alırlar. Bulunulan ortama kızanın, önce bu yere onu halife olarak gönderenin Rabbi olduÄŸunu bilmesi gerekir. Herkes mücadelesini bulunduÄŸu yerde verecektir. BulunduÄŸu ve ulaÅŸabildiÄŸi yerleri düzeltmekle sorumludur. Bunun için gevÅŸemeden ve üzülmeden mücadele vermelidir. Sonuç Rabbimizin takdiridir. Yeryüzünün, insanların ve bu dinin sahibi odur. Yeryüzüne halife olarak gönderdiÄŸi insanların da sahibi odur. Mü’minlere düÅŸen de bu ortamda sadece davet ve hatırlatmadır. Hakta kalmak isteyenlerle sabırla yola devam...
 “GevÅŸemeyin, üzülmeyin. EÄŸer iman etmiÅŸseniz üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmran 139) Hiçbir kimse imtihan gereÄŸi yarının ne getireceÄŸini bilemez. Kimse de bunun garantisini veremez. Yarının getireceÄŸi takdiri başınıza gelmeden önce kabul edin. İmtihanı sabırla karşılamak gerekir ki, sabır meydana çıksın ve gereÄŸi yapılsın. Yoksa insan yarından emin gibi yaÅŸar ve imtihan olunmayacağı bakışındadır. İmtihanla karşılaşınca, nasıl oldu, neden oldu, oysa tedbir almıştım, beklemiyordum, demek zorunda kalır. Bunlar bir mü’minin sözleri deÄŸildir. Birbirlerine hakkı tavsiye etmeyenlerin ve sabretmeyenlerin sözleridir. BulunduÄŸu ortamdan ve hallerinden ÅŸikâyet edenler, hiçbir ÅŸey yapmayanlar veya sabırları azalanlardır. Sizin kapasiteniz gücünüz kadardır, o da elinizin ve dilinizin ulaÅŸtığı alanlardır. Bunun dışı size ağır yüktür, bu da size yüklenmemiÅŸtir. Rasulullah’ın ve her peygamberin güçleri kadar davet yaptıkları ve ulaÅŸabildikleri yerlerden sorumlu oldukları unutulmamalıdır. Bu, gevÅŸememeye ve üzülmemeye sebep olacaktır. Herkesi ve her yeri düzeltme çabasında olan, bir anda her ÅŸey düzelsin isteyen, vazifesini ve sınırlarını anlayamamıştır. Bunları yapabilecek olan sadece Rabbimizdir.
 Biz, gücümüzden ve verilen kapasiteden sorumluyuz. Bunların dışına çıkmak had bilmemektir. Üç-beÅŸ kiÅŸiyle dünyayı düzeltmeye çalışanların gevÅŸemeleri ve sonucunda pes etmeleri kaçınılmazdır. Bu, onların yapabilecekleri bir iÅŸ deÄŸildir. Ağır yüklerin altına girip de ‘Olmadı’ demek hedefini ve amacını anlayamamaktır. Kendi çocuÄŸunu bırakıp da baÅŸka çocukları kurtarmaya çalışanın bakışı, en yakınlarından baÅŸlaması gerekenlerin ulaÅŸamayacakları yerleri kurtarma çabaları, hep hedefi net olmayanların ve kolayı bırakıp zoru seçmenin sonucudur. Yüklenen hedefin ve vazifenin dışına çıkmak sabrın bitmesine ve gevÅŸemelere sebep olacaktır. Kur’an’ın bildirdiÄŸi hedef ve o hedefte gidenlerin yolları bazılarına az gelmekte ve yetmemektedir. Ne yaptıklarına bakın, göreceÄŸiniz sadece konuÅŸma ve mücadele edenleri beÄŸenmeme ve eleÅŸtiriden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Asıl hedefi ve hedefe giden yolun ölçüsünü bilmemektir. Hedefte önce giden peygamberleri ve yolunda olanları örnek almamaktır. Sonuçta da niceleri için olmadı ve olmaz demek kaçınılmazdır. Pes ederler ve etraflarına da pes etmelerini tavsiye ederler. Sonuçta da kendi baÅŸlarına kalıp fikir ve yaÅŸantıları deÄŸiÅŸir ve batılda olanlara meylederler.

 Bunların sözleri de Hz. Talut’a tabi olanlardan nehirden kana kana su içerek pes edip karşıya geçemeyenlerin sözleri gibi, ‘Bu kadar kiÅŸiyle bir ÅŸey yapamazsınız, helak olacaksınız’ demek olacaktır. Rabbimizin kendisine yüklemediÄŸi ve onu aÅŸan meselelerde yük altına giren kendi kapasitesini kavrayamamış, Allah’ın yükünü hafife almış, ‘Ben daha fazlasını yaparım’ deyip de altında kalmıştır. Åžirkin hâkim olduÄŸu toplumlarda peygamberlerin ortaya koyduÄŸu örneklikler bu zamanın mü’minlerine güzel birer örnekliktir. Peygamberlerden daha gayretli olma ve daha ağır yükleri yüklenme, kimsenin hakkı ve haddi deÄŸildir. Az fakat sürekli yapılan nice çalışmaların sonuca ulaÅŸtığı unutulmamalıdır. Etrafınızda nice çalışmalara bakın, bunlar görünecektir. Dünkü halinizi düÅŸünün ve geldiÄŸiniz hali ve yapılan çalışmaları görün. Her bir kimse bu davaya ne kattığına bakmalıdır; kimin ne yaptığına deÄŸil. Kendi yaptıklarına bakarak sabırla mücadele ederler ve hakkın hâkim olması için yarışırlar. Sabırla mücadele halinde olanlar, baÅŸkalarıyla uÄŸraÅŸmaz, uÄŸraÅŸacak vakit bulamazlar.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul
ArÅŸiv