16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Zâlimlere Kaptırılan Zaferler ve Kosova
Zâlimlere Kaptırılan Zaferler ve Kosova

Zâlimlere Kaptırılan Zaferler ve Kosova M.Ahmet VAROL

Zâlimlere Kaptırılan Zaferler ve Kosova

Kosova’daki yönetim Eylül 2020’de ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde siyonist işgal rejimiyle ilişkileri başlatma konusunda bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, 1 Şubat 2021’de internet ortamında düzenlenen bir seremoniyle teyit edildi ve fiilen uygulamaya geçirildi. Anlaşmanın uygulamaya geçirilmesinin üzerinden bir buçuk ay bile geçmeden Mart ayının ortalarına doğru Kosova Dışişleri ve Diaspora Bakanlığı siyonist işgal rejimi nezdindeki büyükelçiliğini resmen açtığını, ancak salgın hastalık sebebiyle herhangi bir tören düzenlememeyi tercih ettiklerini dile getirdi.

Kosova yönetimi sadece işgal rejimi nezdinde büyükelçilik açmakla kalmamış üstelik bu büyükelçiliğini işgal altındaki Kudüs’te açmıştı. Bu ise Trump’ın açtığı yoldan giderek Kudüs’ü siyonist işgal rejiminin başkenti olarak tanıma anlamına geliyordu.

Kosova’nın böyle bir adım atması, yıllarca Kosova’daki bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine en büyük desteği veren İslâm âlemini sırtından hançerlemek anlamına geliyordu. Üstelik, Kosova’nın bağımsız olmasını isterken Sırbistan’ın burada işgalci olduğu tezini esas alanlar Filistin’de topraklarını işgalden kurtarmak için mücadele edenlerin değil işgalcilerin tarafında yer almışlardı. Yani kendilerini inkâr etmiş, Filistin’de haksızlığa uğrayanların, mağdur edilenlerin ve toprakları işgal edilenlerin değil işgalcilerin, zâlimlerin, haksızlık edenlerin yanında durmuşlardı. Kosova’da Sırp işgaline karşı duranlar Filistin’de bir bakıma Sırp işgalciden daha katı, daha gaddar bir zâlimle kol kola girmişlerdi.

Bunun sebebi ise ilkeli durmayıp çıkarcılığı tercih etmekti. Çünkü Kosova yönetimi işgalci siyonistle aynı safta yer almanın, ona destek vermenin hatta İslâm âleminin göz bebeği durumundaki Kudüs’ü işgalci katillerin başkenti olarak tanımanın kendisinin çıkarına uygun olduğunu düşünüyordu.

Kosova Dışişleri Bakanlığı Kudüs’te büyükelçilik açılmasıyla, işgal devletiyle ikili ilişkilerin geliştirilmesinin hedeflendiğine dikkat çekerek, bu adımın, Kosova'nın uluslararası arenadaki konumunu güçlendireceğini dile getirdi. Yani artık onu; mağdur edilen Filistin halkı ve onun davası değil, kendisinin çıkar hesapları ilgilendiriyordu. Çıkarları için gerekirse işgalcinin tarafını tutabilirdi. Artık birilerinin haksızlığa uğratılmasının, topraklarının işgal edilmesinin, haklarının gaspedilmesinin, onun açısından hiçbir önemi yoktu.

Bu, ciddi anlamda bir seviye kaybıdır. Ama olay burada başlamadı. Maalesef İslâm âleminin parçalanma sürecine girmesinden sonraki işgallere karşı yürütülen bağımsızlık hareketlerinin birçoklarında bunun örneklerini yaşadık. Yani sadece vatanımıza değil, aynı zamanda kimliğimize ve değerlerimize, namusumuza ve onurumuza sahip çıkmak amacıyla başlattığımız mücadelelerde elde edilen zaferleri hep başkalarına çaldırdık.

Son dönemde de bunun en acı örneklerinden birini Eritre’de yaşadık. Genç nesil Eritre’deki bağımsızlık mücadelesinin gündem olduğu dönemi hatırlamayacaktır. Ancak sanıyoruz, yaşları kırkın üstünde olanlar, bir zamanlar tüm İslâm âlemiyle birlikte Türkiye’de de Eritre’deki özgürlük mücadelesinin ne kadar önemsendiğini, bayraklaştırıldığını ve özümsendiğini hatırlayacaklardır. Sonuçta Eritre bağımsız oldu. Ama ne yazık ki Eritre’ye bugün “bizim” diyemiyoruz. Çünkü oradaki zaferi çaldırdık. Orada şimdi küresel emperyalizmin çıkarlarının bekçiliğini yapan ve İslâm âleminin merkezi davası durumundaki Filistin davasına da ihanet eden, boynuna takılmış halkanın ipini siyonist işgal rejimine teslim etmiş bir yönetim var.

Ne yazık ki aynı oyun Kosova’da da oynandı ve ümmetin yıllarca sahip çıktığı Kosova’daki özgürlük mücadelesinin kazandığı zafere el koyanlar, bugün Kosova’yı sadece İslâm âleminden değil İslâm’dan da uzaklaştırabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Bunun en önemli sebebi ise virüsü küçük görmemiz ve basite almamızdır. Bunun aslında tehlikeli olduğunu ve çok hızlı bir şekilde yayılabileceğini göz önünde bulundurmamamızdır.

İslâm coğrafyasında, işgallere karşı verilen bağımsızlık ve hak mücadelelerinin motor gücü aslında inanç ve değerlerdir. Ama özellikle son iki yüz yıl içinde verilen bağımsızlık ve özgürlük mücadelelerine zamanla inanç ve değerlerden uzaklaşmaya neden olan ve küresel emperyalizmin zerk ettiği bir kavmiyetçilik virüsü yani itikâdî kimliği değil etnik kimliği öne çıkaran anlayış bulaştırıldı.

Kosova’nın yerli halkının büyük çoğunluğu Müslümandır. Bunlar da genellikle Arnavutlarla Türklerden oluşmaktadır. Onların ortak kimlikleri Müslüman kimliğidir. Sırp işgalinin de kendilerine Müslüman olmalarından dolayı zulmettiğini düşünüyor ve bu işgale karşı ortak bir mücadele vermeleri gerektiğine inanıyorlardı.

Fakat sonra İbrahim Rugova diye bir adam çıktı. Bu adam aslında özgürlük mücadelesinin başlangıcında ortalıkta pek görünmüyordu. Ben, 1991’de Kosova’yı ziyaret ettiğimde bu adam ve liderliğini yaptığı Demokrat Parti çok marjinal durumdaydı. Yani pek taraftar kitlesine sahip değildi. Halk da onun İslâmî duyarlılık ve bilinçten yoksun fanatik bir Arnavut milliyetçisi olduğuna dikkat çekiyordu.

Kosova'da kendilerine güvendiğimiz birçok kişi, Rugova'nın: "Bizim Avrupa'ya iltihak etmemiz konusunda İslâm bir engel teşkil ediyor. Şu halde İslâm'ı bırakarak Avrupa'ya iltihak edelim." dediğini söylüyordu. Onun yakın çevresindeki Arnavut kavmiyetçileri arasında İslâm'ın Arnavutların gerçek dini olmadığını, Türkler tarafından zorla kabul ettirildiğini iddia edenlerin bulunduğunu da o ziyarette öğrenmiştim.

Bu iddia daha sonra Arnavutlar arasında yaygın bir şekilde Hristiyanlaştırma faaliyetleri başlatan misyonerler tarafından da yoğun bir şekilde kullanıldı. Misyonerler Arnavutların asıl dinlerinin Hristiyanlık olduğunu iddia ederek bu dine girmeleri için teşvikte işte bu iddiadan yararlanıyorlardı.

Misyonerlerin bu konuda önlerini açan ise Rugova olmuştu. O “Siz izzetinizi dinde değil nesebinizde arayın. Din o kadar önemli değildir. Mutlaka bir din edinmek istiyorsanız Hristiyan olmanız daha uygun. Çünkü İslâm hem Avrupa’ya iltihak etmemize engel teşkil ediyor, hem de zaten bizim asıl dinimiz değil” mesajı vermeye çalışıyordu.

Fakat onun Arnavutçuluğu da bir taktikti. İnsanların dinden uzaklaştırılmaları ve tıpkı futbol takımı taraftarları gibi bir konuda tarafgirliğe yöneltilerek fanatikleştirilmeleri için Arnavut milliyetçiliği iyi bir araçtı. Ayrıca küresel emperyalizm bu aracı daha önce Müslüman toplumların birçoğunda denemiş ve başarılı olmuştu.

Bilinçli Müslümanlar Rugova'yı ve partisini desteklemediler. Ama birtakım uluslararası güçlerin ve Avrupa'nın işine geldiği için karizmatik şahsiyet haline getirildiğinden yeterli İslâmî bilince sahip olmayan veya Rugova'yı yeterince tanımayıp onu bağımsızlık mücadelesinin lideri gibi gören kitleler desteklediler.

Rugova'nın arkasında kalabalık bir kitlenin oluşmasında birkaç önemli etken vardı. En önemlisi ise şuydu: Kosovalı Arnavutların çoğu Sırp zulmü karşısında ancak toplu direnişin sonuç vereceğine dolayısıyla tek bir liderin arkasında ve aynı safta birleşerek topluca mücadele etmek gerektiğine inanıyorlardı. Rugova da karizmatik ulusal lider olarak lanse edilince onun peşine takıldılar. Gerçi o askerî mücadelenin içinde yer almadı; ama zikrettiğimiz sebeplerden dolayı başkalarının yürüttüğü askeri mücadelenin meyvelerini kendisi siyaset alanında topladı. İfade yerindeyse ağacı başkaları yetiştirdi; meyveyi o topladı. Çünkü emperyalizmin toplumu yönlendirme taktikleriyle ulusal lider yapılmıştı. Nitekim emperyalizmin birilerini böyle karizmatik lider yapıp onun üzerinden ülkeleri kumanda etme, kendi planlarını uygulatma siyasetini az çok tanıyor olmamız gerekir.

Başlangıçta Kosova halkını yalnız bırakan ABD ve Batı, Rugova’nın siyaset sahnesinde etkili hale getirilmesinden sonra devreye girdi. Bunda tabii Rusya’nın Sırbistan tarafında yer alarak olaylara müdahale etmesini de bir dayanak olarak değerlendirdiler.

ABD ve Avrupa’nın Kosova’nın bağımsızlık mücadelesine destek vermesi Kosova’daki kitlesel tabanda bir ABD ve Avrupa hayranlığının yayılmasına da zemin hazırladı. Bu da ABD ile Avrupa’nın siyasî pazarlıklarda ve bağımsızlığını ilan eden devletin yönetim kadrosunun oluşturulmasında, siyasî çizgisinin belirlenmesinde daha etkin rol oynamasına imkân verdi.

Bu gelişmeler karşısında daha önce Rugova ile bir ilişkisi olmayan ve onun görüşlerini de benimsemeyen Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) hem Kosova halkının içinde bir kutuplaşmaya sebep olmamak hem de Batı’nın desteğini kazanmak için bu adamla ve onun siyasî teşkilatıyla herhangi bir sürtüşmeye girmekten de çekinmeye büyük özen gösterdi. Fakat daha sonra Rugova’nın arsızlıkta ileri gittiğini görünce onu Kosova davasına ihanet etmekle, Sırp yönetiminin ajanlığını ve Miloseviç'in temsilciliğini yapmakla suçladı. Ama maalesef artık Rugova kazıklarını sağlamlaştırmış ve Batılı güçler de onun vasıtasıyla Kosova’nın yapılandırılması konusunda etkin rol oynamalarına imkân verecek köşeleri tutmuşlardı.

Sonuçta Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan ettiğinde, ne kadar ilginçtir ki Kosovalılar bunu Amerikan bayraklarını sallayarak ve öperek kutladılar. Bu onlara, İslâm dünyasında hatta diyebiliriz ki Batı toplumlarında bile büyük prestij kaybettirdi. Ama Kosovalıların birçoğu, özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına kavuşmalarının ABD desteği sayesinde olduğuna inandırılmıştı.

Tabii bir yandan da Avrupa Birliği (AB) bölgede etkili olmak için avantajlarını kullanmaya çalıştı. Kosova üzerinde etkili olma konusunda ABD ile AB arasında bir rekabet vardı; ama onlar bu rekabeti çok fazla dışa yansıtmadan sürdürüyorlardı ve halkının yüzde doksandan fazlası Müslüman olan Kosova’yı İslâm dünyasından koparma planında ittifak halindeydiler. Bu planlarının başarıyla yürütülmesi için ellerindeki maddî imkânları ve güçleri değerlendirdiler.

İşin gerçeğinde Batı, Kosova'yı bağımsızlığına kavuşturmamış, onun bağımsızlığına el koymuştur. Yani dünya üzerindeki güç ve imkânlarını değerlendirerek Kosova'nın bağımsızlığının rotasını ve siyasî çizgisini belirlemiştir. Ama arka planda oynanan oyunlar halka kapalı olduğundan veya toplum psikolojisinin yönlendirilmesinde kullanılan taktiklerle bu gibi durumlarda duygular aklın önüne geçtiğinden özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına kavuştuklarını düşünenler kendilerini birilerine minnet borçlu sayıyorlar.

İşte küresel emperyalizm de bugün onun ürünlerini alıyor. Bunun en önemli ürünlerinden biri de yıllarca işgale karşı savaşan Kosova’nın Filistin’de hak arayışında olanların değil işgalcilerin, mazlumların değil zâlimlerin safında yer alması ve bu tavrının kendisinin uluslararası arenada bileğini güçlendireceği iddiasıyla kendini temize çıkarmaya çalışmasıdır.

 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul