6) Haram Kazançla Alınan Elbiseyle Kılınan Namaz Kabul Olmaz
Bu konu ulemâ arasında ihtilâflı bir konu olmakla beraber işin âhirete intikal boyutuyla ilgili yanı düşünüldüğünde işlenmesi ve işletilmesi gereken bir konudur. Bu konuda öncelikle şu hadisi zikredelim:
حَدَّثَنَا أَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ الْحِمْصِيُّ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ زُفَرَ، عَنْ هَاشِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ: « مَنْ اشْتَرَى ثَوْبًا بِعَشَرَةِ دَرَاهِمَ وَفِيهِ دِرْهَمٌ حَرَامٌ، لَمْ يَقْبَلْ اللَّهُ لَهُ صَلَاةً مَا دَامَ عَلَيْهِ «، قَالَ: ثُمَّ أَدْخَلَ أُصْبُعَيْهِ فِي أُذُنَيْهِ، ثُمَّ قَالَ: صُمَّتَا إِنْ لَمْ يَكُنْ النَّبِيُّ(ص) سَمِعْتُهُ يَقُولُهُ
“…Haşim bildiriyor: İbn Ömer: “Kişi içlerinden bir dirhemi haram olan on dirhemle bir giysi satın aldığı zaman o giysi üzerinde durdukça Allah namazlarını kabul etmez.” dedi ve iki parmağını kulaklarına sokup şöyle devam etti: “Şayet bu sözü Hz. Peygamber’den (s.a.s) işitmediysem şu kulaklarım sağır olsun!”1
Bu konuda Hâris el-Muhâsibî (rh.a) şunları söylemektedir:
Abdullah İbn Abbâs (r.a.) şöyle demiştir: “İnsan namaz kılarken elbisesinde bir dirhem haramın karıştığı bir parça olsa, namazı kabul edilmez.”
Benzer şekilde Abdullah b. Ömer (r.a)’dan şöyle rivâyet edilmiştir: “Bir dirhemi haram olan on dirhem ile bir elbise satın alıp da o elbiseyi giyerek namaz kılan kimsenin kıldığı namaz kabul olmaz.”
İbn Abbâs ve İbn Ömer’in ne murad ettiklerini Allah bilir. Ancak şunu söyleyeyim ki, İbn Ömer’den (r.a.) aktarılan rivâyet zayıftır ve şöyle de yorumlanabilir: “Haram onun elbisesinde durduğu sürece ibadetinin faziletini eksiltir ve nihayet onu kabul olmaktan uzaklaştırır.”
Fakat bu görüş icmâya muhaliftir. Çünkü ümmetin tamamı, namazın (böyle bir nedenden dolayı) tekrarlanmayacağı husunda ittifak etmiştir.
Bir grup zâhid ve kurrâ âlim aşırıya giderek şöyle demişlerdir: “Haram elbise içinde kılınan namaz bâtıldır.”2
İmam Gazâlî (rh.a) “İhyâ’da “Helâl ve Haramlar” ile ilgili bölümde bu hadisi zikretmiş ve ardından şunları söylemiştir:
“Bunun içerisinde haram muayyendir. Biz de yukarıda anlattığımız suretlerde bunun haram olduğunu söyledik. Bunun gibi nice mallar var ki, her ne kadar alış-verişinin fâsid olduğuna delâlet etmezse de, ona ulaştırıcı sebebinde ma’siyet bulunduğu için, namazının kabul edilmeyeceği ile korkutulmuştur. Ezan vakti alış-veriş gibi (Hanbelîlerden İbn Âkil’in dediği gibi, her korkutmak, vücûb ifade etmez)”3
İbn Teymiyye (rh.a) bu konuda kendisine sorulan bir soruya verdiği cevapta şöyle demektedir:
“Haram malla ticaret yapan veya haram malları üreten yerlerde çalışan bazı insanların, bütün maaşları haram olmaktadır. O, haram yer ve haram giyinir. Sonra da o, haram malla elde edilmiş elbiselerle namaz kılar.”
Buradaki soru şudur: Gasbedilmiş veya haram malla elde edilmiş haram bir giysiyle namaz kılmanın hükmü nedir?
Rivâyet edildiğine göre, kim on dirhemle bir elbise satın alırsa ve o dirhemler arasında haram bir dirhem bulunursa; o üzerinde olduğu müddetçe Allah, onun namazını kabul etmez.
Ebû Hureyre’den (r.a.) rivâyetle o, dedi ki: “Şüphesiz ki sizden birinizin ağzına toprak alması, ağzına haram bir şey almasından daha hayırlıdır.”
Yûsuf b. Esbat’tan (r.a) rivâyet edildiğine göre dedi ki: “Kuşkusuz bir genç ibadet ettiği zaman, şeytan yardımcılarına der ki: “Bakın bakayım nereden yemek yiyor?” Eğer kötü (haram) yerden yemek yiyorsa, der ki: “Bırakın yorulsun ve gayret etsin. Onun kendisi size yetti. Kuşkusuz ki haram yediği halde gayret etmesi ona fayda vermez.”
Abdullah b. Mübarek dedi ki: “Şüphe sebebiyle bir dirhemi reddetmem yüz bin, yüz bin sadaka vermemden bana daha sevimlidir.(Altıyüz bin sayısına kadar böyle demeye devam etti.)”
Gasbedilmiş bir elbiseyle namaz kılmasına gelince; Ahmed’den gelen meşhur görüşe göre, namazı sahih olmaz. Bu, gasbedilmiş bir takkeyle veya altın bir yüzükle namaz kılmasının tersinedir. Böyle kılınan namaz sahihtir. Çünkü elbisenin aksine namazın sıhhati bunlara bağlı değildir.
Hanefîler, Mâlik, Şâfiî ve bir çok kişi dedi ki: “Haram olmakla birlikte gasbedilmiş bir elbiseyle namaz kılmak sahihtir.” Bu, aynı zamanda Ahmed’den gelen bir rivâyettir; çünkü onun haram olması, namaza has bir şey değildir. Gasbedilmiş şeyin yasaklanmasının sebebi namaz olmadığı içindir; bu onun sıhhatine engel değildir. Kirli elbisesini, gasbedilmiş suyla yıkamasının onu temiz hale getireceğinde ittifak edilmesi gibi.”4
Celal Yıldırım da bu konuda şunları kaydetmiştir:
İpek veya Gasbedilmiş Elbiseyle Namaz Kılmak
İbadetin birçok hikmetleri vardır, onlardan biri de haklara saygılı olmak, haramdan kaçınmak, başkasının malına, ırzına ve şerefine el ve dil uzatmamaktır. Sonra da Allah’ın rızası doğrultusunda hayatı tanzim edip dünya ile âhiret, ruh ile beden arasında denge kurmak; lüks ve israftan kaçınmak suretiyle sade bir ömür sürmektir. .
O bakımdan lüks sayılan ipek elbiseyle namaz kılmak erkeklere haram kılınmış, kadınlara cevaz verilmiştir. Çünkü erkek hayat ve hareket adamıdır. Her gün kollarını sıvayıp işinin başına koşmakla emrolunmuştur. İçinde yaşadığımız topluma ayak uydurmak, onlara tepeden bakmamak, dikkatleri çekecek şekilde süs ve zînetten uzak durmak onun günlük hayatının ölçüsü ve Rasulullah (s.a.s.) Efendimize uymaya çalışmasının belirtisidir.
Gasbedilmiş, yani sahibinin rızasının hilâfına zorla alınmış bir elbiseyle de ibadet, hedef ve amacını kaybeder, ölçü ve anlamını bir bakıma yitirir. Çünkü namazın hikmetine ters düşen her şey ya mekruh ya da haramdır, ya da mahzurludur.
Konuyla ilgili hadisler:
İbn Ömer (r.a.)’dan yapılan rivâyette buyrulur ki:
“Kim on dirhem bir elbise alır da onda bir dirhem haram bulunursa o elbise üzerinde bulunduğu sürece Allah onun hiçbir namazını kabul buyurmaz.”
İbn Ömer (r.a.)’dan bunu söyledikten sonra iki parmağını kulaklarına sokup şöyle dedi:
“Bunu eğer Rasulullah’ın (a.s.) buyurduğunu işitmedimse ikiniz de sağırlaşın!
“Hz. Âişe (r.a.) dan yapılan rivâyette, Peygamber (a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kim bir amelde bulunur da o amel üzerinde bizim emrimiz yoksa, o merduddur.”
Aynı hadisi Ahmed b. Hanbel şu lafızla rivâyet etmiştir:
“Kim bizim emrimiz hilâfına bir iş yaparsa, o iş merduddur.”
Her iki hadiste geçen “emir” tabirinden maksat, Rasulullah (a.s.) Efendimiz ile ashabının yaşadığı dinî esas ve prensiplerdir.
Ukbe b. Âmir (r.a.)’den yapılan, rivâyette, demiştir ki:
“Rasulullah (a.s.) Efendimiz’e ardı ve eteği yırtık olan kaftan hediye edildi. O da onu giydi ve sonra üzerinde olduğu halde namaz kıldı. Namazı bitirince, hoşlanmadığını belirtir şekilde şiddetle tutup üzerinden çıkardıktan sonra şöyle buyurdu:
“Bu, muttakîlere lâyık değildir.”
Câbir b. Abdillah (r.a.)’den yapılan rivâyette, demiştir ki:
Rasûlullah (a.s.) Efendimiz kendisine hediye edilen kalın ipek kumaştan bir elbise giyindi; sonra çok geçmeden ki onu çıkarıp Hattâb oğlu Ömer’e gönderdi. Bunun üzerine kendisine: “Ya Rasûlallah! Çok sürmedi onu üzerinden çıkardın?” diye soruldu. Buyurdu ki : “Cibrîl (a.s.) beni ondan men’etti.” Az sonra Ömer ağlayarak geldi ve şöyle dedi: “Ya Rasûlallah! Bir şeyden hoşlanmadın da onu bana verdin, benim neyime?” Peygamber (a.s.): “Onu sana giyinesin diye vermedim, satasın diye verdim.” Bunun üzerine Ömer (r.a.) onu iki bin dirheme sattı.”
Hadislerin açık delâletinden şu hükümler anlaşılmaktadır:
1- Haram parayla satın alınan bir elbiseyle kılınan namaz makbul değildir. 2- Dinî hususlarda Rasûlullah’ın sünnetine uymayan, O’nun getirdiği prensiplere ters düşen her amel merduddur. 3- İpek elbise erkeklere, haramdır. İpek elbiseyle kılınan namaz makbul değildir. 4- İpek elbiseyle kılınan namazı iade etmek gerekmez. 5- İpek, elbise takvâya aykırıdır, muttakîlere lâyık değildir. 6- Hediye edilen bir şeyi başkasına hediye etmek câizdir.
Hadislerin ışığında müctehit imamların görüş, tesbit ve istidlâlleri:
a) Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezhep imamlarına ve ilim adamlarının cumhuruna göre, ipek elbise giyinmek erkeklere haramdır. Üzerinde ipek elbise bulunduğu halde namaz kılan kimsenin namazı sahîhse de günah işlemiş kabul edilir. Namazı iade etmesi gerekmez. Gasbedilen elbise de böyledir.
b) İmam Mâlik’e göre, vakit içinde iade etmesi gerekir. İleride ipek konusuna daha geniş yer verip lüzumlu bütün açıklamayı yapacağız.
Konuyla İlgili Diğer Rivâyetler, Yorumlar ve Tahliller:
338 nolu İbn Ömer hadisini aynı zamanda Abd. b. Humeyd ve Beyhakî tahrîc ettikten sonra zayıf olduğu belirtmişlerdir. Ayrıca el-Hatîb, İbn Asâkir ve Deylemî de rivâyet etmişlerdir. İsnadında Hişam bulunuyor ki, bu zat İbn Ömer’den rivâyet etmişse de bu alanda pek tanınmıyor.
Hadisin zâhiri, ipek ve mağsûb (gasbedilen) elbiseyle kılınan namaz kabul edilmeyeceğine delâlet ediyorsa da sahîh olmadığına delâlet etmemektedir. Çünkü namazın kabulü başka, sıhhati daha başkadır. Kabul edilmemesi, faziletinden mahrûmiyete delâlet eder. Nitekim “Kocası kendisine öfkeli bulunduğu halde geceleyen kadının namazını Allah kabul etmez” mealindeki hadiste de hüküm bu doğrultuda ele alıp yorumlanmıştır. Yani namazının feyiz ve bereketinden mahrum kalır, ama borcunu ödemiş sayılır; namazı sahihtir.
“Kabul edilmez” şeklindeki ifade genellikle iki ayrı yorum ister; birincisi, sıhhatını olumsuz yönde etkiler, diğeri kemâl ve faziletini olumsuz kılar. Konumuzu oluşturan hadiste kemâl ve faziletini nefyedeceği yani olumsuz, yönde etkileyeceği söz konusudur. Sıhhatini olumsuz yönde etkileyen ise, “Bu bir abdesttir, Allah namazı ancak onunla kabul eder” mealindeki hadiste belirtmiştir.
Hadisin senedinde bazılarına göre, pek tanınmayan Hişam bulunuyorsa da, genellikle ilim adamları onunla istidlal etmişlerdir.
339 nolu Hz. Âişe (r.a.) hadisine gelince, bu dinî kavaidden birçok hükümleri kendinde taşımaktadır. Öyle ki, ilim adamları, “Peygamber (a.s.) Efendimiz tarafından yasaklanan, men’edilen bütün akidler hükümsüzdür” demişlerdir. Çünkü bir şeyi men’etmek, onun sıhhatli bir hüküm ifade etmeyeceğine, fâsid olduğuna delâlet eder. O halde dinî kaide ve ölçülere girmeyen her türlü menhiyatı reddetmek vâciptir. O bakımdan hâkimin verdiği hüküm, işin ve meselenin asıl içyüzünü değiştiremez. Haksızı haklı çıkarmak, helâli haram kılmak gibi hükümler, hiçbir zaman haksızı haklı, helâli haram yapamaz.
Onun için hadiste geçen “leyse aleyhi emruna” cümlesi, dinî ölçü ve kaidelerle yorumlanmıştır. Şevkânî’nin de dediği gibi, bu hadisin taşıdığı kaideler sayılmayacak kadar çoktur.
Özetleyecek olursak, şöyle bir ifade kullanmak mümkün: “Kim dinde aslı olmayan, bir asla dayanmayan bir şey icad ve ihdas ederse, ona asla iltifat edilmez. O nedenle et-Tuhî şöyle demiştir: “Bu hadis, şer’î delillerin yarısıdır. İpek elbise, zorla alınan (gasbedilen elbise) ile kılınan namazın Allah katında hiçbir fazileti yoktur. Sadece kul bir bakıma namaz borcunu ödemiş sayılır. Çünkü namazdan amaç, ilâhî hududa riâyettir”.
340 nolu Ukbe b. Âmir hadisiyle istidlal eden İmam Şâfiî, ipek elbiseyle namaz kılmanın haram olduğunu söylemiştir. İmamiyye mezhebine salik olanlar da aynı görüştedirler. Diğer birçok ilim adamlarına göre, mekruh sayılmıştır. Çünkü ipek elbisenin illeti, kibir ve gururdur, namazda bu ikisi de söz konusu değildir. Ayrıca onlar, Rasulullah (a.s.) Efendimiz, kalın ipekten dokunan elbiseyi giyip namaz kıldıktan sonra çıkarmış, fakat kıldığı namazı iade etmemiş ve ipek elbiseyle kılınan namaz iade edilmelidir, diye bir ifade kullanmamıştır.
İpek elbise henüz haram kılınmamıştı ki, Rasulullah (a.s.) Efendimiz kalın ipekten mamul bir üstlük giyinmişti; Onu görenler beğendiler ve hayretlerini ifade ettiler. Peygamberimiz (a.s.) geçici dünya hayatında bu gibi şeyleri beğenmenin hakikatte bir değer taşımadığını belirterek şöyle buyurmuştur: “Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, Sa’d b. Muâz’ın Cennet›teki mendili bundan çok daha güzeldir!”
el-Bahır kitabının sahibi diyor ki:
“İpek elbiseden başka örtünecek bir şey bulamazsa, o takdirde onunla kıldığı namaz sahihtir. Çıplak kılacak olursa namazı hükümsüz sayılır. “Ahmed b. Hanbel ise, çıplak kılması evlâdır, demişse de diğer ilim adamları ona muhalefet etmişlerdir. Nitekim yukarıda da belirttiğimiz gibi, ipek giyinmek haramdır, o vaziyette namaz kılarsa, namazı sahihtir. Ancak haramı irtikâp ettiğinden büyük günah işlemiş.
341 nolu Câbir b. Abdillah hadisi sahîhtir. İpek elbise giyinmenin tahrimine delâlet etmektedir.
Çıkarılan Hükümler:
1-İpek elbiseyle namaz kılmak ilim adamlarının çoğuna göre, mekruhtur. Ahmed b. Hanbel’e göre, bir rivâyette haramdır. 2- İpek elbiseyle kılınan namaz sahihtir. Ancak kemâl ve fazileti gitmiştir. 3- Gasbedilen bir parayla satın alınan elbiseyle namaz kılmak mekruhtur, namazın kemâl ve faziletini tamamen düşürür. Ancak kılınan namaz sahihtir. 4- İpek elbise giyinip onunla kibir ve gurur taslamak da haramdır. 5- Kadınların ipek elbise giyinmesi ve o vaziyette namaz kılması câizdir.”5
Abdulkerîm Zeydan “el-Mufassal” adlı eserin de şunları söylemiştir:
Gasbedilmiş bir elbise ile namaz kılmak erkeğe haram olduğu gibi kadına da haramdır. Fakat acaba kadın öyle bir elbise ile kıldığı namazı sahih olur mu? Hanbelî mezhebinde İmam Ahmed’den bu konuda iki rivâyet vardır:
Birincisi: Namaz sahih olmaz.
İkincisi: Sahih olur. Bu görüş Ebû Hanîfe ve Şâfiî’nin de görüşleridir. Çünkü buradaki haramlık, doğrudan namazla ilgili değil; bilakis gasbedilmiş elbisenin giyilmesiyle ilgilidir.
Birinci rivâyetin yorumu şöyledir: “Kadın, namazında kullanılması kendisine haram olan şeyi kullanmıştır. Necis bir elbise ile namaz kılması nasıl sahih değilse, böyle bir elbise ile kılması da sahih değildir. Ayrıca namaz Allah’a itaat ve yakınlaşmadır; içinde isyan ettiği bir şeyle nasıl Allah’a yakınlaşılabilir?”6
İmam Ahmed (rh.a) haram yolla elde edilmiş elbiseyle namaz kılan kimsenin namazını başka bir elbise ile değiştirerek kılması ve haram elbiseyle kıldığı namazın iadesini söylemiştir. Diğer imamlarımız, Allah hepsine rahmet eylesin, görünüş itibariyle namazın sahih olduğunu, haram elbise ile namaz kılan kimsenin namazını iade etmesine gerek olmadığını, ama haram elbise giydiğinden dolayı onun cezasının ayrı bir şey olduğunu söylemişleridir. Ancak hepsinin birleştiği nokta namazdan alacağı sevabı tam olmayacağıdır. Bu konuda şu hadisi de zikredelim:
“…Ebû Hureyre’den: Rasululah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ Rasûllere emrettiğini mü’minlere de emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ey Rasûller, helâl şeylerden yiyin ve sâlih amel işleyin. Ve şöyle buyurmuştur: “Ey İman edenler size verdiğimiz rızıklardan helâl olanlardan yiyin.”
Sonra o uzun sefere çıkmış ve saçı başı dağılıp toz toprak olmuş ve ellerini açarak: “Ya Rabbi, Ya Rabbi” diyen, yediği haram, içtiği haram ve giydiği haram olan bir adamı zikretti. Sonra da: “Böylesi bir adamın duasına nasıl icabet edilsin?” buyurdu.”7
İbn Ömer (r.a) hadisin bir benzeri Ebi Umâme (r.a)’den de şu lafızla gelmiştir:
حَدَّثَنَا أَبُو ذَوَالَةَ، حَدَّثَنِي أَبِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مَرْوَانَ، عَنْ جَدِّهِ أَبَانِ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ(ص) : « مَنْ صَلَّى فِي ثَوْبٍ فِيهِ سِلْكٌ مِنْ حَرَامٍ لَمْ يَقْبَلِ اللَّهُ مِنْهُ فِيهِ صَلاةً «
“…Ebî Umâme el-Bâhilî’den dedi ki: Rasulullah (s.a.s) dedi ki: “Kim içinde haramdan bir ip bulunan bir elbise içinde namaz kılarsa, onun içinde kıldığı namazı Allah ondan kabul etmez.” 8
Hadisler zayıf sayılsa da İslâm kanunlarının maksadına uygundur. Müslüman haramın her türlüsünden kaçınan bir şahsiyettir. Eğer Müslümanlar haramdan kaçmaz, sakınmazsa kim sakınacak?! Demokratik düzenlerin Müslümanların yaşayış tarzını önemsemedikleri kesin. demokratik düzenlerde hâkim olan düşünce capital yani para, malın elde edilmesi düşüncesidir. Bu düşüncede de Allah’ın haram ve helâl sınırları değil, malı elinde bulunduran yöneticilerin istekleri önemlidir. Onların istedikleri yönde helâl haram gözetmeden kazanan, bankalarıyla faizli işlemler yapan kişilerin yaptıkları ibadetlere dikkat etmeleri esastır. Eğer âhiret gibi bir dertleri var ise…
7) Elbiselerinin Eteklerini Yerlere Kadar Uzanan Kişilerin Namazları Kabul Olmaz
Rasulullah (s.a.s) bu konudaki hadisini zikredelim:
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: بَيْنَمَا رَجُلٌ يُصَلِّي مُسْبِلًا إِزَارَهُ إِذْ قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ (ص): « اذْهَبْ فَتَوَضَّأْ، فَذَهَبَ فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ جَاءَ، ثُمَّ قَالَ: اذْهَبْ فَتَوَضَّأْ، فَذَهَبَ فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ جَاءَ، فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا لَكَ أَمَرْتَهُ أَنْ يَتَوَضَّأَ ثُمَّ سَكَتَّ عَنْهُ؟ فَقَالَ: إِنَّهُ كَانَ يُصَلِّي وَهُوَ مُسْبِلٌ إِزَارَهُ، وَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَا يَقْبَلُ صَلَاةَ رَجُلٍ مُسْبِلٍ إِزَارَهُ «
“...Ebû Hureyre (r.a.)den; demiştir ki: “Elbisesini (yere) sarkıtarak namaz kılmakta olan bir adama Rasûlullah (s.a.s), “Git abdest al” dedi. O da gitti abdest aldı ve biraz sonra geldi. Rasûlullah (s.a.s) (tekrar); “Git abdest al” dedi. (O adam da tekrar) gitti abdest alıp geldi. (Bunu gören başka) bir adam: “Ya Rasûlallah, o adama (abdestli olduğu halde) niçin abdest almasını emrettin?” dedi. (Resûl-ü Ekrem de): “O etekliğini (yere) sarkıtarak namaz kılıyordu. Şanı yüce olan Allah elbisesini (yerde) sürünecek kadar sarkıtan kimsenin namazını kabul etmez” buyurdu.”9
Ebû Dâvûd Terceme ve Şerhinde bu hadisle ilgili olarak şunlar kaydedilmiştir:
“Resûl-i Ekrem’in bu ismi açıklanmayan sahabîye abdestli olduğu halde abdestini yenilemesini emretmesinin sebebi, hadis-i şerifte açıklandığı üzere, haddinden fazla uzun elbise içerisinde namaz kılmak istemesidir. Etekliğin veya benzeri giyeceklerin aşağı sarkan kısımlarının dinen tecviz ve tesbit edilen ölçü ve sınırı topuklara kadardır. Bu sınırı aşmak ise, kibir alâmeti sayılmıştır.
Kibir ise, ibadet ve itaata aykırı olduğundan Cenab-ı Hak böylesine uzun elbiseler içerisinde namaz kılan kimselerin namazını kâmil bir namaz olarak kabul etmemektedir. Bu bakımdan böyle namaz kılan bir kimse sanki abdestsiz namaz kılan bir kimse durumuna düşmüş olur.
İşte Resûl-i Ekrem bu sebeple hadis-i şerifte ismi açıklanmayan kimseye haddinden fazla uzun bir elbise içerisinde namaz kılmak isteyince abdestini yenilemesini emretmiştir.
Resûl-i Ekrem’in bu sahabîye abdestli olduğu halde abdestini yenilemesini emretmesindeki hikmeti şöyle açıklayanlar da vardır:
1. Resûl-i Ekrem abdestli olan bu kimseye abdestini yenilemesini emretmekle bu kimseyi ister istemez hatası üzerine düşünmeye zorlamıştır. Aslında bu kimsenin abdesti vardır ve uzun etekle namaza durduğu için de bozulmuş değildir.
2. Belki de Resûl-i Ekrem’in emrinde Cenab-ı Hak (c.c.) bir bereket yaratmıştır da bu emre uyarak abdest alan mezkûr sahabînin içindeki kibir ve benzeri manevî kirler bu abdestlerle yıkanmıştır.
Ayrıca maddî temizliğin iç temizliğine te’sir ettiği de bir gerçektir. İkinci abdest sayesinde kibrin de dâhil olduğu manevî kirler dökülmüştür.
Resûl-i Ekrem’in birinci emrine uyarak abdest alan sahabî Efendimizin emrindeki hikmeti ve kendi hatasını anlayamadığı için ikinci defa tekrar abdestini yenilemesi emredilmiştir.”10
Saîd Havva (rh.a) bu konuda şunları söylemiştir:
“Kendini beğenmişlik havasına kapılmak haram olduğundan dolayı bu duyguyla izarı yayıp yerlere sermek de mekruhtur. Rasulullah (s.a.s)’ın izarını yayan birine abdestini tazelemesini emretmesi, bir günah işleyen birinin abdestini tazelemesinin gerektiğini ileri süren ilim adamları için bir delildir.” 11
Bu konuda İbn Mes’ûd (r.a) ‘dan gelen şu hadisi de zikredelim:
حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ أَبِي عَوَانَةَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ(ص) يَقُولُ: « مَنْ أَسْبَلَ إِزَارَهُ فِي صَلَاتِهِ خُيَلَاءَ، فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي حِلٍّ وَلَا حَرَامٍ «
“...İbn Mes’ûd (r.a.)’den; demiştir ki; Rasûlullah (s.a.s)’ı şöyle buyururken dinledim: “Büyüklenerek namazda elbisesini yere sarkıtan kişinin Allah katında hiç bir değeri yoktur. (Yahut: Onu ne kötülük işlemekten korur ne de bağışlar.)”12
Ebû Dâvûd Şerhi’nde hadisle ilgili olarak şunlar kaydedilmiştir:
Hadis-i şerifte geçen
“فَلَيْسِ مِنَ اللَّهِ فِي حَلِّ وَ لَا حَرَام”
cümlesinde İbn Reslan şöyle der:
“O kimse Allah katında harama ve helâle iman etmemiş sayılır” diye mâna vermiştir. “Allah onun kusurlarını affetmediği gibi, Allah katında bir değeri olmadığından Allah onu kötülüklerden korumaz” şeklinde mâna verenler de vardır.
Nevevî merhum ise “Allah’tan uzaklaşmış ve dinini terk etmiş olur” diye mâna vermiştir.
Bazıları da “Allah (c.c.) onun haram fiillerine de helâl dairesinde işlediği fiillere de değer vermez” şeklinde anlamışlardır.
“O kimse helâl dairesinde bulunmadığı gibi Allah katında kıymetli bir kişi de değildir” şeklinde mâna verenler de vardır.
Bezlu’l-Mechûd müellifi ise şöyle mâna vermiştir: “Kibrinden dolayı böyle davranan kimse, kibir ve gururu helâl saymış olacağından din dairesinden çıkmış demektir ki bu kişiye helâl ve haram hükümleri taalluk etmez.”
Bu hadis-i şerif eskiden Araplar arasında giyilmesi âdet olan uzun etekli veya uzun paçalı elbiseleri giymek suretiyle kibir ve gurur duyarak namaz kılmaktan sakındırmak için gelmiştir.”13
Saîd Havva (rh.a) şunları söylemiştir:
“İzar, böbürlenerek ökçeleri aşacak derecede uzatmak tahrimen mekruhtur. Kim bu hal üzere namaz kılarsa, namazı kabul olunmaz. Hanefîlere göre bunu yapan kimsenin böbürlenmekten dolayı tevbe etmesi, elbisesinin yukarı çekmesi ve günahından dolayı abdest alması gerekir. Nitekim daha önce Rasulullah (s.a.s)’ın böyle yapan bir kişiye abdest almasını emrettiği geçmişti.” 14
Bu hadisleri çoğaltmak mümkündür. Arapların giysisi ile ilgili bölümden ziyade hangi giysi kibirle giyinilirse o kişi bu hadisin hükmüne girer. Ama asıl kibrin ne olduğunu Rasulullah (s.a.s)’den öğrenelim; hadis şöyledir:
حَدَّثَنَا مَسْعَدَةُ بْنُ سَعْدٍ، ثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، ثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ: سَمِعْتُ عُمَارَةَ بْنَ غَزِيَّةَ، يُحَدِّثُ عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْحُسَيْنِ، عَنْ أَبِيهَا، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَمِنَ الْكِبْرِ أَنْ يَكُونَ لأَحَدِنَا النَّجِيبَةُ الْفَارِهَةُ؟ قَالَ: « لا «، قَالَ: فَمِنَ الْكِبْرِ أَنْ يَكُونَ لأَحَدِنَا الْحُلَّةُ الْحَسَنَةُ؟ قَالَ: « لا «، قَالَ: فَمِنَ الْكِبْرِ أَنْ يَكُونَ لأَحَدِنَا النَّعْلانِ الْحَسَنَتَانِ؟ قَالَ: « لا «، قَالَ: فَمِنَ الْكِبْرِ أَنْ أَتَّخِذَ طَعَامًا فَأَدْعُو قَوْمِي فَيَمْشُونَ خَلْفِي وَيَأْكُلُونَ عِنْدِي؟، قَالَ: « لا «، قَالَ: « فَمَا الْكِبْرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ «، قَالَ: « أَنْ تُسَفِّهَ الْحَقَّ، وَتَغْمِصَ النَّاسَ «،
“…Abdullah b. Amr’dan; dedi ki: “Ya Rasulallah! Bizden bir kimsenin soylu ve güzel olması kibirden midir? Dedi ki: “Hayır” (İbn Amr) dedi ki: “Bizden bir kişinin elbisesinin güzel olması kibirden midir? Dedi ki: “Hayır” (İbn Amr) dedi ki: “Bizden birinin iki güzel ayakkabısının olması kibirden midir?” Dedi ki: “Hayır” (İbn Amr ) dedi ki: “ Bir yemek yapıp kavmini davet edip, akabinde arkamdan yürümeleri ve benim yanımda yemeleri kibirden midir?” Dedi ki: “Hayır” (İbn Amr) dedi ki: “Ya Rasûlallah! O zaman kibir nedir? Rasûlullah (s.a.s) dedi ki: “Hakkı tanımamak ve insanları küçük görmektir.”15
İşte kibir budur! Camide namaz kılıp, dışarıya çıktığında “Kahrolsun şeriat= Kahrolsun Allah’ın hükümleri” diyen, hakkı tanımayan kişilerin kibridir, bu kibir… Allah’ın kanunları yeryüzüne hâkim olmasın diye, engel olan bütün yönetici ve onların koruyucularının kibridir bu… Böyle olmayacağını söyleyenleri küçük görmeleridir, kibir… Böylelerinin haberi olsun ki kıldıkları namazlar karşılıksızdır… Bu namazlar ne dünyalarına ne âhiretlerine yön verebilmiş değildir!..
1- Ahmed b. Hanbel, Müsned, (10/604), Alışveriş ve Ticaret Kitabı bab:- Hds no: 15077 Hadis için “zayıf” denilmiştir. & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (10/24-5), Hds no:5732, Şu‘ayb Arnavut hadis için: “ İsnadı cidden zayıftır.” demiştir. & İbn Hacer, Metâlibu’l-Âliye, (1/190-1) Namaz Kitabı, bab:- Hds no: 380 Abd b. Humeyd’den Ocak y. & İbn Hacer, Metâlibu’l-Âliye, (3/597) K. Salât, bab: 40 Hds no: 382 Sa’d b. Nasr hadis için; “Cidden zayıf” demiştir. & Busûrî, İthafu’l-hayra (2/455) Kitâbu İftitau’s-Salât, bab: 76 Hds no: 2097 İmam Busûrî hadis için: “ Bu isnad Bâkî b. el-Velîd’in tedlisinden ve tâbiînin bilinmeyişinden dolayı zayıftır.” demiştir & Abd b. Humeyd, Müsned, (2/57) Hds no: 847 Ebî Abdullah Mustafa b. el-Adevî hadis için: “Zayıf “demiştir. & el-Müntehâb Abd b. Humeyd Müsnedi, (sf.401) hds no: 849 Konevî y. & İbn Hacer, İthafu’l-Mehâra, (7/293) Hds no:11519 & Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, (8/219) Hds no: 5707 Muhtar Ahmed hadis için: “İsnadı zayıftır.”demiştir. & İbni Cevzî, et-Tahkîk fî Mesâili’l-Hilâf, (2/135) Mesele: 113 Hds no: 438 & Hatîb Bağdâdî, Târîhu Medînetu’s-Selâm, (16/29-30), Cevâmiu’l-Kelîm’de: “İsnadı mutabaat ve şevahidleriyle hasendir.”denilmiştir. & İbn Asâkir, Târîhu Medînetu Dimeşk, (11/242) İsnadı zayıf & İbn Asâkir, Târîhu Medînetu Dimeşk, (11/243), İsnadı şiddetli zayıf & İbn Asâkir, Târîhi Medînetu Dimeşk, (11/243), Mutabaat ve şevahidleriyle isnadı hasen & İbn Asâkir, Târîhu Medînetu Dimeşk, (11/244) İsnadı zayıftır. Tâbisi olduğu zaman hasen olur. & İbn Ebî Dünyâ Külliyatı/ el-Vera (2/686) Hds no: 173 Yezîd b. Saîd (sâduk, hatası çıktur)> Bakiyye b. Velîd (Sâduk, zayıflardan tedlisi çoktur) > Yezîd b. Abdullah el-Cuhenî (Daîfu’l-Hadîs)> Hişam b.el-Evkas (makbul)> İbn Ömer (sahabî); İsnadındaki zayıf râviden dolayı isnadı zayıftır. & es-Sani min hadisi ebi Abbasi’l-Esam, (sf. 38) Hds no:141, Cevâmiu’l-Kelîm’in yazma eserlerinden & Daîfu el-Câmiu’s-Sağîr ve Ziyâdetuhû, (sf.782), Hds no: 5420, Elbânî hadis için: “Zayıf” demiştir. & Münavî, Feydu’l-Kadîr, (6/83) & Deylemî, Müsnedu’l-Firdevs, (3/611), Hds no: 5911 & Tahrîcu Ahâdîsu İhyâu Ulûmu’d-Dîn, (2/1054) Hds no: 1523 1. Bsk. 1987/1408 Dâru’Âsime, Riyad & Heysemî Mecmau’z-Zevâid, (21/443) K. Zühd, bab:126 Hds no: 18049 Dâru’l-Minhâc, bsk. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (10/523) K. Zühd, bab: 96 Hds no: 18105 & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (18/171) Zühd Kitabı bab: - Hds no: 18105 Ocak y. & İbn Münzir, Terğîb ve Terhîb, (2/536) Hds no: 2570 3.bsk 1999/1420 Dâru İbn Kesîr, Dimeşk & Terğîb ve Terhîb, / Hadislerle İslâm, (4/29), Hds no: 10 Huzur y. & İbn Cevzî, el-İlelu’l-Mutenâhiyye, (2/684) K. Zemmu’l-Mâsiye, bab:- Hds no:1139 & Zeylâî, Nasbu’r-Râye, (2/329-330) 2. Bsk. 2002/1422 Dâru’l Kutubu’l-İlmiyye & İbn Hacer, ed-Dirâyetu fî Tahrîci’l-Ahâdisi’l-Hidâye, (1/468) 1. Bsk, 2015 Dâru Kutubu’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan & Elbânî, Silsiletu’l-Ahâdîsi’d-Daîfa ve’l-Mevdûa, (2/240) Hds no: 844 & İbn Hacer Heytemî, (1/688) Bab: 187 Kayıhan y. & İbn Kesîr, Câmiu’l-Mesânid ve’s-Sunen, (29/434), Hds no: 2875 & Necmuddin Ebu’l-Bereket Abdusselam İbn Teymiyye el-Harrânî, el-Muntekâ min Ahbâril Mustafâ / Hadislerle İslam Fıkhı, (1/486), Hds no: 692 1. Bsk. 2020 / 1442 Beka y. & Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, (1/288), K. Salât, bab: 43 Hds no: 540/1 1. Bsk. 2002/1423, Dâru’l-Mârife Beyrut-Lübnan & Celal Yıldırım, Ahkâm Hadisleri, (2/155), 1987, Uysal y. Konya & Kenzu’l-Ummâl, (4/8) K. Büyû’ bab:-Hds no: 9253 -9260.
2- Hâris el-Muhâsibî, Helâl Rızık ve Namazın Anlaşılması, (sf.80) Çev: Muhammed Coşkun 1.bsk. 2112, İst İlk Harf y.
3-İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmu’d-Dîn, (2/289) Çev: Ahmed Serdaroğlu 1985 İst. Bedir y.)
4- İbn Teymiyye, Namaz Fetvaları (sf.184) Derleyen: Ali Ahmed Abdu’l-‘Al et-Tahtavi 2016 İst Polen y.
5-Celal Yıldırım, Ahkâm Hadisleri, (2/155-159) 1987 Konya Uysal y.
6-Abdulkerîm Zeydan, el-Mufassal / Kadın ve Aile Fıkhı Ansiklopedisi, (1/276) Madde: 356 Çev: Heyet 1.Bsk. 2019 İst. Asalet y.
7-Abdullah İbn Mübarek, Kitâbu’z-Zühd, (sf.136) Hds no: 456 İ’tisam y.& Cevâmiu’l-Kelîm’de: “ Hadis 33 eserde tahric edilmiştir. 13 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 62 tanedir. 38 hasen, 23 zayıf,1 tanesi de uydurmadır. Hadisin metninin hükmü hasendir” denilmiştir.”
8-Hadîsi Ebî Zuvale ve Ğayrihî, (sf.2) Hds no: 4, Cevâmiu’l-Kelîm’in yazma eserler bölümünden alınmadır hadis için: “İsnadı zayıftır.”denilmiştir. Râvilerinin hepsi meçhuldür. Not: Bu konuda zayıf olsa da İmam Ali’den de bir hadis gelmektedir. Bkz. Bezzâr, Müsned, (3/61), Hds no: 819 & Heysemî, Keşfu’l-Astâr, (4/215), K. Zühd, bab: - Hds no: 3561 & Kitâbu’l-Emâlî, (1/50), Hds no:175 & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (18/168), K. Zühd, Bab:- Hds no: 18101 Ocak y. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (21/441-2) K.Zühd, Bab: 126 Hds no: 18046, Dâru’l-Minhâc, & İbn Hacer el-Heytemî, İslâm’da Helâller ve Haramlar, (1/688), Kayıhan y.
9- Ebû Dâvûd, (2/498), K. Salât, Bab:83, Hds no: 638 & Ebû Dâvûd, Sünen, ( 1/475), K. Salât, Bab:83, Hds no: 638, Şu‘ayb Arnavut hadis için der ki: “İsnadı zayıftır, Ebî Ca’fer’in cehaletinden dolayı… & Elbânî, Daîfu Süneni Ebî Dâvûd, (sf/53) K. Salât, Bab: 83, Hds no: 638 Elbânî hadis için: “zayıf” demiştir. & Cevâmiu’l-Kelîm’de: “İsnadı mutabaat ve şevahidleriyle hasendir. Ricali Ebû Ca’fer el-Ensârî hariç sikattır. O da makbuldür; denilmiştir” & Beyhakî, Sünenu’l-Kübrâ, (3/111) K. Salât, Bab:- Hds no: 3391, Dâru’l-Fikr bsk. & Beyhakî, Sünenu’l-Kebîr, (4/285) K. Salât, Bab:- Hds no: 3348 & Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, (8/216-7) Hds no: 5718, İsnadı zayıf denilmiştir. & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (5/379), Hds no: 23604 & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (38/259-60), Hds no: 23217, Şu‘ayb Arnavut hadis için; “İsnadı zayıf” demiştir. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (5/218), K. Libâs, Bab:6, Hds no: 8531 = Ahmed rivâyet etmiştir. Rical Sahîh’in ricalidir; denmiştir.” Dâru ‘l-Fikr bsk. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (11/394-5) K. Libâs, Bab:- 6 Hds no: 8599, Hüseyin Selim Esed hadis için: “…Bu isnad ceyyiddir.” demiştir. Dâru’l-Minhâc bsk. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (8/412), Giyecekler Kitabı, Bab:-, Hds no:8531, Ocak y. & Nesâî Sünenü’l-Kübrâ, (8/590), Zînet (Süslenme) Kitabı, Bab:- Hds no: 9623, Ocak y. & Nesâî Sünenu’l-Kübrâ, (8/436) K. Zînet, Bab: 88, Hds no: 9623, Müessesetu’r-Risâle, bsk. & Cevâmiu’l-Kelîm’de: “Hadis 5 eserde tahric edilmiştir. 10 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 17 tanedir. 4 sahih, 13 hasendir. Hadisin metninin hükmü sahih li ğayrihidir” denilmiştir.
10- Ebû Dâvûd Terceme ve Şerhi, (2/498-9) Necati Yenie, & Hüseyin Kayapınar, 1988 İst Şamil y.
11- Saîd Havva, (2/419) Çev: Ahmed Varol, vdğ. Aksa y.
12- Ebû Dâvûd, (2/496) K. Salât, Bab: 83 Hds no: 637 & Ebû Dâvûd, Sünen, (1/474-5) K. Salât, Bab: 83, Hds no: 637, Şu‘ayb Arnavut hadis için dedi ki: “Ricali sikattır. Ancak Âsım üzerinde ihtilâf vardır.” & Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, (1/190) K. Salât, Bab: 83, Hds no: 637, Elbânî hadis için; “Sahih” demiştir. & Nesâî, Sünenu’l-Kübrâ, (8/581), Zînet (Süslenme) Kitabı, Bab:- Hds no: 9600 Ocak y. & Nesâî, Sünenu’l-Kübrâ, (8/428) K. Zînet, bab: 86 Hds no: 9600 Müessesetu’r-Risale, bsk. & Beyhâkî, Sünenu’l-Kebîr, (4/287) Namaz Kitabı, bab:- Hds no: 3350 Ocak y. & Beyhâkî, Sünenu’l-Kübrâ, (3/113) K. Salât, bab:- hdsno: 3393 & Bezzâr, Müsned, (5/269) Hds no: 1884 & Busûrî, İthafu’l-hayra, (2/278) K. Kıble, Bab: 15 Hds no: 1697, Farklı bir lafızla & İbn Hacer, Metâlibu’l-Âliye, (4/136) K. Salât, Bab: 14, Hds no: 502& Heysemî, Mecmau’Zevâid, (11/393) K. Libâs, Bab: 6, Hds no: 8597, İmam Heysemî hadis için; “Taberânî rivâyet etmiştir. Ricali sikattır” demiştir. Hüseyin Selim Esed hadis için: “…Bu isnad sahihtir.” demiştir & Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, (4/272) Hds no: 3481 & Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, (10/230) Hds no:10559 & Cevâmiu’l-Kelîm’de; “Hadis 7 eserde tahric edilmiştir. 422 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 739 tanedir. 262 sahihi, 212 hasen, 129 zayıf, 129 şiddetli zayıf, 6 itham edilen râviden 1 tanesi de uydurmadır. Hadisin metninin hükmü sahihtir” denilmiştir.
13- Ebû Dâvûd Terceme ve Şerhi, (2/497), Necati Yeniel & Hüseyin Kayapınar, Şamil y.
14-Said Havva İbadet Ansiklopedisi, (3/222) Çev: Ahmed Varol vdğ. Aksa y.
15-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, ( 10/35) Hds no: 9084 & Cevâmiu’l-Kelîm’de: “İsnadı zayıftır. Onda Abdulhamîd b. Süleymân el-Huzâî’ vardır. O daîfu’l-hadîstir”denilmiştir. Hadis 17 eserde tahric edilmiştir. 246 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 355 tanedir. 52 sahih, 151 hasen, 110 zayıf, 21 şiddetli zayıf, 18 itham edilen râviden, 3 tanesi de uydurmadır. Hadisin metninin hükmü sahih li ğayrihidir.


