22 Mayıs 2022 - Pazar

Şu anda buradasınız: / SEKÜLERLEŞMENİN DİNÎ İNANÇ VE YAŞANTI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
SEKÜLERLEŞMENİN DİNÎ İNANÇ VE  YAŞANTI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

SEKÜLERLEŞMENİN DİNÎ İNANÇ VE YAŞANTI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Prof. Hamdi Gündoğar

Sekülerizmin Doğuşu
Seküler hayat anlayışı Orta Çağ Avrupası’ndan önce İlk Çağ felsefe dünyasında kendisine yer bulan bir düşüncedir. Orta Çağ’ın sonlarında gerçekleşen Rönesans ve Reform hareketleri ve daha sonrasında Aydınlanma dönemleriyle ile birlikte Kıta Avrupası’nda dînî hayatta önemli bir değişim ve dönüşüm yaşanmıştır. Dünya hayatında dînî otoriteye yer vermeyen seküler hayat anlayışı zamanla Batı dünyasına hâkim bir duruma gelmiştir. Bunun anlamı, toplumun dinden uzaklaşması, inanç ve eylemlerin ilahîamaçlar yerine dünyevî hedeflere yönelmesi ve kutsal değerlerin yerini maddî değerlerin almasıdır.
Toplumların gelişme yasalarının ancak rasyonel ilkelerle tespit edilebileceği düşüncesi ile modern anlamda ortaya çıkmaya başlayan sekülerleşme, sadece dinin zamanla marjinalleşmesini değil, aynı zamanda, ‘kutsal’ın da hayattan uzaklaşmasına yol açmıştır.2Sekülerleşme olgusunun tanımlamalarında; metafizik varlıklara inancın ortadan kalkması, toplumsal kurumlarda dînî nüfuzun azalması, modernleşmeyle birlikte insanların din ile ilişkilerinin azalması yer almaktadır. Bununla beraber sekülerleşmenin toplumda yerleşmesiyle beraber insanlar arasındaki ilişkilerde dinin hâkim konumunun zayıflaması, dinin toplumsal hayatın çeşitli alanlarından uzaklaşmasını görmekteyiz. Bunların özüne bakıldığında dinin, insanın kendi hayatına ait kararlarında bir referans kaynağı olmaktan çıkarıldığını anlaşılmaktadır.3
Deizmİnancının Pratiği Sekülerizm
Modern çağın en yaygın inanç problemlerinin başında dinin önem ve gerekliliği hakkında şüphe duyma ve çoğunlukla bu sebepten ötürü dini dikkate almama problemi, diğer ifadesiyle deist din anlayışı gelmektedir. Deizme göre âlem bir Tanrı tarafından yaratılmıştır ancak bu Tanrı âleme müdahale etmemektedir. Deistlere göre Tanrı mükemmeldir ve âlemi mükemmel kanunlarla yaratmıştır. Dolayısıyla sonradan âleme müdahalesi söz konusu değildir. Eğer sonradan âleme müdahale ederse bu, Tanrı’nın ve kanunlarının kusurlu olduğu anlamına gelir ki Tanrı için böyle bir şey söz konusu değildir. Ayrıca Tanrı insanı kusursuz bir akılla yaratmıştırve dolayısıyla insan aklı ile hem manevî ve ahlâkî dünyasını düşünüp tasarlayabilir hem de maddî dünyasını en güzel şekilde düzenleyebilir. Böyle olduğu için de Tanrı’nın peygamberler vasıtasıyla vahiy göndermesine gerek yoktur. İnsanlar tabii olarak dînîve ahlâkî bir yaşam sürdürme imkân ve kabiliyetine sahip bulunmaktadırlar.
Teoride deizmi benimseyen kişiler tabii olarak seküler bir yaşam tarzına sahip olmaktadırlar. Âleme müdahale etmeyen bir Tanrı anlayışı olan deizm beraberinde dünya işlerinde ilahi kanunlara yer vermeyen seküler anlayışı getirmiştir. Deizme göre artık modern insanın dine ihtiyacı yoktur ve din olmadan da insanlar iyi ve güzel davranışlar sergileyerek ahlâkî bir yaşam sürebileceklerdir.Seküler anlayışta dainsanın dünya işlerinde artık dînî kural ve kaidelere ihtiyacı söz konusu değildir.
Tanrı’nın âleme ve dünya işlerine müdahil olmadığı anlayışının sonucunda insanlar zamanla dinden ve dînî değerlerden uzaklaşmış, dînî değerlerin yerine dünyevî değerleri koymuş ve seküler bir yaşam biçimini tercih etmiştir. Bunun yanında dînî değerler yeniliğe ve gelişmeye engel olan etkenler gibi görülmeye başlanmış ve insanların dinden uzaklaşmasına sebep olmuştur.
Sekülerleşmenin sonucunda din, otorite ve saygınlığını yitirdiği için, dînî hayat da anlamını yitirmiştir. Din, içi boş, geleceğe dair hiçbir vaat ve hiçbir ümit içermeyen bir anlamsızlığa mahkûm edilmiş. Toplum manevî yaşamın dinamiklerinden yoksun bırakılmıştır. İlahî dinler hayattan koparıldıktan sonra, Tanrısız, kitapsız dinler çoğalmış beşeri ideolojiler, siyasî fikirler, sanat ekolleri birer din haline getirilmiştir. Seküler yaşamda amaç hız, haz ve paraya indirgenmiş, hayattan daha çok haz almak ve daha hızlı yasamak için para vazgeçilemez metâ olarak tanıtılmıştır. Daha çok para kazanmak amacıyla her yol meşru olarak görülmüş, sınırsız üretim ve tüketim bunun sonunda da sınırsız kazanç düşüncesi seküler insanın yegâne gayesi haline gelmiştir. Piyasayı yönlendiren “para” tanrılaştırılmış, sömürü adeta kan emiciliğe dönüşmüştür.4
Sekülerleşmenin insan hayatını etkileyen en somut tezahürlerinden biri zevk ve sefa tutkusudur. Nitekim yaşanılan hayatı öne alma, doyuma erme, bedenî hazzı ve şehevî arzuları tatmin etme, lüks ve rahat yaşama sarhoşluğu modern insanın açmazlarından birisidir. Artan seküler hayat anlayışıyla birlikte insan dünya hayatını doyum, zevk ve sefa sürme biçiminde algılamış, hedonist bir anlayışla dünyaya ait her hazzı tadınca yaşamın gereğini yerine getirmiş olma yanılgısına düşmüştür.
Kutsal Mekânlardan Uzaklaşmak ve Sekülerizm
Geleneksel toplumda yaşam alanlarının coğrafî/beşerî/ekonomik olarak merkezlerinde yer alan ibadethaneler, modern dönemde gündelik yaşamın aktiviteleri arasında daha az gidilen yerler haline gelmektedir.Daha önceleri hayatın merkezinde olan cami ve mescidlerzamanla bireylerin hayatlarında daha az yer kaplamaktadır. Şehirleşmenin beraberinde getirdiği sosyalleşme,manevî alan ile ilgili faaliyetlerin ve bu faaliyetler için ayrılan zamanın azalmasına neden olmakta vemanevî alan üzerinde bir kısıtlama getirmektedir. Modern şehir hayatı koşullarından dolayı ortaya çıkan ve kutsal mekânlara erişimi kısıtlayan iş hayatı, para kazanmanın temel değer haline gelmesi, insanları âhiret hayatını düşünmekten alıkoymuş ve sadece bu dünyaya odaklanmasına neden olmuştur. Bireyler daha önceleri kutsal mekânlara daha fazla vakit ayırabilecek bir yaşam şekline sahip iken, modern dönem şehirleşmesinde bahsi geçen sebepler nedeni ile kutsal mekânlara erişim ve ibadetlerini cami ve mescidlerde yerine getirme imkânı her geçen gün azalmıştır.5 Önceki dönemlere kıyaslandığında her yaş grubunda cami ve mescidlere devam eden kişilerin sayısında belirgin bir azalmanın olduğu gözlenmektedir. Manevî değerler alanında meydana gelen her boşluk kutsal mekânlara devamda da paralel bir boşluğu beraberinde getirmektedir.
Azalan İbadet Etme Oranları ve Sekülerizm
Müslüman toplumlardaki sekülerleşmenin en önemli göstergelerinden birisi kuşkusuz ibadet oranlarındaki değişimdir. Müslüman bir toplumun en önemli vasıflarından birisi namaz başta olmak üzere Ramazan orucu, zekât ve hac ibadetlerinin toplumun her kesimi tarafından yerine getirilmesidir. Ne var ki modern şehir hayatının başlamasıyla beraber toplum bazında dini görev ve ibadetlerin yerine getirilme oranları olumsuz yönde gelişme kaydetmiştir. Ortaya konulan veriler toplum hayatının önemli oranda sekülerleştiğini kanıtlar mahiyettedir. Her geçen yıl bir önceki yıla göre ibadet oranlarında azalma olduğu gözlenmektedir. Nitekim Yapılan bir başka araştırmaya göre, Türkiye’de hiç namaz kılmayanların oranı 2015 yılında % 18’den 2017 yılında % 22’ye yükselmiştir. Her gün beş vakit namaz kılanların oranı % 24’ten % 22’ye düşmüştür. Tüm Ramazan boyunca oruç tutanların oranı 2015 yılında % 52 iken, 2017 yılında % 45’e gerilemiştir. Öldükten sonra dirileceklerini ve hesaba çekileceklerini düşünenlerin oranı % 81’den % 73’e düşmüştür.6
Sekülerleşmenin Çağdaş Araçları İnternet ve Sosyal Medya
Yaşadığımız dönemdeki sekülerleşmeye küresel kitle iletişim araçları da büyük katkıda bulunmaktadırlar. Küresel kitle iletişim araçlarının kullanılmasıyla insanlar daha önce ulaşamadığı ve elde edemediği farklı imkânlar ve fırsatlara sahip olmuş, bununla birlikte eskiyi, örfü, âdeti ve mahremiyeti dışarda bırakan yeni bakış açıları ortaya çıkmıştır. Bu yeni bakış açısı tam da seküler bir hayat tarzına uygun olarak gelişmiş ve bu gelişim süreci çeşitlenerek devam eder duruma gelmiştir.
İnternet gündelik yaşamın biçimlenmesinde önemli rol oynayarak din, dil, gelenek, anane, örf, âdet, müzik, tüketim, kılık-kıyafet ve benzeri konularda hızlı dönüşümlerin yaşanmasına sebep olabilmektedir. İnternetin bu dönüşümdeki itici motor güçlerinden biri ise sosyal medyadır. Günün önemli kısmını sosyal medya araçlarını kullanarak geçiren, buralarda farklı kültürlerdeki insanlar ile etkileşim içinde olan yeni kuşaklar ile yaşamlarını içine doğdukları aile-arkadaş grubu çerçevesinde geçiren eski kuşaklar arasında kültürel kodların farklı olması şaşırtıcı olmayacaktır. Zira internet, yüz yüze iletişim için gerekli olan aynı mekân ve aynı zamanda olma zorunluluklarını ortadan kaldırmıştır. Böylece fizikî olarak bir arada olmayan ve hatta aynı zaman düzleminde yer almayan bireyler, sosyal yaşam ile sanal yaşamı birbirinden ayırt etmeden iletişim kurmaya başlamışlardır. Özellikle akıllı telefonlar ile cepte taşınmaya başlanan internet aileden, semtten ve eğitim kurumlarından farklı yeni bir toplumsallaşma sürecinin tetikleyicisi haline gelmiştir.
İnternet ve sosyal medya, bireylerin alışkanlıklarını, değerlerini, kültürel kodlarını değiştirme gücüne sahiptir. Nasıl ki televizyon ilk ortaya çıktığında ekonomik, toplumsal, bölgesel ve dînî farklılıkları aşarak ortak deneyimler meydana getirdi ise 21. Yüzyılın sosyal medyası da bir kültür taşıyıcısı ve aktarıcısı olarak aynı görevi daha etkin şekilde yerine getirmektedir. Normal şartlar altında karşılaşma durumu olmayan farklı kültürlere sahip bireyler sosyal medya aracılığı ile tanışabilmekte, kendilerine uzak kültürlerin dizilerine, filmlerine reklamlarına ve benzeri diğer yapımlarına ulaşabilmekte ve böylece sahip oldukları değer yargıları, yaşam tarzları ve benzeri alışkanlıkları dönüşebilmektedir.7 İnternet ve sosyal medya bağımlılığı zaman içerisinde Müslüman birey ve toplumların kendi aslî kültürlerini yaşam tarzlarını unutmasına ve sonrasında tamamen terk etmesine kadar gidebilmektedir.
Sonuç
Batı Avrupa’nın düşünce dünyasında baştan beri var olan, Rönesans, Reform ve Aydınlanma dönemleriyle beraber hızlanan seküler hayat anlayışı sadece Avrupa ile sınırlı kalmamış, zamanla bütün dünyayı etkilemiştir. Türk toplumu da bu etkiden nasibini almış ve son iki asırda ülkemizde seküler anlayış her geçen gün etkisini göstermiştir. Kutsal mekânlardan uzaklaşma, ibadet oranlarındaki azalma, dünyevî zevklerden haz almanın yegâne değer haline gelmesi, örf, âdet, gelenek ve göreneklerin göz ardı edilmesi, tesettür bilincinin önemli oranda kaybolması ve diğer birçok alandaki seküler anlayış bunu kanıtlamaktadır.
Toplumlar kutsal değerlerden uzaklaştıkça ve uzaklaştırıldıkça yerini seküler değerler alacaktır. Hayat boşluk kabul etmemektedir. Dine ve kutsala saygılı, örf ve âdetlerimize uygun bir eğitim modeli ile toplumu eğitmek elzem bir durum arz etmektedir. Aksi takdirde yeni kuşakları seküler hayat anlayışından kurtarmak mümkün olmayacaktır.
*Adıyaman Üniversitesi İslâmîİlimler Fakültesi Öğretim Üyesi.
Özay, Mehmet, Sekülerleşme ve Din, İstanbul, 2020, s. 33.
Niyazi Akyüz, Şahin Gürsoy, Modernleşme- Sekülerleşme İlişkisi Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme, Sekülerleşme ve Dînî Canlanma, Ankara, 2008, s. 82-83.
Özten, Ersan, “Teizm ve Deizm Açısından Vahye Olan ihtiyaç”, Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm, Van, 2017, s. 263.
Bkz. Ertit, Volkan, Sekülerleşme Teorisi, İstanbul, 2019, Liberte Yayınları, s. 211.
MAK Danışmanlık (2015, Temmuz) Toplumun Din Algısı ve Dine Bakışı, Erişim tarihi ve linki: 15 Kasım 2018.
Ertit, Volkan, Sekülerleşme Teorisi,s. 158-159.

Yazar:
Prof. Hamdi Gündoğar
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul