15 Ocak 2026 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / / “allah Ve RasÛlü’ne Ezâ Edenler”
“ALLAH VE RASÛLÜ’NE EZÂ EDENLER”

“allah Ve RasÛlü’ne Ezâ Edenler” Muhammed İslamoğlu

Göklerde de İlâh, yerde de İlâh olan, kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Gerçek şu ki, Allah’a ve Rasûlüneezâ (eziyet) edenler, Allah, onlara dünyada ve âhirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.”1

İbn Abbâs (r.anhuma) der ki:

-Bu âyet-i kerîmeSafiyyebintHuyeybinAhtab’a (esirler arasından) kendisi için aldığı (ve evlendiği) zaman Rasûlullah (s.a.s.)’e dil uzatan kimseler hakkında nâzil olmuştur.2

İmam İbnKesîr (rh.a.), bu beyânın devamında şöyle der:

“Amma zâhir olan, âyet-i kerîmenin onu herhangi bir surette rahatsız edip ona eziyet veren herkes hakkında umumî olduğudur. Ona eziyet eden kimse, Allah’a eziyet etmiş olur. Nitekim ona itaat eden de Allah’a itaat etmiş olur.”3

ŞeyhulislâmEbü’s-Suûd Efendi (rh.a.), İrşâdu’l-Akli’s-Selîmadlı meşhur tefsirinde bu âyet-i kerîme hakkında şu açıklamayı yapar:

“Burada ezâ etmekten murad, mecâzî olarak, Allah ve Rasûlü’nün sevmediği küfür ve günah fiilleri olabilir. Çünkü Allah hakkında hakikî manasıyla ezâ görmek imkânsızdır.

Diğer bir görüşe göre ise, Allah’a ezâ vermek, Yahudilerin, Hıristiyanların ve müşriklerin:

-Allah’ın eli sıkıdır, Allah, üç ilâhın üçüncüsüdür, Mesih İsa, Allah’ın oğludur, melekler, Allah’ın kızlarıdır, putlar, Allah’ın ortaklarıdır, demeleridir.

Allah, onların bu söylediklerinden son derece münezzehtir.

Bir diğer görüşe göre ise, Allah’a ezâ vermek, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve Rasûlullah (s.a.s.)’e ezâ vermeleri de, onun hakkında:

-Şairdir, sihirbazdır, kâhindir, mecnundur, demeleridir.

Başka bir görüşe göre ise, Peygamberimize ezâ etmeleri, müşriklerin Uhud Savaşı’nda Peygamberimizin dişlerini kırmaları ve mübarek yüzünü yaralamalarıdır.

Bir görüşe göre de, Peygamberimizin, Hayber fethinde esir alınan Safiyye ile Medîne’ye dönerken yolda gerçekleşen evlenmesini eleştirmeleridir. Gerçek olan ise, Peygamberimiz hakkında vâki olan mezkûr her iki hususa da şâmil olmasıdır.

Yahut gerçek manasıyla ezâ vermeleri, Peygamberimiz hakkındadır. Allah’ın zikredilmesi ise, Peygamberimizi tâzim için, Allah katındaki yüksek kadrini ve ona ezâ etmenin, Allah’a ezâ etmek sayıldığını bildirmek içindir.

İşte anılan şekillerde Allah’a ve Rasûlü’neezâ edenleri, Allah, dünyada ve âhirette terk eder, rahmetinden uzaklaştırır. Bu kimseler, dünyada da, âhirette de Allah’ın rahmetine asla erişemezler ve ayrıca Allah, onlar için âhirette uğrayacakları tahkir edici bir azap da hazırlamıştır.”4

Ebû Mûsâ (r.a.)’ınrivâyetiyleRasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Yüce Allah’tan daha sabırlı ve aleyhinde işittiği (bâtıl iddiaların verdiği)ezâyahilmli hiçbir ferd-yahut hiçbir şey yoktur. Çünkü insanların bir kısmı, O’na oğul isnad edip çağırıyorlar. Böyle iken şüphesiz Allah, onları afiyette kılıyor ve onları türlü nimetlerle rızıklandırıyor.”5

İmam Nevevî (rh.a.), hadisin şerhinde şunları kaydeder:

“İlim adamları der ki:

-Hadisin anlamı şudur:

Şanı yüce Allah, O’na, evlad ve eş nisbet eden kâfire karşı dahi hilmi pek geniş olandır.

el-Mazerî dedi ki:

-Sabrın gerçek mahiyeti, kişinin kendisini ya da başkasını intikam almaktan alıkoymasıdır. Buna göre sabır, kişinin bir şeyi yapmamasının bir sonucudur. İşte yüce Allah hakkında da (intikam) almaması için kullanılmıştır. Bundan dolayı Kâdîİyâz şöyle demiştir: Es-Sabûr (çok sabırlı), Yüce Allah’ın isimlerindendir. Bu ise, isyankârlardan alelacele intikam almayan kimse demektir. Şanı Yüce Allah’ın isimleri arasında ‘el-Hâlim’ ile aynı anlamdadır. Hâlim ise, intikam alabilme gücüne sahip olmakla birlikte çokça affedip bağışlayan kişi demektir.”6

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Yahudîler: ‘Üzeyr, Allah’ın oğludur’ dediler. Hıristiyanlar da: ‘Mesih, Allah’ın oğludur’ dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir. Onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah, onları kahretsin, nasıl da çevriliyorlar?”7

“Ve (müşrikler,) Allah’a kızlar isnad ediyorlar, (haşa) O yücedir. Hoşlandıkları (erkek çocuklar) da kendilerinindir.Onlardan birine kız (çocuğu) müjdelendiği zaman içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir.Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir. Onu, aşağılanarak tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm ne kötüdür.”8

“Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalan ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.”9

EbûHüreyre (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Yüce Allah:

-“Âdemoğlu dehre söverek Beni ezâlandırır. Halbuki Ben dehrim (yani dehrin yaratanıyım). Her emir Benim elimdedir. Geceyi, gündüzü Ben arka arkaya getiririm!” buyurdu.”10

İmam İbnKesîr (rh.a.) şöyle diyor:

“Bunun anlamı şudur:

Cahiliye dönemi insanları“Vay şu hâlimize! Zaman (dehr) bize şunu şunu yaptı” diyerek, Yüce Allah’ın yaptığı işleri dehre (Türkçedeki feleğe) isnad ediyorlar ve ona sövüyorlardı. Halbuki bu işleri yapan bizzat Yüce Allah’tır. Bu hadisle bunu yasaklamaktadır.

Şâfiî, Ebû Ubeyd ve daha başka ilim adamları bunu, böyle açıklamışlardır. (Allah’ın rahmeti onlara olsun.)”11

Hadisin şerhinde şunlar beyân edilmiştir:

“Dehr, aslında bu âlemin müddetidir. Bilâhare her çok müddete dehr denilmiştir. Zaman bunun hilâfınadır.Çünkü müddetin azına da, çoğuna da zaman denilebilir. Hadis-i şerifte dehrdenmurad, gece ile gündüzü döndüren ve bütün işleri bunların içinde çeviren Allah’tır. Şu hâlde:‘Dehre sövmeyin’ demek, dehrin yaratanına sövmeyin manasına gelir. Cahiliyyet devrinde Arapların başına bir musibet gelirse, onu dehreizafe ederlerdi. Hatta Kur’ân-ı Kerîm’de beyân buyrulduğu vecihle:“Bizi ancak dehr helâk eder”12 demişler ve zamana sövmüşlerdi. Çünkü dehrin Allah tarafından yaratıldığını bilmezler, onu, ezelî ve ebedî sanırlardı. Bundan dolayı kendilerine ‘dehriye’ denilmiştir.

‘Âdemoğlu, Bana ezâ ediyor’ cümlesi hakkında Kurtubî, şunları söylemiştir:

“Bunun manası: Bana öyle söz söylüyorlar ki, bu söz eziyet duyan bir kimseye söylense, bundan müteezzî olur. Allah, eziyet duymaktan münezzehtir. Bu söz, burada mecazdır. Bundan maksat, onu kim söylerse, Allah’ın gazabına maruz olur, demektir.”13

Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Rahman çocuk edinmiştir’ dediler.Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup geldiniz.Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti.Rahmân adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı).Rahmân (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve her şeyin) tümü Rahmân (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, yapayalnız ve tek başlarına geleceklerdir.”14

EbûHüreyre (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Yüce Allah şöyle buyurdu:

-Âdemoğlu, Beni yalanladı, halbuki Beni yalanlamak ona yakışmazdı. Bazısı da Bana sövdü. Halbuki Bana sövmek ona yakışmazdı.Âdemoğlunun Beni yalanlamasına gelince:Beni ilk defa yarattığı gibi, Allah beni, öldükten sonra tekrar yaratamaz sözüdür. Halbuki ilk yaratma, Benim üzerime ikinci defa yaratmaktan daha kolaydır.Âdemoğlunun Bana sövmesine gelince: Allah, bir çocuk edindi sözüdür. Halbuki Ben, ahadım, samedim, doğurmadım ve doğrulmadım ve hiçbir kimse Benim dengim olmamıştır.”15

Müşrik ve kâfirlerin: “Rahmân çocuk edindi.” sözlerinden dolayı İbn Abbâs (r.anhuma), şu açıklamayı yapar:

“Dağlar ve üzerinde bulunan ağaçlar, denizler ve içinde bulunan balıklar, bu sözden ürperdiler. İşte bundan dolayı balıklarda ve ağaçlarda dikenler oldu.”

İbn Abbâs ve Ka’b dediler ki:

-“Gökler de, yer de, dağlar da bundan dolayı dehşete kapıldılar. Bütün mahlûkat da aynı şekilde. Yalnız insanlar ve cinler müstesna. Bütün yaratıklar neredeyse yok olacaklardı. Melekler, bu işe çok öfkelendiler. Cehennem alev aldı, ağaçlar diken yaptı. Yeryüzü karardı ve kuraklaştı. (Bunlar,) günahkârlar, “Allah evlad edindi” dedikleri zaman oldu.”16

Âlemlerin Rabbi Allah’a iftira edip ezâ edenler, aynı şekilde devam etmektedir... Zamanımızda yaşayan müşrik ve kâfirler, bu korkunç iftira iddialarına yenilerini de eklediler!..

Allah Teâlâ, kulu ve RasûlüYûsuf (a.s.)’ın dili üzere şöyle buyurur:

“Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur.”17

Rabbimiz Allah, insan kulları üzerinde yalnız ve yalnız kendisinin kanun koyucu olduğunu beyân etmiş, hükümlerini/kanunlarını, kulu ve Rasûlü, aynı zamanda en son Nebî ve en son Rasûl olan Muhammed (s.a.s.) vasıtasıyla gönderip şöyle buyurmuştur:

“Sana da (ey Muhammed,) önündeki Kitab(lar)ı doğrulayıcı ve ona bir şahid gözetleyici olarak Kitab’ı (Kur’ân’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.”18

Çağımızın Kitaplı ve Kitapsız gayr-i müslim olan egemen müşrik ve kâfirleri:

-Bizim, Allah’ın hükümlerine/kanunlarına ihtiyacımız yoktur. Biz kendi kanunlarımızı kendimiz yapar ve uygulamaya itaat ederiz. Allah’ı, siyasetimize, ekonomimize, hukukumuza, yargımıza, eğitimimize ve sosyal meselelerimize karıştırmayız, karıştırılmasını suç sayar ve cezalandırırız. Çünkü bizim egemen olduğumuz beldelerde ancak bizim kanunlarımız geçerlidir, Allah’ın kanunları yasaklanmıştır ve geçersizdir... Zaten bin dört yüz, bin beş yüz yıl önceki hükümler, günümüzün ihtiyacını karşılamaz... Onlar, o güne göre idi! demekte ve dedikleri gibi davranmaktadırlar...

Allah Teâlâ:

“Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.”19 diye beyân buyurur!

Çağdaş egemen müşrik ve kâfirler:

-Yaratmak O’na ait, emir bize aittir, derler.

Yaratma konusunda Allah’ı kabul ederken, emir konusunda inkâr eder, hevalarından yaptıkları yasaları, Allah’ın hükmüne tercih edip geçerli kılarken, Allah’ın hükümlerini yasaklar ve bu yasağı çiğneyenleri suçlu görüp şiddetli cezalarla cezalandırmaktadırlar... Ve bu egemenler, Allah ile hudud yarışına girişmişlerdir...

Allah’a ezâ konusunda durum bu!

Gelelim, Rasûlullah (s.a.s.)’e ezâ (eziyet) konusuna!

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İçlerinde Peygamber’i incitenler ve: ‘O (her sözü dinleyen) bir kulaktır’ diyenler vardır. De ki: ‘O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a iman eder, mü’minlere güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir. Allah’ın Rasûlü’ne eziyet edenler... Onlar için acı bir azap vardır.’Sizi hoşnut kılmak için Allah’a yemin ederler, oysa mü’min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve Rasûlü daha layıktır.Bilmiyorlar mı, kim Allah’a ve Rasûlü’ne karşı koymaya çalışırsa, gerçekten onun için, onda ebedî kalmak üzere cehennem ateşi vardır? İşte en büyük aşağılanma budur.”20

“Ey iman edenler, (rastgele) Peygamber’in evlerine girmeyin, (bir başka iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Amma yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın. Gerçekten bu, Peygamber’e eziyet vermekte ve O da sizden utanmaktadır. Oysa Allah hak(kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (Peygamber’in eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizinkalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah’ın Rasûlü’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikâhlamanız size ebedî olarak (helâl) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah katında çok büyük (bir günah)tır.Bir şeyi açığa vursanız da, saklı tutsanız da, şüphesiz Allah, her şeyi bilici olandır.”21

“Ey iman edenler, Mûsâ’ya eziyet edenler gibi olmayın ki, sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti (seçkin ve onurluydu).”22

“Hani Mûsâ, kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, gerçekten benim, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir Rasûl olduğumu bildiğiniz hâlde niçin bana eziyet ediyorsunuz?’ İşte onlar eğrilip sapınca, Allah da onların kalplerini eğriltip saptırmış oldu. Allah, fâsık bir kavmi hidâyete erdirmez.”23

Abdullah bin Mes’ûd (r.a.) anlatıyor:

Rasûlullah (s.a.s.), (Huneyn Savaşı olup bitince) öteden beri yapageldiği taksimlerden biri gibi, ganimet mallarını taksim etti. Ensâr’dan bir adam:

-Vallahi bu, muhakkak kendisinde Allah rızası gözetilmeyen bir taksimdir, dedi.

Ben de:

-Bu (küstahça) sözü, muhakkak Rasûlullah’a söyleyeceğim! dedim.

Ve Rasûlullah’a geldim. Kendisi, sahâbîler içinde bulunuyordu. O sözü, ona yavaşça haber verdim. O söz, Rasûlullah’a ağır geldi, yüzünün rengi değişti ve öfkelendi. Hatta ben, keşke bunu kendisine haber vermeseydim, dedim.

Sonra:

“Mûsâ, bundan daha fazlasıyla ezâ edilmiş de sabretmiştir.” buyurdu.24

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), Fethu’l-Bârî adlı Sahîh-iBuhârîŞerhi’nde şunları beyân eder:

“Eziyete sabretmek’, yani sözlü yahut fiilî eziyete karşılık vermekten kendini alıkoymak. Bu, bazen hilm için de söylenir. Yüce Allah’ın‘Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenir.’25 buyruğu ile ilgili olarak kimi ilim ehli şöyle demiştir: “Eziyetlere karşı sabretmek, nefsin cihadıdır. Şanı Yüce Allah nefisleri, kendisine yapılan ve hakkında söylenen şeylerden acı çekmek özelliğine sahip olarak yaratmıştır. Bundan dolayı onların, ganimetleri paylaştırmakta Rasûlullah (s.a.s.)’in haksızlık yaptığını söylemeleri, ona ağır gelmiştir. Fakat o, bu sözü söyleyene hilm ile mukabele ederek sabretmiştir. Çünkü sabredenlerin sevabının pek büyük olduğunu ve Allah’ın, hesapsız olarak sabredene ecrini vereceğini biliyordu. Sabreden kişinin ecri, infak edenden daha fazladır. Çünkü infak edenin elde edeceği hasene yedi yüz kata kadar yükseltilir. Bir hasene ise, aslı itibariyle on kat fazlasıyla mükâfatlandırılır. Bununla birlikte yüce Allah dilediğine daha fazlasını da verir.

Hadisten, İmam’a ve fazilet ehline, hakkında –kendilerine yakışmayan türden- söylenen sözleri, -bu sözü söyleyenden sakınmaları için- haber vermenin câiz olduğu anlaşılmaktadır.”26

Abdullah bin Mugaffel (r.a.)’ınrivâyetiyleRasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Ashabım hakkında Allah’tan korkunuz, Allah’tan korkunuz! Benden sonra onları hedef almayınız! Onları seven, beni sevdiğinden sever. Onlara buğzeden, bana buğzettiğindenbuğzeder.Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden, Allah’a eziyet etmiş olur ve Allah’a eziyet edeni de Allah, hemen cezalandırır.”27

“Âlemlere rahmet olarak gönderilen” Rasûlullah (s.a.s.), ümmetine karşı çok merhametli, mü’minMüslümanlarapek düşkün, onlara şefkatli ve esirgeyicidir... Ona itaat etmek, onun izinden gitmek, onun yolundan başka bir yola uymamak, onun sünnetine göre hayatı tanzim edip yaşamak ve onu nefsinden daha çok sevmek, her muvahhidmü’min kulun imanının gereği olan kulluk vazifesidir!..

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasûl gelmiştir.Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: ‘Bana Allah yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben, O’na tevekkül ettim ve büyük Arş’ın Rabbi O’dur.”28

“Kim kendisine dosdoğru yol apaçık belli olduktan sonra, Rasûl’e muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o.”29

Yegâne hayat önderimiz ve örneğimiz Rasûlullah (s.a.s.) hayatta iken, hayırlı ümmetin hayırlı nesli olan Ashab-ı Kiram (Allah, cümlesinden razı olsun), ona karşı edebe riâyet ederek nasıl davrandılar ise, Rasûlullah (s.a.s.)’in vefatından sonra ümmetin her ferdinin, ona karşı edebe riâyet ederek öyle davranması gerekir...

Rasûlullah (s.a.s.) hayatta iken kendisini üzen, ona ezâ veren şeylerden, onun vefatından ta kıyamete kadar uzak durmak, onları işlememek, ümmetin her ferdinin vazifesidir...

Bu konuda bir-iki örneği hatırlatalım!..

1-Abdullah binSâbit (r.a.) anlatıyor:

Ömer İbnu’l-Hattâb geldi ve:

-Ya Rasûlallah, Kureyza kabilesinden bir kardeşime uğradım. Tevrat’tan bana özlü sözler yazdı. Onları sana okuyayım mı? diye sordu.

Rasûlullah (s.a.s.), bunu duyunca yüzünün rengi değişti.

Ömer’e:

-Rasûlullah’ın renginin attığını görmüyor musun? dediler.

Ömer:

-Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Rasûl olarak da Muhammed’e razı olduk, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)’in öfkesi dindi ve:

“Canım elinde olan (Allah)a yemin olsun ki, Mûsâ şu an aranızda olsa ve beni bırakıp ona tâbi olsanız sapıtmış olurdunuz. Ümmetler içinde benim payım sizlersiniz. Peygamberler içinde de sizin payınız benim.” buyurdu.30

2-Câbir binAbdillah (r.anhuma) anlatır:

Ömer İbnu’l-Hattâb, Ehl-i Kitab’dan birilerinden aldığı bir yazıyı getirip Rasûlullah (s.a.s.)’e okudu.

Rasûlullah (s.a.s.), bunu duyunca kızdı ve şöyle buyurdu:

“Ya İbnu’l-Hattâb, siz de mi onlar gibi şaşkınsınız? Canım elinde olan (Allah)a yemin olsun ki, size tertemiz ve bembeyaz olan bir şeriat getirdim. Ehl-i Kitab’dan olanlara (dininiz konusunda) bir şey sormayın. Zira size hak olan bir şeyi söylerler de onu yalanlarsınız veya bâtıl olan bir şeyi söylerler de ona inanırsınız. Canım elinde olan (Allah)a yemin olsun ki, Mûsâ hayatta olsaydı, bana tâbi olmaktan başka bir seçeneği olmazdı!”31

3-Zührî (rh.a.) bildiriyor:

(Mü’minlerin annesi) Hafsa, kürek kemiği üzerine yazılan ve Yûsuf (a.s.)’ın kıssasını anlatan bir yazıyı getirip Rasûlullah (s.a.s.)’e okumaya başladı. O okurken, Rasûlullah (s.a.s.)’in yüzü de renkten renge giriyordu. Sonunda:

“Canım elinde olan (Allah)a yemin olsun ki, ben aranızdayken Yûsuf Peygamber gelse ve siz, beni bırakıp ona tâbi olsanız doğru yoldan sapmış olurdunuz!” buyurdu.32

Rabbimiz Allah Teâlâ, Rasûlullah (s.a.s.)’ehitâben şöyle buyurur:

“De ki: ‘Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.’

De ki: ‘Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin.’ Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.”33

“Kim Rasûl’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.”34

En son Nebî ve en son RasûlRasûlullah Muhammed (s.a.s.)’in ümmetinden olduklarını beyân edenlerin olmazsa olmaz vazifesi, Rasûlullah’a itaat etmek, ondan başka hayat örneği ve önder edinmemek, onun sünneti üzere hayatlarını düzenlemek, ondan duydukları ve gördükleriyle amel etmektir...

Siyasette, ekonomide, ticarette, hukukta, yargıda, eğitimde, aile ve sosyal hayatta sadece Rasûlullah (s.a.s.)’i örnek edinmek ve O’nun önderliğine tâbi olup itaat etmek, her mü’minMüslümanın üzerine ertelenmez, ânın vacibidir...

Allah Teâlâ’nın, Rasûlü’nevahyettiği Kitabı Kur’ân-ı Kerim, ilk vahyolunduğu ânda ne ise, hiçbir değişime uğramadan şimdi de aynısı olduğu hâlde onu bırakıp gayr-i müslimlereait anayasalarla hayatı düzenlemek, Rasûlullah (s.a.s.)’in kavlî, fiilî ve takrîrî sünneti hayatı kuşatıcı hâliyle ümmetin elinde iken, başka liderlere yönelmek, onlara tâbi olup itaat etmek, Allah ve Rasûlü (s.a.s)’e ezâdan başka bir şey değildir!..

“Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için!”35

  1. Ahzâb, 33/57.
  2. Abdulfettah el-Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank. 1986, sh. 321.

Celâleddin es-Suyûtî, Esbâbü’n-Nüzûl, çev. AbdulcelilAlpkıray, İst. 2015, sh. 431. İbnEbîHâtim’den.

  1. İmam Hafız İbnKesîr, İbnKesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 9, sh. 39.
  2. ŞeyhulislâmEbûssuûd Efendi, Ebûssuûd Tefsiri, çev. Ali Akın, İst. 2007, c. 10, sh. 4836.
  3. Sahîh-iBuhârî, Kitâbu’l-Edeb, B: 71, Hds. 124.

Kitâbu’t-Tevhid, B: 3, Hds. 7.

Sahîh-i Müslim, KitâbuSıfatu’l-Munafikin, B: 9, Hds. 49-50.

İmam AhmedbinHanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 16, sh. 24, Hds. 22949-22951.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, c. 7, sh. 206, Hds. 7661. c. 10, sh. 301, Hds. 11261.

İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B: 182, Hds. 389.

  1. İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi-el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2014, c. 11, sh. 307.
  2. Tevbe, 9/30.
  3. Nahl, 16/57-59.
  4. Nisâ, 4/48.
  5. Sahîh-iBuhârî, Kitâbu’t-Tevhîd, B: 36, Hds. 117.

Kitâbu’t-Tefsîr, B: 270, Hds. 349.

Kitâbu’l-Edeb, B: 101, Hds. 203.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Elfazmin el-Edeb, B: 1, Hds. 2.

Sünen-i EbûDâvûd, Kitâbu’l-Edeb, B: 168-169, Hds. 5274.

İmam AhmedbinHanbel, Müsned, c. 16, sh. 663, Hds. 24352.

  1. İmam Hafız İbnKesîr, İbnKesîr Tefsiri, c. 9, sh. 39.
  2. Câsiye, 45/24.
  3. AhmedDavudoğlu, Sahîh-i Müslim Tercümesi ve Şerhi, İst. 1983, c. 9, sh. 706-707.
  4. Meryem, 19/87-95.
  5. Sahîh-iBuhârî, Kitâbu’t-Tefsîr, 112-“Kul huve’llahuahad” Sûresi, Hds. 497-498.

Sünen-i Nesâî, Kitâbu’l-Cenâiz, B: 117, Hds. 2080.

İmam AhmedbinHanbel, Müsned, c. 1, sh. 100-101, Hds. 56-58.

  1. İmam Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2000, c. 11, sh. 280.
  2. Yûsuf, 12/40.
  3. Mâide, 5/48.
  4. A’râf, 7/54.
  5. Tevbe, 9/61-63.
  6. Ahzâb, 33/53-54.
  7. Ahzâb, 33/69.
  8. Saff, 61/5.
  9. Sahîh-iBuhârî, Kitâbu’l-Edeb, B: 71, Hds. 125.

Kitâbu’l-Humus, B: 19, Hds. 57.

Kitâbu’l-Meğâzî, B: 58, Hds. 335-336.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’z-Zekât, B: 46, Hds. 140-141.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûrfi’t-Tefsîrbi’l-Me’sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 12, sh. 152. İbnEbîHâtim’den.

  1. Zümer, 39/10.
  2. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, çev. M. Beşir Eryarsoy, vdğ. İst. 2008, c. 12, sh. 188-189.
  3. Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Menâkıb, Hds. 4116.

İmam AhmedbinHanbel, Müsned, c. 18, sh. 513-514, Hds. 26314-26316.

EbûNu‘aym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 11, sh. 617, Hds. 3651.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-iİbnHibbânZevâidi, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 2, sh. 517, Hds. 2284.

  1. Tevbe, 9/128-129.
  2. Nisâ, 4/15.
  3. İmam AhmedbinHanbel, Müsned, c. 1, sh. 476, Hds. 719.

Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2013, c. 6, sh. 138-139, Hds. 10163-10164.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Âdem Yerinde, İst. 2015, c. 1, sh. 473, Hds. 806, Taberânî’den. sh. 475, Hds. 810. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’deEbû’d-Derdâ (r.a.)’dan.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 5, sh. 433-434, Hds. 4836-4837.

  1. İmam AhmedbinHanbel, Müsned, c. 1, sh. 475, Hds. 718.

Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B: 39, Hds. 441.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 1, sh. 204, Hds. 175.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 1, sh. 474-475, Hds. 808-809. Bezzâr ve EbûYa’lâ’dan.

  1. Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, c. 11, sh. 146, Hds. 20061. c. 6, sh. 139, Hds. 10165.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 5, sh. 436, Hds. 4840.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev.Âdem Yerinde – Hüseyin Kaya, İst. 2010, c. 3, sh. 110, Hds. 3024. İshâkbin Râhuveyh, Müsned’den.

  1. Âl-i İmrân, 3/31-32.
  2. Nisâ, 4/80.
  3. En’âm, 6/126.

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul