İmam Ebu Hanife, İslam ümmetin seçkin fakihlerindendir. Ebu Hanife, hicretin sekseninci senesinde Kûfe’de Fars kökenli bir aileden doğmuştur. Bu tarih, Abdulmelik bin Mervan’ın saltanatına tekabül ediyor. Ebu Hanife künyesi olup ismi Numan (sözlükte ruh veya kan demektir), babasının adı Sabit, dedesinin adı Zevta veya Merzuban’dır. Bu her iki isim Farsça kökenlidir. Merzuban, hükümdar, lider, önder anlamındadır. Ebu Hanife’nin dedesi Afganistan’ın Kabil kentinde aşiret reislerindendir. Hatta Ebu Hanife’nin torunu İsmail bin Hammad Hatibi’l Bağdadi’nin yaptığı rivayette şöyle diyor: “Dedem Sabit, Hz. Ali (r.a.)’nin ziyaretine gitmiş, Hz. Ali kendisine ve zürriyetine bereket duası yapmıştır.”
(Bkz. Ukudü’l Cüman fi Menakıbi İmam Ebu Hanife Numan. s.36. Mektebetü’l İman/Medine-i Münevvere.)
Yine Hatib-i Bağdadi’nin aynı kaynakta başka bir rivayetini zikretmekte fayda var. Şöyle diyor: “İsmail bin Hammad dedi ki: ‘Dedem Sabit, Nevroz bayramında Hz. Ali’ye feluzec
(bir çeşit tatlı) hediye götürüyor. Hz. Ali dedi ki: ‘Bizim her günümüz nevrozumuzdur.’’”
(Bkz. Mezkur kaynak. s.38. Bu şahsiyet tabiinden sayılır.)
Hayatında yedi tane sahabi ile karşılaşmıştır: Birincisi Enes bin Malik’tir.
İmam Ebu Hanife bu sahabiden üç hadis rivayet etmiştir. Maalesef bu üç hadis de muhaddis ulema tarafından zayıf görülmüştür. (Bkz. Şeyh Muhiddin en-Nevevi. Fetava Ukudu’l Cuman. s. 54-55.)
Ebu Hanife’nin görüştüğü ikinci sahabi Abdullah bin Enis (r.a.)’tir. Ebu Hanife (r.a.) bu sahabiden tek bir hadis rivayet etmiştir. Şöyle diyor: “Abdullah bin Enis hicretin doksan dördünde Kûfe’ye geldiğinde ben on dört yaşındaydım.” Hadisi şöyle rivayet etti (…) Bu hadisin rivayeti Ebu Davud’da geçiyor. Maalesef rivayetinde karışıklık var olduğu için muhaddis ulema ızdırab kabul etmişler.
Görüştüğü üçüncü sahabi, Abdullah bin Haris bin Ceze (r.a.). Bu sahabiden de tek bir hadis rivayet etmiştir. Rivayet silsilesinde Ahmed ibn Muhammed bulunuyor. Cerh ve tâ’dil ilmin alimleri bu şahsın hadis uydurmacılığı ile meşhur olduğunu söylüyorlar.
Görüştüğü dördüncü sahabi, Cabir bin Abdullah el-Ensari (r.a.)’dir. Ebu Hanife’nin bu sahabiden rivayet ettiği hadis hakkında, İmam Zehebi’nin “Mizan” adlı eserinde, Hafız İbn Hacer’in ise “el-Lisan” adlı eserinde uydurma olduğu söylenmiştir.
Görüştüğü beşinci sahabi Abdullah ibn Ebi Evfa (r.a.)’dır. Bu sahabiden rivayet ettiği hadis metni sahih ve mütevatirdir.
Görüştüğü altıncı sahabi Vasıla ibn Eskâ’ (r.a.)’dır. Bu sahabiden iki hadis rivayet ediyor, birincisi hasen dereceli hadis olup Tirmizi’de geçiyor, ikincisi ise sahih metinli, Tirmizi ve İbn Hibban’ın ve Hakim’in sahih gördükleri bir hadistir.
Görüştüğü yedinci hanım sahabi, Aişe binti Acred (r.a.)’dir. Bu hanım sahabiden bir tane hadis rivayet etmiştir. Ebu Davud bu hadisin sahih metinli olduğunu söylüyor.
Buna rağmen İmam Ebu Hanife’nin sair imamlardan on bir farklı hususla ayrıldığını görüyoruz:
Allah Rasulü’nün (s.a.s.) sahih hadisle övdüğü dönemde doğmuş ve sahabilerle görüşmüştür.
Görüştüğü sahabinin kelam ve o mübarek nefeslerin feyzine mazhar olmuştur.
O tabiin döneminde fetva vermeye güç yetirebilmiştir.
Büyük imamların ondan fetva almaları.
Tabiinden dört bin kişiden silsile yolu ile ilim almıştır.
Bu imamın içtihadı üzerinde yapılan icma başkasına yapılmamıştır.
İlk kez fıkıh ilmini tahlil ve tedvin edip tertip sırası ile ortaya koyan imamdır.
Mezhebinin başka bir mezhebin olmadığı uzak memleketlere dağılması. Hindistan, Maveraü’n-nehr ve Acem coğrafyası gibi.
Kendi kesbinden yer ve ilim ehline de infak ederdi. Kimsenin elinden bir şey almazdı.
İbadeti, zühd ve takvası ile emsalsiz biri idi.
Zalimin zindanında zehirlenerek secdede Rabbine ruhunu teslim etti.
Doğal olarak bütün bu sıfatlara sahip bu imamı Müslüman camiasında tenkit eden de olmuştur, her imama yapıldığı gibi. Örneğin, İmam Ebu Hanife’yi eleştiren hadis ulemasından bazıları şöyle: Çoğunlukla cerh ve tâ’dil ilmi uleması Ebu Hanife’nin rivayetlerini zayıf görmüşlerdir. Örneğin bunlardan birkaçı: Süfyan es-Sevri Ebu Hanife’yi, “Kur’ân mahluk mudur değil midir?” konusunda eleştiriyormuş. (Bkz. es-Sünne li Abdullah ibn Ahmed ibn Hanbel s.241)
Bu konuda Ahmed ibn Hanbel’in oğlu Abdullah “es-Sünne” adlı kitabında Ebu Hanife’yi eleştiren ulemayı belge ve kaynaklar ile toplayarak bir telif haline getirmiştir. Ebu Hanife’yi eleştirenlerden birkaçı da şunlardır: İmam Evzai, Hammad bin Seleme, Eyyub es-Sahtiyani, Malik bin Enes. (Bkz. es-Sünne s. 294)
Diğer bazı eleştirenler ise şunlardır: Abdullah ibn Mübarek, Süfyan bin Uyeyne, Hatibu’l Bağdadi (Tarihu’l Bağdat adlı eserinde eleştirmektedir), İbn Abdilberr el-Maliki (Beyanu’l İlmi ve Fazlihi adlı eserinde eleştirmektedir), Ebu İshak eş-Şirazi (Tabakâtu’l Fukaha adlı eserinde eleştirmektedir), İbn-i Asakir (“Tarih-i Dımeşk” adlı eserinde eleştirmektedir), İbn Hallikan (Vefayâtu’l A’yân adlı eserinde eleştirmektedir).
Bunların haricinde daha birçok alim, Gazali, Razi, İbn Hazm gibiler de Ebu Hanife’yi eleştirmiştir. Ancak bütün bunlara rağmen bu zat ümmetin ilim sembolü olarak kabul edilmiş ve yüz binlerce müslümanın fıkıh yolunda ilerlemeleri konusunda hidayetlerine vesile olmuştur. Mücahid ve ehl-i beyt yoluna aşık, zalime boyun eğmeyen adalet timsali bir şahsiyet idi. Yalnız zaman zaman bu zatı sevenler ifrata giderek abartılı medhiyeler ile kendisini övmüşlerdir. Akla mantığa sığmayacak olağanüstü haller izafe etmişlerdir. Bu makaleden amacımız bu şahsiyetin kısa bir şekilde gerçek kimliğini ortaya koymaktır. Yani ifrat ve tefrit arasında itidalli bir gerçeği okuyucumuza izah etmektir. Ebu Hanife’nin toplam beş tane sahabi ile görüştüğünü yukarıda belirtmiştik, maalesef rivayet ettiği on adet hadisi ulema zayıf kabul etmiştir. Yalnız “Ukudu’l Cuman fi menakıbi’l İmami’l Azam” adlı eser de (s. 334) Ebu Hanife’nin kırk bir tane hadis rivayet ettiğini açıklamıştır. Tabii ki Ebu Hanife’nin Müsnedinde bu hadislerin geçtiği tespit edilmiştir. Maalesef bu şahsiyeti öyle olağanüstü övmelerle anlatmışlar ki mantıkdışı, beşer üstü sıfatlar yakıştırmışlardır.
Haşiyeti İbn-i Abidin kitabında (c.1 s.143) şöyle diyor: “Ebu Hanife kırk sene yatsı namazı abdesti ile sabah namazını kılmıştır.” Aynı mezkur kaynakta (C.1.s.144’te) yüce Allah (c.c.)’ı 99 kere rüyasında görmüştür, diye geçer. Aynı kaynak, aynı sahifede Ebu Hanife’nin Allah ile konuştuğunu yazıyor. Bu övmede o kadar ileri gitmişler ki dozu kaçırarak hem Allah (c.c.)’a hem de Rasulü (a.s.)’ne iftira edecek kadar dozu kaçırmışlardır. Uydurma yalan hadisleri de yakıştırmaktan kaçınmamışlardır. Bu ne taassup böyle! Mezhepsel bir asabiyet tam bir felakettir. Dürrü’l Muhtar kitabından (c.1.s.145’te) uydurma hadislerden şöyle bir örnek verebiliriz: Rasulullah (s.a.s.) (sözde) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Âdem (a.s.) benimle iftihar etti, ben de ümmetimden birisi ile iftihar ediyorum. İsmi Numan, künyesi Ebu Hanife idi. O ümmetimin ışığıdır.” Aynı kaynağın aynı cilt ve aynı sahifesinde yine uydurma, yalan bir hadis şöyle geçiyor: “Sair peygamberler benimle iftihar ediyor, ben ise Ebu Hanife ile iftihar ediyorum. Kim onu severse o beni sever kim de ondan nefret ederse o benden nefret eder.” Hatta bu zatın övmelerinde o kadar abartı yapılmış ki Fars kavminden olduğu hasebi ile Ebu Hanife’nin büyük sahabi Selman-ı Pak (r.a.)’tan kesin bir dille üstün olduğunu söylemeye cesaret etmişler. Selman (r.a.) ise Rasul-i Zîşanımız (a.s.) tarafından övülmüş ve Selman hakkında sekiz tane hadis rivayeti vardır. Dördü Buhari’de diğer dördü de Müslim’dedir. Selman’dan hadis rivayet edenler, Abdullah ibn Abbas, Enes bin Malik ve Kaab bin Ucre ve Ebu Said-i Hudri (r.a.); ayrıca tabiinden Ebu Osman en-Nehdi, Tarık bin Şihab ve Said bin Vehb’dir. Bu sahabinin ulvi derecesi sahih hadislerle sabittir. Sonuç olarak Ebu Hanife’yi bu derecede yükseltmeleri ile yetinmemişler ta ki Allah Rasulü’ne bile iftira atarak bu büyük imamı daha da abartmışlar. Şöyle ki peygamberin Ebu Hanife hakkında buyurduğu (sözde) hadisler, cümle ve edebiyatından bellidir ki uydurma ve yalandır. Bu hadislerin adedi 13’tür. Muhaddis ulema bu hadislerin topyekün uydurma olduğu düşüncesinde hemfikirdir. Sözde hadisler şöyledir:
“Her dönemde önde gidenler olmuştur. Ebu Hanife de döneminin önde gidenidir.” (Cami-i Mesanid-i Ebu Hanife. c.1. s.18.)
Bu hadisin rivayet silsilesinde Hamid bin Âdem vardır. Bütün ulema ona kezzap/yalancı lakabını vermişler. Hatta İbn Main ona lanet okumuştur.
İkinci hadis şöyle: “Ümmetimde biri var ismi Numan künyesi Ebu Hanife’dir. O ümmetimin aydınlığıdır.” Bu lafzı (ümmetimin aydınlığıdır) üç kere tekrarlamıştır. Tarih-i Hatibi-i Bağdadi (c.13. s.355.)’de uydurma olduğunu söylüyor.
Üçüncüsü: “Ümmetimde biri olacak, ismi Ebu Hanife’dir, o ümmetimin aydınlığıdır.” Dördüncüsü: “Ümmetimde biri olacak, ona Numan denir. Ebu Hanife künyesidir. Allah, sünnetimi onun elinin üstünde tecdid edecektir.” İbn Adiy bu hadisi uydurmalardan sayıyor ve rivayetinde Ahmed el-Cuveybari bulunuyor. O da yalancı/kezzaplardandır, diyor.
Beşincisi: “Ebu Hanife cennet ehlinin meşalesidir.” (Esne- metalib. s.14.) uydurma hadistir.
Altıncısı: “Benden sonra bir adam gelecek, ismi Numan bin Sabit künyesi Ebu Hanife’dir. Allah dini ve sünnetimi onun elinin üstünde ihya edecektir.” Hatibi-i Bağdadi, Tarihinde bunun batıl/uydurma olduğunu söylüyor. (c.2. s.289.)
Yedinci: “Bir adam gelecek, sünnetimi ihya edecek ve bidati iptal edecektir. İsmi Sabit oğlu Numan’dır.” Hevarezmi, Ebu Hanife’nin menakıbında rivayet etmiştir. (c.1.s.15.)
Bu hadisin rivayetinde İbrahim Huzzai vardır. İbn Hibban bunun yalancı ve uydurma hadislerle meşhur olduğunu söylüyor.
Sekizinci: “Muhakkak sair peygamberler benimle iftihar ediyor, ben ise Ebu Hanife ile iftihar ediyorum. O takva sahibi birisidir Rabbimin katında. O sanki ilimden bir dağ gibidir. O sanki İsrailoğullarının peygamberlerine benzer. Her kim onu severse o beni sever kim ondan buğzederse benden buğz eder.” İmam İbnu’l Cevzi bunun uydurma olduğunu söylüyor. Acluni Keşfü’l Hafa adlı eserde uydurma olduğunu söylüyor. (c.1. s.33.)
Dokuzuncu: Aynı metinde uydurma bir hadis daha geçiyor. Keşfu’l Hafa’da Acluni bunun da uydurma olduğunu söylüyor.
Onuncu: “Eğer Musa ve İsa (a.s.)’nın ümmetinde Ebu Hanife gibi biri olsaydı Yahudi ve Hristiyanlar olmazdı.” (Bkz. Acluni. Mezkur kaynak.)
Onbirinci: “Ümmetimden biri çıkacak ismi Ebu Hanife’dir. Sırtında bir ben vardır. Allah onun elinin üzerinde sünnetimi ihya edecektir.” Hevarezmi, Menakıb-ı Ebu Hanife adlı eserde bu hadisin cahillerden mürsel yollarla rivayet olunduğunu söylüyor. (c.1. s.16.)
Onikinci: İbn Abbas’tan şöyle bir rivayet var: “Rasulullah’tan sonra Horasan bölgesi üzerinde bir ay doğacaktır. İsmi Ebu Hanife’dir.” (Bkz. Hevarezmi’nin Ebu Hanife Menakıbı adlı eserinde s.18. ve Camii’l Mesanid. c.1.s.17. batıl senetle.)
Sonuç olarak bu derecede bir sevgi ve taassup bu insanları Allah Rasulüne iftira etmeye sevk etmiştir. Bu ağır vebalin cezası cehennemin ateşi olduğu sahih mütevatir hadisle sabittir. (Bkz.Buhari.1229.)
Ulema Allah Rasulüne (a.s.) iftira atmanın hükmünde ikiye ayrılır: Bir kısmı küfür olduğunu söylüyor; bir kısmı ise, kebair günahlardan olup yeri cehennemdir, demişler. Eğer peygambere küçük düşürücü bir iftira ise zaten kafir olur, tövbe dönüşü olmayan bir küfür türüdür. Yani mürtedlikten ötürü öldürülür, namazı kılınmaz. Müslüman kabristanına da defnedilmez. (Bkz. es-Sarimu’l Meslul ala Şatimi Rasul, İbn Teymiye. Ve eş-Şifa bi Hukuki Mustafa, Kadı Iyad.) Tabii ki bu uydurma hadisleri sadece Ebu Hanife için değil İmam Malik için de yapmışlar. Şia, ehl-i beyt fezaillerinde de binlerce uydurma hadis üretmiş, adeta yalan hadis uydurmada aşırı taassuptan seferber olmuş. Sufi fırkası Şia’dan az değildir. Sufiler Bilad-ı Şam topraklarında kutup, ebdal, gavs gibi mitolojik esrarengiz birtakım yarı tanrılaştırılmış şahsiyetlere isnad ettikleri bir sürü yalan hadis uydurarak inançlarını takviye etmişler. (Bkz. Silsileti’l ehadisi’d-daife ve’l mevzua. Nasıruddin el-Elbani)


