16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / İmtihanı Sabırla Kazanmak
İmtihanı Sabırla Kazanmak

İmtihanı Sabırla Kazanmak Muhammed İslamoğlu

 

    Muhammed b. Ebû Bekr’in torunu Abdurrahman b. Kâsım (rh.a.) rivâyet eder.

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    “Müslümanlar, benim başıma gelen musibetlere bakarak, kendilerinin karşılaştıkları musibetlere karşı güç bulsunlar.”1

    Mü’minlerin annesi Âişe (r.anhâ) anlatır:

    Rasûlullah (s.a.s), vefat edeceği hastalığında kendisiyle cemaat arasında bir kapı açtı veya perdeyi kaldırdı. Baktı ki cemaat, Ebû Bekir’in (r.a) arkasında namaz kılıyor. Cemaatin bu güzel durumundan ve kendisinden sonra da bu hâlin devam etmesi ümidiyle Allah’a hamd etti ve şöyle buyurdu:

    “Ey insanlar, insanlardan ve mü’minlerden birisinin başına bir musibet geldiğinde, benim ölümümü düşünmek sûretiyle, kendi başına gelen musibeti hafifletmiş olsun. Çünkü benim ümmetimden hiçbir kimse, benden sonra benim ölümümden daha şiddetli bir musibetle karşı karşıya kalmayacaktır.”2

    İmam Sindî (rh.a.), bu hadisin açıklamasında şunları beyân ediyor: 

    “Rasûlullah (s.a.s), kendisinden sonra ümmetinin başına gelecek musibetlerden dolayı dağılmalarından korktuğu için, gelecek musibetlere sabırlı olmalarını tavsiye etmiş ve ümmetin başına gelen en büyük musibetin, Allah’ın Rasûlü’nün vefat etmesi musibeti olduğunu hatırlatmıştır. Mü’minlerin başına bundan daha çetin bir musibetin gelmeyeceğini bildirmiş ve en çetin olan bu musibetin hatırlanması için mü’minin başına gelen herhangi bir musibetin hafifletilmesi yolunu göstermiştir. Zira küçük musibet, büyük musibet yanında yok olmaya mahkûmdur. Büyük musibete karşı sabreden mü’minin, küçük musibet karşısında sabırsızlık etmesi yakışmaz.”3

    Anam-babam O’na fedâ olsun !..

    En son Nebî, en son Rasûl!..4 Âlemlere rahmet olarak gönderilen önder ve örnek şahsiyet!..5         Âlemlerin Rabbi Allah’ın, insan kullarına gönderdiği ve her hayırda, her güzellikte, her iyilikte hayat rehberi!.. O’na tâbi olup emredildiği gibi dosdoğru olanların kurtuluş vesilesi… Rasûlullah Muhammed (s.a.s)!..

Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ tarafından vazifeli kılındığı “Kelime-i Tevhîd Dâvâsı”nı, yani yalnız ve yalnız Hak Din olan İslâm’ı tebliğ ve dâvet görevini hakkıyla yaparken, birçok engellerle karşı karşıya kaldı. Nice eziyetler çekti, bunca çilelere katlandı, dövüldü, sövüldü, savaştı, yaralandı, kanı yeryüzüne döküldü, sûikastlere uğradı, vatanını terk etmeye mecbur kılındı ve mal varlığına el konuldu…

    O’na, bu zulmü yapanlar, bu işkenceyi revâ görenler ve sıkıntı üste sıkıntı verenler de, O’nun en yakın akrabaları, kavmi ve aşîreti idiler!.. O, onları Allah’a dâvet ederken, katıksız iman edip şirkten tevbe edince cennetle müjdelerken ve insan olarak yaratıldıkları gibi, akîde, amel ve ahlâk bakımından da insan olmalarını kendilerine beyân ederken, o müşrik kâfirler, kendisine olmadık hareketler ve zulümler yapıyorlardı..

    O yüce şahsiyet, o en güzel ahlâk üzere olan kâmil insan (s.a.s)6, bilmezlerin, idrâk etmezlerin ve aklını kullanmazların verdikleri eziyetlere sabretti. Yegâne Rabbi Allah’a tevekkül edip O’ndan yardım diledi… Bu yüce ve üstün güzel ahlâkıyla, bu sıkıntılara tahammül tavrıyla, merhamet olunmuş, hayırlı, vasat ve şâhid ümmetinin her ferdi için en güzel örnek oldu!..7

    O (s.a.s) buyurdu:

    “Müslümanlar, benim başıma gelen musibetlere bakarak, kendilerinin karşılaştıkları musibetlere karşı güç bulsunlar!”

    Yegâne hayat örneğimiz ve önderimiz böyle buyurdu!..

    Yeryüzü imtihan sahası… Dünya hayat, bir imtihan alanıdır ve insanlar imtihan olunmaktadır… Birbirleriyle imtihan olunmakta, musibetlerle imtihana çekilmekte ve hayat ile imtihan olanlar, ölüm vesilesi ile de imtihan olunmakta!..

“Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir.

O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”8 buyurur yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ!..

    Ve yine buyurur Allah Azze ve Celle:

   “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isâbet etmez. Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini hidâyete yöneltir. Allah, her şeyi bilendir.”9

“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitabda (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.”10

    Âyetin tefsirinde, İmam Taberî (rh.a.) şöyle der:

“Ey insanlar, yeryüzüne inen âfet ve kıtlıklar gibi size erişen açlık, hastalık gibi hiçbir musibet yoktur ki Biz yarattığımız şeyleri yaratmadan önce onlar, ‘Levhi Mahfûz’da tesbit edilmiş olmasın. Şüphesiz ki size ve yeryüzüne gelecek olan musibetleri, yaratıkları var etmeden önce ‘Levh-i Mahfûz’da tespit etmek Allah için pek kolaydır.

      Katâde (rh.a.) diyor ki:

-Yeryüzüne inen musibetler, kıtlıklardır. İnsanlara isâbet eden musibetler ise, acılar ve hastalıklardır. Bize ulaştığına göre, hiçbir kimsenin yüzünü bir çalı yırtmaz, ayağı sürçmez, damarı seğirmez ki, işlenen bir günah yüzünden meydana gelmiş olmasın. Allah, işlenen günahların birçoğunu da affeder.”11

    Mansûr b. Abdurahmân (rh.a.) anlatır:

    Hasan ile birlikte oturuyordum.

    Bir adam O’na, yüce Allah’ın:

    “Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitabda (yazılı) olmasın.” buyruğu hakkında soru sordu.

    Ben de bu buyruk hakkında O’na sordum.

    Hasan şöyle dedi:

-Sübhânallah! Bunda kimin şüphesi olabilir ki? Göklerle yer arasında meydana gelen her bir musibet, mutlaka Allah canlı varlığı yaratmadan önce Allah’ın Kitabı’ndadır.12

    İmam İbn Kesîr (rh.a.), ‘Teğabün Sûresi’nin on birinci âyetinin tefsirinde şunları kaydeder:

    “Burada ‘Allah’ın izni’, İbn Abbâs’ın (r.a) açıklaması üzere Allah’ın emri, yani kaderi ve meşîeti ‘olmadıkça hiçbir musibet gelip çatmaz’ buyurmaktadır. ‘Kim Allah’a iman ederse, onun kalbine hidâyet verir. Allah, her şeyi en iyi bilendir.’ Her kime bir musibet gelip çatar da onun, Allah’ın kazâ ve kaderi gereği olduğunu bilir, sabreder, mükâfatını Allah’tan bekler, Allah’ın hükmüne teslim olursa, Allah da onun kalbine hidâyet verir ve dünyada elde edemediğine karşılık kalbine hidâyet ve içtenlikli kesin bir inanç, bir yakîn verir. Bazı hâllerde ondan alınanın yerini ya da ondan hayırlısını verir.

    Ali b. Ebî Talha, İbn Abbâs’ın (ra):

“Kim Allah’a iman ederse, onun kalbine hidâyet verir’ buyruğu hakkında şöyle dediğini nakleder:

“-Yani, kalbini yakîne ileterek hidâyete kavuşturur. Böylelikle ona gelip çatan bu musibetin, kendisine gelmemesinin imkânsız olduğunu, ona gelmeyenin ve eline geçiremediğinin gelip kendisini bulmasının da imkânsız olduğunu kesin olarak bilir.”

    Ebû Zebyân (rh.a.) anlatır:

Alkame’nin yanında idik. O’nun yanında şu: ‘Kim Allah’a iman ederse, onun kalbine hidâyet verir’ buyruğu okundu ve buna dair O’na soru sorulunca şu cevabı verdi:

-Bu, kendisine bir musibet gelip çatınca bunun, Allah’tan geldiğini bilerek ona rıza ve teslimiyet gösteren kişinin hâlini anlatır.”13

    Ebû’d-Derdâ (r.a.) rivâyet eder.

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurur:

    “Her şeyin bir hakikati vardır. Kul da başına gelmesi takdir edilen bir şeyin şaşmadan mutlak bir şekilde başına geleceğini, başına gelmesi takdir edilmeyen bir şeyin de asla başına gelmeyeceğini bilip kabul etmedikçe imanın hakikatine ulaşamaz!”14

    Ubâde b. Sâmit (r.a.) anlatır:

    Adamın biri, Rasûlullah (s.a.s)’e geldi ve:

-“Ya Rasûlallah, en üstün amel hangisidir?” diye sordu.

Rasûlullah (s.a.s):

“Allah’a iman edip O’nu tasdik etmek ve yolundan cihâd etmektir.” buyurdu.

Adam:

-“Ya Rasûlallah, bundan daha kolay olan bir şeyi istiyorum” dedi.

Rasûlullah (s.a.s):

“Hoşgörü ve sabır.” buyurdu.

Adam:

-“Ya Rasûlallah, bundan daha kolayını istiyorum” dedi.

Rasûlullah (s.a.s):

“O zaman sana takdir ettiği şeylerde Allah’ın kötülük yaptığını düşünme!” buyurdu.15

    Yeryüzü hayatlarında imtihan edilen muvahhid mü’min Müslümanlar, imtihan sırasında sızlanmadan, hâşâ Allah’tan şikâyetçi olmadan, yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah’ın takdirine rıza göstererek, her hâllerinde hamd ederek, Allah’a sığınıp tevekkül etmeli, ağır şartları olan imtihanın kısa zamanda son bulması için duâda bulunmalıdırlar… Başa gelen belâ ve musibetten dolayı, namaz ve sabırla Allah’tan yardım dilenmelidir… Çünkü Allah, sabredenlerle beraber olduğunu beyân buyurmuştur…16

    Ve bu konudaki değişmeyen “Sünnetullah” için şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Andolsun, Biz sizi, biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.

Onlara bir musibet isâbet ettiğinde, derler ki: ‘Biz, Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na dönücüleriz.’

Rabblerinden bağışlanma (salât) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidâyete erenler de bunlardır.”17

    İmtihan sırasında sabır gösterenleri müjdeleyen Rabbimiz Allah Azze ve Celle, muvahhid mü’min kullarının musibetlerin isâbet ettiği sırada nasıl davranmaları gerekiyorsa, onu da beyân buyurup katıksız iman eden kullarını uyarmış ve edeplendirmiştir:

“Onlara bir musibet isâbet ettiğinde, derler ki: ‘Biz, Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na dönücüleriz.”

     Bu hakikat diğer âyetlerde şöyle beyân olunmuştur:

“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi Allah’ındır.

O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim.”18

“Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefâ gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”19

        Evet, hiçbir şüphe duymadan deriz ki:

    “Biz, Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na dönücüleriz.”

    Kullarına karşı en merhametli Allah Teâlâ, isâbet eden musibetlerin sebebini şöyle beyân buyurur:

“Size isâbet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) çoğunu da affeder.”20

    İkrime (rh.a.) der ki:

-Kulun başına bir musibet gelince, o, mutlaka onun bir günahı sebebiyledir. Yüce Allah, o kulu ancak onunla bağışlar. Yine Allah onu, ancak o âfet sayesinde bir dereceye ulaştırır.21

    Şeyhu’l-İslâm Ebû’s-Suûd Efendi (rh.a.), “İrşâdu Aklı’s-Selîm” adlı meşhur tefsirinde şöyle der:

“Yani, size çarpan herhangi bir musibet, o, sizin işlemiş olduğunuz günahlar sonucudur. Yine de Allah, çoğunu affedip cezâlandırıvermez.

Bu âyet, mücrimlere mahsustur. Zira mücrim olmayanlara çarpan musibetler, başka sebeplerden dolayıdır. Bu sebeplerden biri, mâsum kimsenin, uğradığı musibete sabır göstermesiyle büyük mükâfata eriştirilmesidir.”22

    Hasan el-Basrî (rh.a.) anlatır:

“Size isâbet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) çoğunu da affeder.” (Şûrâ, 42/30) âyeti nâzil oldu.

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Bir kamışın yaralaması, bir damar seğirtmesi, taşa takılma veya ayağının tökezlemesi, ancak kişinin işlediği bir günahtan dolayıdır. Allah’ın affettikleri ise daha çoktur.”23

    Emiru’l-mü’minîn İmam Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) şöyle dedi:

-Allah’ın Kitabı’nda bulunan en değerli âyeti size söyleyeyim mi? Rasûlullah (s.a.s), bunun:

“Size isâbet eden bir musibet (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.” (Şura, 42/30) âyeti olduğunu söyledi ve şöyle buyurdu:

“Yâ Ali, sana bunu açıklayayım: Dünyada başınıza gelen hastalık, cezâ veya musibet gibi şeyler, kendi yaptıklarınız yüzünden başınıza gelmiştir. Allah da, dünyada iken cezâsını çektiğiniz bir şey için âhirette tekrar sizi cezâlandırmayacak kadar müsamahakârdır. Dünyada iken sizleri bağışladığı şeyler içinse, bağışladıktan sonra tekrar dönmeyecek kadar yücedir.”24

    Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a.) rivâyet eder.

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kulun başına gelen herhangi bir eziyet veya bunun yukarısı ya da aşağısı, ancak bir günah sebebiyledir. Allah’ın bağışladıkları ise daha çoktur.”

Rasûlullah (s.a.s) sonra:

“Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) çoğunu da affeder.” (Şura, 42/30) âyetini okudu.25

     Allah Teâlâ’ya idrâk ederek, delilleriyle ve şuurlu bir şekilde iman edip, imanına şirk karıştırmayan muvahhid mü’minler, yegâne Rabb ve İlâh Allah tarafından her ân imtihan edildiklerinin farkında olanlardır… Onlardan önceki insanların imtihan edildikleri gibi, onlar da imtihan olunmaktadırlar… O hâlde imtihan olunan mü'min Müslümana düşen ne ise, öyle inanmak ve öyle davranmak ânın vâcibidir!..

    Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Elif Lâm, Mîm.

İnsanlar, (sadece) 'iman ettik diyerek, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?

Andolsun, onlardan öncekilerini imtihan ettik. Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir."26

    İbn Abbâs (r.anhuma), bu âyetler hakkında şu açıklamayı yapar:

"Allah, insanlara peygamberlerini gönderir. Onlar da ecelleri gelinceye kadar içlerinde yaşarlardı. Allah, Peygamber’ini katına aldıktan sonra ümmet (veya bazıları): 'Bizler, Peygamber'in izi ve yolu üzerindeyiz' derlerdi. Ardından Allah, onlara belâlar gönderir. Belâlar karşısında Peygamber'in izi ve yolunda sebat gösterenler, sözlerinde sadık olanlardır. Sebat göstermeyip Peygamber'in yolundan ayrılanlar da sözlerinde yalancı olanlardır."27

    Katâde (rh.a.) de şunları söyler:

"İnsanlar, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler? Biz, onlardan öncekilerini de imtihandan geçirmişizdir, mânasınadır. Allah, doğruları, yalancıları, itaat edenleri ve âsî olanları ortaya çıkaracaktır. Altının ateşte denendiği gibi, mü'min kişinin de sıkıntılarla imtihan edileceği söylenirdi. Yine imtihanın insan için, körün aldığı, gören kişinin de almadığı sahte dirhem gibi olduğu söylenirdi."28

    İmam İbn Kesîr (rh.a.)'in bu konudaki açıklamasının kaydedilmesi faydalı olur!..

    Şöyle diyor İbn Kesîr (rh.a.):

    "O, iman iddiasında doğru olanları da, sözünde ve iddiasında yalancı olanları da bilir ve onları ayırt eder. Şanı yüce Allah, olanı ve olacağı, olmamış olanı, eğer olursa nasıl olacağını da bilir. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat imamları nezdinde bu, üzerinde icmâ edilmiş (ittifak olunmuş) bir husustur. Bundan dolayı İbn Abbâs ve başkaları, yüce Allah'ın: 'Bilelim diye' gibi buyruklarını 'görelim diye' tefsir etmiştir. Çünkü görmek var olan ile alakalıdır. Bilmek ise, görmekten daha geneldir. Bilmek, olmayan ile de, olan ile de alakalıdır."29

    Sa'd b. Ebî Vakkâs (r.a.) anlatıyor:

-“Ya Rasulallah, hangi insanların başına gelen belâ daha şiddetli olur?” diye sordum.

Rasûlullah (s.a.s), şöyle cevap buyurdu:

"Önce Peygamberler, sonra sırasıyla (Allah katında) rütbece en üstün olanlar. Kul, dindarlığının (kuvvetli veya zayıflığı) durumuna göre belâya uğrar. Eğer dininde kuvvetli ise, belâsı şiddetli olur ve şayet dindarlığında gevşeklik-zayıflık olursa, dindarlığı derecesine göre belâya uğrar.

Belâ, kuldan ayrılmaz (peşini bırakmaz). Nihâyet kul, (uğradığı belâlarla günahından arınıp) üzerinde hiç günah kalmayarak yeryüzünde dolaşınca belâ, onun peşini bırakır."30

    Hadisin şerhinde şu açıklama yer almıştır:

    "En büyük belâ, musibet ve sıkıntıların peygamberler (aleyhimu's-selâm)'in başlarına gelmesinin sebebi şudur: Başka insanlar nimetlerden zevk duydukları gibi onlar, belâ ve musibetlerden zevk alırlar.

İkincisi: Onlar, mûcizeler gösteren büyük ve üstün insanlar olduğundan dolayı başlarına belâ ve musibetler gelmezse, bazı insanlar onların beşer üstü varlıklar olduğunu, hatta ilâhlaştıklarını sanabilirler.

Üçüncüsü: Peygamberlerin başına en büyük belâların geldiğini bilen ümmet, belâlara karşı sabır ve tahammül gösterir ve uğradığı belâları, peygamberlerin başına gelmiş belâlarla mukâyese etmek sûretiyle gördüğü belânın hafifliğini kolayca anlar.

Dördüncüsü: En çetin belâya uğrayan insan, Allah'a en çok ilticâ edip sığınan, O'na en çok yakarışta bulunan insan olur.

    Peygamberlerden sonra en şiddetli belâya uğrayan insan da, yine Peygamberlerden sonra Allah'a en yakın, O'nun katında rütbe ve makamı en yüksek olan mü'mindir. Bu durum, sırayla diğer mü'minlere sirâyet eder. Hadis, mü'minin başına gelen belâ ve musibetlerin ağırlık derecesinin, onun dindarlık derecesiyle orantılı olduğunu beyân eder.

    Hadisten çıkan diğer bir hüküm de, belâ ve musibetlerin mü'minin günahlarının bağışlanmasına vesile olması ve kulun tüm günahlarından temizlenip arınıncaya kadar birtakım belâ ve musibetlere uğramasının onun yararına olmasıdır. Ancak şu noktaya dikkat etmek gerekir:

    Kulun, anılan ecir ve sevâbı kazanabilmesi için uğradığı belâ ve musibetlere sabretmesi gerekir. Aksi takdirde bunca sevâpları yitirmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu babda rivâyet edilen diğer hadisler ve belâlara karşı sabretmenin faziletine dair âyetler, bu hükmü ifade ederler."31

    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) ve Ebû Hureyre (r.a.) rivâyet ederler.

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurur:

    "Müslümana, vücûduna batacak bir dikene varıncaya kadar yorgunluk, hastalık, gelecekten kederlenme, geçmişten hüzünlenme, başkalarından gelen ezâ ve iç sıkıntısı isâbet ederse, Allah, muhakkak bu musibetleri sebebiyle o Müslümanın günahlarından bir kısmını kefâret kılıp örter."32

    Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), "Fethu'l-Bârî" adlı Sahîh-i Buhârî Şerhi’nde şunları kaydeder:

"Mutlaka onun karşılığında Allah, onun günahlarını affeder." Ahmed'in kaydettiği rivâyette: 'Mutlaka onun günahına keffâret olur.' şeklindedir. Yani bu, işlemiş olduğu mâsiyet sebebiyle ona bir cezâ olur. Bu da günahlarının bağışlanmasına sebep olur, demektir.

    Sahih hadisler, sadece musibetin gelip çatması sebebi ile bile ecrin sâbit olduğu konusunda çok açık ifadeler taşımaktadır. Sabır ve rıza ise, musibet sevâbından ayrı olarak sevâplarını görmesi mümkün olan, ayrıca mükâfatları verilen işlerdir.

el-Karrâfî dedi ki:

“-Musibetler, kesinlikle günahlara keffâret olurlar. O musibetlere ister rıza gösterilsin, ister gösterilmesin. Amma bu musibetlerle birlikte onlara rıza gösterilirse, günahlara keffâret oluşları daha da çok olur, değilse azalır.”

     Evet, el-Karrâfî böyle demektedir.

    Tahkikin sonucu ise şudur:

    Musibet, ona denk bir günaha keffârettir. Rıza sebebi ile de kişi ecir alır. Eğer musibete uğrayanın bir günahı yoksa kişiye, ona denk düşecek bir sevâp verilir."33

    Dünyanın neresinde olursa olsun muvahhid mü'min Müslümanlar, musibet ve belâlara karşı sabırlı ve tahammüllü olmalı, Allah'a dayanıp güvenmeli, böylece imtihanı kazanmalıdır... Ne mutlu böyle olana!..

1)    İmam Mâlik, Muvatta’, Kitâbu’l-Cenâiz, Hds.41.

2)    Sünen-i İbn Mâce, Kitabu’l-Cenâiz, B. 55, Hds. 1599.

3)    Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mâce Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, c. 4, s. 467.

4)    Bkz. Ahzâb, 33/40.

5)    Bkz. Enbiyâ, 21/107.

6)    Bkz. Kalem, 54/4.

7)    Ahzâb, 33/21.

8)    Mülk, 67/1-2.

9)    Teğâbün, 64/11.

10) Hadîd, 57/22.

11) Ebû Câfer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, Çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. 1996, c. 8, s. 182.

12) İmam Hâfız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, c. 11, s. 43.

13) İmam Hâfız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c. 11, s. 232-233.

14) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 1, s. 360, Hds. 488.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, Çev. Âdem Yerinde, İst. 2015, c. 12, s. 281, Hds. 11833. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

15) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362, Hds. 491.

16) Bkz. Bakara, 2/153.

17) Bakara, 2/155-157.

18) En’âm, 6/162-163.

19) Tevbe, 9/111.

20) Şûrâ, 42/30.

21) Ebû Muhammed Muhyissünne, el-Hüseyin b. Mes’ûd b. Muhammed el-Ferrâ el-Beğavî, Beğavî Tefsiri, Çev. A. Alpaslan Tunçer, İst. 2018, c. 7, s. 94.

22) Şeyhulislâm Ebûssuûd Efendi, Ebûssuûd Tefsiri, Çev. Ali Akın, İst. 2007, c. 11, s. 5189.

23) Hennâd b. es-Serî, Kitâbü’z-Zühd, Çev. Dr. Musa Akpınar-Dr. Faik Akçakoca, İst. 2017, s. 223, Hds. 431.

İmam Vekî b. el-Cerrâh, İyi Müslüman Olma Sanatı-Kitabü’z-Zühd, Çev. Dr. Ali Pekcan, Konya, 2006, s. 35, Hds. 93.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 9, s. 294-295, Hds. 9357.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, Çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, c. 13, s. 160. Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim’den.

24) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, s. 185, Hds. 21806.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 10, s. 521, Hbr. 8227.

İmam Ebû Muhammed Abdulhamîd b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehâb-Abd b. Humeyd Müsnedi, Çev. Serkan Ünal, Konya, 2015, s. 54, Hbr. 87.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 13, sh. 160. İbn Râhûye, İbn Menî, Hâkim et-Tirmizî, Ebû Ya’lâ, İbn Ebî Hâtim, İbnu’l-Münzir ve İbn Merdûye’den.

25) Sünen-i Tirmizî, Kitâbu Tefsîru’l-Kur’ân, B. 43, Hds. 3467.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 13, sh. 160. Abd b. Humeyd’den.

26) Ankebût, 29/1-3.

27) Ebû Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 1, s. 376.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, s. 501. İbn Merdûye’den.

28) Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, s. 501. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim’den.

29) İmam Hâfız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c. 8, s. 309.

30) Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’l-Fiten, B. 23, Hds. 4023.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbü’z-Zühd, B. 45, Hds. 2509.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 11, Hds. 22920.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 1, s. 298-300, Hds. 127-128.

Ebû Dâvûd Süleyman b. Dâvûd el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, Çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 1, s. 94, Hds. 212.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 7, s. 186, Hds. 6608.

31) Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mâce Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, c. 10, s. 248.

32) Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Merdâ ve’t-Tıbb, B. 1, Hds. 2.

Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 14, Hds. 52.

Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Cenâiz, B. 1, Hds. 973.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 27-30, Hds. 22954-22964.

33) İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2008, c. 11, s. 376.

 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul