29 Temmuz 2021 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / Alayla Örtülü Nefret; Self Oryantalizm ve İslam Düşmanlığı
Alayla Örtülü Nefret; Self Oryantalizm ve İslam Düşmanlığı

Alayla Örtülü Nefret; Self Oryantalizm ve İslam Düşmanlığı Dr. Mustafa Sami Mencet

ALAYLA ÖRTÜLÜ NEFRET: SELF ORYANTALİZM VE İSLÂM DÜŞMANLIĞI

 

Bu satırları kaleme aldığım günden tam iki yıl önce Yeni Zelanda’da bir İslâm düşmanı, cuma namazını kılan insanları katletmiş ve bunu da canlı yayınlamıştı. O günden bu yana, bu kadar büyük çaplı bir katliama tanık olmasak da, Müslümanlara yönelik işlenen nefret suçlarının ardı arkası kesilmedi. Dünya genelinde çok sayıda Müslüman hâlâ kimliklerinden ötürü işkenceye mâruz kalmaya, açlıkla ve yoksullukla mücadele etmeye, vatanlarından göç etmeye devam ediyor. Müslümanların azınlıkta olduğu gelişmiş ülkelerde nefret suçları işlenmeye devam ederken çoğunlukta olduğu ülkelerde; terör, gelir adâletsizliği, suç ve şiddet oranlarının yüksekliği gibi insanların yaşamını zorlaştıran unsurlar da baskınlığını koruyor. Bu olumsuzluk ve nefret eylemleri sistematik bir biçimde sürerken; Müslüman olmayanların Müslümanlara bakış açısını bir kişilik bozukluğu, bir korku, bir anksiyete, yani bir fobi olarak tanımlamak bana çok gerçekçi gelmiyor. Bu nedenle söze önce, İslamofobi yerine “İslâm Düşmanlığı” ifadesini kullanmayı önererek başlıyorum. Zira nedensiz ve olağan dışı korku olarak tanımlanan fobi, bu anlamda bu nedensizliği ve olağandışı korku bağlamında uyumlu bir anlam taşımakla birlikte zaten İslâm’a karşı olumsuz bir tarihsel basmakalıp yargıların perçinlendiği Batı merkezli bir kavramdır. Biz sıklıkla bu kavramı kullandığımızda, Batı’nın bu üretimini her seferinde tekrarlıyor ve yeniden üretiyoruz. İslâm’ın korku duyulabilecek bir olgu olduğunu kendi bilinçaltımıza da işliyoruz bir şekilde.

Yapılan birçok araştırmaya göre İslâm ve Müslümanların giderek daha yoğun bir biçimde nefret merkezi haline gelmesinin kökeninde bireylerin kendi yaşam tarzlarını, güvenliklerini, refahını tehdit edeceğine inanılan karanlık bir olgu olarak zihinlere inşa edilmesi yatıyor. Bu durum; müreffeh ülkelere göçün artması, terör olaylarının yoğunlaşması, dünyanın giderek daha güvensiz bir yer haline gelmesinden bağımsız değildir elbette. Yalnızca burada aranan günah keçisi olarak, hedef tahtasına sunî bir biçimde oturtulan İslâm var. Güçlendikçe de daha da korkulan ve nefret edilen bir hale gelmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarını konuşacaksak bunu İslamofobi adı altında değil nefret suçu, yabancı düşmanlığını veya ötekileştirme kavramları altında konuşmalıyız. Bu satırların yazarının da daha önce yaptığı gibi, genel kavram böyle diyerek bu kavramı kullandığımız zaman aslında, içten içe, “İslâm korku duyulacak bir şey değil, barış dini vb.” beyhude bir savunma çabasının içinde buluyoruz kendimizi.

Mahatma Gandhi’nin sevdiğim bir sözü var. “Önce seni görmezden gelirler, sonra seninle alay ederler, sonra seninle savaşırlar, sonra sen kazanırsın”. İşte bu yazının konusu bu sözün alay kısmı. Gerçek hayatla uyumsuzluklarla, çelişkiler üzerinden üretilen mizahın en önemli amaçlarından birisi de muhatabı alay yoluyla küçük düşürmek ve böylece tahakküm kurulmak istenilen gruba karşı üstünlük elde etmektir. Bu nedenle, aslında son derece ciddi bir iş olan mizah, önemli bir propaganda aracıdır ve bu amaçla en sık kullandığı silah alaydır. Böylelikle insanlar komik içeriklere gülüp geçerken bir yandan bilinçaltlarında anlatılanı onaylar ve bu onayladıkları içerikleri sık sık alımlamaya başladıklarında da yine bilinçaltlarında bu anlatıları pekiştirirler. Hani bugün sıklıkla söyleniyor ya, “Gençlerimiz deizme kayıyor ” vb. İşte varsa eğer böyle bir gerçeklik (ki bunu gözlemlemek mümkün) bunun en önemli nedenlerinden birisi de dinin genellikle alay konusu olması, aynı zamanda da din ile ilgili her kavramın her sözün her konunun bilinçli bir şekilde kirletilmesidir. Bunun bir tarihsel arka planı var, ben bu yazıda kısaca buna değinmeye çalışacağım.

Öncelikle kabul etmemiz gereken bir durum var. Türkiye’de henüz camii kundaklanmadı. Ama hoparlörlerin sesi yüksek diye camiiler basıldı veya idare mahkemelerine davalar açıldı. 15 Temmuz’da salâ okuduğu için camii görevlileri tartaklandı. “Senin konuşmaya hakkın yok!” diye dereceye giren başörtülü kızlar mezuniyet törenlerinde ağızları kapatılarak konuşturulmadı. Hepsinden önemlisi de yazının başında atıfta bulunduğum Yeni Zelanda olayı için oldukça popüler bir e-sözlükte “Eline sağlık, keşke buraya gelip aynı şeyi cuma namazında burada da yapsa” diye yazanlar oldu. Tüm bunların yanında sıklıkla sosyal medyada, her gün binlerce tweet, binlerce paylaşım Müslümanları alaya alıyor, Müslüman kimliği ile tanınan insanlar kolaylıkla linç ediliyor veya bir âyet/hadisle alay ediliyor. O halde, adını tartışmasız bir biçimde koymamız gerekiyor: Türkiye’de de bir İslâm düşmanlığı söz konusudur.  Hem de şiddetli bir biçimde… Sosyal medyada seküler kesim ile dindar kesimin arasındaki tavizsiz, uzlaşımsız kavgaya her gün şahit olmak mümkün. Sosyal medyadaki içeriklerin çok büyük bir çoğunluğu, yukarıda bahsettiğim gerekçelerle alay yöntemiyle oluşturulmaktadır. Dolayısıyla bu içeriklerin çoğunun mizah dergilerinden beslendiğini söylemek mümkündür. Buradan yola çıkarak, özellikle 15-30 yaş grubunun yakinen takip ettiği mizah dergileri üzerinde 1890-2014 yılları arasında yayımlanmış mizah dergilerini kapsayan bir araştırmamın sonuçlarını Vuslat Dergisi okurlarıyla paylaşmak istiyorum.

Türkiye’de yayımlanmaya başlayan ilk mizah dergisi olarak kabul edilen Diyojen’den 2014 yılının sonuna kadar yayımlanmış 35.550 karikatürün incelendiği bu araştırmaya [1] göre; Türkiye’de yayımlanan mizah dergilerindeki İslamofobik imgeler, istisnalar haricinde Batıdakilere çok benzemektedir[2]. Elde edilen bulgular karikatürlerde kullanılan klişelerin Batı’daki İslamofobik anlatıya çok yakın Self Oryantalist bir karakterde olduğunu, karikatürlerin tamamına yakınının “dine ait unsurların alaya alınma” ve “siyasî eleştirilerde dini ön plana çıkarma” başta olmak üzere Müslümanlığa ilişkin imgelerin sıklıkla tâciz, terör, cinsel sapkınlık, gericilik ve sahtekârlıkla ilişkilendirildiğini göstermektedir.

Yine günümüzde yayımlanan İslamofobik karikatürlerle II. Meşrutiyet döneminde yayımlananlar arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Günümüzde yayımlanan karikatürlerde terör, canavarlaştırma, çirkinlik ağır basarken; II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan karikatürlerde de sarıklı kişilerin çirkin ya da saldırgan, peçeli kadınların da hayvansal tasvirlerle karikatürize edildiği görülmektedir[3]. Yobazlık, gericilik, medeniyet düşmanlığı gibi klişeler yaklaşık bir asır boyunca hep Müslümanlara atfedilmiştir. Yine bu karikatürlerde Türkiye siyasî tarihinde hükümet olmuş veya olamamış sağcı partiler ve liderleri her zaman eleştiri ve alay konusu olmuştur. Bir diğer bulgu ise bu dergilerde yayımlanan olumsuz karikatürlerin çoğunluğunun bu dergilerin siyasî gündemi ele aldıkları ilk üç sayfada ağırlıklı olarak yayımlanmasıdır. Bir başka deyimle, bu dergileri okuyan gençler, ülke gündemine ilişkin herhangi bir siyasî açıklama, yorum, haber vb.yi bir karikatürle birlikte okurken hep ama hep İslâm’ın ya da Müslümanların kötü bir biçimde işlendiği yorum ve yorum altı karikatürleri alımlamaktadır. Bu da özellikle gençlerin düşünce dünyasında İslâm ve Müslümanların klişelerinin her zaman olumsuz olmasına ve dolayısıyla bu iki olguya karşı her zaman olumsuz tutumlar takınmalarına yol açmaktadır[4].

İslâm veya Müslümanlarla ilgili karikatürlerin sayısının toplam karikatürlerin içerisinde çok az olmasına karşılık dergilerin gündem sayfalarının çok büyük bir çoğunluğunda bu karikatürler yer almaktadır ve bunların tamamına yakını olumsuzdur.  Dolayısıyla mizah dergilerinin gündeminde yer alacak karikatürlerin ideolojik bir seçimin sonucu olduğu düşünüldüğünde İslâm ve Müslümanlığın bilinçli olarak olumsuz bir biçimde sunulması söz konusudur.

Türkiye’de 2014 yılında en çok okunan mizah dergilerinin tamamı taranarak içerik analizi yapıldığında şu bulgular elde edilmiştir:

“ Mizah dergilerinde bir yıl boyunca yayımlanan yaklaşık 25.600 karikatür içerisinde yalnızca 443 karikatürde (%1,7) İslâmî simge bulunmaktadır. Bunların da çok büyük bir çoğunluğu (%91,9); İslâm dininin kötü, Müslümanların saldırgan veya terörist (%9,4), ya da çirkin ve sevimsiz olduğu (%12,3), ibâdetlerin alaya alındığı (%32,0), İslâmî cemaatlerin veya hükümetin icraatlarının İslâm dini üzerinden eleştirildiği (%9,4) karikatürlerdir. Bunların dışında yine hükümetin, başbakan ya da cumhurbaşkanının veya İslâmî söylemi kullanan cemaat ya da örgütlerin dinle ilişkilendirilmeden eleştirildiği ancak bu eleştirilerin sürekli gündemde tutulduğu karikatürlerdir (%29,3). Buna karşılık karikatürlerin yalnızca %7,6’sında İslâmî simge veya ibadetler olumlu olarak karikatürize edilmiş veya Müslümanlar diğer karikatürlere göre daha sempatik görünmektedir.”

Sinemadaki durum da pek farklı değildir. Yalsızuçanlar (2011: 168) Türk Sineması’nın 1960’lı yıllarının popüler imgelerini, figürlerini ve filmlerini bugünle kıyaslayarak aslında değişen pek bir şey olmadığını, Doğu- Batı geriliminin sürdüğünü ve iki uygarlığın ilişkilerinin beyazperdeye yansımaya devam ettiğini belirtir. Örneğin, köye gelen öğretmen, asker ya da mühendis muhtar, tüccar, imam ya da ağa ile çatışmakta; din geleneksel kesimin halkı kandırmak için kullandığı en büyük silah olarak gösterilmektedir. Sinemanın beslendiği edebiyatta, modern dönemde konu edilen din adamları ya da dindarlar genellikle sahtekâr, bilim düşmanı, ahlâksız vb.dir.

Basmakalıp yargıların, özellikle yeterince bilgimiz olmayan topluluklara karşı tutum geliştirmemizi sağladığını, bu yargıların gördüklerimizden ve duyduklarımızdan beslendiğini ve bunların yavaş yavaş, farkında olunmadan emildiği tespitlerinden hareketle mizah dergilerinin kitle iletişim aracı oldukları ve bu araçlardaki iletilerin de yukarıda betimlenen üretim süreciyle oluşturuldukları dikkate alındığında, bu dergileri düzenli okuyan –özellikle genç yaştaki- okurların belki de gülüp geçerken farkında olmadan “emdikleri” örtük anlamların, zihinlerindeki “dayanak" adı verilen referans noktalarını oluşturduğunu ve çevrelerinde yaşadıkları olaylara, içinde yaşadıkları topluma bakış açılarının veya davranışlarını yönlendiren tutumların bu referans noktalarından beslendiği rahatlıkla söylenebilir. Müslümanların sanatseverlere saldırdığını, iktidardaki partinin bir üyesinin dinî bir söylem kullanarak kabul edilemez bir açıklama yaptığını okuyan, ibâdet edenlerin gülünç hallerini görüp gülen bir genci düşünelim. Mizah dergilerinde her biri ayrı birer olumsuz göstergelerle karşılaştığında ve bunların yanında muhtemelen haberlerde izlediği, “alternatif” yayınlarda veya arkadaşlarından duyduğu olaylarda ve –mutlaka- sosyal medyada abartılı, çoğu zaman gerçeğinden saptırılmış “caps”lerde okuduğunda hep ama hep ‘kötü’ bir Müslüman imgesiyle karşı karşıya kalan bir gencin İslâm’a dair bir olumsuz düşünceler beslemesi, yaşamının her alanında çevresindeki İslâm’a ait unsurlara karşı güçlü ön yargılar edinmesi kaçınılmazdır.

Basmakalıp yargıların, özellikle yeterince bilgimiz olmayan topluluklara karşı tutum geliştirmemizi sağladığını, bu yargıların gördüklerimizden ve duyduklarımızdan beslendiğini ve bunların yavaş yavaş, farkında olunmadan emildiği tespitlerinden hareketle mizah dergilerinin kitle iletişim aracı oldukları ve bu araçlardaki iletilerin de yukarıda betimlenen üretim süreciyle oluşturuldukları dikkate alındığında, bu dergileri düzenli okuyan –özellikle genç yaştaki- okurların belki de gülüp geçerken farkında olmadan “emdikleri” örtük anlamların, zihinlerindeki “dayanak" adı verilen referans noktalarını oluşturduğunu ve çevrelerinde yaşadıkları olaylara, içinde yaşadıkları topluma bakış açılarının veya davranışlarını yönlendiren tutumların bu referans noktalarından beslendiği rahatlıkla söylenebilir.

Türkiye’de dindar insanlar, başta İslâm’a mâl edilmiş hurafeler olmak üzere bütün bu olumsuz durumların Müslümanlıkla ilişkisi olmadığını açıklamaya ya da sessiz kalmaya çalışmış ve her zaman bir suçlanma/savunma pozisyonunda kalmaya mecbur edilmiştir. Bu durum da hurafelerle ya da İslâm’ın değerlerinin dışında olan, İslâmî öğretilerin zıttı olan birtakım yanlış uygulamaların devam etmesine yol açmış ve dindar çevrelerin bu olumsuzluklarla mücadele etmesini zorlaştırmıştır.

Ziyaüddin Serdar, Postmodernizm ve Öteki adlı eserinde (2001, s.308), “Alay” ile “Oryantalizm” arasındaki ilişkiden bahsederek mizah dergilerimizdeki ideolojik yapıda “self oryantalist” bakışın baskın oluşuna ilişkin tespitimizi desteklemektedir. Ona göre “Alay”; oryantalistleştirici postmodern istismarın dizginsiz kullanımıdır. Bunun Batılı olmayan kültürler için iki sonucu vardır. Onlar ya mutlak güçsüzlüklerini kabul edip güvensizlik ve nihilizm içinde boğulacak ya da kendilerini Batı’dan nefret eden bir köktenciliğin içine hapsedecektir. İşte Türkiye’de yaşadığımız şey tam olarak böyledir. Cumhuriyet rejimine geçişle birlikte, eskiye dair ne varsa bundan nefret eden (ki bunun başında İslâm dinini referans alan yaşam tarzı gelmektedir) ve bunu medeniyetin düşmanı olarak tanımlayan kesimle, Batı’dan külliyen nefret eden bir başka kesimin kavgası günümüzde de sürüp gitmektedir.

 

 


[1] Detaylı bilgi için Bkz. Akıner, N. Ve Mencet, M.S. (2016) Türkiye’de İslamofobi: Mizah Dergilerinde İslâm’ın Temsili. Akademik İncelemeler Dergisi. 11(2). https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/252529

[2] Hatta yeri geldiğinde Batı’daki içeriklerden daha sert ve daha aşağılayıcı bir üslûp kullanılabilmektedir.  Charlie Hebdo saldırısından sonra sistem eleştirisi içeren karikatürleriyle şöhret olmuş Latuff vd. çizerler, terör olayının İslâm’a zarar verdiğini anlatan karikatürler çizerken, Türkiye’de yayımlanan Penguen dergisinde doğrudan İslâm’ı aşağılayan karikatürler yayımlanmıştır.

[3] Eleştirirken bir yandan da meşrûlaştırmamak adına, karikatürlere burada yer verilmeyecektir.

[4] Örneğin 2014 yılında çıkan mizah dergilerinin hemen hemen hepsinde hükümet mensuplarının açıklamaları genellikle İslâmî bir söylemle verilmiş ve kişiler eleştirilirken aslında din de olumsuzlanmıştır. Bir başka örnek ise terör örgütlerine olan yaklaşımdır. Hemen hemen her sayıda DAEŞ militanları takke, tespih ve İslâmî söylemlerle temsil edilirken yıl boyunca PKK’nın cinayetlerinden hiç bahsedilmemiştir.

[5] Detaylı bilgi için Bkz. Akıner, N. Ve Mencet, M.S. (2016) Türkiye’de İslamofobi: Mizah Dergilerinde İslâm’ın Temsili. Akademik İncelemeler Dergisi. 11(2). https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/252529

Yazar:
Dr. Mustafa Sami Mencet
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul