22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / AFGANİSTAN İSTİKRARA KAVUŞACAK MI?
AFGANİSTAN İSTİKRARA KAVUŞACAK MI?

AFGANİSTAN İSTİKRARA KAVUŞACAK MI? Ahmet VAROL

Afganistan’da Nisan 1978’de Davud Han’a karşı gerçekleştirilen komünist darbeyle birlikte başlayan istikrarsızlık ve iç savaş 43 yıldan beri devam ediyor. Ancak bu 43 yıllık süre içinde farklı dönemler oldu. 
İlk olarak, söz konusu darbeyle iktidarı ele geçiren Nur Muhammed Teraki’nin kurduğu komünist diktatörlüğe karşı bir başkaldırı hareketi oldu. Bunun üzerine onun politikasına karşı çıkan Hafızullah Emin, Eylül 1979’da darbe gerçekleştirerek yönetimi ele geçirdi ve Teraki’yi öldürdü. Emin’in başa geçmesinden memnun olmayan Sovyetler Birliği hem onu görevden almak hem de komünist rejime karşı başlatılan halk isyanlarını bastırmak amacıyla 27 Aralık 1979’da Afganistan’a askeri müdahalede bulundu. Sovyet yönetimi Emin’i görevden alarak Babrak Karmal’ı başa geçirdi. Ama isyan ateşi ülkenin her tarafını sarmıştı. Sovyet müdahalesi bu isyanın daha da şiddetlenmesine neden oldu. Afganistan’da işgale ve komünist diktatörlüğe karşı verilen kararlı mücadele sadece Sovyetler Birliği’nin değil Doğu Bloku olarak isimlendirilen komünist ittifakın bile çökmesine neden olan en önemli hadisedir. 
Sovyetler’in dağılmasından sonra dış destekten yoksun kalan, Kabil’deki komünist diktatörlük sahayı terk etmek zorunda kaldı. Ama 1992’de komünistlerin çekilmesinden sonra Kabil’i ele geçiren mücahitlerin kendi aralarında bir rekabet ve hâkimiyet kavgası içine girmeleri ülkede yeni bir iç savaşın alevlenmesine neden oldu. Mücahit grupları arasında ortaya çıkan çatışmalar Afganistan’da özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi verenlere sahip çıkan, onların arkasında duran dünya Müslümanlarının da büyük bir ümit kırıklığı yaşamalarına sebep oldu. Çünkü bütün İslâm dünyası Afganistan’daki mücahit gruplarından, işgalcilerin çekilmesinden ve komünist rejimin çökmesinden sonra aralarında bir ittifak sağlayarak ülkenin İslâmî kimliğine uygun bir sistemi hâkim kılmalarını ve ülkeyi istikrara kavuşturmalarını bekliyordu. 
Mücahit gruplarının uzlaştırılması için yapılan tüm girişimlerin sonuçsuz kalması ve aralarındaki iktidar savaşının devam etmesi, 1996 yılında Taliban adında yeni bir hareketin sahaya çıkmasına neden oldu. 
Taliban’ın iddiası Afganistan’daki iç savaşa son vermek, bütün silahlı grupların elindeki silahları toplamak ve ülkede İslamî bir nizamı hâkim kılmaktı. 
Taliban aslında Afganistan’daki mücadele sahasında adı yeni duyulan bir gruptu. Yoksa tamamen yeni bir grup değildi. Çünkü Taliban diye adlandırılanlar sadece Afganistan’da değil bütün Hint Yarımadası’nda yayılmış olan ve kökü 17. yüzyıla kadar uzanan medreseler silsilesine nispet edilenlerdi. Fakat Afganistan’da Taliban olarak adlandırılan grubun içinde yer alanların tümü söz konusu medreselerde okuyan öğrenciler veya onların hocaları değildi. Bunun yanı sıra eski komünist rejimden kalan ve herhangi bir hizbe katılma imkânı bulamayan milis güçlerin çoğu ani şekilde ortaya çıkan bu Taliban grubuna katılmıştı. Diğer yandan hizipler arası kavgadan bir sonuç çıkmayacağı düşüncesiyle yeni bir arayış içine girenlerden de Taliban grubuna katılanlar oldu.
Taliban ilk çıkışında kendini hizipler üstü olarak lanse etmeye çalıştı ve Afganistan’da yaşanan sorunun çözümü için bir konsensüs oluşturmaya çalışacağına insanları inandırabilmek için çaba harcadı. Ancak çok geçmeden o da bir hizip haline geldi ve ister istemez çatışmada yeni bir taraf niteliği kazandı.
Hizipler arası çatışmaların sebep olduğu sosyopsikolojik ortam Taliban’ın hızlı bir ilerleme kaydetmesi için şartları hazır hale getirmişti. Nitekim öyle oldu ve bu gücün Kabil’e kadar ulaşması zor olmadı. Rabbani’nin önderliğindeki yönetimin Kabil’de sıkışıp kalması, dışarıdan yakıt desteği alamaması, dolayısıyla hava gücünün atıl hale gelmesi de Taliban’ın ilerleyişini kolaylaştırdı.
Taliban’ın böyle hızlı bir şekilde ilerlemesi üzerine diğer gruplar da ona karşı aralarında bir ittifak oluşturdular. Taliban muhalifi gruplar kendi aralarındaki ittifakı Afganistan’ın Kurtuluşu İçin Birleşik Ulusal İslamî Cephe kısaca Birleşik Cephe olarak adlandırdılar. Ancak ittifakın daha çok ülkenin kuzey kesiminde etkili olması sebebiyle medya organlarında genellikle Kuzey İttifakı olarak adlandırıldı. Dolayısıyla dünya kamuoyunda da bu adla tanındı.
Kuzey İttifakı veya ittifak mensuplarının kendi adlandırmalarıyla Birleşik Cephe ile Taliban arasında çatışma, Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden sonra da sürekli devam etti. Ancak Müslüman kamuoyu bu kavgaya bir post kavgası olarak baktı. Bu sebeple zaman içerisinde Afganistan meselesi unutulmaya terk edildi.
Sovyet işgaline karşı mücadelenin devam ettiği sırada Arap dünyasından gelen mücahitler de aralarında bir teşkilat kurmuşlardı. Bu teşkilat El-Kaide olarak isimlendirildi. Bu teşkilatın başına Yemen asıllı ve Suudi Arabistan’da büyük yatırımlar yapmış bir aileye mensup olan Usame bin Ladin geçti. Bu örgüt Taliban’ın tarafında durarak onun hâkim olduğu bölgede askerî faaliyetlerine devam etti. 
11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin New York şehrindeki ikiz kulelere ve Washington’daki Pentagon olarak isimlendirilen Savunma Bakanlığı binasına yönelik saldırılar düzenlemesi üzerine, ABD intikam ve örgütü dağıtma amacıyla Ekim 2001’de Afganistan’ı işgal etti. Bu işgalle birlikte Afganistan yeni bir savaş dönemine girdi. 
ABD, işgal sonrasında Kabil’de kendisiyle işbirliği içinde olacak bir yönetim oluşturdu. Ancak bu yönetim ülkenin tamamında kontrolü ele geçiremedi. Bu süreçte savaş Taliban hareketiyle, ABD işgal güçleri ve onun himayesindeki Kabil yönetimi arasında cereyan etmeye başladı. Eski mücahit gruplarının da kimisi dağılırken kimisi de Kabil hükümetinin gölgesinde yeni bir imaj ve yapılanma ile varlığını sürdürmeye çalıştı.
Afganistan işgali Sovyetler Birliği için çok ağıra oturduğu gibi ABD açısından da oldukça ağıra oturdu. Birçok askerini kaybettiği gibi maddi açıdan da büyük zararlara uğradı. 19 yıla yakın süren savaşta da beklediklerini elde edemedi ve ülke genelinde kontrolü sağlayamadı. Tabii savaşın uzayıp gitmesi Taliban’ı da zora sokuyordu. Sonuçta Taliban’ın ABD’nin bazı isteklerini kabul etmesi karşılığında ABD’nin de askerlerini tamamen Afganistan’dan çekmeyi kabul etmesiyle anlaşma sağlandı. 
29 Şubat 2020’de Katar’ın başkenti Doha’da bir anlaşma yapılarak savaşa resmen son verildi.
Anlaşmaya göre ABD, Mayıs 2021’e kadar Afganistan’daki tüm askerlerini çekme sözü vermişti. Ancak Trump’tan sonra başkanlık koltuğuna oturan Joe Biden, çekilme takvimi konusunda anlaşmaya bağlı kalamayacaklarını belirterek çekilme işleminin 11 Eylül 2021’de tamamlanacağını açıkladı. Buna tabii Taliban karşı çıktı ve ABD’nin anlaşmaya bağlı kalmaması durumunda kendilerinin de bağlı kalmayacaklarını dile getirerek çatışmaların yeniden başlayabileceği yönünde tehditlerde bulundu. 
Tehir kararının en önemli sebebi anlaşmanın imzalanmasından sonra geçen süre içinde Taliban ile Kabil hükümeti arasında herhangi bir siyasî anlaşma yapılamamasıydı. Çünkü ABD, Afganistan’dan çekilirken bu ülkeyi tümüyle Taliban’a terk etmek de istemiyordu. Onun, Kabil’deki kadroyla iktidarı paylaşmak için bir masa başı anlaşma yapmasını istiyordu. Fakat, ABD’nin çekilmeye başlamasının Kabil hükümetine bağlı askerî mekanizmanın zayıflamasına sebep olacağını tahmin eden Taliban bir yandan masa başı pazarlıklara devam ederken bir yandan da cephede ilerleme gerçekleştirerek önemli stratejik noktaları ele geçirmeye başlamıştı. 
O yüzden Biden, Taliban’ı anlaşmaya zorlamak için süre kazanmak amacıyla çekilme işlemini biraz erteleme yoluna gitti. Fakat Taliban’la yeniden sahada karşı karşıya gelme taraflısı da değildi. Çünkü 19 yıla yakın süren çatışmaların ABD’ye pahalıya mal olduğunu ve çatışma yolunun bir çıkmaz sokak olduğunu biliyordu. O yüzden çekilme işleminin 11 Eylül 2021’de tamamlanacağına Taliban’ı ikna etmeye çalıştı. 
Taliban da her ne kadar, Biden’ın erteleme kararına tepki gösterdiyse de yeniden çatışmaların başlamasını değil gecikmeli de olsa anlaşmanın uygulanmasını arzuluyordu. O yüzden tehditlerini gerçekleştirmedi ve Biden’ın çekilme işlemini fiilen başlatmasını beklemeyi tercih etti. 
Sonuçta çekilme başlatıldı ve Biden, Temmuz’da yaptığı basın açıklamasında çekilme işleminin 31 Ağustos’ta tamamlanacağını duyurdu. 
Amerikan işgal güçlerinin çekilmesi aşamasında Taliban, kontrol altına aldığı bölgeleri azımsanamayacak miktarda artırdı. Tabii bu durum ABD’yi endişelendiriyordu, ama çatışma ortamına yeniden dönmek de istemiyordu. Bununla birlikte Biden yukarıda sözünü ettiğim basın açıklamasında Kabil hükümetine güvendiklerini ve ona desteklerinin sonsuza kadar devam edeceğini de vurguladı. 
Sadece siyasî ve diplomatik destek Kabil hükümetinin bileğini güçlendirmeyecekti. Askerî bir desteğe de ihtiyaç olduğu kesindi. Biden’ın sergilediği tutum, bu aşamadan sonra desteğin askerî teçhizat yardımı veya hava saldırıları yoluyla sürdürüleceğine işaret ediyordu. Hava saldırıları için komşu ülkelerden birine üs kurulmasına, teçhizat desteği için de özellikle Kabil havaalanının güvenliğinin sağlanmasına ihtiyaç vardı. 
Komşu ülkelerden birinde üs kurulması girişimlerinden herhangi bir sonuç elde edildiğine dair bir bilgi kamuoyuna yansımadı. Fakat önemli bir gelişme Kabil havaalanının güvenliğinin sağlanması işinin Türkiye tarafından sürdürülmesi yönünde girişimlerde bulunulması oldu. Türkiye de stratejik gerekçelerle buna istekli olduğunu ortaya koydu. Ancak Türkiye’nin böyle bir şeye talip olması Taliban’ın tepkisine neden oldu. 
ABD’nin Türkiye askerinin kalmasını ve Kabil havaalanının güvenliğini sağlamasını istemesi, Taliban’ın Türkiye’yle karşı karşıya gelmeyi arzu etmeyeceği beklentisinden kaynaklanıyordu. Taliban da gerçekten Türkiye’yle karşı karşıya gelmek istemediğinden Türkiye askerinin Afganistan’dan çekilmesini ve Ankara’yla daha sonrasında güçlü bir bağ kurmayı arzuluyordu. Ama otorite savaşının devam ettiği süreçte Türkiye’nin fiilî olarak sahada yer almasını ve Kabil havaalanının kontrolünü elinde tutmasını istemiyordu. 
Taliban, Kabil hükümetinin dışarıdan destek alamaması durumunda kendi gerilla güçleri karşısında çok direnemeyeceğini ve Kabil’i teslim etmek ya da kendisinin bütün şartlarını kabul ederek anlaşmak zorunda kalacağını düşünüyor. Taliban’ın Afganistan’ın geleceğinde aktif olarak yer alacağını gören uluslararası ve bölgesel güçler de onunla köprüleri inşa etmeye hazır olduklarını ima etmeye çalışıyorlar. Bu durum ise Afganistan’ın yeni bir döneme girmekte olduğunu gösteriyor. Ama bakalım bu yeni dönem ülkeye sükûnet ve istikrar getirebilecek mi?

 

Yazar:
Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul