02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / GÖZETLEYİCİ OLARAK ALLAH YETER
GÖZETLEYİCİ OLARAK ALLAH YETER

GÖZETLEYİCİ OLARAK ALLAH YETER HÜSEYİN KERİM ECE

Kur’an, geçmişte şımaran, haddi aşan ve yeryüzünde fesat çıkarıp kötülük yapan bazı topluluklardan söz ediyor. Onların yaptıklarına ve bu yaptıklarına karşılık kazandıkları ceza ve felaketlere dikkat çekiyor, bütün bir insanlığı bu bağlamda uyarıyor. Ama heyhat ki, tarih tekerrür (tekrar) ediyor. M. Akif’in dediği gibi:
“Geçmişten adam hisse kaparmış... ne masal şey.
beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi
tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar
hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi”
Çünkü insan, yapısı gereği unutkandır. Unutkan insan tarihten ibret almıyor. Tarihi masal gibi, hikâye gibi, sıradan olaylar gibi okuyor ama okunması gerektiği gibi okumuyor. Geçmişte olanlardan bugün için dersler çıkarmıyor. Tarih okurken yanlış dediği şeyleri kendi yapmaktan geri durmuyor. İyi dediği örneklere fazla önem vermiyor.
İnsan unutmaya devam ediyor. İnsanoğlu yanılmaya, hata etmeye, yoldan çıkmaya, azmaya, böbürlenmeye devam ediyor. Bazı âdemoğulları insan olduğunu unutuyor, haddini aşıyor, cürüm işlemesi yetmiyor bir de tanrılığa soyunuyor.
Kur’an önümüze geçmiş kavimlerden bir tablo sunuyor. Okuyalım:
“Görmedin mi Rabbinin nasıl (azab) ettiğini Âd kavmine; yüksek direkli İrem’e? Ki onun şehirlerde benzeri yaratılmamıştı.
Ve vadi(ler)de kayaları oyan Semûd’a.
Ve kazıklar sahibi Firavûn’a? Onlar ki memleket(ler)inde azgınlık etmişlerdi. Onlar orada fesadı artırmışlardı.
Bundan dolayı Rabbin de onların üzerine bir azab kamçısı yağdırdı.
Çünkü Rabbin, şüphesiz, her zaman gözetleyip durmaktadır!” (Fecr 89/6-14)
Âd kavmi Ahkâf denilen yerde yaşıyordu. Evleri kat kattı. Muhteşem sarayları, malları ve mülkleri vardı. Bağlık bahçelik içinde yaşıyorlardı. Bağları ve bahçeleri güçlü sütunlar üzerinde yükseliyordu. Bu bağlar ve bahçeler İrem diye meşhur olmuştu. (Şuarâ 26/128-129. 132-134)
Ancak onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük taslıyorlar ve “Bizden daha kuvvetli kim var?” (Fussilet 41/15) diye meydan okuyorlardı. İçlerindeki zorbaların emrine uyuyorlar, onlar da onlara zulmediyordu. (Şuarâ 26/130. Hûd 11/59. A’raf 7/65)
Onlar, içinde temelli kalacaklarını sandıkları koca binalar yapıyorlardı. Kendilerine kimin nimet verdiğini düşünmüyor, ellerindeki güçle şımarıyorlardı. (Şuara 26/127-135) Hatta kendilerini doğru yola davet etmek üzere gelen peygambere beyinsiz, yalancı diyecek kadar da ileri gidiyorlardı. (A’raf 7/66)
Kur’an, Âd kavmine Hz. Hûd’un peygamber olarak gönderildiğini, ancak onların onu dinlemediğini, hatta “seni, bizim tanrılarımızdan biri fena halde çarpmış deyip” onunla alay ettiklerini, suç işlemeye devam ettiklerini; buna karşılık can yakıcı bir rüzgâr ile cezalandırıldıklarını, dünyada ve âhirette lânete uğradıklarını haber veriyor. (Bkz. Hûd 11/50-60. Ahkâf, 46/24-25)
Evet, Âd kavminin sahip olduğu İrem, eşşiz ve benzersiz bir yerdi. Masallara konu olacak kadar meşhurdu. Güzelliği, ihtişamı, yeşilliği dillere destandı. Düzenli bahçelerden, imar edilmiş bağlardan, kat kat yapılmış evlerden zenginlikleri belli oluyordu Ahkâf ahalisinin. Bağların arasında, pınarların başında, ekin ve meyve bolluğu içinde yaşıyorlardı. Ama bütün bunlar da onları şımartıyordu.
O günün şartlarında ileri bir teknolojiyi kullanarak taşları oyup güzel ve alımlı evler yapan Semûd kavmi Hıcr bölgesinde yaşamıştı. Onlar taş işçiliğinde ileri idiler. Dağlara saraylar, düz yerlere köşkler yaparlardı. Ama ne yazık ki onlar da Allah’ın verdiği bu nimetlere şükredecekleri yerde, azgınlık yapıyor, sapıklığa düşüyor, yol kesiyor, soygunculuk ediyorlardı.
Onlar da kendilerine gönderilen Hz. Sâlih’i dinlemediler. Azgınlığa ve taşkınlığa devam ettiler. Bunun üzerine onların zalimlerini korkunç bir ses yakaladı ve yurtlarında çöküp kaldılar. Saltanatları yerle bir oldu. Böylece defolup gittiler. (Hûd 11/61-68) Hayvan ağılına konan kuru çalı-çırpı ve otlar gibi oldular. (Kamer 54/31) Yaptıkları, zenginlikleri, övünmeleri kendilerine bir fayda sağlamadı. (Hıcr 15/83-84) Onlardan geriye çökmüş, darmadağın, mahvolmuş evler kaldı. (Neml 27/52)
“Âd ve Semûd’u da (helâk ettik). Bu, oturdukları yerlerden size belli olmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri süsleyip onları yoldan çıkardı. Oysa bakıp ibret alabilirlerdi.” (Ankebût 29/38)
Ve kazıklar sahibi firavûnlar... İnsanlara “Ben sizin en büyük rabbinizim” diyen azgın firavûnlar... Ya da fıravûn zihniyeti.
Hem müstekbir, hem zalim. Hem isyancı hem de rablik davasına kalkışan tağut. Yani insanları kendi koyduğu ilkelere boyun eğdiren zorba. Eline geçirdiği devlet gücüyle haddini aşan ahmak. Kazıklar sahibi Firavûn.
Acaba Firavûn’un kazıklar sahibi olması neyi anlatıyor? 10. âyette geçen “evtad”; “veted”in çoğulu olup kazıklar demektir. Dağların yeryüzüne kazık yapılması bu kelime ile anlatılıyor. (Bkz: Nebe’ 78/7) Kazık, kuvvetli ve sabit olmayı ifade eder. “Kazıklar sahibi” sözü de o kişinin çok güçlü ve saltanatlı olduğunu anlatır. Türkçe’de “dünyaya kazık çakmak” deyimi var.
Yorumcular “kazıklar sahibi-zü’l-evtad” ifadesini çeşitli şekillerde açıkladılar. Bazılarına göre firavûnların askerlerinin çadır kazıklarının çokluğunu anlatır. Kimilerine göre onların garibanlara işkenlerinin şiddetini… Bazılarına göre güçlü bir saltanata, çok adama sahip olma anlamından kinâyedir.
Elmalılı’ya göre bu tabir, Mısır’daki firavûn piramitlerini işaret ediyor. “Mısır mülkü benimdir” (Zuhruf 43/51) diyen firavûnlar dünyaya kazık çakmak istediklerini göstermek istercesine bunları yapmışlar. Piramitler bir firavûna ait değil. Âyette bütün firavûnlara işaret ediliyor diyebiliriz. Piramitlerin insanlara bir faydası olmadığına göre niçin yapılmış olabilir? Bunlar firavûnluğun, süreceği zannedilen güçlü saltanatın, zenginlik ve gücün, sonsuz yaşama isteğinin göstergesi olarak yapılmış olabilir. Onlar bakanların gözünde yeryüzüne çakılmış kazık gibidirler.1
Âd kavminin sütunları, Semûd kavminin oyduğu taştan muhteşem evler, firavûnların piramitleri ile dünyaya kazık çakmak isteyenlerin bitmek tükenmek hırslarını görebiliriz.
Onlar bununla kalmamışlar; yeryüzünde taşkınlık yapmışlar, zulme başvurmuşlar, haksızlık etmişlerdi. Sahip olduklarını zevk ve sefa uğruna harcamışlar, keyiflerince yaşamışlar, zenginliklerinden muhtaçları faydalandırmamışlardi.
Onca görkemine, onca esrarına, onca pahalı mal oluşuna rağmen, binlerce işçinin canına karşılık; piramitler o günün insanlarına ne verebildi ki?
Üstelik bu gibi azgın kavimler kendilerine gelen uyarıcılara kulak asmamışlar, bildiklerini yapmaya, yani fesada devam etmişler. İşte bunun için Allah (c.c) onlara azap kamçısını uzatıverdi. Azap onların üzerine yağmur gibi yağdı. Cezalar peşpeşe geldi. Horluk, zillet ve perişanlık üst üste onları kuşatıverdi. Ne yurtları kaldı ne de saltanatları. O azametli saraylar harâbeye, o muhteşem bağlar bahçeler çöplüğe, o muazzam zenginlik çalı çırpıya dönüştü.
Kimilerinden de ibret olsun diye birkaç kalıntı kaldı geriye.
“Çünkü Rabbin, şüphesiz, her zaman gözetleyip durmaktadır!”
14. âyette geçen ve Allah’ın gözetleyici olduğunu anlatan “mirsad” kelimesinin aslı rasattır. Bu da sözlükte beklemeye hazırlanmak, gözlemek demektir. “Yolda onun için rasata yattı (gözlemeye başladı)” denilir. Tevbe 9/107 ve Cin 72/27’de bu anlamda geçiyor.
Aynı kökten gelen “mersad”; gözleme yeri demektir. (Bkz: Tevbe 9/5) Mirsad da ona benzer. Bu, beklemeye ve gözetlemeye mahsus olan yerlerle ilgili kullanılır.2 Gözetleyicilerin, nöbetçilerin, bekçilerin etrafı kolaçan ettikleri yerdir. Nitekim “Şüphesiz Cehennem (azgınlar için) gözetleme yeri olmuştur” (Nebe’ 78/21.) âyetinde bu anlamda geçiyor.
Yani, ey insan, seni yaratan, her işini yöneten Rabbin, kulları üzerinde gözetleme yerinden gözeten bir gözetleyici gibi her an, her durumda gözetip durandır, her şeye şahittir, her şeyi görendir. Ondan hiçbir şey saklanmaz. O her işi, eylemi (ameli) bilir; ona göre karşılık verir. Taşkınlık, azgınlık, yaramazlık, isyankârlık, günahkârlık yapanlar, haddi aşanlar Allah’tan kurtulacaklarını sanmasınlar!3
“Bu âyetlerde onların sahip oldukları güç ve ihtişama dikkat çekmek, onların azıp barbarlaştıklarında, Allah’a engel olamadıkları, Allah’ın onların üzerine azabını gönderdiğini ve onları cezalandırdığını görüyoruz. Bu âyetler, Allah’a karşı barbar, azgın ve şımarıkça bir yol tutan herkese Allah’ın gücünün yettiğini ispatlamak tarzında gelmektedir...”4
Kur’an’ın anlattığı Ahkâf, Hıcr, Firavûn ve diğer kavimler geçmişte kalmış gibi görünüyor. Doğru, onlar insan olarak tarihte yaşadılar ve yok olup gittiler. Ama ya taşıdıkları zihniyet... Ya o yanlış inançlar ve kanaatler... Ya o mentalite ve yanlış ölçüler... Bu gibi şeyler tarih olmuyor. Bunlar geçmişte kalmıyor.
Yaşayan ve her dem canlı kalan, her çağın insanına hitap eden Kur’an, onları canlı tablolar halinde sunuyor. Onların kafa yapılarını, değer yargılarını ortaya koyuyor ve bizi o anlayışlardan sakındırıyor.
İnsan unuttukça, geçmiştekilerin hatalarını yapmaya devam edecek. İnsan nefsine ve şeytana kandıkça, geçmişteki yanlışları yapmaya devam edecek. İnsan kendi konumunu unuttukça, haddi aşmayı sürdürecek. İnsan insanlığı bilmediği sürece, kendisine nimet verene kafa tutmaya devam edecek, hatta tanrılığa yeltenecektir. İnsan Allah’tan korkmadığı sürece haksızlığa ve zulme son vermeyecek.
-Allah (cc) onları gözetlemektedir
İşte günümüzde aynı hatayı tekrar edenler var. Âd kavmine banzeyenler, Semûd kavmine benzeyenler var; Firavûnluğa özenenler var. Devir değişiyor ama Kâbil mantığı değişmiyor.
İsterseniz dünyaya, olaylara, güç odaklarının kafa yapılarına, güçlülerin mentalitesine, şımarıkların dünya malına bakışlarına, zalimlerin anlayışına bir de bu açıdan bakın. Âd kavminin, Lût kavminin, Semud kavminin, Firavun’un kopyalarının yanıbaşınızda yaşadığını göreceksiniz.
Evet, şimdikilerin de muhteşem, muazzam, pahalı, lüks binaları var. Görkemli, cesametli, büyük ve zengin yapıları, sarayları, malikâneleri var. Bu muhteşem, büyük ve zengin binalarının kazıklarını yerin bilmem kaç metre derinliğe çakıyorlar. Binalarını, büyük sütunların üzerine bina ediyorlar. -Sanki dünyaya kazık çakacakmış gibi.- Üstelik gökdelenleri de var. Yere çaktıkları kazıklar yetmiyormuş gibi, göğe doğru da kazık atmaya çalışıyorlar.
Bunların piramitleri taştan değil, betondan. Bunların ehramları gizemli değil; devâsa, korkunç, soğuk ve ürkütücü. Bunların taştan oyma evleri değil, kamyonlar dolusu dolarlık yapıları mevcut.
O zamanın firavûnları bir elin parmakları kadar sayılı idi. Ya şimdikileri hangi parmaklarla sayalım? Hangi deftere kaydedelim? Hangi televizyon kanalından ilan edelim?
Bunların uçsuz bucaksız modern şehirleri var. Geniş yolları, büyük caddeleri, işlek trafikleri, yer altı ve yer üstü geçiş yolları, tünelleri, köprüleri var. İrem gibi her tarafı imar ettiklerini iddia ediyorlar. Hatta uzaya yolculuk yapıyorlar. Dünyayı menfeatleri doğrultusunda kullandıkları yetmiyormuş gibi uzayı da kullanmaya çalışıyorlar.
Büyük fabrikaları, sonu gelmez üretimleri var. Durmadan üretiyorlar. Durmadan üretip satıyorlar. Sonra durmadan tüketiyorlar, hesapsızca tüketiyorlar. Hayatı doğal halinde uzaklaştırıcı on binlerce makine, plân-proje, metod ve sistem geliştirdiler.
Bunlar, dünyanın bir kesiminde sıradan bir insanın yediğinden çok daha fazlasını yiyorlar. Onların giydiklerinden yüzlerce kat pahalısını ve lüksünü giyiyorlar. Onlardan katbekat daha fazlasını harcıyorlar. Korkunç bir tüketim içindeler. Onların israf ettiği artıklar, dünyanın diğer bir parçasındaki pek çok insanın temel ihtiyaçları karşılayabilir.
Bunların çok makinaları olduğu gibi çok korkunç silahları da var. Akıl almaz derecede insan öldüren aletler ve silahlar geliştirdiler. Kitle imha silahları onların elinde. Bunlardan bir kısmını dünyanın bir bölgesinde kullandılar. Bir anda yüz binlerce insanın ölmesine yol açtıkları gibi, tabiatı acımasızca tahrip ediyorlar. Başkalarının bu silahlara sahip olmasını istemezken, kendileri dünyayı bu silahlarla korkutuyorlar.
Zenginler, hem de çok zenginler. Kur’an Karun’u örnek veriyor. Karun’un hazinelerinin anahtarlarını güçlü bir adam taşıyamıyordu. Şimdilerde zenginlikler, hazinelerde, kilitli odalarda saklanmıyor. Ya bankalarda, ya piyasalarda, ya yatırımda, ya da gayri menkullerde... Bunların zenginliklerini anahtarlarla değil, hesap makineleri ile bile hesaplamak güç.
Bütün bunlara sahip oldukları için hadsiz hesapsız övünüyorlar, kibirleniyorlar, şımarıyorlar. “Dünya mülkünün sahibi biziz” diyorlar zayıf gördüklerine karşı. Bunlar, insanlık için iyi şey düşündüklerini iddia ederler. Bunun propagandasını yaparlar. Ellerindeki iletişim araçlarıyla bütün bir insanlığı yalanlarıyla kandırmaya çalışırlar. Ağızlarını açtıkları zaman haktan hukuktan, demokrasi ve özgürlükten, eşitlik ve adaletten, insanca yaşamaktan ve emniyetten söz ederler. Ama gerçekte iş başına geçtikleri, ellerine bir yetki geçirdikleri zaman ekini, yani insanların geçim kaynakların tahrip ederler. İslâm’ın ahlâksızlık dediği, fitne, fesat, azgınlık, haddi aşma dediği kötülükleri yaygınlaştırarak, nesillerin üremesini engelleyerek, onlara bâtıl yolları öğreterek, çirkin ve abes işleri yaygınlaştırarak nesilleri bozarlar. (Bakara 2/204-205)
Günümüzde yaşayan Âd ve Semûd kavmi zihniyeti servete, maddeye, silahlara güveniyor. Sahip olduğu dünyalıklarla şımarıyor, kibirleniyor, haddi aşıyor. Başkalarını, başkalarının değerlerini, başkalarının sahip olduklarını aşağı görüyor. Onlara tepeden bakıyor. Kendi hâkimiyetine karşı çıkanlara çeşitli yollarla boyun eğdirmeyi beceriyor.
Bu zihniyete sahip olanlar yeryüzünde sürekli taşkınlık yapmaya devam ediyorlar. Fesat çıkarıyorlar. Üstelik kendi fesatlarına ‘ıslah’, haksızlıklarına ‘adalet’, sömürülerine ‘işbirliği-yardım’, işgallerine ‘kurtarma’, yalanlarına ‘hakikat’, propagandalarına ‘medyacılık’, kendi çıkarlarını korumaya ‘tarafsızlık’, diktatörlüklerine ‘demokrasi’ demek yüzsüzlüğünü gösteriyorlar.
Ama Allah (cc) hak ettiklerini vermek üzere onları gözetlemektedir.
Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (Sad.), 9/196
el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 286
Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (Sad.), 9/196
Derveze, İ. et-Tefsiru’l-Hadis (çev.), 1/89

Yazar:
HÜSEYİN KERİM ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul