10 Mayıs 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Allah’ın Rızası
ALLAH’IN RIZASI

Allah’ın Rızası Muhammed İslamoğlu

“Allah’ın rızası en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” diye buyurur Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..
O’nun rızası ve razı olması kadar hiçbir nimet yoktur... Muvahhid mü’min Müslüman kullarına bahşettiği en büyük nimet: Allah’ın rızası!..
“Kimler için?” sorusuna, yine Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle cevap vermektedir:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Rasûl’üne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedî kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va’detmiştir. Allah’ın rızası ise, en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”1
En büyük nimet olan Rabbimiz Allah’ın rızasını kazanan, büyük kurtuluş ve mutluluğa kavuşanların akîdevî ve amelî durumlarını ayetlerinde beyân etmiştir yegâne İlâhımız Allah Teâlâ...
1- Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar... Mü’min, katıksız iman eden şahsiyet... Mü’minlerin birbirlerine gerçek kardeş olduğuna inanan mü’min kişi, mü’min kardeşleriyle Allah için dost ve yardımcı olmuştur... Erkek olsun, kadın olsun her muvahhid mü’min, birbirlerinin hem kardeşi, hem de velîsidir... Bir milletin fertleri, bir ümmetin mensuplarıdırlar... Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Nebî olarak Muhammed (s.a.s.)’e razı olan muvahhid mü’minler, imanlarında hiçbir şüphe olmadan ve amellerine riyâ, bid’at ve hurafe karıştırmadan, emrolundukları gibi dosdoğru olmaya gayret edenlerdir...
2- İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar. İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, önce ilim, sonra devlet gücü ister... Devlet gücü olması lazımdır ki, ilmen ikna olmayanlar, devlet gücü karşısında kötülüklerden vazgeçip iyiliklere yönelmelidirler...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma’rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”2
Bu vazifeyi yapmak için donanımlı ilme ihtiyaç olduğu gibi, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak için, “İslâm Devlet”i olmalıdır... Ma’ruf üzere kurulmuş, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmeden, helâl olanları serbest, haram olanları yasak kılan, adâleti hâkim kılıp zulmü yok eden bir «İslâm Devleti!» İşte o zaman iyilikler emrolunur ve kötülüklerden sakındırılır...
İşgal edilmiş ve şirk yasalarının egemen kılınmış olan İslâm topraklarında kurdurulan tâğûtî düzenler, kötülükleri ve haramları serbest ve yasal kılarken, iyilikleri ve helâl olanları yasaklamışlardır... Böyle bir zillet ortamında iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak hareketi ne kadar yapılabilir... Katıksız imanları gereği bu vazifeyi yapmaya çalışanlar, anarşist ve terörist olarak damgalanmakta, şu örgüt veya bu örgüt üyesi ilan edilmekte, mevcut yasalara karşı çıktığı için cezalandırılmaktadır... “Allah’ın hükmüyle hükmolunsun, haramlar yasaklanıp helâl olanlar serbest bırakılsın” dileğini gündem yaptığı ve insanlar arasında yaymaya çalıştığı için suçlu kabul edilerek cezalandırılmaktadırlar...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Sana da (ey Muhammed) önündeki Kitab(lar)ı doğrulayıcı ve ona bir şahid gözetleyici olarak Kitab’ı (Kur’ân’ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma.”3
“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.”4
Rabbimiz Allah Teâlâ’nın bu ve benzeri emirleri, yüz yıldan ziyâde bir zaman diliminde uygulanmamakta ve uygulanması, egemen tâğûtî güçler tarafından yasaklanmış durumdadır! Devlet olmuş egemen güçler, Allah›a karşı her türlü masiyeti yasallaştırıp serbest bırakmışlar, hatta Allah’ın haram kıldığı şeyleri kazanç yolu olarak kabul etmiş ve vergilendirmişlerdir... Kendi anlayışlarınca da “vergilendirilmiş kazanç kutsaldır.” Dolayısıyla onlara göre, Allah’ın haram kıldıkları kutsaldır...
Böyle bir ortamda, iyiliğin emri ve kötülükten sakındırma farz olan kulluk görevi nasıl gerçekleştirilir?..
3- O muvahhid mü’minler, namazlarını dosdoğru kılar, zekâtı verirler... Yani, bedenî ve malî görevlerini emrolundukları şekilde, Rasûlullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne riâyet ederek yerine getirirler... İşte, Rabbimiz Allah Teâlâ’nın cennet va’dettiği ve razı olduğu kulları bunlardır...
Allah rızası!..
“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in büyük âlimlerinden İmam Ebu Mansûr el-Mâturîdî (rh.a.), “Te’vîlâtu’l-Kur’ân” adlı meşhur tefsirinde bu konuda şöyle diyor:
“Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. Yani, Allah’ın onlardan razı olması ise hepsinden büyüktür. Yani onlara bahşettiği her şeyden. Çünkü Allah›ın rızasında, ruhun hayatı ve lezzeti vardır. Allah’ın onlara verdiği cennet, güzel meskenler gibi hususlarda, bedenin hayatı ve lezzeti vardır. Ruhî hayat, bedenî hayattan mertebe bakımından daha yüce ve büyüktür. Çünkü bedenin büyümesi bakımından bir etkide bulunmaz. Aynı şekilde izzet, hamd ve güzel anmada, ruhun hayatı ve izzeti bulunmaktadır. Zira bunda, bedene ilişkin bir artış yoktur. Bu, ancak ona dâhil olan bir ferahlık ve mutluluktur.
Onun başına bir zillet geldiğinde veya kötü bir şey duyduğunda, bedeni acı duymaksızın üzülür ve bunu önemser veya ruhunda acı ve sıkıntı duyar. Bu söz konusu durumun, bedeninde değil, ruhunda meydana geldiğinden dolayıdır. Bunun aslı şudur ki: Allah’ın rızasını kazanma talebiyle dünyada amel etmek, O’nun sevâbına nâil olmak için amel etmekten daha büyüktür. Çünkü Allah’ın rızasını kazanma talebiyle amel etmek, kişinin sorumluluğuna ilişkin bir emirdir. Sevâb kazanmak talebiyle amel etmek ise, kişinin lehinde olan bir durumdur. Sorumluluğunda olan bir görevi edâ eden kimse, lehine olan bir ameli yerine getiren kimseden mertebe ve fazilet bakımından daha üstündür. Çünkü herkes kendi lehinde olanı yapar ve bunda onun yararı vardır. Fakat herkes başkası için bir davranışta bulunmaz. Bundan dolayı belirtilen durum gerçekleşir. İşte büyük bahtiyarlık da odur. Çünkü bahtiyarlık ve kurtuluştur. Bundan sonra korku, zillet ve aşağılanma yoktur.”5
“Atâ el-Horasânî (rh.a.) der ki:
-Adn cennetleri, cennetin iç tarafıdır. Bunun tavanı ise Rahmân’ın Arşı’dır.
İbn Mes’ûd (r.a.) der ki:
-Adn cenneti, cennetin iç tarafı yani, en mükemmel olan yeridir.
El-Hasen (rh.a.) der ki:
-Adn cenneti, altından bir köşktür. Oraya ancak bir Peygamber yahut sıddîk veya şehid ya da adâletli bir hükümdar girebilir.
Buna benzer bir görüş de ed-Dahhâk’tan nakledilmiştir.
Mukâtil ile el-Kelbî derler ki:
-Adn, cennetteki en üstün basamaktır. Tesnim pınarı oradadır. Diğer cennetler ise, onun etrafını çevrelemişlerdir. Bu cennet, Allah tarafından yaratıldığı günden itibaren Peygamberler, sıddîkler, şehidler, sâlihler ve Allah’ın dilediği kimseler içine girecekleri vakte kadar örtülü kalacaktır.
“Allah’ın rızası ise hepsinden daha büyüktür.” Yani, bütün bunlardan daha büyüktür. “En büyük kurtuluş işte budur.”6
Allah’ın rızası!
Câbir b. Abdullah (r.anhuma) rivâyet eder:
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Cennetlikler cennete girdikten sonra, Azîz ve Celîl olan Allah:
-Canınız bir şey çekiyor mu, size daha fazlasını vereyim? diye sorar.
Onlar:
-Rabbimiz, bize verdiğinden daha fazlası ne olabilir ki! diyecekler.
O:
-Benim rızam daha büyüktür, buyuracak.”7
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’dan.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Mübarek ve yüce Allah, cennet ehline:
-Ey cennet ehli! diye hitap eder.
Onlar da:
-Ey Rabbimiz buyur, emrini yapmaya hazırız, ubudiyette daimiz! derler.
Yüce Allah:
-Bu hâlinizden razı mısınız? diye sorar.
Onlar da:
-Rabbimiz, nasıl razı olmayalım? Sen bize, halkından hiç kimseye vermediğin bunca nimetleri ihsân ettin! derler.
Allah:
-Ben size, bunlardan daha şerefli bir nimet vereceğim! buyurur.
Onlar:
-Ya Rabb, bunlardan daha üstün hangi nimet var ki? diye sorarlar.
Allah:
-Sizden razı ve hoşnut olmaklığımın şerefi size lâyık kılındı. Artık bundan sonra ebedî olarak size darılmayacağım (öfkelenmeyeceğim)! buyurur.”8
Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), “Fethu’l-Bârî” adlı “Sahîh-i Buhârî Şerhi»nde şunları beyân eder:
“Rıdvânî= Hoşnutluğumu.” Câbir hadisinde: “Benim hoşnutluğum daha büyüktür.” ifadesi yer almaktadır. Burada yüce Allah’ın: “Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür.” (Tevbe, 9/72) ayetine bir işaret vardır. Çünkü Allah›ın rızası, her türlü başarının ve mutluluğun sebebidir.
Efendisinin kendisinden razı olduğunu bilen her kul ve kölenin bu durum, her türlü nimetten daha fazla gözünü aydın eder, kalbini hoş eder. Çünkü bunda, bir tazim ve onurlandırma vardır. Hadis, cennettekilere verilen nimetin üstünde başka bir nimet olmadığını ifade etmektedir.”9
“Şeyh Ebû Muhammed b. Ebû Cemre şöyle demiştir:
-Bu hadisten, bir evin içinde oturan esasen sahibi olmasa bile o evi, o kişiye nisbet etmenin câiz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü cennet, esasen Allah’ın mülküdür. Fakat yüce Allah, burayı: “Ey cennet ehli” diyerek içinde oturanlara izafe etmiştir.”
Ebû Muhammed şöyle devam eder:
-“İnsanların cennete yerleşmelerinin ardından Allah›ın rızasının devamından söz edilmesindeki hikmet şudur: Yüce Allah bunu, oraya yerleştirmeden önce haber verseydi bu, ilmu’l-yakîn kabilinden bir haber olacaktı. Yerleştikten sonra haber verdi ki bu, ayne’l-yakîn kabilinden bir haber olsun.”
Yüce Allah’ın:
“Artık hiçbir nefis, yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez.”10 ifadesi, buna işaret etmektedir.
Şeyh Ebû Muhammed şöyle der:
“-Bu hadisten şu sonuçlar çıkar:
1- Bir kimseye, yanında var olduğuna dair bir belirti olmadıkça herhangi bir şeyden söz etmek uygun değildir. Aynı şekilde bir kimsenin herhangi bir şeyi ancak kaldırabileceği kadarı ile yüklenmesi uygundur.
2- Hadiste, nasıl soru sorulacağının âdâbı yer almaktadır. Çünkü onlar, yüce Allah’a: “Bu nimetlerden daha kıymetli nasıl bir nimet olabilir ki?” diye sormuşlardır.
Sebebine gelince: Onlar, içinde bulundukları nimetten daha iyi bir şey olduğunu bilmiyorlardı. Bundan dolayı bilmedikleri şeyi anlamak istediler.
3- Hayrın tümü, lütuf ve mutluluk ancak Allah’ın rızasındadır. Onun dışındaki her şey, türleri çok bile olsa onun eseridir. Hadise göre cennet ehli, dereceleri birbirinden farklı, bulundukları yerler apayrı olmakla birlikte kendi hâlinden memnun olacaktır. Çünkü herkes aynı cümleyle cevap vermişti:
“Sen bize, halkından hiç kimseye vermediğin bunca nimetleri ihsân ettin.”
“Başarı ancak Allah’dandır.”11
Şeyhu›l-İslâm Ebu’s-Suûd Efendi (rh.a.), “İrşâdu›l-Akli›s-Selîm” adlı meşhur tefsirinde şöyle der:
“Allah’ın az bir rızası, hepsinden büyüktür. Çünkü her türlü hayır ve saadete ermek, her çeşit şeref ve ululuğa nâil olmak, İlâhî rızaya bağlıdır.
İlâhî rıza pek aziz olduğu hâlde vaadler manzumesine dâhil edilmemiştir. Çünkü İlâhî rıza, her vaadin zımmında vardır ve her iki cihanda devam eder.”12
İbn Kayyim el-Cevziyye (rh.a.)’in bu konudaki özlü tespiti şudur:
“Burada, Allah’ın rızası anlamındaki ‘rıdvân’ lafzının mübtedâ, nekire ve va’dolundukları her şeyden daha büyük olduğu haberi verilerek, geldiği üzerinde dikkat edilmelidir. O’nun rızasının en asgarîsi dahi, bütün cennetlerden, cennetlerdeki hoş meskenlerden ve cennetin ihtivâ ettiklerinden daha hayırlıdır. Bundan dolayı yüce Allah, Adn cennetlerinde dostlarına tecelli edecek ve onlardan, istedikleri bir şey olup olmadığını soracak.”13
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ’nın: “Ey cennet ehli!” diye seslendiği, “kendilerinden razı olduğunu” beyân buyurduğu, cenneti, Allah’ın cemâlini ve rızasını hak etmiş olanlar kimlerdir, özellikleri nelerdir? sorularına, yegâne anayasamız ve hayat kitabımız Kur’ân-ı Kerim’den, Allah’ın sözlerinden cevaplandığı hâl üzere kaydedelim:
1- Katıksız iman edip, imanlarına asla şirk ve küfür bulaştırmayan, emrolundukları gibi dosdoğru olup Rasûlullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere yaşayanlar, yani muvahhid mü’min Müslümanlar cennet ehlidirler!
“İman edip sâlih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.”14
“Kim Allah’a ve Rasûl’üne itaat ederse, onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”15
“İman edip sâlih amellerde bulunanlar ve Rabblerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar, işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.”16
“Doğrusu, muttakî olanlar için Rabbleri katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.”17
2- Allah ve Rasûlullah (s.a.s.)’e katıksız iman etmekle beraber, tam teslimiyetle itaat edenler cennet ehlidirler...
“Allah’a ve Rasûl’üne itaat edin ki, merhamet olunasınız.
Rabbinizden olan mağfiret ve eni, göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, muttakîler için hazırlanmıştır.
Onlar, bollukta da, darlıkta da infâk edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.
Ve çirkin bir hayâsızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah›ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar, yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
İşte bunların karşılığı, Rabblerinden bağışlanma ve içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) yapıp edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).”18

“Kim Allah’a ve Rasûl’üne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar.”19
3- Takva ehli olanlar, yani muttakîler cennet ehlidirler!..
“Ancak tevbe eden, iman eden ve sâlih amellerde bulunanlar (onların dışındandır). İşte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahmân (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybdan va’detmiştir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir.
Onda boş bir söz işitmezler, sadece selâm(ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
O cennet, Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) vârisçi kılacağız.»20
“De ki: ‘Size, bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar (takva sahipleri) için Rabblerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.
Onlar: ‘Rabbimiz, şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru’ diyenler,
Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infâk edenler ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.”21
Muhammed Ali es-Sâbûnî, “Safvetü’t-Tefâsîr” adlı meşhur tefsirinde bu âyet hakkında şunları beyân eder:
“Ya Muhammed de ki: İnsanlara güzel gösterilen, bu dünya hayatının ve geçici nimetlerinin süsünden daha hayırlısını size bildireyim mi?”
Bu soru, takrir içindir.
Takva sahiplerine, kıyamet gününde geniş cennetler verilecektir. Bu cennetlerin içinden ve etrafından nehirler akar. Muttakîler, orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlara, maddî ve manevî pislik ve kirlerden temizlenmiş eşler de verilecektir. Bunlar, büyük ve küçük abdest bozmazlar, hayız ve nifâs görmezler. Dünya kadınlarında görülen hoşa gitmeyen hâller onlarda görülmez. Bu güzel nimetlerin yanında ayrıca muttakîler, Allah’ın rızasını kazanmışlardır. O, ne büyük bir rızadır.
Kudsî Hadis’te şöyle buyrulmuştur:
“Sizden razı olurum. Razı olunca, artık size asla kızmam!”
Allah, kullarının bütün hâllerini bilir. Her birine hak kazandığı şeyi ihsân eder. Sonra yüce Allah, o nâim yurdunda ebedî kalmayı kendilerine lütfettiği takva sahiplerinin sıfatlarını açıklar.»22
Kendisinden başka insan kulları üzerinde kanun koyucu hak ilâh olmayan Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ’nın razı olduğu kullarına hitabı:
“Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
Rabbine, razı edici ve razı edilmiş olarak dön.
Artık kullarımın arasına gir.
Cennetime gir.”23
Tâğûtları, bütün kurum ve kuruluşlarıyla reddedip Allah’a iman eden, böylece kopması mümkün olmayan kulpa sımsıkı yapışmış olan, kadın olsun, erkek olsun her muvahhid mü’min, Rasûlullah (s.a.s.)’in Sünneti üzere sâlih ameller işleyerek kendisini Rabbi Allah’ın bu hitabını hak etmeye hazırlamalıdır...
Duâmız:
“Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünya ve âhirette benim velîm Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.”24
Tevbe, 9/71-72.
Âl-i İmrân, 3/104.
Mâide, 5/48.
Mâide, 5/49.
Ebû Mansûr el-Maturîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, Çev.Dr. Fadıl Aygar, İst.2017, c.6, sh.434-435.
İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.1999, c.8, sh.320.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, Çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.1, sh.429-430, hds.284-285.
Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, Çev.Hasan Yıldız, İst.2012, c.2, sh.709, Hds.2647.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, Çev.Zekeriya Yıldız, İst.2015, c.18, sh.578, Hds.18773. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.
Sahîh-i Buhârî, Kitabu’r-Rikâk, B.51, Hds.136.
Kitâbu’t-Tevhid, B.39, Hds.144.
Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Cenne, B.2, Hds.9.
Sünen-i Tirmizî, Kitâbu Sıfatu’l-Cenne, B.17, Hds.2680.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, Çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.20, sh.691, Hds.29230.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, Çev.Zekeriya Yıldız, İst.2011, c.7, sh.230, Hds.7702.
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî- Muhtasar, Çev. Dr. İbrahim Tüfekçi, İst.2008, c.13, sh.60.
Ayrıca bkz. Ahmed Davudoğlu, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst.1980, c.11, sh.237.
Secde, 32/17.
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî- Muhtasar, c.14, sh.596.
Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi, Ebussuûd Tefsiri, Çev.Ali Akın, İst.2006, c.6, sh.2635.
İbn Kayyim el-Cevziyye, İbn Kayyim Tefsiri, Çev.Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, vdğ.İst.2011, c.2, sh.279.
Bakara, 2/82.
Nisâ, 4/13.
Hûd, 11/23.
Kalem, 68/34.
Âl-i İmrân, 3/132-136.
Fetih, 48/17.
Meryem, 19/60-63.
Âl-i İmrân, 3/15-17.
Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsîr- Tefsirlerin Özü, Çev.Prof. Dr. Sadreddin Gümüş- Dr. Nedim Yılmaz, İst.2016, c.1, sh.348. 6.Baskı.
Fecr, 89/27-30.
Yûsuf, 12/101.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul