16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Ramazân-ı İçselleştirmek
Ramazân-ı İçselleştirmek

Ramazân-ı İçselleştirmek Zübeyde Nalban

 

Âhir zaman insanları olmamız hasebiyle, öncü sahâbe neslinden uzak fitnelerin ve fesâdların egemen olduğu bir dünyada, imanımızı ve akîdemizi muhâfaza edebilmemiz için; Kur’ân, namaz, oruç gibi zikirlere sarılmamız gerekmektedir. Bu fırtınalı dünya denizinde ibâdet ve duâ etmek Müslümanın can simididir. Rabbimize münâcât ettiğimiz bir af dilekçesi, kulluğumuzun göstergesi arsız nefislerin reçetesi olan mübarek günler, aylar, biz kulları için bir cennet müjdesidir.

Sonbaharda yaşlanmış yapraklarını döken bir ağaç gibi kurumaya yüz tutmuş olsa da kul Allah’ın mağfiretinden umudunu yitirmemelidir. Kalplere sükûnet getirecek olan çağrının sadece Allah’ı anmak olduğunu idrâk ettikten sonra, Rabbin sana kendisine giden yolda bir cennet kapısı daha aralıyor. İşte böyle bir kapı olan On Bir Ayın Sultanı Ramazan, Rabbimizle en kuvvetli bağı kurmak ve günahlardan arınmamızın fırsatını sağlamaktadır.    

Oruç, Rasûlullah’ın (s.a.s)  hicretinden bir buçuk sene sonra Şâbân ayının onuncu günü farz kılınmıştır. İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şâhitlik etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve Beytullah’a gücü yetenlerin orayı haccetmesidir.

“Ebû Hureyre (r.a)’ den aktarılan rivâyete göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Her kim Ramazan orucunu imanı sebebiyle ve mükâfatını yalnız Allah’tan umarak tutarsa, kendi lehine geçmiş günahları mağfiret olunur.”[1]

Ramazan ayı gün geçtikçe yaklaşıyor… Ömrü sona ermeyip de hayatta kalanlara müjdeler olsun! Ramazanın gelmesiyle günahların affı, cehennemden kurtuluş, derecelerin yükselmesi ve iyiliklerin kat kat hesaplanması gibi çeşitli çeşitli hidâyetler de getirmektedir. Ramazanın gelmesiyle birlikte şeytanın elebaşlarının zincire vurulmasından dolayı, hasenât hasletlerinin kazanılması kötü hasletlerin terk edilmesi için son derece önemli, bereketli olan bir zemin ve aydır.

-Rabbimiz Allah bir âyetinde şöyle buyuruyor:

“Gerçek şu ki insanlar kendi iç dünyalarını (ve hallerini değiştirmedikçe) Allah onların durumlarını değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)   

Gelmesiyle cennet kapılarının tamamen sonuna kadar açıldığı, cehennem kapılarının tamamen sonuna kadar kapandığı mübarek bir aydır Ramazan…

   Ramazan ayı, aynı zamanda insanlar kendisinden yüz çevirmelerine rağmen, Allah’ın emrine karşı gelmelerine, haramlarını çiğnemelerine rağmen, Yüce Allah’ın sevgisini merhametini her zamankinden daha fazla biz kullarına gösterdiği bir aydır.

Allah Teâlâ her sene istisnasız bir şekilde Ramazan fırsatını Müslümanlara bahşediyor. Âdeta buyuruyor ki; “Bak sana cehennem kapılarını kapatıyorum, cennet kapılarını açıyorum. Şeytanları zincire vuruyor, rahmet kapılarını açıyorum. Amellerinizi kat kat katlıyor, her gece kullarımı cehennemden âzad ediyorum ve her gece bazı kullarımın isimlerini cennete yazıyorum.”

Allah azze ve celle bu oruç ayından istifade etmemizi ve günahlarımızın affolunması için sebepler var ediyor. 

Sehl (r.a.) ‘dan aktarılan rivâyete göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Cennette, ‘er-Reyyân’ denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyâmet gününde yalnız oruç tutanlar girer, ondan oruç tutanlardan başka hiç kimse girmez. (Kıyâmet gününde:)

  • “Oruç tutanlar nerede?” denilir.
  • Oruç tutanlar kalkarlar ve o kapıdan girerler. Onlardan başka hiçbir kimse buradan girmez. Onlar girdiği zaman kapı kapatılır, artık bu kapıdan hiçbir kimse girmez.”[2]

      Bir annenin, evlâdına olan merhametinden daha merhametli ve daha şefkatli olan Rabbimiz kullarının her halinden haberdar olduğundan dolayı hataların telafisi için; tevbe etsinler, günahlarından dönsünler, diye fırsatlar sunar ve sebepler halk eder. Peygamber Efendimiz (s a s ) buyurmuştur ki; “Sizden birisinin kapısının önünden bir nehir geçse o nehirden günde beş defa yıkansa, onun üzerinde bir kötülük veya bir pislik kalır mı?” Sahâbîler; “Hayır, ey Allah’ın Rasûlü, kalmaz” dediler. Peygamber (s.a.s.) dedi ki: “İşte namaz da böyledir. Allah, mü’min kulun hatalarını bununla siler, atar.” dedi.[3]

-Allah bazı günleri bazı ayları kulları için bir fırsat haline getirir. Meselâ pazartesi orucunu ve perşembe orucunu tutmak gibi… Yine; “Kim Ramazan orucunu tutar da bir de buna Şevvâl orucunu eklerse; bütün bir seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.” buyrulmaktadır. Bu gibi muhteşem ibâdetleri, hafife almamak gerekir. Allah’ın malı pahalıdır. Allah’ın malı cennettir. Yani cennette ebediyyen gençlik vardır, ihtiyarlık, yaşlılık, hastalık, dert, keder yoktur. Ebedî bir hayat, ebedî bir mutluluk ve kurtuluşun başlangıcı olan o ‘reyyân’ denilen o sekiz kapıdan, şirk koşmayan mü’minlerin gireceği va’dediliyor.

Allah azze ve celle şöyle buyurur: “Size; içinizden, sıkıntıya düşmeniz kendisine ağır gelen, size oldukça düşkün, mü'minlere karşı şefkatli ve merhametli olan bir Peygamber gelmiştir.” (Tevbe, 9/128)

Ümmetini çok seven, mü’minlere karşı çok şefkatli ve onların küçük bir sıkıntısı dahi olsa üzüntüye kapılan bir rasûlün ümmeti olmak tabii ki de anlatılamayacak kadar büyük bir şereftir. Rabbim bütün mü’minleri kendisine lâyık olan bir kul, Peygamberi’ne hayırlı ümmet eylesin ki onu, inananlara şefaatçi eylesin!

-Ramazan Rabbimizden kullarına bir hediye olmakla birlikte kullarını O’na götürecek O’na yaklaştıracak her türlü güzellikleri de taşımaktadır. O halde kapımızı çalan bu mübarek Ramazanı nasıl ihyâ etmeliyiz ki Allah (cc)’ın affına mahzar olalım?

O’nun biz kullarına sunduğu bu güzel fırsattan nasıl istifade edebiliriz?

Her Müslümanın bir hedefi olmalı… Çünkü hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez! Şüphesiz Yüce Allah itaat ve ibâdet sırasında kalbimizin hazır bulunmasından hoşlanır.

Allah Teâlâ buyuruyor: “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na, sizin takvânız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.” (Hacc, 22/37)

-Sahâbîler,  Rasûlullah (s.a.s.)’ e, ruhun kalbe girmesini ve kalbi canlandırmasının işaret ve yansımalarını sorduklarında, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Aldanma yurdundan (dünyadan) sakınıp ebediyet yurduna yönelmek ve ölümden önce ölüme hazırlanmak.”[4]

Aldanma yurdundan (dünyadan) sakınmanın yansımaları; dünyaya karşı ilgisizlik, dünyayı ve dünyalıkları elde etmek için hırs duymamak, dünyayı ve dünyayı elde edememekten dolayı üzülmemek, dünya için yarış ve rekâbette bulunmayı terk etmek ve dünyalıklar konusunda çevremizdeki insanlara haset etmemektir.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

O halde bu mübarek ay boyunca takvâ bayrağını yükseltip onu gözümüzün önüne getirip koyup Allah’ın rızasına kavuşmak için kolları sıvamak gerekmektedir. Çünkü insanlar dünyadaki inançlarına ve amellerine göre haşredilir. Takvâ sahipleri özel binekler üzerinde bazıları üç, bazıları dört, bazıları beş, bazıları on kişilik guruplar halinde develer üzerinde getirilir. İnkârcılar ise yüzükoyun[5] bazıları ise yaya olarak mahşere sevk edilerek getirilir.[6]

Kalbi canlandıracak ve kalpteki imanı artıracak, biz Müslümanlara indirilen mûcize; Kur’ân-ı Kerîm’dir. Ramazan ile Kur’ân arasında güçlü bir ilişkinin olması, Yüce Allah’ın üstün kıldığı en büyük mûcizenin içinde indiği; kulları için lütufta bulunduğu bir aydır.

“O sayılı günler, insanlar için bir hidâyet rehberi, doğru yolun ve hak ile bâtılı birbirinden ayırmanın delilleri olarak Kur’ân’ın kendisinde indirdiği Ramazan ayıdır.”  (Bakara, 2/185)

Kur’ân oruçla birleşince imanı artıran ve yücelten sâlih ameller ortaya çıkacaktır.

Ramazan’da ve diğer aylarda önümüzde yapabileceğimiz birçok amel ve ameller bulunur. Bunlardan bazılarını zikredelim: Namaz, oruç, zikir, umre, itikaf, sıla-ı rahim, tebliğ, komşuya iyilik ve hayır-hasenât, insanların ihtiyaçlarını karşılama vs gibi ameller… Kişi yapılacak olan bu amellerden faydalandıkça kalpteki imanın seviyesini artıracaktır.

“Yarışanlar bunun için yarışsınlar.” (Mutaffifîn, 83/26)  

O yüzden başarıya ulaştıracak olan Allah’tır. Kendisinden yardım dilenecek ve tevekkül edilecek olan da O’dur. Oruç tutmak manevî bir kalkan olduğu gibi aynı zamanda da bir duruştur, huşûdur, zevktir, takvâdır, hem maddî temizliktir, hem de manevî temizliktir. Aynı zamanda Allah’a yaklaştıran bir vâsıtadır.

Ebû Hureyre (r.a.)’ın rivâyetiyle Önderimiz Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

“Nice oruçlu kimseler vardır ki, orucundan kendisine aç kalmaktan başka bir şey yoktur. Ve gece namazına nice kalkan kimseler vardır ki, kalkışından kendisine uykusuzluktan başka bir şey hâsıl olmaz.”[7]

-Öyle ki amellerde gevşeklik başlayınca imanın nuru azalır ve iman zayıfladıkça dünya sevgisi artar. Öyle ki kulun Allah’tan ve Allah’ın kuldan uzaklığı artar. İşte o vakit ne Kur’ân’dan ne namazdan ne oruçtan haz ve huşû alınamaz olur.

Kur’ân-ı Kerîm’de sorunumuzun iman sorunu olduğunu vurgulayan birçok âyet vardır. Ramazan ayı inananlar için güçlü bir başlangıç olmakla beraber yine kur’an ve takvâ yoluyla imanın lezzeti alınabilir takvâ ile durum düzeldiği takdirde Allah’ın yardımı da gelecektir.

Bu Ramazan ayında duâlarımız her zamankinden daha makbul, bu Ramazan’da ibâdetlerimiz her zamankinden daha değerli, bu Ramazan’da gözyaşlarımız başka zamanlardan daha değerli ve mübarektir.

Rabbimiz Allah (Azze ve celle) şöyle buyuruyor:

             “İnsanlar, (sadece) iman ettik, diyerek imtihandan geçirilmeden bırakılacaklarını                      mı sandılar?” (Ankebût, 29/2)

La ilahe illallah diyen, Allah’a ve Rasûlü’ne iman eden, öldükten sonra tekrar dirilmeye iman eden, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman eden Müslümanlar!

Yaşadığımız bu coğrafyaya baktığımızda insanlık olarak büyük bir imtihandayız. Yakınlarımız yalnız tek başına hastalanıyor, yalnız ölüyor, yalnız gömülüyor, taziyelerine dahi gidilmiyor. Kâbe Allah’ın evi, Müslümanlara kapalı, vakıflar medreseler kapalı. Allah inananlardan samimiyet istiyor, Müslüman kardeşler toplanıp hasbihâl edemez hale geldi. Bu imtihanın inananları daha çok düşündürmesi gerekiyor. O yüzdendir ki bu Ramazan ibâdetlerimizin, gözyaşlarımızın, oruçlarımızın, her zamankinden daha değerli olduğuna inanarak bu Ramazanı cennet yapmalıyız.

“Allah’ın dinini dert edinenin özel dertlerini Allah satın alır.”

“Allah’ın dinini dert edinmeyeni; Allah kendi derdiyle baş başa bırakır.”      

Bu gelecek olan Ramazan’da Allah (c.c.) her gecesinde sayısını sadece kendisinin bildiği kullarının iyi kötü her halini bildiği halde onları rahmetiyle kuşatıp cehennem ateşinden kurtarma müjdesi veriyor.

Rabbimiz Allah (azze ve celle) Kadir sûresinde şöyle buyuruyor:

1 – “Doğrusu biz onu Kur’ân’ı Kadir Gecesi’nde indirdik.

2- Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sana bildiren de nedir?

3- O Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4- Onda- o gecede-melekler ve Cebrâil, Rablerinin izniyle her bir iş için iner.

5- O - gece-ta şafak sökünceye kadar esenliktir, selâmettir.”

Ramazan ayının bütün aylardan daha özel bir ay olması yapılan ibâdetlerin Allah tarafından misli misline verilmesindendir.

Allah (c.c.) kerîm, cömerttir. Allah âdeta; “Ben inanan kullarımı gevşeklik yapmayan,  manevîyatını artıran, bu Ramazan ömrüm yetmeyip bir sonraki Ramazan’a yetişemem diyerek maneviyatını artıran kullarımı ödüllendireceğim” demişse onun lütfundan kat kat artırarak verecek demektir.

Ebû Hureyre (r.a) ‘dan aktarılan rivâyette

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

  •  

“Ben oruçluyum” desin.

Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlu ağız kokusu, Yüce Allah katında misk konusundan daha temizdir.

Allah Teâlâ;

-Oruçlu kimse, benim için yemesini, içmesini, cinsi arzusunu terk eder. Oruç doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Hâlbuki diğer güzel amellerin hepsi on misli ile ödenir.”[8]

 Bir kudsî hadiste şöyle buyrulur: “Ey Âdemoğlu! Sen bana duâ ettiğin ve (seni bağışlayacağım konusunda) bana ümit beslediğin sürece, senin hatalarını bağışlarım ve hiç aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Senin günahların göğün bulutlarına ulaşsa da benden bağışlanma dilersen seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Sen dünya dolusu hatayla gelip bana hiçbir şeyi ortak koşmadan bana ulaşmış olsan, şüphesiz seni dünya dolusu bağışlanma ile karşılarım.”[9]

Şüphesiz ki Yüce Rabbimizin bağışlaması tüm günahları ve günahlarımızı kapsar. Biz Müslümanlardan istenilen sadece samimi, ihlâslı, bir şekilde O’na yönelmemizdir. Gaflette olunan günahların hataların üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin ondan özür dilemememizdir. Biz kullarını korku şüphe ve endişeye düşüren nefislerimizin şerrinden dolayı Allah’ın rızasını kazanmak için ve biz inanan kullarını affetmesi için ısrarcı olunması gerekmektedir.

Çünkü insan için her şey ölümle bitmiyor. Asıl hayat ölümden sonra başlayacak olan hayattır.

Rabbimiz Allah bakın ne buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için önceden ne göndermiş (hazırlamış) olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının, şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Haşr, 59/18)        


[1] Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l - Îmân, 28, Hds:31.

[2] Sahîh-i  Buhârî, Kitâbu’s-Savm, 4, Hds:6.

[3] Buhârî, Mevâkît, 6, Hds: 346.

[4] Hâkim, el-Müstedrek, 346: Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, 352.  

[5] Bkz: Furkân, 25 /34.

[6] Buhârî, Rikâk, 47, H:65/32.

[7] Sünen-i İbni Mâce, Kitâbu’s-Sıyâm, B:21, Hds:1690.

[8] Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’s-Savm, B:2, Hds: 4.   

[9] Tirmizî, De’avât, 99.

 

Yazar:
Zübeyde Nalban
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul