02 Temmuz 2022 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KULLARIN GÖREVİ-ALLAH’IN HAKKI
KULLARIN GÖREVİ-ALLAH’IN HAKKI

KULLARIN GÖREVİ-ALLAH’IN HAKKI HÜSEYİN KERİM ECE

Muâz b. Cebel (ra) anlattı: “Rasûlüllah’ın (sav) bineğinin terkisinde bulunuyordum. Bana dedi ki:
- “Ey Muâz! Allah’ın kulları üzerindeki ve kulların da Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” Dedim ki:
-”Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” Bunun üzerine Peygamber:
- “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, yalnız O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.
Kulların, Allah üzerindeki hakkı ise, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azab etmemesidir” buyurdu. Ben hemen:
-”Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu herkese müjdeleyeyim mi?” dedim.
- “Hayır, müjdeleme! Sonra buna güvenirler (sâlih amelleri terk ederler)” buyurdu.”
Bir kimsenin başkası üzerindeki hakkı, aynı zamanda karşı tarafın görevi demektir. Söz gelimi anne-babanın evladı üzerindeki hakkı, çocukların anne-babaya karşı görevlerine tekabül eder. Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, mukabil olarak kulların görevini ifade eder.
-O’nu Rab bilmek
Zira O âlemlerin Rabbidir. Allah’ın kulları üzerindeki öncelikli hakkı, niçin yaratıldığını (Zâriyât 52/56), ondan sonra da kendisini Yaratan’a karşı ne gibi yükümlülükleri olduğunu bilmesidir.

O’ndan gelenleri kabul edip inanması, emirlerine ve yasaklarına uyması, yani ibadet etmesi ve en iyilerden olmaya çalışmasıdır.
“Kuşkusuz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin: Bu, dosdoğru bir yoldur.” (Âli İmrân, 3/51; Bir benzeri, Bakara, 2/139)
-O’ndan başka ilâh (tanrı) tanımamak
Kur’ân ısrarla tek ilaha inanmayı, şirk koşmaktan sakınmayı tekrar ediyor. Çünkü tarihten beri insanlığın en ciddi sorunu, tanrıya inanmamak değil, birden fazla tanrıya ya da insan aklının ürettiği tanrılara inanmadır.
“(Ey insan) Allah’la beraber bir başka tanrı edinme ki kendini kınanmış ve bir başına bırakılmış olarak bulmayasın:” (İsrâ, 17/22, 39; Nahl 16/51; Tâhâ 20/14)
“Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.” (Tâhâ, 20/98)
“Bunun içindir ki, (ey insanoğlu,) Allah’la beraber başka bir ilâha (tanrıya) başvurma ki kendini azaba uğrayanların arasında bulmayasın.” (Şu‘arâ, 28/213)
Allah’ın kulları üzerindeki öncelikli hakkı Kulların O’nu birlemeleri (tevhid etmeleri)dir. O’nu Rab ve İlâh olarak tanımalarıdır. Sonra O’ndan gelenleri kabul etmek, O’nun takdirine razı olmak, O’na şükür için O’na ibadet etmek, O’nun insanlar için uygun gördüğü güzellikler (ma’ruf) için çalışmaktır.
-Yalnızca O’na ibadet etmek
Kur’ân, insanı âlemlerin Rabbi Allah’ın yarattığını söyledikten sonra O’nu tanıtıyor ve ilâh olarak sadece O’na inanılması, yalnıza O’na ibadet edilmesi, sadece O’ndan yardım istenilmesi gerektiği söylüyor.
“Andolsun ki biz her ümmete “yalnız Allah’a ibadet edin ve tağuttan sakının” diye (tebliğ etmesi için) bir rasûl gönderdik.” (Nahl, 16/36)
“Allah ile beraber başka bir ilâh edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun. Rabbin, yalnız kendisine ibadet etmenizi, ana babaya güzellikle muamelede bulunmanızı emretti...” (İsrâ, 17/22-23; Bir benzeri: Nisâ, 4/36)
Müslüman her Fâtiha okuyuşta bu vaadini tekrar eder.
“Yalnız Sana ibadet ederiz, yalnız Senden yardım dileriz.”
-Nimetlerine şükretmek
Allah’ın insanlara iyilikleri sayılamayacak kadar çoktur. İnsanı yaratan, hayat veren ve hayatını devam ettirebilmesi için gereken her şeyi, yani rızkı veren Allah’tır. Mü’mine düşen bunu idrak etmek ve kendisine rızık/nimet vereni bilip şükretmektir. (İbrahim, 15/34; Nahl, 16/18)

Allah insanların kendisine şükretmelerini emrediyor. (Bakara, 2/152, 172; Nahl, 16/114. Ankebût, 29/17. Secde, 33/7-9.v.d.)
Aslında kim şükrederse kendi nefsi için şükretmiş olur. (Neml, 27/40) Yoksa Allah’ın kullarının şükrüne asla ihtiyacı yoktur.
İyiliklerine karşılık kendisine şükredilmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.
-O’na, yani O’nun dinine yardım etmek
Allah (c.c.) insanlar için hayat düzeni ve kulluk programı olarak İslâm’ı
gönderdi: “Bugün dininizi (hükümleriyle) kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak (hayat tarzı olan) İslâm’ı beğenip seçtim...” (Mâide, 5/3)
Allah’ın dinine yardım kulların görevidir. Bu da üç şekilde olur:
Birincisi: Dinde emredilenleri mümkün olduğu kadar yerine getirmek, yasaklananlardan elden geldiği kadar kaçınmak.
İkincisi: Onu düşmanlarına karşı yerine, günün şartlarına uygun, ya da ortamına göre dil ile, el ile, dua ile, medyanın bütün imkânlarıyla, kurumlaşarak ve siyaseten savunmaya çalışmak. İslâm’ı uygun ortamlarda, uygun araçlarla, güzel bir şekilde başkalarına ulaştırmak.
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 49/7)
Üçüncüsü: İslâm’ı yanlış tanınmasına, Müslümanlar hakkında yanlış kanaatlere sebep olacak davranışlardan sakınmak. Ya da İslâm’ı istismar etmekten, İslâm’ın sırtından geçinmekten titizlikle kaçınmak.
-Mutlak sevgiyi O’na tahsis etmek
İman edenlerin gerçek sevgiyi, en yüksek sevgiyi Allah’a tahsis etmeleri gerekir. Şu âyette anlatıldığı gibi olanlar yanlıştadır:
“İnsanlardan kimi, Allah’tan başka eşler tutar, Allah’ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allah’ı severler...” (Bakara, 2/165)
Onların sevgilerinin ölçüsü de Allah (cc) olmalı. Yani O’nun ‘sevin’ dediklerini sevmek, O’nun ‘sevmeyin’ dediklerini sevmemek Müslüman üzerinde Allah’ın hakkıdır.
-Mutlak korkuyu O’na tahsis etmek
Müslüman hiç kimseden, hiç bir makamdan Allah’tan korkar gibi korkmaz. Allah’tan korkmak, O’na karşı gerekli saygının ve sevginin gösterilememesi, kulluk görevlerini ve şükrün hakkıyla yerine getirilememesi endişesidir. Allah (c.c.) beni cehennemine atar korkusundan ziyade, O’nun sevgisinin azalmasına sebep olabilirim diye içinin titremesidir.
Böyle bir korku, endişe ve iç titremesi sadece Allah’a karşı gösterilir. Bu da O’nun hakkıdır. “Kendi dostlarından korkmayı (içinize) yerleştiren şeytandan başkası değildir: Öyleyse onlardan değil, yalnızca Benden korkun, eğer gerçek müminler iseniz!” (Âl-i İmrân, 3/175; Bir benzeri: Nûr, 24/52)
Müslüman, korku, sevgi ve ümit beslemeyi; her üçünü birden yalnızca Allah’a tahsis eder. Bu üçlünün birlikte başka bir varlığa karşı gösterilmesi, hem Allah’ın hakkına saygısızlıktır, hem de şirke götürebilir.
-Gücü yetenleri Beyt’i ziyaret etmesi
Bir âyette; “Oraya (gitmeye) bir yol (imkan) bulabilen kimseye, Beyt(ullâh)’ı haccetmesi, Allah’ın hakkı (olarak o kimseye farz)dır. Kim de (bunu reddeder de) küfre saparsa, (küfrü kendi aleyhinedir ve) şüphesiz Allah, bütün âlemlerden müstağnîdir (kimseye ihtiyacı yoktur)” (Âl-i İmrân, 3/97) deniyor.
Bir kimse “falancanın üzerimde hakkı vardır” dese, o kimsenin hakkını te’kid etmiş ve üzerine vacip kılmış olur. Allah (c.c.) bu şekilde hem Kâbe’nin saygınlığını haber vermiş oluyor, hem de onu ziyaret etmenin iman edenlere bir yükümlülük olduğunu bildiriyor.
-Emanete yazık etmemek, ya da onu korumak
Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir” (Ahzâb, 33/72)
Bu âyetteki ‘emanet’; tevhid kelimesi ve gereği, İslâm, akıl, kulluk veya Allah’a itaat, İslâm’ın insanlara teklifleri (emir ve yasaklar), ruhî ve bedenî kabiliyetler, insanın yeryüzündeki halifeliği, doğruluk (emin olma) olarak yorumlandı.
Emaneti korumak veya hakkını vermek ancak Allah’a kullukla (ibadetle) mümkündür. Bu da Allah’ın kulları üzerinde bir hakkıdır.
-Fıtratı bozmamak
Allah (cc) her şeyi fıtrat üzere yarattı, yaratıyor. İnsan
müdahalesi olmazsa her şey fıtratının gereğini yapar. Ya da verilen işlevi/görevi yerine getirir.
 “O halde yüzünü, Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiç bir değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rûm, 30/30)
Fıtrat, el-Fâtır olan Allah’ın insanlara ve varlıklara yoktan var ederek verdiği kabiliyet, onlara ait programdır. Kısaca insanlara ilgili fıtrat, “Allah’in insanın doğasına döşediği muhteşem altyapıdır.” Ya da fıtrat, insanın yaratılış amacını gerçekleştirecek donanım ve
altyapıya sahip olmasıdır.
Allah’ın varlığa yerleştirdiği bu tabiî yapıyı korumak, bozmamak, değiştirmemek insanın görevi, Allah’ın hakkıdır.
-Allah’ın sembollerine (şeâire) saygı

“İşte böyle. Kim Allah’ın sembollerine saygı gösterirse, bu; kalblerin takvasındandır.” (Hac, 22/32)
Kalplerinde Allah korkusu olanlar, O’na karşı sorumlu davrananlar; O’nun nişânelerine saygı gösterirler. Kur’ân üç şeyin Allah’ın sembolleri olduğunu söylüyor:
-Kurban: “İri cüsseli  hayvanların  (bedene’lerin)  kurban edilmesine gelince, Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın sembollerinden (şeâirullah’tan) biri olarak (ibadet) kıldık…” (Hac 22/36)
 -Safa ile Merve: “(O halde) unutmayın, Safa ve Merve, Allah tarafından konulmuş sembollerdendir (şeâirullah’tandır); böylece, hac veya umre için Kâbe’ye gelen birinin bu ikisi arasında gidip gelmesinde bir mahzur yoktur...” (Bakara, 2/158)
 -Ve hacc: “Ey iman edenler! Allah’ın koyduğu sembollere (şeâirullah’a) ve kutsal (Hac) ayına ve süslenmiş kurbanlıklara ve Rablerinin lütuf ve rızasını isteyerek Beytu’l-Harâm’a koşanlara karşı saygısızlıkta bulunmayın…” (Mâide, 5/2)
Kur’an’ın ‘şeâir-dinin sembolleri’ dediği şeyler aslında iman edenlere Allah’ı hatırlatan ve şuur veren şeylerdir. Allah’la ilgili bilinci canlı tutan alâmetlerdir. Bu semboller iman eden kalplerde takvanın kökleşmesini, din duygusunun kuvvetlenmesini sağlarlar.
-Yeryüzünde fesat çıkarmamak
Yeryüzünün düzenli hale getirilmesi, yayılıp döşenmesi iki âyette Allah’a nisbet ediliyor. “..Islah edildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (A’râf, 7/56, 88)
Allah (c.c.) peygamberlerin diliyle bütün insanlığa; “ıslah edilmiş, düzeltilmiş yeryüzünde fesad çıkarmayın” diye emrediyor. (A’râf, 7/74; A’râf, 7/86; Hûd, 11/85; Şu‘arâ 26/183; Ankebût, 29/36)
Allah (c.c.) yeryüzünü insanların yaşayabileceği biçimde düzeltmişken maddî ve manevî tahribat yaparak hayatı zorlaştırmak fesattır.
Allah’ın yeryüzünü ıslah etmesini iki türlü anlamak mümkündür:
Birincisi: Maddî manada yeryüzünü hayata hazırlamak. Su toprak, hava, madenler, araziler, hayvanlar, bitkiler, yağmur ve mevsimler gibi hayat malzemeleri hazır.
Ama savaşlar, çevre kirliliği, ormanları tahrip, düzensiz avlanma, haksız hayvan ölümleri gibi şeyler hayatı zorlaştırdığı ve tabiatı tahrip ettiği için fesattır.
İkincisi: Allah (cc) vahiyle insan ve toplum hayatını ıslah edilmesini emrediyor. Allah’ın vahiy ve peygamberler göndermesi, hakka davet etmesi, yeryüzünün en güzel biçimde yaratması, hakkı ve bâtılı, küfrün, zulmün, kötülüğün ne olduğunu açıklaması, fesadı ve ıslahı göstermesidir.
Ancak insanlar Allah’ın ölçülerini (hükümlerini) bırakıp kendi hevâlarına uydukları sürece, çıkarlarına öncelik verirlerse; fesat yagınlaşır. Hayat zorlaşır, zulüm ve haksızlıklar artar.
İslâm’a göre Allah’a isyan, küfretmek ve masiyette bulunmak fitne ve kargaşa çıkarmak, zulmetmek gibi şeyler de fesattır. Bu tür davranışlar yeryüzünün fesadı insanların, bitkilerin dinî ve dünyevî maslahatların zarar görmesi demektir.
Allah’ın güzel ve muhteşem bir şekilde yarattığı tabiatı ve insanın maddî ve manevî hayatını tahrip etmek fesat; onları korumak ise O’nun kulları üzerinde hakkıdır.
 

Yazar:
HÜSEYİN KERİM ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul