16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Peygamberimizin Dünya Hayatına Bakışı
Peygamberimizin Dünya Hayatına Bakışı

Peygamberimizin Dünya Hayatına Bakışı Süleyman GÜLEK

PEYGAMBERİMİZİN DÜNYA HAYATINA BAKIŞI

Dünya; yakın olmak anlamına gelen ‘dünüv’ kökünden türemiş en yakın anlamındaki ednâ kelimesinin müennesi olup, canlıların üzerinde yaşamış olduğu gezegen, yer küre demektir. Bir terim olarak, insanın ölmeden önceki hayatı, bu hayattayken ilişki içinde bulunduğu varlıklar ve bu varlıklarla ilgili eğilimleri, tutum ve davranışları anlamına gelir.

 

Dünya hayatı kısa ve geçicidir, oyun ve eğlencedir. Âyetler bu gerçeği bildirmektedir: “Dünya zevki ne de olsa azdır, âhiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez.” (Nisâ, 4/77) Bir başka âyette, dünyanın gerçek mâhiyeti şöyle anlatılır: “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.” (Hadid, 57/20) “Dünya hayatı aldatıcı zevkten başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 3/185)

 

Âyetlerde görülüyor ki, dünya hayatı kısa, gelip geçici bir zevk ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Kur’ân'daki ifadeyle, “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Âhiretten ise gafil olanlardır.” (Rûm, 30/7) Sizler dünya hayatını (yaşamını) tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret (hayatı) daha iyi ve daha kalıcıdır (devamlıdır).” (A’lâ, 87/16-17) Yüce Allah şu şekilde uyarıyor: Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da, âhireti bırakıyorsunuz.” (Kıyâmet, 75/20-21)

 

Allah Teâlâ şöyle buyurur: İnsan başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır?” (Kıyâmet, 75/36) ve “Sizi boşuna ve amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 23/115) Dünyada her şey insanlar için, insanlar da Allah’a kulluk için yaratılmıştır. Allah Teâlâ bu gerçeği Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle bildirmektedir: Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye ya­rattım.” (Zâriyât, 51/56)

 

 Bu dünyada en önemli konu; hayatı anlamak ve anlamlandırmaktır. Hayatı anlamak; yaratılış gayesini bilmekle olur. Hayatı anlamlandırmak ise; yaratılış gayesine uygun yaşamakla, yani inanç ibadet ve güzel ahlâk sahibi olmakla mümkündür. Yüce Allah şöyle buyurur: “Kim Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederse ve Allah'tan korkup emirlerine uygun yaşarsa ‘kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.” (Nûr, 24/52)  

 

Allah'a kulluk yapmak için yaratılan insan, bu kulluğu yerine getirip getirmediğini tespit için imtihana tâbi tutulmuştur. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu, dünyayı ve insanları yoktan var eden Yüce Rabbimiz şöyle ifade etmektedir: “O (Allah) hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.” (Mülk, 67/2) Âyetten de açıkça görüldüğü gibi, dünya hayatı insanlar için bir imtihandan ibarettir.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) dünya hayatına hiç düşkün değildi. Hz. Ömer (r.a.), bir gün Allah Rasûlü‘nün huzuruna girdi. Efendimiz, yattığı hasırın üzerindeydi ve yüzünün bir tarafına hasır iz yapmıştı. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardı. İşte Allah Rasûlü’nün (s.a.s.) odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Hz. Ömer (r.a.), bu manzara karşısında rikkate geldi ve ağladı. Allah Rasûlü niçin ağladığını sorunca da Hz. Ömer (r.a.):

 

– “Ya Rasûlallah! Şu anda kisralar, krallar saraylarında kuş tüyünden yataklarında yatarken, sen, sadece kuru bir hasır üstünde yatıyorsun ve o hasır, senin yüzünde iz bırakıyor. Gördüklerim beni ağlattı.” cevabını verir.

 

Bunun üzerine Allah Rasûlü, Ömer’e (r.a.) şu karşılıkta bulunur:

 

“İstemez misin ya Ömer, dünya onların, âhiret de bizim olsun.” 1

 

Başka bir rivâyette ise Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: Abdullah İbni Mes’ûd (r.a.) şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.s.) bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz:

 

– Yâ Rasûlallah! Sizin için bir döşek edinsek, dedik. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem: “Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim.” 2 buyurdular. Hz. Peygamber (s.a.s.): Asla dünyaya meyletmedi ve o, hiçbir zaman istikametten sapmadı, hiç dünyevîleşmedi.

 

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) şöyle dedi:

 

Rasûlullah (s.a.s.) minbere oturmuş biz de onun etrafına oturmuştuk. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Benden sonra size dünya nimetlerinin ve zînetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptırmanızdan korkuyorum.”3

 

Peygamberimiz (s.a.s.), Uhud Dağı kadar altınım olsa onu üç günden fazla saklamazdım (insanlara sadaka olarak verirdim).”4 buyurarak dünya geçimliklerinin ne kadar değerli olabileceğini haber veriyor.

 

Peygamberimiz, dünya-âhiret dengesini bozma eğilimi gösterenleri uyararak ya dünya hayatının süsünü ya da Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu tercih etmelerini istemiştir: (Ahzâb, 33/28-29). Abdullah b. Ömer, Ebu’d-Derdâ ve Osman bin Maz’ûn (r.anhum) gibi sürekli ibâdetle meşgul olup kendilerini ve ailelerini dünya nimetlerinden mahrum bırakan kimselerin davranışları da Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından hoş karşılanmamış,5 ölçüsüz bir şekilde dünyaya sarılmak kadar; bir tür ruhbanlık hayatına yönelmek de doğru bulunmamıştır. 6

 

Kur’ân, âhireti unutturmayan, kişinin kulluk görevlerine engel olmayan, insanı sapıklığa götürmeyen ‘dünya hayatını’ kötülemez. Hatta bunun bir mutluluk olduğunu, mü’minlerin bu anlamda duâ etmeleri gerektiğini öğütler. “Onlardan öylesi vardır ki: ‘Rabbimiz, bize dünyada da hasene (iyilik ve güzellik) ver, âhirette de hasene (iyilik ve güzellik) ver ve bizi ateşin azabından koru’ der.” 7 “Müjde, dünya hayatında da, âhiret hayatında da onlarındır. Allah’ın sözleri için bir değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Yûnus, 10/64)

 

Dünya hayatı fânî, âhiret hayatı ise bâkîdir. Dinimiz, dünya işleri ile meşgul olurken âhiret hayatını unutmamayı tavsiye etmekte, ebedî olan âhiret hayatını kazanmanın yollarını göstermekte, dünya ve âhiret dengesini iyi bir şekilde kurmamızı önermektedir. Önemli olan bu dengeyi kurmak, dünyada iken âhireti kazanmak, böylece her iki dünyada da mutluluğa kavuşmaktır.

 

Peygamberimizin Sade Hayatı

 

Sadelik kavramı, “düz, basit, yalın, gösterişsiz, süssüz, karışıksız, katkısız, süsü, gösterişi olmayan, yalın, süsten, püsten arınmışlık” anlamlarına gelmektedir. Sade hayat; israf etmeden, haddi aşmadan yaşamaktır. İhtiyacımız kadar yemek, ihtiyacımız kadar giyinmek ve aşırıya kaçmamaktır.

 

Rasûlullah (s.a.s.) sade yaşar, sade giyinir, sade yemek yerdi. Her şeyde sadeliği severdi.8 Hz. Peygamber (s.a.s.) İslâm Devleti’nin başkanı olduğu halde, onun yemesi, içmesi, giymesi ve bütün yaşayışı sade idi. O’nun hayatına lüks ve israf hiçbir zaman girememişti. 

 

Manevî alanda sadelik, mütevazılık, kanaatkârlık övülmüştür. İslâmiyette de: “Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (A’râf,  7/31)  Peygamberimiz şöyle buyurur: “Siz işitmiyor musunuz, siz işitmiyor musunuz? Sade yaşamak imandandır; sade yaşamak imandandır.” 9“İslâm hidâyeti nasip edilen ve yeterli miktarda mâişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!” 10

 

Sadelikten uzaklaşma, yozlaşmaya yol açar. Zira sadelik niteliktir. Sadelik kaliteli yaşamaktır. Hz. Peygamber (s.a.s.); gösterişten uzak bir yaşam sürmüştür. İmkânı olmadığı zaman da devlet başkanı olup zamanın şartlarına göre her türlü imkâna kavuştuğu zaman da bu sade yaşamından vazgeçmemiştir. İnsanlar az çok kralların ve yöneticilerin yaşam tarzlarından haberdar oldukları için, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu sade hayatı onları başlı başına etkilemeye yetmişti.

 

Allah Teâlâ, Mekke ovasını onun için altın yapmayı teklif etmiş o ise şöyle demişti:  “Hayır ya Rabbi! Ben bir gün doyayım, bir gün aç kalayım! Acıktığımda sana yalvarıp yakarır, Sen'i zikrederim. Doyduğumda ise sana şükür ve hamd ederim!”11 Zaten Peygamberimiz, kral-peygamber yerine kul-peygamber olmayı tercih etmiş,12 kralların yaşamından uzak bir yaşam sürmüştür. Fakat ona gösterilen saygı ve sevgi dünyada hiçbir krala gösterilmemiştir. Rasûlullah (s.a.s.) evinde ailesinin hizmetinde bulunur,13 elbisesini yamar, ayakkabısını tamir ederdi.14 Bir gün ev halkından ekmeğin yanında katık istemiş, evde sirkeden başka bir şey olmadığını öğrenince, “Sirke ne güzel katık; sirke ne güzel katık.”15 buyurmuştur.

 

Hz. Âişe’nin (r.a.) anlattığına göre, Rasûlullah (s.a.s.)’in gündüzleri yayıp sergi olarak kullandığı bir hasırı vardı. Geceleri bu hasırı iki duvar arasına gererek kendisine bir oda yapardı.16 Ebû Hureyre (r.a.)den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah  (s.a.s.) şöyle buyurdu:  “Allah’ım! Muhammed ailesinin rızkını kendilerine yetecek kadar ihsân eyle.”17 Tabii ki,  bu söylem helâl yoldan zengin olmaya engel teşkil etmez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) : “Takvâ sahibi bir insan için zenginliğin hiçbir mahzuru yoktur.”18 buyurmuştur. Sadelik; özentiden, gösterişten, lüks ve israftan uzak durma halidir. Sadeliğin ölçü olarak alınmadığı bir hayatta mâneviyat bozulur, duygular sahteleşir, gösteriş ön plana çıkar. Bunun sonucu olarak da, hayatın dengesi bozulur, tatminsizlik belirir ve dünyaya aşırı bağlılık, mala ve lükse düşkünlük hastalığı baş gösterir.

 

Lüks hayatın temelinde dünyevîleşme, ölümü unutma ve israf tutkusu yatmaktadır. Nice kişilerin lüks merakı yüzünden aile hayatları son bulmuştur. İsraf ve lüks; harcamada ölçüsüz ve gereksiz olmaktır. Cimrilik ise, çok az harcamak, pintilik yapmaktır. İkisi de dinimizce hoşgörülmemekte ve yasaklanmaktadır. Dinimiz “Veren el alan elden üstündür.”19 “Komşusu açken tok yatan bizden değildir 20 gibi hadislerle cimriliği reddedip “Vermeyi” emrederken, “Elini boynuna bağlayan kimse gibi, eli sıkı, cimri olma” (İsrâ, 17/29) gibi âyetlerle de cimriliği yasaklamıştır.

 

Müslüman dâima itidali tercih etmeli, bir taraftan vermesi gereken yerlere verirken, bir taraftan da tutumlu olmalı, tasarrufa önem vermelidir. İsraftan sakınıp infâk etmeli, cimrilikten sakınıp tasarrufa yönelmelidir. Çünkü lüks yaşamak israftır. İslâm, insanoğlunun yeme, içme ve harcama konusunda dengeli davranmasını istemiştir.

 

Bir âyette, “Ey Âdemoğulları, her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyiniz. Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A'râf, 7/31) buyrularak israf yasaklanmış, başka bir âyette de; “Elini bağlı olarak boynuna asma, onu büsbütün de açıp savurma. Sonra kınanmış pişman bir halde oturup kalırsın.” (İsrâ, 17/29) buyrulmak sûretiyle hem israftan, hem de cimrilikten kaçınılması öğütlenerek dengeli davranılması istenmiştir.

 

Özel durumlarda sadelik; konuşmada, giyim-kuşamda, bakım ve süslenmede, sofra ve ikramlarda, evlilik törenlerinde, ev eşyalarında, ev ve gayrimenkul alımında, araç alımında, vs. Peygamber Efendimiz, Medîne’ye hicretinin ikinci yılında sevgili kızı Fâtıma’yla (r.a.), amcasının oğlu Hz. Ali’yi (r.a.) evlendirmişti. Hz. Fâtıma’nın (r.a.) çeyizi, bir parça kadife, bir su tulumu ve içi güzel kokulu ızhır otuyla doldurulmuş bir yastıktan ibaretti.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.), israftan uzak sade bir hayat yaşardı. Bu açıdan aile huzurunu ve mutluluğunu sağlayan en önemli faktörlerden biri de israftan uzak sade bir yaşam biçimini tercih etmektir. Sadelik, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hem yaşadığı hem de yaşatmaya çalıştığı bir güzel haslettir. Sadelik, Allah’a kul olduğunun bilincinde yaşayan bir Müslümana çok yakışan bir durumdur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’i örnek alan her Müslüman, sade bir hayat yaşamalı, lüks ve israftan sakınmalı, elindeki nimetlere şükrederek ve onlarla fakirleri gözetmelidir. Ne mutlu Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yaşadığı ve tavsiye ettiği gibi sade bir hayat yaşayanlara!

 

 

Dipnot

 

1. Buhârî, Tefsîr, (66), 2; Müslim, Talâk, 31.

2. İbn Mâce, Zühd, 3; Tirmizî, Zühd, 44.

3. Buhârî, Zekât, 47, Cihâd, 37; Müslim, Zekât, 121.

4. Buhârí, Zekât 4; Müslim, Zekât, 9.

5. Buhârî, Savm, 56, Nikâh, 1.

6. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 226; Dârimî, Nikâh, 3.

7. Bakara, 2/201; A’râf, 7/156; Nahl, 16/122.

8. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 266.

9. Ebû Dâvûd, Tereccül, 1, (4161); İbn-i Mâce, Zühd, 4.

10. Tirmizi, Zühd, 35, (2350).

11. Tirmizi, Zühd, 35.

12. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 291.

13. Buhârî, Ezân, 44, Edeb, 40.

14. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s.106.

15. Müslim, Eşribe, 167-169.

16. Buhârî, Ezân, 81.

17. Buhârî, Rikâk, 17; Müslim, Zühd, 18, l9;Tirmizî, Zühd, 38.

18. İbn Mâce, Ticârât, 1.

19. Tirmizî, Zühd 32.

20. Buhârî, Îmân, 74.

Yazar:
Süleyman GÜLEK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul