29 Temmuz 2021 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Kur'an'da Necat Kavramı
Kur'an'da Necat Kavramı

Kur'an'da Necat Kavramı Hüseyin Kerim ECE

KUR’ÂN’DA NECÂT (KURTULUŞ) KAVRAMI

 

Kur’ân kurtuluş, başarı, zafer, umduğuna kavuşmayı, muradına ermeyi ve selâmeti ifade eden 9 temel kavram kullanıyor: Necât, fevz, inkâz, icâre, selâm, ğınâ, temlik ve felâh. Bu yazımızda ‘Necât’ı açıklamaya çalışacağız.

 

-Necât nedir?

Necât’ın kökü olan ‘ne-ce-ye, necâ’ fiili bir şeyden kurtulmak[1], bir şeyden ayrılmak, birine fısıldamak, sözü sır olarak söylemek demektir. Buradan hareketle bir şeyden veya ölümden kurtulma hakkında kulanılmaya başlanmıştır.[2]

Bu ayrılmada olumlu bir tarafı; olumsuz bir durumdan veya şeyden uzaklaşma, kurtulmadır.

Bunun if’al (geçişli) kalıbı ‘incâ’; yüksek yere çıkmak, (tehlikeden) kurtarmak,   bir şeyi açmak demektir.[3]

Tef’îl (geçişli) kalıbı ‘neccâ’; yüksek yerde bırakmak, ıssız yerde terketmek, kurtulmak, Allah’ın birini kurtarması anlamlarına gelir. (Kur’ân’da en fazla bu iki kalıp kullanılıyor.)   

Fâale (ortaklık) kalıbı ‘nâcâ; birine fısıldamak, birini sırdaş seçmek,

Tefâale (ortaklık) kalıbı ‘tenâcâ’; biriyle fısıldaşmak demektir.

‘Necât veya necvet’; yüksekliğiyle çevresinden ayrılan tepe demektir. Kişiyi olabilecek selden kurtardığı için böyle adlandırılmıştır.[4]

 ‘Necâ’ fiilinin fâil (özne) ismi ‘nâci-kurtulan, Necât bulan, firar eden’ demektir. Nâci Kur’ân’da bir yerde geçmektedir.

“Yûsuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, “Efendinin yanında beni an”, dedi...” (Yûsuf, 12/42)

Aynı kökten gelen bir diğer fâil (özne) ismi ‘müneccu’ kurtarıcı demektir. 

İki ayette geçiyor.[5]

‘Necâ’ fısıldaşmak, gizli/gizemli konuşmak anlamıyla iki âyette geçiyor.

“Böylece, ondan ümitlerini kesince, (aralarında konuyu) görüşmek üzere bir kenara çekildiler...” [6] 

Bunun masdarı olan ‘necvâ’; fısıldama, fısıltı, fısıl fısıl konuşma demektir. Kur’ân’da on bir âyette kullanılıyor. Meselâ;

Biz, onların seni dinlerken ne maksatla dinlediklerini, kendi aralarında fısıldaşırlarken de o zâlimlerin: "Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini çok iyi biliriz.” [7]

 

-Kur’ân’da Necât;

‘Necât’ kavramı Kur’ân’da altmış yedi yerde fiil, diğerleri isim ve masdar olmak üzere 86 yerde geçmektedir.

Kur’ân necât kavramını, daha çok dünyadaki kötü durumlardan kurtarma şeklinde sözlük anlamıyla kullanıyor. Felâh kavramını ise daha çok âhiretteki kurtuluşu anlatırken kullanıyor. 

Fiil halinde kullanımların çoğunda geçmiş zaman kipi kullanılıyor ve kurtarma işi Allah’a nisbet ediliyor. Meselâ;

 

a-Dünyalık Necât’a Değinen Âyetler

Hz. İbrâhim’i ateşten ve Lût’u azgın kavimden kurtarıp bereketli topraklara ulaştırmayı[8], İsrâiloğulları’nı Firavun ve kavminin zulmünden kurtarmayı [9],

Nûh ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmayı[10],

Hûd peygamberi ve yanında olan iman edenleri kurtarmayı[11]

kötülüklerden sakındıranları (nehy-i ani’l-münker yapanları) kurtarmayı[12],

hak din göndererek kulları yanlış din anlayışından kurtarmayı[13],

fesâdı önlemeye çalışanları kurtarmayı[14],

Hz. Lût’u ve iman edenleri sapık bir kavimden kurtarmayı[15],

Hz. Mûsâ’yı tasadan/üzüntüden kurtarmayı[16],

Hz. Mûsâ’yı ve beraberinde olanları Firavun’un ve yandaşlarını boğulduğu denizden kurtarmayı,[17]

Peygamberleri ve iman edenleri zâlim kavimlerden kurtarmayı,[18]

insanları denizde veya karada karşılaşılan musibetlerden kurtarmayı, [19]Allah (c.c.) kendisine nisbet ediyor.

Bütün bu âyetlerde kurtarma fiilinin fâili bizzat Allah’tır.

“İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır. İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık.” (Neml, 27/52-53)

Kur’ân bazı peygamberlerin, kavim ve kişilerin kendilerini kurtarması için Allah’a duâ ettiklerini haber veriyor. Nûh (a.s.) uzun yıllar uğraşmasına rağmen kavminin iman etmemesi ve kendisini yalanlamaları üzerine şöyle duâ etti:

“(Yarabbi) Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar.” (Şu’arâ, 26/118)

Lût (as) kavmi onca uyarıya rağmen işlemekte oldukları çirkin fiilden vazgeçmeyice şöyle duâ etti:

“(Lût ) “Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar.” (Şu’arâ, 26/169)

Mûsâ (as) Mısır’dan çıkmak zorunda kalınca;

“...korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve “Ey Rabbim! Beni bu zâlim kavimden kurtar” dedi.” (Kasas, 28/21) şeklinde duâ etti.

Hz. Mûsâ’ya iman edip onunla birlikte yola düşenler şöyle duâ ettiler:

“Ve bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar!” (Yûnus, 10/86)

Firavun’un Müslüman olan hanımını da şöyle yakarmıştı Rabbine:

“... “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zâlimler topluluğundan kurtar!...” (Tahrîm, 66/11)

Bütün bu duâlarda ‘necât’ kavramının istek kipinin kullanıldığını görüyoruz.

Bazı âyetlerde ‘necât’ın dünyalık sıkıntılardan, zâlimlerin zulümlerinden, sapıklıktan kurtulma mânasında kullanılıyor. Şuayb (a.s.), iman edenleri ülkelerinden sürüp çıkarmakla tehdit eden kavmin ileri gelenlerine;

“Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra yine ona dönersek, doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz...” (A’râf, 7/89)

Şuayb Mısır’dan ayrılıp kendi beldesine gelen Hz. Mûsâ’ya:

“... Korkma artık, o zâlim kavimden kurtulduk artık” (Kasas, 28/25) dedi.

Allah (c.c.) Nûh’a (a.s.) şöyle vahyetti:

“Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zâlimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamd olsun" de.” (Mü’minûn, 23/28)

Allah (c.c.) hem Yûnus’u (a.s.) içine düştüğü keder ve zorluktan kurtardığını söyleyip mü’minleri de böyle kederlerden kurataracağına söz veriyor.

Zünnûn (Yûnus) (a.s.) karanlıklar içinde;

“... Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum!” (Enbiyâ, 21/87-88) şeklinde duâ edince; Allah (s.t.) onun duâsını kabul etti ve onu kederden kurtardı. O mü’minleri de böyle kurtarır.”

Firavun kavminden Hz. Mûsâ’ya iman etmiş biri “Ey kavmim, nasıl olur da ben sizi Necât’a (kurtuluşa) çağırdığım halde siz beni ateşe çağırırsınız?” (Mü’min, 40/41) dedi.

İnkârcılardan bir kısmı dara düşünce Allah’a teslim olurlar, “bizi kurtar” diye yalvarırlar. Ancak içinde bulundukları sıkıntıdan veya zor durumdan kurutulunca da yan çizerler, kendilerini kurtaranı, ya da kurtuluş imkânlarını yaratanı unuturlar.[20]

 

b-Âhirette Necât;

Kur’ân’da ‘necât’, âhiretteki kurtuluş anlamıyla bir kaç yerde kullanılıyor.

Mücrimler (korkusuzca günah işleyenler) âhiretin azabından kendisi kurtarmak için çocuklarını, arkadaşını ve kardeşini, hatta herkesi fidye olarak vermek ister. Fakat bu mümkün olmaz.[21]

Burada de necât kelimesinin kullanıldığını görüyoruz.

Bir insan için nihâî ve arzulanan kurtuluş (necât-fevz-felâh) ancak samimi bir imanla ve bu imana uygun davranışlarla mümkündür.

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak (tüncîkum-sizi necât ettirecek) ticareti size göstereyim mi?

Allah'a ve Rasûlü’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda yoğun çaba gösterirsiniz (cihâd edersiniz)...” (Saf, 61/10-11)

Bu iman ve Allah yolunda yoğun bir çaba; gerekirse saldırgan düşmana karşı koyma, mü’minlere dünyalık başarı, zafer ve üstünlük sağladığı gibi öldüktan sonra altlarından ırmaklar akan cennetler, Adn Cennetleri’nde güzel meskenler kazandırır.

Nitekim takip eden âyette ve başka başka âyetlerde peygamberleri içtenlikte destekleyen,  Allah’ın dinine yardım eden samimi mü’minlere; fetih, zafer ve başarı verildiği, bu yüzden onların düşmanlarına üstün geldikleri haber veriliyor.

Kur’ân’a iman eden mü’minler de Hz. Peygamber’e (s.a.s.) ve Son Saat’e kadar Allah’ın dinine yardım ederlerse; Allah (c.c.) onlara da fetihler, zaferler, düşmanlarına karşı başarılar nasip eder.

Buna göre bu âyetlere iman edip, onun gereğini yapanlara hem dünyalık  başarı ve zaferleri, hem de âhirette kurtuluşu müjdeliyor. Kur’ân bunu, mü’minleri elim (acı) bir azaptan kurtaracak ticaret ve hayırlı bir amel olarak sunuyor. 

Allah (c.c.) hem peygamberleri, hem de mü’minleri kurtarır, zâlim toplukları da helâk eder. Bu kurtarmak dünyadaki belâ, felaket, düşmanların zulmü olabileceği gibi, âhirette azaptan kurtuluş da olabilir. Mü’minleri kâfirler için uygun olan azaptan kurtarmak da Allah’ın yapacağı bir iştir.[22]

Yani âhirettede ki azaptan, zafer vererek dünyadaki belâ ve zulümlerden...[23]

“...Sonuçta, elçilerimizi (ötekilerin başına gelecek her belâdan) kurtarırız (nüneccî). Aynı şekilde iman eden kimseleri de (kurtarırız). İşin gerçeği, mü’minleri kurtarmak da (nüncî) Bize düşer. (Yûnus, 10/103)

Âyeti şöyle de anlamak mümkündür: “Peygamberleri ve yanındaki iman edenleri dünyada sıkıntıdan ve zâlimlerin zulmünden kurtardığımız gibi, Hz.Muhammed (s.a.s.) ile birlikte iman edenleri de âhiretin kederlerinden, hesabın zorluğundan, helâk olmaktan ve cehennemin azabından da kurtarırız.”

Kıyâmette inkârcıların yüzleri korku, keder ve dünyadaki suçlarının sebep olduğu utançtan dolayı simsiyah olacak. Mü’minleri yüzleri ise sevinç ve mutluluktan dolayı beyaz ve aydınlık olacak.[24] Ancak, kendisine karşı sorumluluk bilinciyle davranan mü’minleri Allah (c.c.) necât’a (kurtuluşa, felâha) erdirir, onları umduklarına kavuşturur.

Kıyâmet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil midir? 

Allah, takvâ sahiplerini kurtuluşa erdirir (yüneccî). Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzûn da olmazlar.” (Zümer, 39/60-61)

Vahyin bu dünyada verdiği bu kurtarma (necât) müjdesinin âhirette gerçekleşeceği açıktır.

 

-Sonuç olarak

İnsanı Hesap Gününde kurtaracak olan insanın yakîn imanı ve sâlih amelidir. İnsanın görevi Allah’tan vahiy yoluyla gelenlere hakkıyla, samimiyetle, istenildiği gibi iman etmek; sonra da bu imanın gereği olarak sâlih amel işlemektir. Din’e (şeriate) uygun, sağlam, faydalı, yapıcı, ıslâh edici, kişiye sevap kazandırıcı, Allah’ın sevip razı olacağı, Din dilinde hasenât ve sâlihât şeklinde nitelenen işler yapmaktır. Asr sûresinde ve pek çok âyette işaret edildiği gibi...

Peygamber (sav) bu gerçeği bir sözünde farklı bir şekilde açıklıyor. 

“Şüphesiz Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.”[25] Yani insanlar iman edip etmediklerine ve yaptıkları işlere göre karşılık göreceklerdir.

O gün, ne mal fayda verir ne de evlâd. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şu’arâ, 26/88-89) 

Tıpkı Rabbine kalb-i selîm (Hakka teslim olmuş, imanlı yürek) ile gelen müstesna insan İbrâhim (a.s.) gibi.[26]

 İman ederek ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket edip Allah’ın velîliğini (yakınlığını/dostluğunu) kazananlar dünyada da âhirette de müjdeye kavuşurlar. Bu onlar için büyük bir başarı/bahtiyarlıktır.[27] (Yûnus, 10/64)

 

 


[1] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab 14/204.

[2] el-Isfehânî, el-Müfredât, s. 736.

[3] el-Isfehânî, el-Müfredât, s. 736.

[4] el-Isfehânî, el-Müfredât s. 736.

[5] Bkz: Ankebût, 29/33; Hicr, 15/59.

 

[6] Yûsuf, 12/80; Bir benzeri: Meryem 19/52.

[7] İsrâ 17/47; Ayrıca bkz: Enbiyâ, 21/3; Mücâdele, 58/7, 8, 10, 12, 13. Nisâ, 4/114; Tevbe, 9/78; Zuhruf, 43/80; Tâhâ, 20/62.

 

[8] Enbiyâ, 21/71, 74; Saffât, 37/134; Ankebût, 29/24.

 

[9] Bakara, 2/49.

 

[10] Saffât, 37/76; A’râf, 7/64-72; Şu’arâ, 26/119; Ankebût, 29/15.

[11] A’râf, 7/72.

[12] A’râf, 7/165.

[13] A’râf, 7/89.

[14] Hûd, 11/116.

[15] Kamer, 54/34; Şu’arâ, 26/170; Ankebût, 29/32, 33; A’râf, 7/83; Neml, 27/57.

[16] Tâhâ, 20/40; Saffat, 37/115.

[17] Yûnus, 10/73; İbrâhim, 14/6; Şu’arâ, 26/65; Bakara, 2/49-50; A’râf, 7/141; Tâhâ, 20/80.

[18] Meryem, 19/72; İbrâhim, 14/6; Fussilet, 41/18; Yûnus, 10/103; Hûd, 11/58, 66, 94; Yûsuf, 12/110 v.b.

[19] İsrâ, 17/67; Ankebût, 29/65; Lokmân, 31/32; En’âm, 6/63, 64.

[20] Bkz: Yûnus, 10/22-23.

[21] Meâric, 70/11-15.

[22] el-Hâzin, Muhammed b. İ, Tefsîr, 2/467; el-Zuhaylî, V, et-Tefsîru’l-Vecîz, s. 221.

 

[23] Mukâtil b. Süleymân, Tefsîr, 2/105.

[24] Âl-i İmrân, 3/106-107.

[25] Müslim, el-Birr, 33, no: 6543; İbni Mâce, Zühd, 9, no: 4143.

[26] Saffât, 37/81-84.

[27] Yûnus, 10/64.

 

Yazar:
Hüseyin Kerim ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul