02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / NAMAZI KABUL EDİLMEYENLER (5)
NAMAZI KABUL EDİLMEYENLER (5)

NAMAZI KABUL EDİLMEYENLER (5) SEYFÜLİSLAM ÇAPANOĞLU

 8) Koku sürenerek mescid veya camiye giden kadının namazı gusledip kokuyu gidermedikçe kabul olmaz.
Bu konuda Rasûlullah (s.a.s)’den gelen şu hadisi öncelikle zikredelim:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عُبَيْدٍ مَوْلَى أَبِي رُهْمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: لَقِيَتْهُ امْرَأَةٌ وَجَدَ مِنْهَا رِيحَ الطِّيبِ يَنْفَحُ وَلِذَيْلِهَا إِعْصَارٌ، فَقَالَ: يَا أَمَةَ الْجَبَّارِ جِئْتِ مِنَ الْمَسْجِدِ؟ قَالَتْ: نَعَمْ، قَالَ: وَلَهُ تَطَيَّبْتِ؟ قَالَتْ: نَعَمْ، قَالَ: إِنِّي سَمِعْتُ حِبِّي أَبَا الْقَاسِمِ(ص) يَقُولُ: « لَا تُقْبَلُ صَلَاةٌ لِامْرَأَةٍ تَطَيَّبَتْ لِهَذَا الْمَسْجِدِ حَتَّى تَرْجِعَ فَتَغْتَسِلَ غُسْلَهَا مِنَ الْجَنَابَةِ «، قَالَ أَبُو دَاوُدَ: الْإِعْصَارُ غُبَارٌ
“... Ebû Ruhm’in azatlısı Ubeydullah’tan rivayet edildiğine göre;
Ebû Hüreyre (r.a) bir kadınla karşılaştı. Kadından esans kokusu hissetti eteğinde de (yukarı doğru yükselen kokulu) toz vardı. Kadına:- “ Ey Cebbar (olan Allah’ın) cariyesi, mescidden mi geliyorsun?” dedi. Kadın: “Evet.” “Onun için mi koku süründün? Evet
Ben Sevgili Peygamberim Ebû’l – Kâsım’ı şöyle derken işittim: “Şu mescid için koku sürünen bir kadının namazı (evine) dönüp de cünüplükten dolayı guslettiği gibi gusledinceye kadar, kabul edilmez.” ”
Ebû Dâvûd der ki; “İ’sâr; tozdur.”.1
Bu hadisin şerhinde Haydar Hatiboğlu şunları kaydetmiştir:
Bu hadisi Ebû Dâvûd da Libâs bölümünde rivayet etmiştir.
Cebbar: Allah’ın isimlerindendir, buyruğunu her şeye geçiren, kahredici, kudreti sonsuz ve her şeye hâkim mânalarını içerir. Ebû Hüreyre (r.a) kadını korkutmak için Allah’ın bu ismini anarak “Ey Cebbar’ın cariyesi” şeklinde hitap etmiştir. Hadisin zahirine göre güzel koku sürünüp camiye giden bir kadının, vücudundaki kokuyu tamamen giderecek tarzda boy abdesti alması gerekir. Yani kokuyu ister vücudunun tamamına ister bir kısmına sürünmüş olsun hüküm budur. Fakat Avnu’l-Ma’bûd yazarının naklen beyânına göre (Ali) e1-Kârî: Yani kadın vücudunun her tarafına güzel koku sürünmüş ise bütün vücudunu yıkaması gerekir. Şayet vücudunun belirli bir yerine sürünmüş ise orayı yıkaması gerekir” demiştir. Avnu’l-Ma’bûd yazarı, e1-Kârî’nin görüşüne katılmayıp hadisin zahirî manasını tercih etmiştir.
Hadis, kadının güzel koku sürünüp de bu haliyle camiye gitmesinin haram olduğuna delâlet eder. Camiye gitmesi yasak iken, bu şekilde süslenip; parfüm gibi güzel kokular sürünen ve bu vaziyette çarşıya, gezmeye giden gafil kadınların hali nasıl olur? 2
Koku meselesi yalnız parfüm olarak algılamak bizi yanıltabilir. Buradaki esas kokulu olan her şeydir. Kadınların çamaşır yıkarken kullandıkları kokulu deterjanlar, kokulu el sabunları, kokulu kremler, kokulu duş jellerinin hepsi hadisin hükmüne girer. İşin aslı kadın bu süslenmeyi kocasına yapmalı ama dinden uzaklaşan toplumun Müslüman kadınları aslı bırakıp, fer’î konuya özen göstermişlerdir. Bu konuda şu hadisi de okuyalım:
 حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، وَسَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَا: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ أَبُو عَلْقَمَةَ، قَالَ: حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ خُصَيْفَةَ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) : « أَيُّمَا امْرَأَةٍ أَصَابَتْ بَخُورًا فَلَا تَشْهَدَنَّ مَعَنَا الْعِشَاءَ «، قَالَ ابْنُ نُفَيْلٍ: عِشَاءَ الْآخِرَةِ
“…Ebû Hureyre (r.a) Rasûlullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Buhur sürünen bir kadın, bizimle birlikte yatsı namazına gelmesin.”3
İmam Ömer’in (r.a) bu konudaki tavrı da şöyle aktarılmaktadır:
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ خَرَجَ يَوْمَ عِيدٍ، فَمَرَّ بِالنِّسَاءِ، فَوَجَدَ رِيحَ رَأْسِ امْرَأَةٍ، فَقَالَ: « مَنْ صَاحِبَةُ هَذَا؟ أَمَا لَوْ عَرَفْتهَا، لَفَعَلْتُ وَفَعَلْتُ، إِنَّمَا تَطَيَّبُ الْمَرْأَةُ لِزَوْجِهَا، فَإِذَا خَرَجَتْ لَبِسْتُ أُطَيْمِرَهَا أَوْ أُطَيْمِرَ خَادِمِهَا، فَتَحَدَّثَ النِّسَاءُ أَنَّهَا قَامَتْ عَنْ حَدَثٍ
“…İbrahim bildiriyor: Ömer b. el-Hattâb, bir bayram günü çıkıp kadınların yanından geçerken bir kadının başına koku sürmüş olduğunu gördü ve şöyle dedi: “Kim bu kokuyu süren! Eğer onun kim olduğunu bilirsem şöyle şöyle yaparım. Kadın, (ancak) kocası için koku sürer. Dışarı çıktığı zaman eski (gösterişsiz) bir giysisini veya hizmetçisinin eski bir kıyafetini giyer.” Ravi dedi ki: “İnsanlar aralarında o kadının hadesten dolayı (abdesti bozulduğu için) kalktığını (ve cemaatten ayrıldığını) konuştular.”4
Ebû Hüreyre (rh.a) nakledilen bir hadisin sözleriyle İmam Ömer (r.a) sözleri birbirini desteklemektedir. İmam Ömer “Kadın ancak kocası için koku sürer” diye söylemiştir. Ebû Hüreyre hadisinde de şöyle geçmektedir:
أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ الْحَسَنِ الْقَاضِي، وَأَبُو سَعِيدِ بْنُ أَبِي عَمْرٍو، قَالا: ثنا أَبُو الْعَبَّاسِ مُحَمَّدُ بْنُ يَعْقُوبَ، ثنا الْعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، ثنا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، ثنا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ مِنْ أَشْيَاخِ كُوثَى مَوْلَى أَبِي رُهْمٍ الْغِفَارِيِّ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ: خَرَجْتُ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ مِنَ الْمَسْجِدِ ضُحًى فَلَقِيَتْنَا امْرَأَةٌ بِهَا مِنَ الْعِطْرِ شَيْءٌ لَمْ أَجِدْ بِأَنْفِي مِثْلَهُ قَطُّ، فَقَالَ لَهَا أَبُو هُرَيْرَةَ: عَلَيْكِ السَّلامُ، فَقَالَتْ: وَعَلَيْكَ، قَالَ: فَأَيْنَ تُرِيدِينَ؟ قَالَتْ: الْمَسْجِدَ، قَالَ: وَلأِيِّ شَيْءٍ تَطَيَّبْتِ بِهَذَا الطِّيبِ؟ قَالَتْ: لِلْمَسْجِدِ، قَالَ: آللَّهِ؟ قَالَتْ: آللَّهِ، قَالَ: آللَّهِ؟ قَالَتْ: آللَّهِ، قَالَ: فَإِنَّ حِبِّي أَبَا الْقَاسِمِ (ص) أَخْبَرَنِي أَنَّهُ: « لا تُقْبَلُ لامْرَأَةٍ صَلاةٌ تَطَيَّبَتْ بِطِيبٍ لِغَيْرِ زَوْجِهَا حَتَّى تَغْتَسِلَ مِنْهُ غُسْلَهَا مِنَ الْجَنَابَةِ «، فَاذْهَبِي فَاغْتَسِلِي مِنْهُ، ثُمَّ ارْجِعِي فَصَلِّي.......................................
“… Kuse ( Mekke’de Benî Abdu’d-Dar’a aid bir mahalle) şeyhlerinden Ebî Ruhm el-Gifarî’nin azatlısı Abdurrahman b. el-Hâris b. Ebî Ubeyd dedesinden bildirip dedi ki: Ebû Hüreyre ile beraber duha (vaktinde) mescidden çıktım. Akabinde bir kadınla karşılaştık. Üzerinde kokudan bir şey vardı ki mislini kesinlikle burnum koklamış değildi. Ebû Hüreyre ona dedi ki: “Selam üzerine olsun.” Bunun üzerine o dedi ki: “Senin de üzerine olsun.” (Ebû Hüreyre) dedi ki: “Nereye (gitmeyi) istiyorsunuz?” (Kadın) dedi ki: “Mescide” (Ebû Hüreyre) dedi ki: “Bu kokuyu ne için süründün?” (Kadın) dedi ki: “ Mescid için” (Ebû Hüreyre) dedi ki: “Allah için (gerçekten böyle mi)? (Kadın dedi ki: “Allah için (böyle). (Ebû Hüreyre) dedi ki: “Allah için (gerçekten böyle mi)? (Kadın dedi ki: “Allah için (böyle) (Ebû Hüreyre) dedi ki: “Şüphesiz sevdiğim Eba’l-Kâsım bana haber verdi (dedi ki): “Kocasından başkası için koku sürünen kadın ta ki cenabetten dolayı guslettiği gibi ondan yıkanmadığı müddetçe Allah kadının namazını kabul etmez.” Akabinde kadın gitti ondan dolayı gusletti. Sonra döndü ve namazını kıldı.”5
İmam Nevevî (rh.a) Müslim Şerhi “el-Minhâc”da konu ile ilgili olarak şunları kaydetmektedir:
“Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescidlerinden alıkoymanız” buyuruğu ve benzeri bu babda yer alan diğer hadisler kadının mescide gitmekten alıkonulamayacağı hususunda açık bir delildir. Ama yine hadis-i şeriflerden alınmış ilim adamlarının sözünü ettiği birtakım şartlar ile buna izin verilir. Bu şartlara gelince: 1- Kadın hoş koku sürünmüş ve süslenmiş olmamalıdır. 2- Sesleri işitilen halhalları, değerli, dikkat çekici elbiseleri olmamalıdır.3- Erkeklerle karşılaşmamalıdır. 4- Kendisi dolayısıyla fitneye düşülecek şekilde genç ve benzeri halde bulunmamalıdır. 5- Yolda fesat, kötülük ve benzeri hususların olacağından kokulmamalıdır.
Burada kadınların mescitlere çıkmaktan alıkonulmalarının yasaklanışı kadının kocası ya da efendisi bulunup, sözü geçen şartlarında bulunması halinde tenzîh-i kerâhat olarak kabul edilmiştir. Eğer kadının kocası ve efendisi yoksa sözü geçen şartların bulunması halinde ona engel olmak haram olur. (......) Yatsı namazına katıldıktan sonra evine dönen kadının artık bundan sonra koku sürünmesine engel yoktur.”6
Ahmed Davudoğlu da Müslim Şerhi’nde şunları kaydetmiştir:
Müslim şarihlerinden el-Ubbî yukarıda sayılan şartlardan birini yerine getirmeyen kadının çıkmaktan menedilmesinin vâcip olduğunu söylüyor.
İbn Mesleme güzelliğiyle meşhur genç bir kadının çıkmaktan menedileceğini söylemiş. Kâdı İyâd: “Kadın mescide çıkmaktan menedilince başka bir maksatla çıkması bil evla menedilir” diyor. Koku sürmenin menedilmesi, erkeklerin şehvetini tahrik edeceği içindir. Zinet ve güzel elbise de mâna itibariyle koku hükmündedir.”7
Bu konu ile ilgili şu hadisi de zikredelim:
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنّ رَسُولَ اللَّهِ(ص) قَالَ: “لَا تَمْنَعُوا إِمَاءَ اللَّهِ مَسَاجِدَ اللَّهِ، وَلَكِنْ لِيَخْرُجْنَ وَهُنَّ تَفِلَاتٌ”
“...Ebû Hüreyre (r.a.)’den Resûlullah (s.a.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mesidlerinden menetmeyiniz. Ancak onlar süslenmemiş ve koku sürünmemiş olarak camiye gelsinler.”8
İbn Münzir (rh.a) bu hadisi “el-Evsat mine’s-Sunen ve’l-İcma ve’l-İhtilâf” adlı eserinde (4/260) rivayet etmiş, ama ulemânın bu konuda bir ihtilafı olduğuna dair bir şey zikretmemiştir. Buradan anlaşılan, hadisin zahiri ile ulemânın amel ettiğidir. Yani kadınlar koku sürünerek camiye gidemezler, dışarı çıkamazlar.
İmam Dârimî (rh.a) bu hadisin ardına Sünen’inde (3/99) 1283 nolu eserde hadiste geçen “tafilat” kelimesinin; hiçbir güzel koku (sürünmüş) olmayan kadın” olduğunu Saîd b. Âmir’den nakletmektedir.
İbn Münzir ise el-Evsat’ta (4/260) 2070 nolu eserde “tefilat” kelimesi hakkında onun güzel koku olmadığını onun kötü koku olduğunu belirtmiştir. Her iki mânada da üzerinde kötü koku ve ya güzel koku bulunan kadın bu halde mescidlerde bulunamaz.
Bu konuda şu hadisi verip meseleyi noktalayalım:
أَخْبَرَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ غُنَيْمِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى: “أَيُّمَا امْرَأَةٍ اسْتَعْطَرَتْ، ثُمَّ خَرَجَتْ لِيُوجَدَ رِيحُهَا، فَهِيَ زَانِيَةٌ، وَكُلُّ عَيْنٍ زَانٍ”.
“Bize Ebû Âsım, Sâbit b. Umare’den, (O) Ğuneym b. Kays’tan, (O da) Ebû Musa’dan (naklen) haber verdi ki,” O şöyle dedi:
“Hangi kadın güzel koku sürünür, sonra dışarıya çıkar da kokusu hissedilirse, o zina etmiş olur. (Ona şehvetle bakan) her göz de zina etmiş olur.”9
Özetle kadın bu kıldığı namazdan sevap alamaz. Âhiret bazında amellerini zâyi etmek istemeyen Müslüman kadınların bu ölçülere dikkat etmesi esastır. Çünkü iman ettiği Rasûl ondan böyle hareket etmesini istiyor…
9) Kadınlara ait koku sürünen erkeğin namazı kabul olmaz.
Bu konuda Rasûlullah (s.a.s) şu sözünü nakil ile başlayalım:
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ الْأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَرْبٍ الْأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ جَدَّيْهِ، قَالَا: سَمِعْنَا أَبَا مُوسَى، يَقُولُ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ(ص): “لَا يَقْبَلُ اللَّهُ تَعَالَى صَلَاةَ رَجُلٍ فِي جَسَدِهِ شَيْءٌ مِنْ خَلُوق”،....................
“…Rabî b. Enes, dedelerinden, Ebû Musa’yı şöyle derken işittiklerini nakletmiştir: Rasûlullah (s.a.s):
“Allah (c.c) bedeninde haluktan bir eser olan adamın namazını kabul etmez” buyurdu.10
Haluk adlı kokunun tarifi noktasında şunlar söylenmiştir:
Haluk: Za’feran ve bazı başka maddelerin karıştırılmasından meydana gelen bir parfümdür. Turuncuya çalan renktedir. Aslında kadınların kullandıkları bir parfüm çeşididir.”11
Fâtımatu’z-Zehra Kamacı “Hz. Peygamber Devrinde Kadınların Süslenmesi” adlı kitabında saç bakımında saçların kokulandırılması bölümünde şunları söylemektedir:
Bu dönemde saça sürülen bir diğer koku çeşidi “haluk” ismini taşımaktadır. Şair Kays b. Âsım kızını tasvir ederken onun saçlarının ön kısımlarına haluk sürdüğünün ifade etmiştir. Bu rivayetten halukun, bakılınca fark edilecek şekilde saça renk veren bir koku olduğu anlaşılmaktadır. Halukun saça sürülmesine ilişkin bir diğer örnek şair Lihya’nın mısralarında ortaya çıkmaktadır. Lihya’nın bir kadının saçını tasvir ederken “Gelinlerin upuzun saçları gibi salınmış, haluk ve zambak ile süslenmiş” ifadesine yer vermiştir.”12
Bu, nakledilenlerden de anlaşıldığı gibi haluk adlı koku saçlara da sürülebilen bir kokudur.
Hadisin şerhine dair de şunlar zikredilmiştir:
“Hadisin zahiri; halûk sürünerek namaz kılan kişinin namazının makbul olmadığını ifâde etmektedir. Ancak maksat hadisin zahiri değildir. Seyyid Cemaleddîn hadisten maksadın, haluk sürünen kişi kadına benzediği için kâmil namazın sevabını kaçıracağı olduğunu söyler. İbn Melek de hadisin, haluk sürünmeyi menetmek için tehdit olarak varid olduğunu belirtir.”
Aliyyü’I-Kârî ise “bedeninde halûktan bir eser olan” sözünün yasak olan, çoğunu kullanmaktır” diyenlere red olduğunu söylemekledir.( İlerleyen sayfalarda ise şunlar kaydedilmiştir:)
“Müctehid imamlardan erkeklerin za’ferân ve halûk sürünmelerinin caiz olduğu tarzında bir nakil göremedik. Ancak imamlar, tartışılan za’ferân sürünmenin, elbisede mi, vücutta mı yoksa her ikisinde mi olduğunda ihtilaf etmişlerdir.
İmam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî ve tâbilerine göre erkeklerin hem bedenlerinde hem de elbiselerinde za’ferân kullanmaları haramdır. Bu babda geçen hadislerin mutlak oluşu bu görüşe delildir.
Malikîler’e göre ise haram olan, za’ferânın bedende kullanılmasıdır. Elbisede değil. Bunların delili de 4178 numarada geçen “Allah bedeninde halûktan eser bulunan bir adamın namazını kabul etmez” mânasındaki hadistir. Çünkü bu hadisin mefhumu tehdidin bedenin dışındaki kısımlara şâmil olmayışına delâlet etmektedir.”13
Rasûlullah (s.a.s) kadın ve erkek kokularındaki ayrımı söyle yapmıştır:
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الْحَفَرِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص): “طِيبُ الرِّجَالِ مَا ظَهَرَ رِيحُهُ وَخَفِيَ لَوْنُهُ، وَطِيبُ النِّسَاءِ مَا ظَهَرَ لَوْنُهُ وَخَفِيَ رِيحُهُ”.................................
“…Ebî Hüreyre’den dedi ki: Rasûlullah (s.a.s) dedi ki: “Erkeklerin kokusu; kokusu belirgin, rengi olmayan ve kadınların kokusu rengi belirgin olan, kokusu hafif olandır.”14
Bu hadisi kitabında zikreden Abdulkerim Zeydan, hadisin ardına şunları kaydetmiştir:
“Bu hadisi Tirmizî rivayet etmiştir. Hadisin şerhinde şu ifadeler yer almıştır: Erkeğin sürdüğü güzel koku maddesi gül suyunda olduğu gibi kokusu duyulur ancak rengi görünmez. Buna karşılık kadınların sürdüğü kokunun safranda olduğu gibi rengi görülür, ancak kokusu duyulmaz. Bu hadis, kadının evden çıkarken sürmesi durumuna hamledilir. Evde kocasının yanında olduğunda ise dilediği kokuyu sürmesi mübahtır.”15
Abdulkerim Zeydan bu şerhi Mübarek Fûrî Şerhi (2/2098)’nden almıştır. Mübarek Fûrî de bunu Begavî (rh.a) Şerhu’s-Sünne (6/200)’den almıştır. Bu hadisi güzellikle anlaşılması için Yaşar Kandemir’in “Şemâil-i Şerif Şerhi” adlı eserinde ki sözlerine müracaat edelim; o diyor ki:
“Güzel koku, ilahî bir lütuftur. Onu erkekler de kadınlar da kullanmalıdır. Peygamber Efendimizin belirttiğine göre erkeklerin kullanacağı güzel koku renksiz olacak, ama kokusu hissedilecektir. Kadınların sürüneceği kokunun rengi görülecek, ancak kokusu başkalarınca hissedilmeyecektir. Çünkü kadınların yabancı erkeklerin dikkatini çekmemesi esastır. Bunun için de kadınlar evlerinden dışarı çıkarken kokusu duyulmayan kokuları tercih edeceklerdir. Kocalarının yanında ise hem kokusu hissedilen hem de rengi görülen kokuları kullanabileceklerdir.”16
Bu sözler, hadisten anlaşılması gerekli olan yanı daha da aydınlatmıştır. Şimdi bazıları “Madem kadının kullandığı koku başkaları tarafından hissedilemeyecekse niye o zaman bu koku denilen şey kullanılıyor?” diye sorabilir. Bu da yerinde bir soru olur. Kadın kokularının hissedilebilmesi için ancak eşinin veya bayan arkadaşlarının kucaklaşmalarında hissedilecek bir tarzda olmasıdır. Yani o kokuyu sürünen kadına bu kadar yakın olmak gereklidir. Çünkü kadın avret, yani örtünmesi gereken bir varlıktır; kendisini gizlemesi ve fark edilmemesi asıldır. Bir de hatırlanması gereken yan, İslâm Devleti’nde kadın ve erkeklerin bu gün olduğu kadar birbirine karışmadığını da hatırlatmak gereklidir. Tabii, haliyle bu satırları okuyan okuyucu İslâm Devletleri ibaresinden Suud’un halini önümüze getirecek ve hacc zamanı olanları delil olarak ortaya koyacaktır. Kendi baktığı zaviyeden haklıdır. Ama bakışını Rasûlullah (s.a.s)’ın dönemine çevirmeli ve kadınların sosyal hayatının o zaman nasıl olduğuna döndürmelidir. Bozulmuş İslâm Devleti ve toplumuna bakışlarını çevirmemelidir!.. Çünkü zamanın kadın ve erkeğinin olaylara bakış ölçüsü şu lafızdır: “Bu yapılanda ne var ki, bence böyle olmalı!” Ölçüsü bu olan, asıl ölçüyü kaçırmıştır. Rabbim bizleri ölçüsü şaşmayan Rasûl’ün yolundan ayırmasın, hayatımızı onun hayatıyla şekillendirsin, nefsimizin ve ölçüsü olmayan aklımızın hevai isteklerine göre değil!...
İslâm kanunlarında kadın ve erkeğin yeri belirlenmiş ve sınırlar çekilmiştir. Erkeği kadına benzeyecek hal ve hareketi yasak olduğu gibi kadının da erkeğe benzemesi yasaktır. Erkeğin kadına ait bir şeyi velev ki koku gibi basit görülen bir şey olsa bile kullanması haramdır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) bu konuda inanan kadın ve erkeğe şunu beyân etmiştir:
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الرَّازِيُّ، قَالَ: نا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمُرَادِيُّ، قَالَ: نا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادٍ الرَّصَاصِيُّ، قَالَ: نا مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ الطَّائِفِيُّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ امْرَأَةً مَرَّتْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ(ص) مُتَقَلِّدَةً قَوْسًا، فَقَالَ النَّبِيُّ(ص): « لَعَنَ اللَّهُ الْمُتَشَبِّهَاتِ مِنَ النِّسَاءِ بِالرِّجَالِ، وَالْمُتَشَبِّهِينَ مِنَ الرِّجَالِ بِالنِّسَاءِ”.......................................
“…İbn Abbâs’tan; Rasûlullah (s.a.s) yanından boynuna yay takılı bir kadın geçti. Bunun üzerine Nebi (s.a.s) dedi ki: “Kadınlardan (kendilerini) erkeklere benzeten, erkeklerden kendini kadınlara benzetene Allah lanet etti.”17
Bugün böyle bir kadın görünse zamanın insanları “helâl olsun kadına bak erkek gibi” sözlerle onu överler. Ama aklın iflas ettiği yerlerde bu sözler normal karşılanmaktadır. Hâlbuki bu, Allah’ın (c.c) lanetlediği bir iştir… Mesela kadınların el ve ayaklarına kına yakmaları sünnet iken yani onlara has bir sünnet iken erkek ancak bir rahatsızlığa ilaç diye kınayı ellerine ve ayaklarına yakar. Başına kına yakmada ikisi içinde sünnet kabul edilmiştir. Bunun sebebi, ayırıcı bir özellik olmasından dolayıdır. Şâfiî ulemâsı evli kadınların ellerine ve ayaklarına kına yakılmasını müstehap kabul etmiştir. Genç kızları bu hükmün dışında tutmuşlardır. Bunun sebebi hadislerde ki hitabın evli kadınlara yönelik olmasındandır. Hanefî ulemâmız evli ya da bekâr kızların ellerine ve ayaklarına kına yakmalarını caiz kabul etmişlerdir. Hatta Fetavây-i Hindiyye’de: “Bir ihtiyaç olmadıkça erkek çocuğun ellerine ve ayaklarına kına sürmek uygun olmaz. Kadınların bunu yapması ise caizdir” denilmektedir. 18
İslâm, kadın ve erkeğin her şeyinde ayrıma gitmiştir. Elbiselerinde kokularında, süslenmelerinde vb. konularda. Ama zamanımızda “unisex” adı altında kadın erkek ayrımı yapmadan imal edilen elbiselerin kadın erkek ortak kullanımına sunulan elbiseler mevcuttur. İslâm’a göre bu caiz değildir. Müslümanlardan tekstil üreticiler varsa bu olaya dikkat etmelidirler. Çünkü lanetlik bir olayla karşı karşıya kalmaktadırlar. Allah’ın ayrı özellikte yarattıklarını kendilerince bir çatı altında birleştirip yaratılışa karşı gelmeye çalışanlara karşı dikkatli olunmalıdır!..
Söz buraya kadar gelmiş iken Avrupa icadı pantolonların kadınlar tarafında giyilmesi, Müslüman kadının tesettürü değildir. Aklî olarak pantolonun vücudu daha fazla örttüğü söylenir. Lakin bu örtü şer’î, yani Allah’ın kanunlarına uygun, değildir. Çünkü kadınların namaz örtüsü ayaklarının üzerini örtecek hatta bir karış da fazlalığı bulunan bir etektir. İslâm’ı bilmeyen sözüm ona “İslamcı modacılar” kadın pantolonu diyerek işi İslâmî bir havaya sokmaya çalışsalar da, kadınların öyle elbiselerle namaz kılmaları caiz değildir. Ama eteğin altına bunların giyilmesi ise caizdir…
Hülasa erkekler kadınların kokusunu kullanarak kıldıkları namazlarında bir sevap alamazlar. Bugün kokularda dikkat edilecek konu içinde alkol olmasıdır. Eğer içerisinde alkol bulunan bir parfüm Müslüman bir erkek tarafında üzerine sıkılmış bir halde namaz kılıyorsa, üzerinde necâset olduğundan kıldığı namaz kabul değildir. O elbiselerin değişmesi ve namazın iadesi gereklidir. Âhirette amellerinin boşa gitmesini istemeyenlerin dikkatine…
1-Ebû Dâvûd (14/246), K. Et-Teracül Bab: 7 hds no:4114 & Ebû Dâvûd, Sünen (6/248), K. Et-Teracül, Bab: 6 hds no:4174 Şuayb Arnavut hadis için: “İsnadı hasen li ğayrihidir.” der. Bu isnad Âsım b. Ubeydullah’ın zayıflığından dolayı zayıftır. & Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd (2/539), K. Et-Teracül bab: 7 hds no: 4174 Elbânî hadis için: “Sahih” demiştir. & İbn Mâce, Sünen (10/222-3) K. Fiten bab: 19 hds no: 4002 & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (5/495), Namaz Kitabı, Bab:- hds no: 7109 “Hasen” kaydıyla & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (12/ 311), hds no: 7356 & İbn Huzeyme (3/91-2) K. İmâmetu Fi’s-Salât, bab: 174 hds no: 1682 & İbn Huzeyme, Sahîh, (3/114) Namazda İmamet Kitabı, hds no: 1682 İ’tisam y. & Beyhakî, Sünenu’l-Kübrâ, (4/322-3) K. Salât, Bab:- hdsno: 5476-7 & Beyhakî, Sünenu’l-Kebîr, (6/153-4), Namaz Kitabı, Bab:- hds no: 5441-2 Ocak y. & Beyhakî, Mârifetu’s-Sünen ve’l-Âsâr, (2/413-4), K. Salât, bab: 291, hds no: 1570 & Beyhakî Mârifetu’s-Sünen ve’l-Âsâr / Hadislerle Şâfiî Fıkhı, (2/576), Namaz Kitabı, Bab:- hds no: 5994 Ocak y. & İmam Şâfiî, Kitâbu’s-Sünen, (sf/161), Namaz Bölümü, Bab:- hds no: 182 = Bu rivayette orucunun da kabul olmayacağı ifade edilmiştir. Beka y. & Ebû Dâvûd Tayâlisî (4/286) hds no: 2680 Muhammed b. Abdulmuhsin et-Turkî hadis için “Hadis sahih, buradaki isnad zayıftır” demiştir & Ebû Dâvûd Tayâlisî, Müsned, (2/443), hds no: 2680. Hadisin sonunda râvi dedi ki: “Kadının geri döndüğünü gördüm”. Hüner y. & Humeydî, Müsned, (2/196) hds no: 1001 Hüseyin Selim Esed hadis için “İsnadı zayıf” demiştir. & Müsned-i Humeydî (sf/463-4), hds no: 1001 Hüner y. & Müsnedi İbn Ca’d, (sf/330-1), hds no: 2268 & Ebû Ya’lâ el-Mevsilî, Müsned, (11/271) hds no: 6385, Hüseyin Selim Esed hadis için “Ricali sikattır, o münkatı’dır” demiştir. & Ebû Ya’lâ el-Mevsilî, Müsned, (11/366) hds no: 6479 Hüseyin Selim Esed hadis için “İsnadında iki zayıf (râvi) vardır” demiştir. & Müsned-i Sirâc, (sf/208-9) hds no: 817, Ahmed Fethi Abdurrahman hadis için “İsnadı hasen, bütün ricali sikattır lakin münkatı’dır…” demiştir. & Abd b. Humeyd, Müsned, (2/352-3), hds no: 1459. Ebî Abdullah Mustafa b. el-Adevî hadis için: “zayıf” demiştir. & el-Muntehâb, Abd b. Humeyd Müsnedi (sf/687-8), hds no: 1461, Konevî y.& Abdurrezzâk, Musannef, (4/285) K. İtikaf, Bab: 16 hds no: 8139-40 & Abdurrezzâk, Musannef, (4/473), İtikaf Kitabı, Bab:- hds no: 8109 & İbn Ebî Şeybe, Musannef, (10/406) Edeb Kitabı, Bab:- hds no: 26864 Ocak y. & İbn Ebî Şeybe, Musannef, (6/217) K. Edeb, Bab: 156, hds no: 2 Daru’l-Fikr bsk. & İbn Asâkir, Târîhu Dimeşk, (13/149) & İbn Asâkir, Târîhu Dimeşk, (61/240-1) & İbn Asâkir, Târîhu Dimeşk, (62/39) & İbn Ebî Şeybe, Kitabu’l-Edeb (Sf/73) hds no: 102 & Beyhakî, el-Âdâb, /sf/240)bab:219 hds no: 798 & İmam Beyhakî, el-Âdâb, (sf/431) hds no: 759, Beka y. & İbn Cevzî, Ahkâmu’n-Nisâ, (sf/82-3) çev: Adnan Yayik İ’tisam y.
2-İbn Mâce Terceme ve Şerhi, (10/223) Kahraman y.)
3-Ebû Dâvûd, Sünen, (14/246) K. Teracil, Bab: 7, hds no: 4175 & Ebû Dâvûd, Sünen, (6/249), K. Teracil, Bab: 6, hds no: 4175 Şuayb Arnavut hadis için: “İsnadı sahih” demiştir. & Sahîhu Sünenu Ebî Dâvûd, (2/539) K. Teracil, Bab: 7, hds no: 4175 Elbânî hadis için: “Sahih” demiştir & Ebû Nu‘aym İsbahânî, Müstahrec, (2/65) K. Salât, Bab: 89, hds no:989, İmam hadisi üç tarikle vermiştir. Birinci tarik zayıf diğer iki tarik hasendir. Saîd b. Mansur (rh.a) tariki hasen tariktir.
4-İbn Ebî Şeybe, Musannef, (10/406) Edeb Kitabı, Bab:- hds no: 26862 Ocak y. & İbn Ebî Şeybe, Kitâbu’l-Edeb, (sf/72), hds no: 100 = Ricali sikattır, lâkin münkatı’dır.
5-Beyhakî, Sünenu’l-Kübrâ, (4/323), K. Salât, Bab:-, hds no: 5477, Daru’l-Fikr bsk & Beyhakî, Sünenu’l-Kebîr, (6/154), Namaz Kitabı, Bab:- hds no: 5442, Ocak y. & Cevâmiu’l-Kelîm’de “İsnadı mutabaat ve şevahidleriyle hasendir. Ricali Halid b. Mahled hariç sikat ve sadikiyndir. O da makbuldür” denilmiştir.
6-Nevevî, el-Minhâc Sahîh-i Müslim Şerhi, (3/257-8 &261) çev: M. Beşir Eryarsoy, Polen y.
7-Ahmed Davudoğlu, Müslim Terceme ve Şerhi, (3/211), Sönmez Neşriyat.
8-Ebû Dâvûd, (2/398) K. Salât, Bab: 52, hds no: 565 & Sünenu Ebî Dâvûd, (1/423), K. Salât, Bab:53, hds no: 565, Şuayb Arnavut hadis için “Sahih li ğayrihidir. Bu isnad Muhammed b. Amr-o İbn Alkamedir’den dolayı hasendir. Geriye kalan ricali sikattır” demiştir. & Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, (1/169) K. Salât, Bab: 53 hds no: 565, Elbânî hadis için “Hasen, sahih” demiştir. & Cevâmiu’l-Kelîm’de “ Hadis 35 eserde tahric edilmiştir. 263 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 403 tanedir. 155 sahih, 162 hasen, 69 zayıf, 11 şiddetli zayıf, 5 itham edilen râviden 1 tanesi de uydurmadır. Hadisin metninin hükmü “sahih li ğayrihidir” denilmiştir.
9-Dârimî, Sünen, (5/477), K. İstizan, Bab: 18, hds no: 2649 & Cevâmiu’l-Kelîm’de “Hadis 26 eserde tahric edilmiştir. 1 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 32 tanedir. 25 hasen, 6 zayıf, 1 tane de uydurmadır. Hadisin metninin hükmü hasendir” denilmiştir.
10-Ebû Dâvûd, (14/251) K. Et-Teracül, Bab:32, hds no: 4178 & Süneni Ebî Dâvûd, (6/251), K. Teracül, Bab:7, hds no: 4178, Şuayb Arnavut hadis için “İsnadı zayıftır. Rabi’ b. Enes’in dedisinin bilinmeyişinden dolayı” demiştir. & Daîfu Süneni Ebî Dâvûd, (sf/338), K. Teracül, Bab: 8, hds no: 4178, Elbânî hadis için “Zayıf” demiştir. & Cevâmiu’l-Kelîm’de “Hadis 11 eserde tahric edilmiştir. 25 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 61 tanedir. 21 hasen, 34 zayıf, 5 lşiddetli zayıf, 1 tane de uydurmadır. Hadisin metninin hükmü hasen li ğayrihidir” denilmiştir.
11-Ebû Dâvûd Terceme ve Şerhi, (14/248) Necati Yeniel & Hüseyin Kayapınar, Şamil y.
12-Fâtımatu’z-Zehra Kamacı, Hz. Peygamber Devrinde Kadınların Süslenmesi, (sf/70), İnkılab y.
13-Ebû Dâvûd Terceme ve Şerhi, (14/215 &255), Necati Yeniel &Hüseyin Kayapınar, Şamil y.
14-Tirmizî, Sünen, (5/107), K. el-Âdâb, Bab:36, hds no: 2787 Ahmed Muhammed Şakir Tahkiki &Tirmizî, Sünen, (4/488), K. İstizan ve’l-Âdâb, Bab: 69, hds no: 2937 & Cevâmiu’l-Kelîm’de “hadis 12 eserde tahric edilmiştir. 14 tane şahidi vardır. İsnadlarının toplamı 33 tanedir. 12 sahih, 9 hasen, 12 zayıf. Hadisin metninin hükmü sahih” denilmiştir.
15-Abdulkerim Zeydan, el-Mufassal/Kadın ve Aile Ansiklopedisi, (4/119), çev: Heyet Asalet y.
16-Yaşar Kandemir, Şemâil-i Şerîf Şerhi, (2/226-7) hds no: 219 Tahlil y.
17-Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, (5/14-5), hds no:4015. & Cevâmiu’l-Kelîm’de: “Hasen” denilmiştir. & Taberânî, Mu‘cemu’l-Evsat, (2/258), hds no: 1458. Boynunda yay aslı kadının geçtiği bölüm olmadan.
18-Bkz: Abdulkerim Zeydan, el-Mufassal/Kadın ve Aile Ansiklopedisi, (4/111&113) çev: Heyet, Asalet y.

Yazar:
SEYFÜLİSLAM ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul