16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Dinleyenler İçin Nasihat!
Dinleyenler İçin Nasihat!

Dinleyenler İçin Nasihat! Muhammed İslamoğlu

DİNLEYENLER İÇİN NASİHAT!

“Onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.”1 diye buyurur, kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan Allah Teâlâ.

Ve yine buyurur:

“Sen öğüt verip hatırlat! Çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar.”2

İbn Abbâs (r.anhuma) anlatır:

Rasûlullah (s.a.s.)'e:

-“Ya Rasulallah, oturup kalktığımız kimselerden kim daha hayırlıdır?” diye soruldu.

O da:

“Görülmesi size Allah'ı hatırlatan, konuşması sizin ilminizi (amelinizi) arttıran ve ameli de size âhireti hatırlatan kimsedir.” buyurdu.3

Merhamet olunmuş, vasat, şâhid ve hayırlı ümmetin dosdoğru yol göstericisi, önderi ve örneği Rasûlullah (s.a.s.), ümmetinin nasihatçısı ve hayır dileyicisidir... Ondan sonra Peygamberlerin vârisleri olan İslâm âlimleri, konumları gereği ümmetin fertlerine nasihat edip doğruyu, iyiyi ve hayrı beyân ederek, ümmetin sağlık ve selâmeti için çalışmaktadırlar... Onlardan sonra da her mü'min Müslüman şahsiyet, diğer mü'min Müslüman kardeşleri için birer hayır dileyicisi olarak nasihat ederler... Birbirlerinin hayırlı kardeşleri olan muvahhid mü'minler, birbirlerine Allah'ı ve ebedî olan âhireti hatırlatır, iyiliği emreder, kötülükten alıkor, her zaman ve her mekânda birbirlerinin iyiliğini isterler...

Bu hayırlı nasihatçilerden birisi de, Aziz İslâm Milleti'nin müctehid imamlarından İmam Hasan el-Basrî (rh.a.)’dir... Allah Teâlâ, ondan razı olsun ve rahmet eylesin... Peygamberlerin vârislerinden ve ümmetin imamlarından olan İmam Hasan el-Basrî (rh.a.)'in nasihatlerine kulak verip dinlemek ve ona göre davranmak, her mü'min Müslüman için dünya ve âhiret kârı olup faydalanılması gerekli olan hikmetlerdendir...

Söz, İmam Hasan el-Basrî (rh.a.)'in, okumak, dinlemek ve o hikmetlerden faydalanmak, her muvahhid mü'minindir!..

1- Mâlik b. Dînâr (rh.a.) anlatır:

Hasan el-Basrî (rh.a.) şöyle dedi:

“-Gerçek iman, gıyabında Allah'tan korkan, Allah’ın rağbet ettiğine rağbet eden, Allah'ı gazaplandıran şeyleri terk eden kimsenin imanıdır.

Daha sonra Hasan:

“Kulları içinde Allah’tan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar.” (Fâtır, 35/28) âyetini okudu.”4

2- İmrân el-Mınkârî anlatır:

Bir gün Hasan el-Basrî'ye, söylediği bir şey hakkında:

-“Ya Ebâ Saîd, fakîhler böyle söylemiyor?” dedim.

Bunun üzerine şöyle dedi:

-“Yazıklar olsun sana! Sen kendin fakîh gördün mü hiç? Fakîh dediğin, dünyaya karşı isteksiz, âhirete karşı arzulu, dininin işinde uyanık olan ve Rabbine ibâdete aralıksız devam eden kimsedir ancak!”5

3- Mâlik b. Dînâr der ki:

Hasan el-Basrî'ye:

-“Âlime verilecek cezâ nedir?” diye sordum.

-“Kalbinin ölümüdür” dedi.

Ona:

-“Kalbin ölümü nasıl olur?” diye sordum.

-“Âhiretin ameliyle dünyalık elde etmeye çalışmaktır” dedi.6

“Biz, Rasûllerden hiç kimseyi ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik.”7 diye buyuran Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın en son Rasûlü Muhammed (s.a.s.)'in beyânıyla "Peygamberlerin vârisleri"8 olan İslâm âlimlerinden müctehid İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), gerçek imanı tarif etmiş, korku ve ümit arasında olmanın gereğini beyânla, Allah'ın razı olduklarını yapmak, gazaplandıklarını terk etmek olduğunu söylemiştir...

Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah'a ve Rasûlü’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadılar.....”9 diye beyân buyurduğu mü'minlerin imanı!.. Şüphesiz ve katıksız, saf, tertemiz iman kalbe yerleşince, önce kalbe, sonra bütün beden organlarına hâkim olur ve kendisine lâyık bir şekilde hareket etmelerini gerçekleştirir... Allah'ın rağbet edip razı olduklarına yönlendirir ve Allah'ın razı olmayıp gazaplandığı şeylerden sakındırarak uzaklaştırır...

İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), gerçek âlim olan fakîh şahsiyetinin vasıflarını beyân etmiştir ki, böyle olan muvahhid mü'min bir fakîh, "âhiret ameliyle dünyalık elde etmeye çalışmaz!.." Çünkü, gerçek fakîh olan bir mü'min Müslüman kişi, dünya malına karşı isteksiz, âhirete karşı arzulu, dininin işinde uyanık, Rabbi Allah'a, emrolunduğu gibi dosdoğru kul olup ibâdetlerinde Rasûlullah’ın (s.a.s.) Sünneti'ne uyarak devamlı olan kişidir... İşte bu vasıflarda olan âlimler, bâkî olanı, fânî olana tercih etmiş ve Peygamberlerin vârisleri olmuşlardır... Peygamberlerin vârisleri olan şahsiyetler, yeryüzünün vârisleri ve halîfeleridirler...

“O (Allah), sizi yeryüzünün halîfeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi, kiminize göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.”10 buyurur yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle!..

4- İbn Mübârek (rh.a.) bildirir.

Hasan (rh.a.) şöyle demiştir:

-“Mü'min için dünya ne güzel yurttur. Onun için çok az çalışır ve azığını alarak cennete gider.

Kâfir ve münafıklar için dünya ne kötü yurttur. Gece-gündüz çalışır, azığını da alarak cehenneme gider.”11

5- İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), Rasûlullah (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu nakleder:

"Dünya, mü'minin zindanı, kâfirin ise cennetidir."12

İmam Hasan el-Basrî (rh.a.) şöyle der:

-“Vallahi, mü'min bir kimse, sabaha çıkınca hüzünlü olur. Nasıl hüzünlü olmasın ki? Muhakkak ki ona, Allah Azze ve Celle'den kendisinin cehenneme gireceğine haber gelmiş amma oradan çıkacağına dair bir haber gelmemiştir.”13

Vallahi, onun başına hastalıklar, musibetler ve kendisini kızdıracak hadiseler mutlaka gelecek ve kendisine muhakkak zulmedilecektir de ona yardım edilmeyecektir. Bununla o, Allah Azze ve Celle'den sevab umacak ve o, bu şekilde başına gelenlerle üzgün ve korkmuş bir şekilde dünyadan ayrılacaktır. İşte, oradan ayrılınca, rahata ve mükâfata ulaşacaktır.14

6- Hasan el-Basrî (rh.a.) der ki:

-“Mü'min kişi, hüzünle sabahlayıp yine hüzünle akşamı eder. Onun için bundan başka durum da söz konusu olamaz. Çünkü devamlı iki korku arasındadır. Biri, geçmişte işlenen ve Allah'ın buna karşı ne yapacağını bilmeyen günahlardan dolayı duyulan korku. Diğeri de geriye kalan ömürden yana, hangi musibetlere mâruz kalınacağının bilinmeyişinden doğan korkudur.”15

7- Hasan el-Basrî (rh.a.) şöyle der:

-“Her bir kişi, derdini taşıdığı şeyle beslenir. Kişi, bir şeyi dert ettiği zaman da onu çok anar.

Bilin ki âhireti olmayanın, dünyası da olmaz. Dünyasını âhiretine tercih eden kişinin de ne dünyası, ne de âhireti olur.”16

İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), erkek olsun, kadın olsun ümmetin her mü'min Müslüman ferdine böyle nasihat ediyor ve dünyevîleşme konusunda çok hassas davranmalarını, dünyevîleşmemek tavsiyesinde bulunuyor... Hikmet ehlinin beyânıyla, "derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur!"

İnsanoğlundan dünyevîleşenlerin başında, Allah'ın Nebîsi ve Rasûlü Mûsâ (a.s.)'ın kavminden olan "Kârûn" gelir... Kârûn'un kıssası, insanlık âlemi için en büyük ibretlik bir örnektir...

Rabbimiz Allah Teâlâ, hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de, "Kârûn" hakkında şunları beyân buyurur:

“Gerçek şu ki Kârûn, Mûsâ'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi, ona demişti ki: 'Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez.

Allah'ın sana verdiğiyle âhiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsân ettiği gibi, sen de ihsânda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.'

Dedi ki: 'Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir. Bilmez mi ki, gerçekten Allah kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu günahkârlardan kendi günahları sorulmaz.

Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı.  Dünya hayatını istemekte olanlar; 'Ah, keşke, Kârûn'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir' dediler.

Kendilerine ilim verilenler ise: 'Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve sâlih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır. Buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz' dediler.

Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.

Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: 'Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip yaymakta ve kısıp daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lûtfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkâr edenler, felâh bulmaz' demeye başladılar.

İşte âhiret yurdu, Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) sonuç takvâ sahiplerinindir.”17

Bu ibretlik ve unutulmaz bir ders veren kıssayı, her muvahhid mü'min defalarca okumalı, tefsirlerdeki bilgileri, hikmetli yorumları öğrenmeli, hayatını, aldığı dersler doğrultusunda düzene sokmalı ve kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan yegâne Rabbi Allah'ın emirlerine itaat edip, dosdoğru yoldan ayrılmayıp, emrolunduğu gibi dosdoğru olmalıdır!..

Âlemlerin Rabbi Allah, insan kullarına seslenerek şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar, Rabbinizden korkup sakının ve öyle bir günün azabından çekinip korkun ki, (o gün hiç) bir baba çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.”18

Asla inkâr edilemeyecek hakikat budur!..

Kulları içinde Allah’tan en çok korkan âlimlerden İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), muvahhid mü'min kardeşlerine nasihatına devam eder!..

8- Hasan el-Basrî (rh.a.) der ki:

-“Mü'min kabrinde, önceden yaptığı amellere dayanır. Önceden yaptığı ameller iyi ise, bu dayanağı da iyi olur, kötü ise dayanağı da kötü olur. O hâlde bu zaman zarfında (ölmeden) iyi şeyler yapmakta acele edin. Yüce Allah, size merhamet etsin!”19

9- Abdulvâhid b. Safvân bildiriyor:

Hasan el-Basrî ile beraber bir cenâzedeydik.            Hasan dedi ki:

-“Bugün için çalışan kişiye yüce Allah merhamet etsin. Bugün sizler, kabirdeki kardeşlerinizin yapamadıkları şeyleri yapmaya muktedirsiniz. Hesaba çekilip, hesabınız sorulmadan sağlığınızı ve boş vakitlerinizi iyi değerlendirin!

(Hasan el-Basrî) şunu kastetmekteydi: Dünyaya güvenip oturmayın!”20

İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), bu değerli nasihatıyla, izinden ayrılmadığı önderimiz Rasûlullah (s.a.s.)'in bir hadîs-i şerîfini hatırlatmaktadır...

İbn Abbâs (r.anhuma) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Sağlık ve boş vakit, insanlardan pek çoğunun bunlardan faydalanmak hususunda aldandıkları iki büyük nimettir.”21

Bu hadisin şerhinde, İbn Battâl (rh.a.) şöyle der:

-“İnsan, beden sağlığını güvenceye almadıkça rahat edemez. Sağlığını güvence altına alan kimse, Allah'ın kendisine verdiği nimete şükretmeye devam etsin. Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmak, O'na şükretmektir. Bunu yerine getirmeyen ise aldatılmıştır. Hadisteki "çoğu kimse" ifadesi ile de emirleri yerine getirip yasaklardan sakınan kimselerin sayıca azlığına işaret edilmiştir.”

İbnu'l-Cevzî (rh.a.) şöyle demiştir:

-“İnsan, bazen sağlıklı olur, fakat mâişete kendini veremez. Bazen zengin olur, fakat sağlığı pekiyi olmaz. Hem sağlık, hem de zenginlik bir araya gelip de tembellik galip gelirse, işte o kişi aldanmıştır. Bütün bunlar, dünyanın âhiretin tarlası olmasındandır. Dünyada ticaret vardır ki, onun faydası âhirettedir. Fırsatlarını ve sağlığını Allah'a itaatte kullanan kimse,  gıpta edilecek kimsedir. Vaktini ve sağlığını Allah'a mâsiyet ederek kullanan kimse, aldanan kimsedir. Zira fırsatı iştigal, sağlığı da hastalık takip eder.”22

10- Hasan el-Basrî (rh.a.) der ki:

-“Ey Âdemoğlu, çabuk ol, hızlı davran! Kaplarınızı (amel defterlerinizi iyilikle) doldurmaya bakınız. Bağlarınızı sağlam tutup, uysal bineklere binip, yumuşak elbiseler giyersiniz, sonra sizin için: "Vallahi, öldü ve âhirete gitti" denir.

Mü'min, Allah için birkaç gün amel eder. Vallahi, dünya nimetlerinden ve rahatlığından faydalandığı için pişman olmaz, amma dünya ona doğru akmasına rağmen o, dünyayı önemsemez ve âhireti için dünyaya meyletmez. Dünyada, âhireti için azık hazırlar ve dünya onun için bir yurt olmaz, nimetlere rağbet etmez, rahatlığına sevinmez, başına gelen bir belâdan dolayı, sevabını Allah’tan umar, amma kendini büyük görmez. Dünyayı elde etmeyi ummaz ve ölene kadar, Allah'ın rahmetini umut etmekle beraber rızasını kazanamamaktan korkar.

Bu kişiye ne mutlu! Allah onu, korkusundan emin kıldı, ayıbını örttü ve hesabını kolaylaştırdı. Müslümanların güzelleri şöyle derlerdi: Hayat, sabah, akşam ve gecenin bir bölümünde olan yolculuktur. Ey Âdemoğlu, hayırda olman seni oyalamasın. Kul, Allah kendisine cenneti nasip ettiği zaman kurtuluşa ermiştir. Allah, cennetiyle kimseyi aldatmaz ve kimseye emân (cennete gireceğine dair garanti) vermemiştir. Cimrilik arttı ve insanlar kendisini güvende hissetmeye başladı. Temennî eden, bâtıl şeylerle aldanarak Allah katında temennîlerde bulunmaya başladı.”23

11- Hasan el-Basrî (rh.a.) der ki:

-“Dünyada sizi meşgul edecek şeylerden sakının! Çünkü dünya meşgaleleri çoktur. Ayrıca insan, kendisine bir meşgale kapısı açarsa, o kapının da on meşgale kapısı daha açması pek mümkündür.”24

12- İmam Hasan el-Basrî (rh.a.) şöyle der:

-“İnsanoğlu zavallıdır. Helâl şeylerinin bir hesabının olduğu, haram şeylerinde ise bir azabın olduğu bir dünyaya razı oldu. Eğer helâlinden alırsa, bu nimetlerden dolayı hesaba çekilir, eğer haram şeylerden alırsa azap görür. İnsan, malını az görür de amelini az görmez. Dininde bir musibete uğramasına sevinir de, dünyalık şeylerde belâya mâruz kalmaktan korkar.”25

İmam Hasan el-Basrî (rh.a.), bir Peygamber vârisi sıfatı ve nasihat vazifelisi olarak Müslüman halka nasihat ederken, aynı zamanda Allah'ın indirdiği ile hükmeden "Emîru'l-mü'minîn" makamındaki halîfeye de mektup yazıp nasihatlerde bulunmuştur... Asrının müceddidi26 ve "Emîru'l-mü'minîn" olan İmam Ömer b. Abdulazîz (rh.a.)'e yazdığı nasihat mektubu meşhurdur... O uzun mektubundan bazı bölümlerini buraya kaydedelim...  Her ne kadar bu mektup, Emîru'l-mü'minîn İmam Ömer b. Abdulazîz (rh.a.)'e yazılmışsa da, ümmetin her ferdini ilgilendiren nasihatler olduğu için hepimizin faydasınadır!..

13- Hasan, Ömer b. Abdulaziz'e şöyle bir mektup yazdı:

“Bilmelisin ki tefekkür, kişiyi hayra ve hayırlı şeyleri yapmaya yönlendirir. Yapılan kötülükten dolayı duyulan pişmanlık da, o kötülükten uzak durmaya götürür. Çok olsa dahi, seni varlıklı kılacak olsa dahi, fânî olan bir şey, asla bâkî olan bir şeyin dengi olamaz. Uzunca bir rahatlığı ardından getirecek geçici sıkıntılar, ardından uzunca sıkıntıları getirecek geçici rahatlıktan daha hayırlıdır.

Bu yok edici, aldatıcı, kandırmak için türlü hilelerle süslenen iki yüzlü dünyadan sakın! Hilelerle insanları aldatır, peşinden koşanları helâk eder. Damat adaylarına süslenip bir gelin gibi görünür. Gözler hep üzerinde olur, nefisler hep onu arzu eder. Kalpler, ona meyleder, düşünmeyi iptal eder. Oysa kendisiyle evlenecek herkesin kâtili olur. Ancak geriye kalanlar, ölüp gidenlerden ibret almaz, yenisi, eskisine bakarak uzak durmaya çalışmaz. Akıllı kişiler, bu konuda yaşadığı tecrübelerden faydalanmaz, Allah'ı tanıyan ve O'nu tasdik eden kişi de uyarıldığı zaman öğüt alıp düşünmez. Ona âşık olununca, kalpler onu sevmekten, nefisler onu arzulamaktan geri durmaz. Bir şeye âşık olan kişinin gözü, artık başka bir şeyi görmez,27 aklı başka bir şeyle meşgul olmaz. Artık ya bu mâşûkuna kavuşur ya da onun hasretiyle yanıp gider.

(.........................)

Sen, her şeyiyle dünyadan sakın! Bil ki dünya, yılana benzer. Dokunursun yumuşaktır amma öldürücü zehiri vardır. Giderken ondan çok az bir şey götürebileceğin için nefsine hoş gelen şeylerden uzak durmaya çalış. Sana türlü acılar tattıracağını, bir gün ondan ayrılacağını bildiğin için kendisinden yana endişelere kapılma. Ondan yana bir rahatlık içinde olacağına, vereceği sıkıntılar karşısında dayanıklı ol. Seni sürüklemesinden sakın ve içinde bulunduğun durumdan dolayı da sevin. Bil ki dünya peşinde koşan kişi, içinde bulunduğu durumun sevinciyle kendisini güven içinde hissettiği sürece, dünya, önüne yeni sıkıntılar serecektir. Dünyalık olarak ne zaman bir şeyler elde ederse ve biri, bundan dolayı onu övse dünya, mutlaka bu durumu tersine çevirecektir. Dünyada kendini mutlu sanan kişi aldanmıştır. Şimdi ondan faydalanan kişi, yarın bunun zararını çekecektir. Ondan gelen rahatlık belâlara, ona bağlanma ise yok olmaya doğru götürür. Ondan gelen mutluluk üzüntüyle karışmıştır. Ömrünün sonunda da kişiyi zayıf ve rezil bir duruma düşürecektir.

(.........................)

Düşünsen, dünyanın üç günden ibaret olduğunu göreceksin! Biri geçmiştir ve artık ondan alabileceğin bir şey yoktur. Diğeri içinde yaşadığın gündür ve bugünü lehine çevirmen gerekir. Bir diğeri ise yarındır, ancak yarına çıkıp çıkamayacağını da bilemezsin. Kim bilir belki de yarın gelmeden ölmüş olursun. Dün, seni eğiten bir bilge gibidir. Bugün, senden ayrılacak bir dost gibidir. Dün, her ne kadar gidişiyle sana acı vermiş olsa da, onu kaybetmiş olsan da sana öğütlerini bırakmıştır. Dünün halefi de (bugün) sana gelmiştir. Uzun bir zamandır beklediğindi ve çok kısa bir süre sonra da senden tekrar ayrılacaktır. Yarın için ise elinde sadece ümitlerin vardır. Onun için amellerine dayan ve ecel gelmeden ümitlerinle aldanma. Yarının ve sonraki günlerin kaygılarını da sakın bugüne taşıma! Zira bu şekilde hem üzüntünü, hem de yorgunluğunu arttırmış olur, birkaç gün içinde yetecek olan bir şeyi tek günde bir araya getirmeyi dilemiş olursun. Amma heyhat! Meşguliyet arttıkça üzüntüler de çoğaldı, yorgunluklar arttı.  İnsan, ümitleri uğrunda amellerini hebâ etti. Şayet yarına olan ümidin kalbinden çıkacak olsa idi, bugünün amelini en iyi şekilde yapmış olur, yarına noksansız bir şekilde girmiş olurdun. Ancak yarından yana olan ümidin seni aşırılığa sevk etti ve taleplerini artırdı. Oysa istesen sadece bugününle ilgilenirdin. Bil ki dünya, sadece iki ân arasında olan bir ândan ibarettir. Bir ânı geçmiştir, bir ânı gelecektir, diğeri de senin içinde bulunduğun ândır. Geçen ve gelecek ândan yana alacağın bir lezzet, tadacağın bir acı yoktur. Amma dünya, bu iki ân arasındaki bir ândır.

İşte seni aldatıp da cennetten alıkoyan ve seni cehenneme götüren ân, bu ândır. İyice düşünürsen, bugünün senin yanında bir misafir olduğunu ve senden ayrılacağını anlarsın. Bu misafirini, iyi bir şekilde ağırlar ve gerekli ikramı yaparsan, yarın senin lehine şâhidlik eder, yaptıklarından dolayı seni över ve seni doğrular. Ancak kötü bir şekilde ağırlar ve ikramlarda bulunmazsan gözlerinin önünden süzülüp gider. Bunlar da kardeş olan iki gün gibidir. Biri, yanında misafir olmuştur. Onu iyi ağırlamamış ve ikramını yapmamışsan, diğer kardeşi geldiğinde sana der ki: Kardeşimden sonra sana geldim. Bana yapacağın iyilikler, kardeşime yaptığın kötülükleri silecek, ona yaptıkların bağışlanacaktır. Bunu iyi değerlendir. Giden kardeşimden sonra yanına geldim. Eğer akıllı davranırsan sen kârlı çıkarsın. Artık sen karar ver ne yapacaksan yap!

Eğer ona da önceki kardeşi gibi kötü davranacak olursan, öldüğünde bu iki kardeş aleyhinde tanıklık edeceklerdir. Ömründen geriye kalanın paha biçilmez bir değeri vardır. Dünyayı bir araya getirsen dahi, ömürden kalan bir güne eşdeğer olmaz. Onun için bugününü harcama! Dünyalık şeylerle ona değer biçip heba etme! Ölmüş olan düne, şu ân elinde ve senin olan bugünden daha fazla değer verme!”28

“Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için!”29

  1. Nisâ, 4/63.
  2. Zâriyât, 51/55.
  3. İmam Ebû Muhammed Abdulhamîd b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehâb- Abd b. Humeyd Müsnedi, Çev.Serkan Ünal, Konya, 2015, sh.310, Hds.631.

Celâleddin es-Suyûtî, el-Câmiu's-Sağîr Min Ahâdîsi'l-Beşîri'n-Nezîr, Çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2013, c.5, sh.89, Hds.7546 (4063). Hâkim et-Tirmizî'den.

  1. Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, Çev.Mehmet Emin İhsanoğlu, İst.1993, c.2, sh.384, Hbr.1549.
  2. Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.29, Hbr.300.

Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, c.2, sh.379, Hbr.1518-1521. sh.394, Hbr.1604.

Beyhakî, Şu‘abu'l-Îmân, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.2, sh.602, Hbr.1694.

Beyhakî, es-Sünenü'l-Kebîr, Çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2016, c.1, sh.234, Hbr.504.

Ebû Nu‘aym el-Isbehânî, Hilyetu'l-Evliyâ ve Tabakâtu'l-Asfiyâ, Çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.1, sh.575.

  1. Beyhakî, es-Sünenü'l-Kebîr, c.1, sh.234, Hbr.503.

Abdullah b. Mübârek, Kitâbu'z-Zühd ve'r-Rekâik, Çev.Abdullah Samed Afaracı, İst.2015, sh.479, Hbr.1514.

İbn Abdi'l-Berr, Câmiu Beyâni'l-İlmi ve Fadlihî, Çev.Mahmud Varhan- Ali Yücel, İst.2015, sh.225, Hbr.736.

Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, c.2, sh.376, Hbr.1503.

  1. Nisâ, 4/64.
  2. Ebû'd-Derdâ (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Âlimler, Peygamberlerin vârisleridirler. Peygamberler, miras olarak dinar ve dirhem bırakmazlar, ilim bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse, çok büyük bir nasip elde etmiş olur.”

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-İlm, B.1, Hds.3641.

Sünen-i İbn Mâce, Mukaddime, B.17, Hds.223.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İlm, B.19, Hds.2822.

Sahîh-i Buhârî, Kitabu'l-İlm, B.11. (Bab başlığında)

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev.Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2013, c.1, sh.404, Hds.569.

İbn Abdi'l-Berr, Câmiu Beyâni'l-İlim ve Fadlihâ, sh.47, Hds.112.

  1. Hucurât, 49/15.
  2. En'âm, 6/165.
  3. Ahmed b. Hanbel, Kitâbü'z-Zühd, c.2, sh.400, Hbr.1642.
  4. Sahîh-i Müslim, Kitâbü'z-Zühd ve'r-Rekâik, Hds.1.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbü'z-Zühd, B.12, Hds.2426.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbü'z-Zühd, B.3, Hds.4113.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.618-619, Hds.24252-24254.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahîhayn, Çev.M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.8, sh.698, Hds.6604.

  1. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
  2.  

Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.

Sonra, takvâ sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.” Meryem, 19/70-72.

  1. Abdullah b. Mübârek, Kitâbu'z-Zühd ve'r-Rekâik, sh.47, Hbr.123.
  2. Ebû Nu’aym el-Isbehânî, Hilyetu'l- Evliyâ, c.1, sh.546.
  3. Ebû Nu’aym el-Isbehânî, Hilyetu'l- Evliyâ, c.1, sh.569.
  4. Kasas, 28/76-83.
  5. Lokman, 31/33; Fâtır, 35/5.
  6. İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Ebi'd-Dünyâ Külliyatı- Hadislerde Dünyanın Yerilmesi (Zühd), Cev.Hüseyin Yıldız, İst.2013, c.3, sh.120, Hbr. 58.
  7. İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Ebi'd-Dünyâ Külliyatı, c.3, sh.121, Hbr.59.
  8. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'r-Rikâk, B.1, Hds.1.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbü'z-Zühd, B.15, Hds.4170.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbü'z-Zühd, Hds.2405.

  1. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu'l-Bârî- Muhtasar, Çev.M. Beşir Eryarsoy, vdğ.İst.2008, c.12, sh.518-519.
  2. Ebû Nu’aym el-Isbehânî, Hilyetu'l- Evliyâ, c.1, sh.574.
  3. İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Ebi'd-Dünyâ Külliyatı, c.3, sh.182, Hbr.196.
  4. İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Ebi'd-Dünyâ Külliyatı, c.3, sh.224, Hbr.263.
  5. Bkz. Mevdûdî, İslâm'da İhya Hareketleri, Çev.Ali Genç, İst.2000, sh.57-64.
  6. Ebû'd-Derdâ (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Bir şeyi (haddinden fazla) sevmen, (seni) kör ve sağır eder.”

Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitabu'l-Edeb, B.115-116, Hds.5130.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.283, Hds.23497.

Ebû Muhammed Abdulhamîd b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehâb- Abd b. Humeyd Müsnedi, Çev.Serkan Ünal, Konya, 2015, sh.117, Hds.205.

İmam Beyhakî, el-Âdâb, Çev.Dr. Faik Akçakoca- Muhammed Enes Topgül, İst.2016, sh.139, Hds.209.

Kuzâî, Şihâbü'l-Âhbâr Tercümesi, Çev.Prof. Dr. Ali Yardım, İst.1999, sh.66, Hds.151.

İmam A'zam Ebû Hanîfe Müsnedi- Haskefî rivâyeti, Çev.Ali Pekcan, Konya, 2005, sh.231, Hds.481.

  1. Ebû Nu’aym el-Isbehânî, Hilyetu'l- Evliyâ, c.1, sh.554-560.

İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Ebi'd-Dünyâ Külliyatı- Hadislerde Dünyanın Yerilmesi (Zühd), c.3, sh.116-118, Hbr.50.

  1. En'âm, 6/126.
Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul