16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Namazları Kabul Edilmeyenler (3)
Namazları Kabul Edilmeyenler (3)

Namazları Kabul Edilmeyenler (3) Seyfulislam ÇAPANOĞLU

                        NAMAZLARI KABUL EDİLMEYENLER (3)

 

4) Başörtüsüz Namaz Kılan Kadınların Namazı Kabul Edilmez

Konu ile ilgili olarak Rasûlullah  (s.a.s) şu sözünü öncelikle kaydedelim:

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ صَفِيَّةَ ابْنَةِ الْحَارِثِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ(ص)  : " لَا تُقْبَلُ صَلَاةُ الْحَائِضِ إِلَّا بِخِمَارٍ

 “…Âişe (r.a)’dan rivâyet edilmiştir: Dedi ki: Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Hayız (aybaşı) gören kadının namazı ancak başörtüsü ile kabul olur.”1

Hadisin zâhirinden anlaşılacak şeyi Âişe (r.a) annemiz bize başka bir hadislerinde açıklamıştır. Hadis şöyledir:

“…Bize Katâde tahdîs edip şöyle dedi: Bana Muâze şöyle tahdîs etti: Bir kadın Âişe'ye: Biz kadınlardan biri temiz olduktan sonra (hayız zamanındaki) namazını; “Kazâ etmeli mi?” diye sordu. Âişe: “Sen Harûriyye misin? Biz Peygamber (s.a.s) ile birlikte iken hayız olurduk da bize bunu emretmezdi. Yahut da; “Biz bunu yapmazdık” di­ye cevap verdi.”2

Hadisin zâhirinden de anlaşılacağı gibi hayız halindeki kişi namaz kılmaz. Bununla beraber bu dönem içinde kılmadığı namazları daha sonradan kazâ da etmez.

İmam Begavî (rh.a) birinci zikrettiğimiz hadisin şerhinde şunları söylemiştir:

“Hayızdan murad, bâliğa olmaktır. Onun hakkındaki delil üzere, başın avret olmasıdır. Şayet başı açık olarak namaz kılsaydı onun namazı sahih olmazdı. Bu hür (olan kadınlar) içindir. Câriyeye (sınıfından olan Müslüman kadına) gelince: Onun başı açık olarak namaz kılması sahihtir. Onun avreti erkek de olduğu gibi göbekle diz arasıdır. Eğer namaz kıldığı sıra âzad olursa ona yakın olan bir elbise ile başını örter ve namazına kaldığı yerden devam eder.”3

Âişe (r.a) hadisinin şerhinde Nureddin Itr “Bulûğu’l-Merâm” şerhinde şunları zikretmiştir:

“Cumhura göre namazda avreti örtmek namazın sıhhatı için şarttır. Onlar bu hükmü verirken Hz. Âişe (r.a.) hadisini delil göstermişlerdir. Ancak bu hadisi delil olarak kullanmak problemlidir. Çünkü bazen kabul edilmeme ile işlenen amelin sıhhatli olmayacağı kastedilir. İşte namazda avreti örtmenin şart olduğunu ispat eden husus budur. Bazen de kabul edilmeme ile yapılan amelin sevabının olmayacağı kastedilir. Bu ise “Şüphesiz ki Allah kaçak kölenin namazını kabul etmez” hadisinde olduğu gibi, onun şart olmasını gerektirmez. Çünkü icmâ ile kaçak kölenin kılmış olduğu namaz sahihtir.

Bu probleme verilen cevapta şöyle denilmiştir: Namazda kural olan, kabul edilmediği zaman bunun sebebinin namazın sıhhatine engel olan bir eksiklik olmasıdır ve aksini gösteren bir karîne olmadıkça, bu kuraldan dönülmez. Aynı zamanda burada namazın kabul edilmemesi, namaza bağlı olan ve onun şartı olduğunu gösteren bir sebepten kaynaklanmıştır. Fakat kaçak kölenin namazının kabul edilmemesinin sebebi, kaçmasına engel olmaktır. Bundan dolayı hadisin, amellerle herhangi bir ilgisi olmadığı açıktır. Bundan dolayı hadis, kaçak kölenin kıldığı namazın sevabı olmayacağı şeklinde yorumlanır.

Ancak âlimler hür kadının namazdaki avretinin miktarı konusunda ihtilâf etmişlerdir. İmam Mâlik ve bazı sözlerinde Şâfiî’ye göre yüzü ve elleri hariç olmak üzere kadının bütün bedeni avrettir. İmam Ebû Hanîfe’den de gelen bu yönde bir rivâyet nakledilmiştir.

Ebû Hanîfe’den nakledilen bir başka rivâyete göre -ki en doğrusu budur- yüz, eller ve açıkta kalmaları genel bir ihtiyaç olduğundan dolayı ayaklar dışında kadın bedeninin kalan kısmı avrettir. Ancak Ümmü Seleme’nin, kadının ayaklarının üzerini örtecek şekilde uzun bir entari ile namaz kılabileceğine dair hadisi birinci görüşü destekleyen, onu güçlendiren ve tercihine sebep olan bir delildir.

Bazı kimselerde hata edip bu hadisi kadının namaz dışında yüzünü açmasının ve yabancı erkeklerin karşısına bu şekilde çıkmasının câiz olduğuna dair delil göstermişlerdir. Bu hatalı tutum, namazda örtülmesi vâcip olan avret ile yabancı erkelerden gizlenmesi gereken avreti birbirine karıştırmalarından kaynaklanmaktadır. Oysa kadının yabancı erkeklerden gizlenmesi vâcip olan yerlerine yüz de dahildir. Çünkü yüz güzelliklerin toplandığı bir uzuvdur ve ondaki fitne kadının diğer uzuvlarından daha büyüktür. Buna göre kadının yüzünü örtmesi öncelikle vâciptir.”4

Saîd  Havvâ (rh.a) Âişe (r.a) annemizin hadisiyle ilgili olarak şunları kaydetmiştir:

 “Başörtüsü normalde kadının başını ve boynunu örtmek için kullandığı örtüdür. Ancak yukarıdaki hadîs-i şerîfte bu kelime ile kadının namazda bedeninin örtülmesi gereken kısmını tamamen örtecek bir giyeceğin kastedildiği anlaşılmaktadır. Daha önce geçtiği üzere namazda kadının yüz ve elleri dışında kalan bütün bedeni, avrettir. Ayakların avret olup olmadığı üzerinde görüş ayrılığı bulunmaktadır.”5

Ayağın avret olup olmadığı meselesinde ihtilâf Hanefî mezhebinde mevcuttur. Bu konuda mezhep kitaplarında iki görüş zikredilmiştir. Ahmed el-Osmâni et-Tahânevî (rh.a) bu konuda şunları kaydetmiştir:

“…Fakat Ebû Hanîfe ve mezhepteki diğer müctehidlerden ayağın avret olup olmadığı noktasında değişik rivâyetler vardır. El-Hidâye’de ve Kadıhan’ın Şerhu’l-Câmiu’s-Sağîr’in de kadının ayağının avret olmadığı görüşünün sahih olduğu belirtilmektedir. El-Muhît’te de bu görüş tercih edilmiştir. El-Akta’ ve fetvalarında Kadıhan, ayağın avret olduğu görüşünün sahih olduğunu belirtmiştir. El-İsbicâbî ve Merginânî bu görüşü tercih etmişlerdir. El-İhtiyâr müellifi Mevsilî, mezhepte sahih olan görüşü ayağın namazda avret olmadığı, namazın dışında avret olduğu şeklinde belirtmiştir. Şerhu’l-Munya’da mutlak olarak ayağın avret olduğu görüşü tercih edilmiştir. El-Bahru’r-râik’te (I,285-286) bu ayrıntısıyla verilmiştir. El-Kâfî’de (I,226) ayağın mutlak olarak avret olmadığı tercih edilmiştir. Bu eserde şöyle denilir: “Zira kadın yürürken ayağını açmak ihtiyacı hisseder. Tıpkı alışveriş ve benzeri işlemleri yaparken yüzünü ve elini açmaya ihtiyaç duyduğu gibi. Ayaktan daha çok şehvet uyandırdığı halde yüz ve eller ihtiyaçtan dolayı hüküm dışı olursa ayağın hüküm dışı olması haydi haydi uygundur. Bizim kanaatimize göre bu yaklaşım, ihtiyaç açısından her iki organ aynı durumda olduğu için yakındır.”6

İmam Tahâvî (Rh.a)’nin “İhtilâfu’l-Ulemâ” adlı esrini kısaltan İmam Cessâs (rh.a) “Kadının ayağı avret mi?” başlığı altında şunları kaydetmiştir:

“Ebu Câfer dedi ki: Bizim ashâbımız ve es-Sevrî dedi ki: “Kadının ayağı avret değildir. Eğer namaz kılarken ayağı açılacak olursa namazını ifsâd etmez.”

Mâlik ve Leys dedi ki: “Namazda ayaklarını örter.”

Mâlik dedi ki: “Eğer yapmazsa, namazın vakti devam ettiği süre içinde namazı iade eder.”

Şâfiî dedi ki: “Avucu hariç (tamamı) avrettir. Ümmü Seleme’den rivâyet edildiği üzere o; kadınlara namazda ayaklarını kapamalarını emrederdi. İbn Abbas ve İbn Ömer’den rivâyet edildiği üzere: “Ancak onda görünen o şey hariç” (Nûr, 24/31) (âyetinde kastedilen) yüz ve avuçlardır.”7

İbn Rüşd (rh.a) bu ihtilâfın sebebini şöyle açıklamaktadır:

Hz. Âişe (r.a.)'den de rivâyet olunmaktadır ki Peygamber (s.a.s) Efendi­miz:

“Cenâb-ı Allah, hayız görme yaşına girmiş kadının başörtüsüz olarak kıldığı namazı kabul buyurmaz” buyurmuştur. Bu hadis, Meymûne (r.a.) ve Ümmü Seleme'den (r.a.) de rivâyet olun­muştur.

Bunun için fıkıh âlimlerinin hepsi bu yolda fetva vermiş ve “Eğer kadın mahrem yerlerini kapatmadan namaz kılarsa -namaz vakti çıkmış olsa bile- namazını bir daha kılması lâzım gelir” demişlerdir.

Yalnız İmam Mâlik: “Eğer henüz vakit çıkmamışsa bir daha kılar, çık­mışsa kılmaz” demiştir. Cumhur, evin hizmetçisi olan câriyenin baş ve ayak­ları açık olduğu halde namaz kılabileceğini benimser. Yalnız Hasan Basrî onun için, başını örtmesini vâcip görmüş, Atâ ise “müstehaptır” demiştir.

Bu ihtilâfın sebebi, “Mutlak olarak yasaklanan bir şeyden sakın­mak, namazın sıhhati için de şart mıdır, değil midir?” diye ihtilâf etmeleridir. “Şarttır” diyenler “O şeyden sakınmadan namaz kılmak câiz değildir” demiş­lerdir. “Şart değildir” diyenler ise “O şeyi yapan kimse günah işlemiş olmakla beraber namazı câizdir” demişlerdir ki bu, gasbedilen evde namaz kılmak kabilinden bir şeydir. Bu mes'eledeki ihtilâf ise meşhurdur.”8

İbn Münzir (rh.a) de “Kadının avreti” babında şunları söylemiştir:

“İlim ehli hür, bâliğa kadının namaz kıldığı zaman başını örtmesinin üzerinde icmâ etmişlerdir. Eğer o namaz kılarken başının hepsi açılırsa namazının fâsid olduğunda ve onun üzerine namazı iadenin farz olduğunda da icmâ etmişlerdir.”

Nebi (s.a.s)’den sâbit olduğu üzere o dedi ki: “Hayız olan kadının başörtüsüz namazını Allah kabul etmez.”

Başının bazı yerlerinin açık olduğu (ve o haliyle) namaz kılan kadın hakkında ihtilâf ettiler. Bir tâife dedi ki: “Namaz kıldığı zaman saçından bir şey açılan kişi üzerine o (namazın iadesi) vardır.” Eş-Şâfiî ve Ebu Sevr bunun gibi (buna yakın şeyler) söyledi.

 Nu‘mân (İmam A’zam); “Namaz kılarken saçının dörtte biri veya üçte biri açılırsa veya baldırının dörtte biri veya üçte biri açılırsa veya karnının dörtte biri veya üçte biri açılırsa namazı bozulur. Eğer bundan az açılırsa namazı bozulmaz.” der. Bu (İmam ) Muhammed’in (de) sözüdür.

Ya‘kûb (İmam Ebû Yûsuf) dedi ki: “Yarısından azı açıldığı zaman namazı bozulmaz. Onların bu sözleri Câmiu’s-Sağîr’dedir.”9

Saîd Havvâ (rh.a) avretin açık kalması ile ilgili olarak geçecek zaman aralığı hakkında Hanefî mezhebinin görüşünü şöyle aktarmaktadır:

“Avret organlarından birinin dörtte biri bir tesbihlik rükû gibi namazın en kısa bir rüknü yerine getirilmesine yetecek kadar bir süre açık kalması durumunda namaz bozulur. Bu hüküm açılmanın kişinin kendi hareketinden dolayı olursa namazı derhal bozulur.

Hanefîlere göre kişi eğer kasıtlı olarak açmazsa, avret yerlerinden belirtilenden daha az bir kısmını açmasıyla namaz bozulmaz.

Yine Hanefîlere göre (…..) Hür bir kadının ve onun gibi olan hünsânın avret yerleri ise yüzü, elleri ve güvenilir fetvaya göre ayaklarının alt ve üstleri dışında kalan bütün bedenidir. Sağlam olan görüşe göre kadının uzayan saçları da avret yerlerine dâhildir.”10

Buraya kadar aktardığımız şeylerden çıkarılacak sonuç; kızların ilk defa hayız görmeleri onların çocukluktan çıkıp yaptıkları işlerden mes’ûl tutulacak bir çağa girmelerinin belirtisi olduğudur. Bu ilk hayızdan temizlendikten sonra artık namaz kılmak onun üzerine farzdır. Çocukluk devresinde tesettürüne yani namazda örtünmesi gereken farz olan bölgelerin örtünmesi ona farz olmadığı gibi, başı açık, kolları açık, baldırları açık bir vaziyette namaza durduğunda namazdan sorumlu olmadığından bir şey denilmeye bilinirdi. Ama hayız gördüğü halde eğer tesettürüne dikkat etmeden, başı açık bir şekilde namaz kılıyorsa; namazı kabul olmaz. Hür Müslüman kadınların fıkhı budur. Elbisesinin şeffaf olmaması, vücudunun hatlarını belli etmemesi gibi hususlara da Müslüman kadın dikkat etmelidir. Fıkhen kabul olan bu dış tavırdan sonra ahirette kıldığı namazdan sevap almayı engelleyici şeylerden de sakınmalıdır.

 

5) Saçlarını İnek Hörgücü Gibi Yapan Kadınların Namazlarını Kabul Edilmez

Bu konuda Rasûlullah  (s.a.s) şunları söylemektedir:

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ مُكْرَمٍ، ثنا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُسْتَمِرِّ الْعُرُوقِيُّ، ثنا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، ثنا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ الْمِنْقَرِيُّ، ثنا مَخْلَدُ بْنُ عُقْبَةَ بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ أَبِي شَقْرَةَ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص) : " إِذَا رَأَيْتُمُ اللاتِي ألْقَيْنَ عَلَى رُءُوسِهِنَّ مِثْلَ أَسْنِمَةِ الْبَقَرِ فَأَعْلِمُوهُنَّ أَنَّهُ لا يُقْبَلُ لَهُنَّ صَلاةٌ "

“…Ebû Şekra’nın bildirdiğine göre Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Başları ineğin hörgücü gibi olan kadınları gördüğünüz zaman, onlara namazlarının kabul olmadığını bildrin.”11

Hadisin zâhirinden anlaşılan şey hadisteki fiili işleyen kadınların namazlarının kabul edilmediğidir. Bu şu mânadadır: “Bu fiili işleyen kadınların namazları şeklen kabul edilse bile âhirette bu tür kadınların elde edecekleri bir sevapları yoktur.”

Bu hadis bize şu hadisi hatırlatmaktadır:

"…Ebû Hureyre (r.a.)'dan rivâyetle Rasûlullah  (s.a.s) buyurdular ki:

         “Cehennemliklerden görmediğim iki sınıf vardır.(Biri) Yanlarında sığır kuyrukları gibi kamçılar bulup onlarla insanları döven bir kavim! (Diğeri) Giyinmiş çıplak sallanarak yürümeyi öğreten kırıtkan başları Horasân develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi birtakım kadınlar! Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamayacaklardır. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır.”12

            Bu hadisin açıklamasında İbnu’l-Esîr (rh.a)  şunları söylemiştir:

"Giyinik çıplak kadınlar"

         “Bunlar vücutlarının bazı yerlerini gösterirler. Başörtülerini de arkadan (yani başlarını tam kapatmayacak şekilde) bağlar, göğüslerinin bir kısmını gösterirler. Böylelikle giyinik çıplak sayılmaktadırlar. Çünkü vücutlarının bazı kısımları açıktır. Bunların, altını gösteren şeffaf giysiler giyen kadınlar oldukları da söylenmiştir. Dolayısıyla bunlar görünüşte giyinik olmakla birlikte gerçekte çıplaktırlar.”13

             Hadiste başları deve hörgücü ifadesine bazıları saç sitilleri yorumunu getirmişlerdir. Yani Müslüman kız veya kadın başını örtmekle beraber saçlarını başının üzerinde toplayıp topuz yapamaz. Bu hadisteki ifadeye girer. Anlaşılması gereken odur ki örtünme sade ve dikkat çekmemelidir. Sahâbe hatunlarının örtündüğü gibi ilgi çekmeyecek bir siyah çarşaf her zaman daha evladır…

İbnu’l-Cevzî (rh.a)  bu konuda şunları söylemektedir:

Hür kadının namazda iken- yüzü hariç- herhangi bir yeri açılırsa namazını iade eder (tekrar kılar). Giyilen elbisenin vücut hatlarını belli etmemesi gerektiğini söylemiştik. Fakat özellikle namazda daha fazla hassasiyet göstermesi gerekir. Hz. Peygamber’den (s.a.s) şöyle rivâyet edilmiştir: “…Giyinik çıplaklar ise cennete girmeyecektir.” Hadiste bahsi geçen giyinik çıplaklar, kendilerini örtmeyecek kadar ince elbiseler giyenlerdir.”14

İmam Nevevî (rh.a) bu hadisin şerhinde şunları söylemektedir:

“Başlarının yan yatmış deve hörgücü gibi olmasına gelince… Bu da şu demektir: Başlarının örtülerle, sarıklarla ve daha başka başa sarılan şeylerle büyültürler, kabartırlar. Öyle ki saçları buhti denilen deve türünün (yan yatmış) hörgüçlerine benzer. Buna dair açıklamalarda meşhur olan budur.(……)

Kâdî İyâd, meyleden kadınların saçı yan yatıran tarayışı tararlar açıklamasını tercih etmiştir. Bu da saçları örükler halinde tarayıp, başının üst tarafında onları bağlayıp başın ortasında onları bir araya getirip develerin hörgüçleri gibi olması halidir. Bu da deve hörgüçlerine benzetmekten maksadın ancak saç örgülerinin başlarının üstüne kaldırılması ve onları orada bir araya toplayıp, yaptıkları örgü ile çoğaltarak nihâyet başın bir tarafına eğip yatırması şeklidir. Tıpkı hörgücün yan yatması gibi.” 15

İbn Hibbân’ın (rh.a) kaydettiği şu hadisi de nakledelim:

 

أَخْبَرَنَا أَبُو يَعْلَى، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَيَّاشِ بْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، سَمِعْتُ عِيسَى بْنَ هِلالٍ الصَّدَفِيَّ، وَأَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيَّ، يَقُولانِ: سَمِعْنَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، يَقُولُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (ص) يَقُولُ: " سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي رِجَالٌ يَرْكَبُونَ عَلَى سُرُوجٍ كَأَشْبَاهِ الرِّجَالِ، يَنْزِلُونَ عَلَى أَبْوَابِ الْمَسَاجِدِ، نِسَاؤُهُمْ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ، عَلَى رُءُوسِهِنَّ كَأَسْنِمَةِ الْبُخْتِ الْعِجَافِ، الْعَنُوهُنَّ، فَإِنَّهُنَّ مَلْعُونَاتٌ، لَوْ كَانَ وَرَاءَكُمْ أُمَّةٌ مِنَ الأُمَمِ خَدَمَهُنَّ نِسَاؤُكُمْ، كَمَا خَدَمَكُمْ نِسَاءُ الأُمَمِ قَبْلَكُمْ "

“…Abdullah b. Amr bildiriyor: Ben, Rasûlullah (s.a.s)’ı şöyle buyururken işittim:

“Ümmetimin sonunda bazı kimseler olacak. Bunlar, deve palanı iriliğinde semerlere/eğerlere binecekler ve mescidlerin kapılarının önünde konaklayacaklar. Onların kadınları ise giyinik oldukları halde çıplaktırlar. Onların başları ve boyunları uzun cılız develerinin hörgüçleri gibidir. İşte bu kadınlar, lânete uğramışlardır. Oysa sizden önceki ümmetlerin/toplulukların kadınları siz (erkek)lere hizmet ettiği halde sizin ardınızdan kadınlarınıza hizmette bulunan bir (erkek) topluluğu (gelecek).”16

İbn Hacer el-Heytemî (rh.a) bu hadisi zikrettikten sonra şunları kaydemiştir:

Tembih: Kadının, tenini gösteren ince elbise giymesinin büyük günahlardan olması, bu husustaki şiddetli veidlerde(tehdidlerden) anlaşılmaktadır. Her ne kadar bunun kebâirden olduğunu açıkça yazan kimseyi görmedim ise de, kadınların kendilerini erkeklere benzetmeleri kebairden olunca bununda kebairden olması kesinlikle ortaya çıkmış olur.

Zehebî diyor ki: “Kadınları lânetlemeyi gerektiren işlerden biriside altın ve inci gibi süs eşyalarını perde altından göstermeleri ve sokağa çıktıkları vakit güzel koku sürünmelerindendir.” Ayrıca dikkatleri üzerlerine çekecek parlak renkli elbise, ipek giymek, geniş koltuklu ve uzun elbise edinmek, bunların hepsi Allahu Teâlâ’nın kızdığı gösteriş kıyafetidir. Bunlar da kebâirdendir. İşte kadınların çoğunluğunda bu kabahetler bulunduğu içindir ki,Rasûl-i Ekrem; “Cehenneme baktım, cehennemliklerin çoğunun kadın olduğunu gördüm.” buyurmuştur.”17

Hadislerin zâhirinden anlaşılan erkeklerin kadınlarını Allah’ın kanunlarına göre şekillendirmeleridir. Çünkü kadınları memnun etmek için onların her istediğini yerine getirmek veya onların her şeyi istedikleri gibi kendi kafalarına göre şekillendirmelerine göz yummak; onların lanetlik işler işlemesine sebep olur. Bu kadınların ince elbiseler giymeleri baş örtülerinin altında saçlarını bir tas yardımıyla toplamaları, başlarını büyük bir şekle koyup kendilerini sokağa atmaları câiz değildir. Bununla beraber bu şekilde kılacakları namaz şeklen kabul görse de âhirette bir sevap alamayacaklarını onlara bildirmek, önce kocalarına  sonra yakın erkek akrabalarına, sonra kendi yakınlarındaki dini bilen muttakî kadınlara vazifedir.

Hadisten anlaşılan bir manada erkeklerin gevşekliği ve bu suça ortak olmalarıdır. Bundan dolayı herkes kendine düşeni alsın! Allah’ın koyduğu Rasûlullah’ın (s.a.s) bildirdiği ölçülere göre hareket etsin ki âhirette, amellerinin karşılığı olmayan iflâs etmiş biri olarak Rabbiyle karşılaşmasın…

Dipnot:

1) Tirmizî, Sünen, (1/263) Namaz Babları, bab: 275 Hds no: 374. Hadis için İmam Tirmizî: “Âişe’nin hadisi hasendir” demiştir.” & Ebû Dâvûd, Sünen, (1/502) K.Salât, bab: 84, Hds no: 641 & Ebû Dâvûd, Sünen, (1/478) K. Salât, bab:85, Hds no: 641. Şu’ayb Arnavût hadis için; “İsnadı hasen” demiştir. & Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, (1/190). K. Salât, bab: 85, Hds no: 641 Elbânî hadis için; “Sahih” demiştir. & İbn Mâce, (2/376), K. Tahâret ve Sünenuhâ, bab: 132, Hds no: 655 & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (42/87) Hds no: 25167, Şu’ayb Arnavût hadis için; “Hadis sahihtir” demiştir. & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (3/458), Namaz Kitabı, bab:-, Hds no: 3891, Sahih kaydıyla, Ocak y. & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (4/356-7), Hds no: 375/1245, Süleyman Sarı hadis için; “Hasen” demiştir. Ensâr y. & İbn Huzeyme, Sahîh, (1/380), K. Salât, bab: 256, Hds no: 775 & İbn Huzeyme, Sahîh, (1/483), Namaz Kitabı, bab:-, Hds no: 775, İ’tisam y.& İbn Hibbân, Sahîh,  (4/612), K.Salât, bab: 8, Hds no: 1711. Şu’ayb Arnavût hadis için: “İsnadı hasen” demiştir. & İbn Hibbân et-Takâsim ve’l-Enva’ (3/22-3), Hds no: 1864 & Hâkim, Müstedrek, (2/285-6), İmamet ve Cemaatle Namaz Bölümü, bab: 362, Hds no: 955 & Beyhakî, Sünenu’l-Kübrâ, (3/94), K. Salât, bab:- Hds no: 3338-9 & Beyhakî, Sünenu’l-Kebîr, (4/256), Namaz Kitabı, bab:-, Hds no: 3296-7, Ocak y. & Beyhakî, Mârifetu’s-Sünen ve’l-Âsâr, (2/91). K. Salât, bab: 158 Hds no: 988. & Beyhakî, Mârifetu’s-Sünen ve’l-Âsâr, (2/141) Namaz Kitabı, bab:-, Hds no: 4061, Ocak y. & İshak b. Rahûveyh, Müsned, (2-3/687) Hds no: 1284, Sahih kaydıyla & Müsnedu İbn Ca’d, (sf/478) Hds no: 3308 & İbn Ebî Şeybe, Musannef, (3/271) Namaz Kitabı, bab:- Hds no: 6279,  Ocak y.& İbn Arabî, Mu’cem, (3/940), Hds no: 1994 & Begavî, Şerhu’s-Sunne, (2/162) K. Salât, bab:- Hds no: 528 & İbn Munzir, el-Evsât mine’s-Sünen ve’l-İcmâ ve’l-İhtilâf, (5/52) K. Salât, bab:- Hds no: 2393 & İbn Abdilber, et-Temhîd ,(6/368). & Cevâmiu’l-Kelîm’de: Hadis 26 eserde tahric edilmiştir. 6 tane şâhidi vardır. İsnadlarının toplamı 46 tanedir. 23 sahih, 9 hasen, 11 zayıf, 2 şiddetli zayıf, 1 itham edilen râviden. Hadisin metninin hükmü sahih li ğayrihidir.

2) Buhârî, (1/416), K. Hayz, bab: 21, Hds no: 26.

3) Begavî, Şerhu’s-Sunne, (2/162), Dâru’l-Kütübu’l-İlmiyye, 1. Bsk 1992/1412 Beyrut-Lübnan.

4) Nureddin Itr, Bulûğu’l-Merâm Şerhi, (1/349) Çev: Ahmed Efe vdğ. Tahlil y.

5) Saîd Havvâ, İbadet Ansiklopedisi, (2/312), Çev: Ahmed Varol, vdğ. Aksa y.

6) Ahmed el-Osmânî et-Tahanevî, İ’lâu’s-Sünen/Hadislerle Hanefî Fıkhı, (2/184), Çev: İbrahim Tüfekçi, Misvak y. 2006 İst.

7) İmam Cessâs, Muhtasaru İhtilâfu’l-Ulemâ, (1/308), bab: 265 4. Bsk. 2014/1435 Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, Beyrut-Lübnan.

8) Bidâyetu’l-Müctehid, (1/258) Çev: Ahmed Meylânî, Beyan y.

9) İbn Münzir, el-İşrâf, (2/40-1),  1. Bsk. 2019 /1440, Dâru’l-Kutubu’l-İlmiyye, Beyrut-Lübnan & İbn Munzir, el-Evsât mine’s-Sünen ve’l-İcmâ ve’l-İhtilâf, (5/52-3), 2. Bsk. 2010/1431 Dâru’l-Felâh.

10) Saîd Havvâ, İbadet Ansiklopedisi, (2/301), Çev: Ahmed Varol, vdğ. Aksa y.

11) Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (8/449), Giyecekler Kitabı, Bab:-, Hds no: 8613 Hadisi Bezzâr ve Taberânî rivâyet etmiş olup, senedinde yer alan Hammâd b. Yezîd ve Mahled b. Ukbe’yi tanımıyorum. Diğer râvileri, güvenilir kimlerlerdir.” Ocak y. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (5/241), K. Libâs, bab: 26, Hds no: 8613, Dâru’l-Fikr bsk. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (11/437), K. Libâs, bab: 28, Hds no: 8681, Hüseyin Selim Esed hadis hakkında; “Bize Hammâd b. Yezîd el- Mukra- Kebîr’de tahrif olarak el-Minkâr denmiştir- bildirdi. O Bize Mahled b. Ukbe b. Abdurrahmân b. Şurahbil, Ebî Şakra’dan bildiridi…. Bu isnad ceyyittir.” demiştir. & Taberî, Mu’cemu’l-Kebîr, (22/370), Hds no: 928, Cevâmiu’l-Kelîm’de; “Mutabaat ve şehâvidleriyle isnadı hasendir. Ricâli Mahled b. Ukbe el-Cu’fi hariç sikat ve sadikiyndir. O da makbuldür” denilmiştir. & Heysemî, Keşfu’l-Estâr, (3/385), K. Libâs, bab:-, Hds no: 3015 & Ebu Nu‘aym, Mârifetu’s-Sahâbe, (4/497), Trcno: 6901,

12) Müslim, (9/516), K. Libâs, bab:34, Hds no:125.

13) İslâm Akaidi, Saîd Havvâ, (3/279-80), Çev.Ahmed Varol, vdğ.Aksa y.

14) Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî, Ahkâmu’n-Nisâ, (sf/70), Çev: Adnan Yayik, İ’tisam y.

15) İmam Nevevî, Sahîhi Müslim Şerhi, (11/380), Çev: M. Beşir Eryarsoy, Polen y.

16) Heysemî, Mevâridu’z-Zamân, (2/55), Giyim Kuşam Kitabı, bab:-, Hds no: 1454, İsnadı hasen denilmiştir & Sahîhu Mevâridu’z-Zamân, (2/47) K. Libâs, bab: 8 Hds no:1354/1210, Elbânî hadis için: “Hasen” demiştir & İbn Hibbân, Sahîh, (13/64), Kitâbu’l-Hazar ve’l-İbâhe, bab:-, Hds no:5753, Şu‘ayb Arnavût hadis için; “İsnadı zayıftır.” Abdullah b. Ayyâş b. Abdullah b. Abbâs’ı Ebû Dâvûd ve Nesâî zayıf görmüştür. Ebû Hâtim dedi ki: “Metin değildir. Sâdûktur, hadisi yazılır…” & İbni Hibbân, et-Takâsim ve’l-Envâ, (6/79-80), Hds no: 4911, & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (14/176-7), Giyim-Kuşam ve Süslenme Kitabı, bab:-, Hds no: 20534, Sahih kaydıyla & Ahmed b. Hanbel, Müsned, (11/654), Hdsno: 7083, Şu’ayb Arnavût hadis için; İsnadı zayıf demiştir. & Hâkim, Müstedrek, (10/663), Fiten ve Melâhim, bab:3457, Hds no: 8395, & Taberânî, Mu’cemu’s-Sağîr, (2/481), Hds no: 778 kısa bir şekilde Mutlu y. & Taberânî, Mu’cemu’l-Evsât, (10/154), Hds no: 9327 & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (8/ 449), Giyecekler Kitabı, bab:-, Hds no: 8612, Hadisi İmam Ahmed ve Taberânî üç mu’ceminde rivâyet etmiş olup, Ahmed’in râvileri güvenilir kimselerdir. Ancak Taberânî “Ümmetimden birtakım erkekler olacak ki kadınlarını erkeklere benzeyenler gibi eyerler üzerine bindirecekler” demiştir.” Ocak y. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (11/437), K. Libâs, bab:28, Hds no: 8680, Hüseyin Selim Esed Taberânî’nin senedi için; “Bu isnad hasendir” demiştir. & Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (5/240-1), K. Libâs, bab: 26, Hds no: 8612, Dâru’l-Fikr, bsk.  & Heysemî, Mecmau’l-Bahreyn, (7/168-9), K. Ziynet, bab: 7, Hds no:4251& İbn Hacer İthafu’l-Mehâra, (7/422), Hds no: 11940& Cevâmiu’l-Kelîm’de; Hadis 10 eserde tahric edilmiştir. 3 tane şâhidi vardır. İsnadlarının toplamı 21 tanedir. 1 sahih, 19 hasen,1 tane itham edilen râviden; “Hadisin metninin hükmü sahih liğayrihidir” denilmiştir.

17) İbn Hacer el-Heytemî, İslâm’da Helâller ve Haramlar, (1/453-4), Çev: Ahmed Serdaroğlu & Lütfi Şentürk, 2017, İst Kayıhan y.

 

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul