05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Namazları Kabul Edilmeyenler (2)
Namazları Kabul Edilmeyenler (2)

Namazları Kabul Edilmeyenler (2) Seyfulislam ÇAPANOĞLU

                       

 

 

            3) Tahâretsiz Olanların Namazları Kabul Olunmaz

            Asıl olarak namazların kabulünde bir kişinin temiz bulundurması gerekli olan şeyleri şöyle sıralayabiliriz: Öncelikle şirkin büyüğünden ve küçüğünden arınmış bir kalbî ve lafzî imanı olmalıdır. İkincisi şer’î olarak bir ibadeti yerine getirebileceği temizliği yani gusül ve abdesti bulunmalıdır. Bunları yerine getirecek su bulamaz ise bunu teyemmümle yerine getirecek bir temiz bir toprak veya toprak cinsi şeylere sahip olmalıdır. Üçüncüsü de bedenine giydiği elbise üzerinde herhangi bir necâset/pislik barındırmamalıdır. En son olarak da namaz kılınan mekânın temiz olmasıdır.

            Birinci kısmı bundan evvelki yazımızda anlatmaya çalışmıştık. Burada geri kalan bölümlerde hadislerde “namazı kabul olmaz” diye geçen şeylerin îzâhını yapmakla yetineceğiz İnşaallah.

Abdesti olmayan kişinin namazı kabul olmaz.

Bu konuda Rasûlullah (s.a.s)’ın şu hadisini aktaralım.

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، قَالَ: أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ: أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (ص): " لَا تُقْبَلُ صَلَاةُ مَنْ أَحْدَثَ حَتَّى يَتَوَضَّأَ " قَالَ رَجُلٌ مِنْ حَضْرَمَوْتَ: مَا الْحَدَثُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ؟ قَالَ: فُسَاءٌ أَوْ ضُرَاطٌ

.....Bize Ma'mer, Hemmâm İbn Münebbih'ten haber verdi ki, o Ebû Hureyre (r.a)'den şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah (s.a.s): "Kendisinde hades meydana gelen kimsenin namazı, o kimse abdest almadıkça kabul olunmaz" buyurdu.

Hadramevt ahâlîsinden bir kim­se: "Yâ Ebâ Hureyre, hades nedir?" diye sordu. Ebû Hureyre: "Sessiz veya sesli yel" cevâbını verdi.1

Hadisin zâhir manasıyla İslâm ulemâsı amel etmiştir. Yani abdesti olmayan kişinin kılacağı namaz kabul olmaz.

İmam Buhârî bu hadisi بَاب لَا تُقْبَلُ صَلَاةٌ بِغَيْرِ طُهُورٍ” “Tahâretsiz namaz kabul olmaz” başlığı altında zikretmiştir. Bu başlıkla ilgili olarak İmam İbn Hacer Askalânî (rh.a) şunları kaydetmiştir:

“Konu  başlığında tahâret ile kastedilen abdest ve  gusulden daha genel bir anlamdır.”2

Yani namazın kabul olması için kişinin büyük ve küçük hades dediğimiz cünüp olma ve abdestsiz bulunma hallerinden uzak olması gerekir. İmam Buhârî (rh.a) koymuş olduğu başlık teyemmümü de kapsamaktadır. Çünkü tahâretin bir çeşidi de teyemmüm almaktır. Suyun bulunmadığı yerde Allah (c.c) kolaylık kâbilinden gerek gusül niyetiyle ve gerekse abdestsizliği kaldırma niyetiyle teyemmüm almayı meşrû kılmıştır.

İmam Buhârî (rh.a) konu başlığı İbn Ömer (r.a) rivâyet etmiş olduğu hadiste aynen ifade edilmektedir. Hadis şöyledir:

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ وَاللَّفْظُ لِسَعِيدٍ، قَالُوا: حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ: " دَخَلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَلَى ابْنِ عَامِرٍ، يَعُودُهُ وَهُوَ مَرِيضٌ، فَقَالَ: أَلَا تَدْعُو اللَّهَ لِي يَا ابْنَ عُمَرَ؟ قَالَ: إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ (ص) يَقُولُ: " لَا تُقْبَلُ صَلَاةٌ بِغَيْرِ طُهُورٍ، وَلَا صَدَقَةٌ مِنْ غُلُولٍ، وَكُنْتَ عَلَى  الْبَصْرَةِ "،

 

“… O da Mus'ab b. Sa‘îd'dan naklen rivâyet etti. Demiştir ki: Abdullah b. Ömer, İbni Âmir hasta iken onu dolaşmaya (ziyarete) gitmiş. İbni Âmir: “Bana dua etmez misin? Ya İbni Ömer!” demiş İbni Ömer:

Ben Rasûlullah (s.a.s) 'ı:

“Hiçbir namaz tahâretsiz kabul olunmaz; ganimetten aşırılan hiçbir maldan da sadaka kabul edilmez.” buyururken işittim. “Hâlbuki sen Basra'da valilik yapmış bir adamsın” cevabını vermiş.3

           

İmam Buhârî  (rh.a) bu hadisi kendi “Sahîh’inde zikretmemiştir. Çünkü onun şartlarına göre bu hadis sahih değildir. Ama konu başlığında ifade edilmesini uygun görmüştür. Onun aksine imam Müslim’in şartlarına uygun olduğundan bu hadise “Sahîh’in de yer vermiştir.

Hadis açık bir şekilde namazın geçerli olması için abdestin olmasını şart koşmuştur. Abdest yoksa kılınan namazın geçerliliği de sevabı da yoktur. Bir Müslümanın abdestsiz namaz kılacağı düşünülemez. Peki, buradaki mesele nedir? Birincisi abdest alırken yıkanması farz olan bir yeri yıkamayı unutması veya özen göstermeden abdest aldığından bir yeri kuru bırakmasıdır. Böyle bir durumda kılınan namaz geçersiz olur. Rasûlullah (s.a.s) bu konu ile ilgili olarak şunları söylemiştir:

حَدَّثَنَا مُوسَى، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: تَخَلَّفَ النَّبِيُّ (ص) عَنَّا فِي سَفْرَةٍ سَافَرْنَاهَا، فَأَدْرَكَنَا وَقَدْ أَرْهَقْنَا الْعَصْرَ، فَجَعَلْنَا نَتَوَضَّأُ وَنَمْسَحُ عَلَى أَرْجُلِنَا، فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ: " وَيْلٌ لِلْأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلَاثًا "

“…Abdullah b. Amr (r.a)’dan dedi ki: Yaptığımız yolculukların birinde Nebi (s.a.s) geride kalmıştı da sonradan bize yetişti. O sırada ikindi namazı vakti girmişti. Biz de abdest alıyorduk. Ayaklarımızı meshedercesine az su ile yıkamağa başladık. Nebi bu hâli görünce en yüksek sesiyle iki, yahut üç kere: “Ateşte yanacak ökçelere yazık!” diye nidâ etti.”4 .

 

İmam Tahâvî (rh.a) bu konuda şunları söylemektedir:

“Üstelik Rasûlullah (s.a.s)’ın, ayaklarda kuru bir yer bırakmalarından dolayı onları cehennemle tehdit etmesi de açıkça gösteriyor ki, bu tehdit, onlara farz kılınan bir şeyi terk etmelerinin dışında başka bir şeyle alakalı olması imkânsızdır.”5

İmamın sözlerinden de anlaşıldığı üzere cehennem azâbını hak etmek ancak farzların terkiyle gerçekleşir. Dolayısıyla namazın yerine gelmesi abdestin tam olmasına bağlıdır. Abdest eğer yoksa namaz olmadığı gibi, bu hâlde namaz kılan kişi cehennem azâbını da hak etmiş olur…

Abdest alan kişinin, dikkat etmesi gerekli olan bir husus da ayak parmaklarının arasını yıkamaktır. Bu konuda Rasûlullah (s.a.s) sözlerine kulak verelim:

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ وَهُوَ الْجَوْهَرِيُّ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ صَالِحٍ مَوْلَى التَّوْءَمَةِ، عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ(ص) قَالَ: " إِذَا تَوَضَّأْتَ فَخَلِّلْ بَيْنَ أَصَابِعِ يَدَيْكَ وَرِجْلَيْكَ ".

قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ

“…İbn Abbâs’tan; Rasûlullah (s.a.s) dedi ki: “Abdest aldığın zaman el parmaklarının ve ayak parmaklarının arasını hilâlle.” 6

حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى الضَّرِيرُ، ثنا شَبَابَةُ بْنُ سَوَّارٍ، ثنا مُغِيرَةُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فَذَكَرَ حَدِيثًا بِهَذَا، ثُمَّ قَالَ: وَبِهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ(ص): " الصَّلاةُ ثَلاثَةُ أَثْلاثٍ: الطُّهُورُ ثُلُثٌ، وَالرُّكُوعُ ثُلُثٌ، وَالسُّجُودُ ثُلُثٌ، فَمَنْ أَدَّاهَا بِحَقِّهَا قُبِلَتْ مِنْهُ، وَقُبِلَ مِنْهُ سَائِرُ عَمَلِهِ، وَمَنْ رُدَّتْ عَلَيْهِ صَلاتُهُ رُدَّ عَلَيْهِ سَائِرُ عَمَلِهِ ".

“Ebû Hureyre’den…. Rasûlullah (s.a.s) dedi ki: “Namaz üç kısımdır. Üçte biri taharet, üçte biri rükû ve üçte biri secdedir. Kim hakkıyla onu yerine getirirse ondan kabul edilir; ondan sâir amelleri de kabul edilir. Kimin namazı kabul olunmaz ise sâir amelleri de kabul olunmaz.” 7

Hülâsa namazların şeklen kabulünden sonra Allah katında da kabulünü istiyor isek; tahâretimize dikkat etmeliyiz. Tahâretteki bir eksiklik namazın tamamıyla ifsâdına yol açabilir. Vesveseye düşmeden tahâreti güzel almalıyız. Tahâret konusunda vesvesesi olan kişi her uzvunu üç kere yıkar ve ondan sonrasının peşine düşmez.

 

Rasûlullah’tan (s.a.s) gelen şu hadise kulak verelim:

حَدَّثَنَا فَهْدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ الْوَاسِطِيُّ، قَالَ: حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ (ص) أَنَّهُ، قَالَ: " أُمِرَ بِعَبْدٍ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ أَنْ يُضْرَبَ فِي قَبْرِهِ مِائَةَ جَلْدَةٍ، فَلَمْ يَزَلْ يَسْأَلُ وَيَدْعُو حَتَّى صَارَتْ جَلْدَةً وَاحِدَةً، فَجُلِدَ جَلْدَةً وَاحِدَةً، فَامْتَلأَ قَبْرُهُ عَلَيْهِ نَارًا، فَلَمَّا ارْتَفَعَ عَنْهُ، قَالَ: عَلامَ جَلَدْتُمُونِي؟ قَالُوا: إِنَّكَ صَلَّيْتَ صَلاةً بِغَيْرِ طُهُورٍ، وَمَرَرْتَ عَلَى مَظْلُومٍ، فَلَمْ تَنْصُرْهُ ".

“…İbn Mes‘ûd’dan o da Nebi (s.a.s)’den; O dedi ki: “Allah’ın kullarından bir kul için kabrinde yüz sopa vurulması emredilir. O (kul) ta ki (cezası) bir sopa oluncaya kadar ister ve dua eder. Ona tek bir sopa vurulur. Onun kabri (bu vuruştan dolayı) ateşle dolar. (Azâb) ondan kaldırıldığında der ki: “Beni neden sopaladığınızı bildirin?” Derler ki: “Şüphesiz ki sen tahâretsiz namaz kıldın ve bir mazlumun yanından geçmiştin de ona yardım etmemiştin.” 8

Namazın abdestiz kılınması mümkün olmamakla birlikte abdeste gerektiği gibi özen göstermemek, farz olan mahallin yıkanmamasından kaynaklanan ibadetin bâtıl olmasından dolayı Müslüman erkek veya kadın bu cezayı hak etmektedir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi bir Müslüman abdestsiz namaz kılamaz, kılmaz. Ama ibadeti yerine getirmesine mâniler olabilir. Abdest için su bulamadığı veya teyemmüm edecek temiz toprak bulamadığı anlar yaşayabilir. Müslümanların düşmanları veya İslâm devletinin fâsık yöneticilerinin eziyetlerine mârûz kalıp, ibadetinde kullanacağı suyu kendisine vermedikleri gibi bulunduğu ortamın temiz bir topraktan uzak olması da mümkün veya kendisinin toprağı bile kullanmaktan engellendiği bir şekilde bağlı bulunması da olasılık dâhilindedir. İşte bir Müslüman bu hâlde bulunduğunda ne yapacaktır? Yani ibadetin dışındaki şartı yerine getirip abdest veya teyemmüm edemediğinde ibadet yerine getirme sorumluluğu ondan düşmüş müdür? Yoksa o hâlde de namazını kılacak mıdır? İşte bu soruların cevabını  İmam İbn Hacer (rh.a) Hz. Âişe (r.a)’nın teyemmüm âyetinin inişi ile ilgili rivâyet edilen hadisin şerhinde şu şekilde vermektedir:

“(Su ve Toprak Bulamayan Kimse) Bu başlık konusunda İbn Reşîd şöyle demiştir: "İmam Buhârî, teyemmümün şer’î bir meşrûluk kazanmadan önceki durumu, teyemmümün şer'î bir meşrûluk kazandıktan sonra toprağın bulunmama­sı durumuna benzetti. Sanki şöyle demek istedi: Bu hadiste bahsi geçen toplulu­ğun temizleyici madde olan sudan yoksun bulundukları hâle dair hüküm, bizim temizleyici olan su ve topraktan yoksun olduğumuz hâldeki hükmümüzle aynı­dır." Bu şekilde hadisin bab başlığı ile olan ilişkisi de ortaya çıkar. Çünkü ha­diste, insanların topraktan yoksun oldukları belirtilmiyor. Onların sadece sudan yoksun oldukları ifade ediliyor.

Bu hadis, temizleyici vasfa sahip su ve topraktan yoksun olan kimseler için de namazın, farz olduğuna delil teşkil eder. Çünkü hadiste bahsi geçen topluluk, farz olduğuna inandıkları için namaz kılmışlardı. Eğer o hâlde namaz kılmaları yasak olsaydı, kuşkusuz Hz. Peygamber (s.a.s) yaptıklarının yanlış olduğunu belirtirdi. İmam Şafiî, Ahmed İbn Hanbel, hadisçilerin çoğunluğu ve Mâlikîlerin pek çoğu bu görüştedir. Ancak bu âlimler, bu şekilde namaz kılan birinin, namazını tekrar kılmasının gerekip gerekmediği konusunda ihtilâf etmişlerdir. İmam Şâfiî'den gelen yeniden namaz kılması gerektiğine dair bir görüş belirtilmiştir. Şâfiî âlimlerin çoğu bunu doğrulamıştır. Bunun pek nâdir mey­dana gelen bir mâzeret olduğunu, dolayısıyla yeniden kılmayı düşürmeyeceğini ifade etmişlerdir. Ahmed İbn Hanbel'in meşhur olan görüşüne göre, tekrar kılması gerekmez. Müzenî, Sahnûn ve İbn Münzir de bu görüştedir. Onlar da bu hadisi delil olarak kullanmıştır. Şöyle ki, eğer namazlarını tekrar etmeleri gerekseydi, mutlaka Hz. Peygamber (s.a.s) bu durumu onlara açıklardı. Çünkü onun, ihtiyaç ânında açıklama yapmaması câiz değildir. Ancak bu iddi­aya "Namazın tekrar kılınması hemen gerekmez. Yani hemen yerine getirilmesi gereken bir farz değildir. Böyle olunca da, ihtiyaç anında yapılması gereken açıklamanın geciktiğinden bahsedilemez" denerek cevap verilmiştir.

O hâlde, bu tür durumlarda namazın yeniden kılınmasını gerektiren başka bir delilin olması gerekir. İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe'nin meşhur olan görüşleri­ne göre, bu şekilde namaz kılan biri, namazını tekrar kılmaz. Ancak bir başka görüşle Ebû Hanîfe ve Hanefîler, namazın kazâ edilmesi gerektiğini söylemişler­dir. Sevrî ve Evzâî de bu görüştedir. Medîneliler'in kendisinden naklettiğine göre İmam Mâlik şöyle demiştir: "Böyle bir kimsenin namazını kazâ etmesi gerekmez."

Bu dört görüş, bu konudaki en meşhur görüşlerdir. İmam Nevevî "Şerhu'l-Mühezzeb" de İmam Şâfiî'nin kadim görüşünü/eski içtihadını nakletmiştir. Buna göre namazın o anda kılınması müstehap, tekrarlanması ise farzdır. Böylece konu hakkındaki görüşler beşe çıkmıştır.”9

Bu meselenin küfre taalluk eden bir yönünün bulunduğu da bir gerçektir. Asıl itibariyle abdestsiz namaz kılma eğiliminde bir Müslümanın olması düşünülemez. Ancak şartların kendisini abdest alacak malzemeyi bulamadığından dolayı namazı terk edip edemeyeceği konusunda takındığı tavır önemlidir. Geriye abdest almak konusunda hiçbir sorunu ve zorluğu olmayan kimsenin abdestsiz namaz kılması meselesi kalmaktadır. Bu konuda Ahmed Davudoğlu’nun Müslim Şerhi’nde kaydetmiş olduğu şu sözleri aktaralım:

“Nevevî'de şunları söylüyor : “Ulemâmız abdesti îcâb eden şeyler hak­kında üç vecihle ihtilâf etmişlerdir:

1- Abdest almak abdestsiz bulunmak sebebiyle müvessâ yani geniş bir sûrette farz olur.

2- Abdest almak yalnız namaza kalkmak istenildiği zaman farz olur.

3- Abdest almak her iki sebeple de farz olur. Ulemâmızca tercih edilen kavil budur. Su veya toprakla abdest almadan namaz kılmanın haram olduğuna ümmetin ulemâsı icmâ etmişlerdir. Bu hususta farz ve nafile namazlarla secde-i tilâvet, secde-i şükür ve cenâze namazları arasında hiçbir fark yoktur. Yalnız Şa'bî ile Muhammed b. Cerîr-i Taberî'nin cenaze namazını abdestsiz tecvîz ettikleri rivâyet olunmuşsa da bu mezhep bâtıldır. Ulemâ bunun hilâfına icmâ etmiş­lerdir. Bir kimse özürsüz olarak kasten namazı abdestsiz kılsa bizim mezhebimize ve cumhûr-u ulemâya göre kâfir olmaz Ebû Hanîfe (Rahimehullah)'den kâfir olduğuna dair bir rivâyet vardır. Çünkü ab­destsiz namaz kılmak namazla oynamaktır. Bizim delilimiz şudur: Kü­für; itikâddan doğar. Yani abdestin farz olmadığını itikâd ederse kâfir olur. Hâlbuki sözümüz itikâdı sağlam olan kimsenin abdestsiz namaz kılması hususundadır. Bütün bunlar abdestsiz namaz kılan kimsenin özrü bulun­madığına göredir. Su veya toprak bulamamak gibi ciddi özrü bulunan bir kimse hakkında Şâfiî (Rahimehullah)'dan dört kavil vardır ki; ulemânın mezhepleri de bunlardır. Yani bu dört kavlin her birini kendine mezhep edinenler vardır.

Bizim ulemâmıza göre :

Bu kavillerin en sahihi şudur: Su veya toprak bulamayan kimsenin ab­destsiz haliyle namaz kılmasıdır. Sonra abdest almaya imkân bulursa namazını yeniden kılmak farz olur.

İkinci kavle göre: Su veya toprak bulamayan kimseye abdestsiz namaz kılmak haramdır. Ona bilâhere su veya toprak bulduktan sonra abdest alarak namazını kazâ etmek farzdır.

Üçüncü kavle göre: Abdestsiz hâli ile namaz kılmak müstehap; son­ra namazını kazâ etmek farzdır.

Dördüncü kavle göre: Abdestsiz hâliyle namaz kılmak farzdır. Ka­zâsı lâzım değildir.

Müzeni bu kavli ihtiyâr etmiştir. Delil itibari ile en kuvvetli olan kavil de budur. Abdest alamadığı hâlde namaz kılmasının farz oluşu Rasûlullah (s.a.s): “Ben size bir şey emrettim mi onu hemen yapabildiğiniz kadar ya­pın!” hadisidir. Kazâsının farz oluşu yeni bir emre bağlıdır. Burada asıl olan böyle bir emrin yokluğudur. Yine Müzenî diyor ki: “Vakit içinde kılınması emredilen ve bir nev-i kusurla kılınan her namazın ka­zâsı farz değildir.” Allah-u Âlem abdestsiz namaz kılmak Hanefîlere gö­re de küfrü îcâb etmez. Bu hâl pis elbise ile namaz kılmaya yahut kıble­yi şaşırarak başka tarafa doğru namaza durmaya benzer. Çünkü bir farzın terkinden dolayı küfür lâzım gelmez. Fakat alay ve istihzâ için abdestsiz namaz kılan kâfir olur. Bu hüküm bütün ibadetlerde böyledir. Yani herhangi bir ibadetle alay etmek küfrü mûcibtir. Su ve toprak bula­mayan kimse İmam Âzam'a göre namazını kazâya bırakır. İmameyn’e gö­re, namazını kılanlar gibi yatıp kalkar, sonra kazâ eder. Mamafih İmam Âzam bu kavlinden İmameyn’in sözüne rücû etmiştir. İmam Ahmed'e göre su veya toprağı bulamayan kılarsa kazâsı lâzım gelmez. Kazâ için ayrı delil lâzımdır.” 10

            İmam Molla Aliyyu’l-Kârî (rh.a) abdestsiz namaz kılma babında Fıkhu’l-Ekber Şerhi’nde şunları kaydetmiştir:

           

            Abdestsiz Olarak Kıbleye Yönelmek.

 

“Fevz'ün-Necât”da şöyle deniliyor: “Bir kimse, namaz kılmayan kimse ne hoş ne güzeldir!” dese kâfir olur. “Fetâvâ-i Suğrâ” ve “el-Cevâhir”de şöyle bir fetva vardır: “Bir kimse abdestsiz olarak cema­atle namaz kılsa kâfir olur.” Burada biraz durmak gerekir. Abdest­siz namaz kılmak Allah'a karşı bir isyandır. Sahibinin kâfir olma­ması gerekir. Ancak abdestsiz namaz kılmanın helâl olduğuna ina­nırsa o zaman kâfir olur. İmameyn'in: “Bile bile kıblenin dışına yö­nelerek namaz kılan kimse kâfirdir.” sözleri de böyledir. Ancak bu söze, kıblenin dışına yönelmenin câiz olduğu, yahut ‘alay mânasına çekildiği takdirde’, kaydını koymak gerekir. Yine bir kimse kıbleyi araştırıp yönünü bulduktan sonra bilerek bu yönü değiştirirse ve başka istikamete doğru namaz kılarsa kâfir olur. Çünkü kıbleyi araş­tırarak varılan netice kıble hükmündedir. Bu yönü değiştirmek kıb­leyi değiştirmek gibidir.

Tetimme” adlı kitapta şöyle deniliyor. “Bir kimse başkalarına gösteriş için abdestsiz olarak namaz kılarsa kâfir olur.” Yine bir kimse namazı tembellikten değil de önemsemeyerek terk ederse kâfir olur. “el-Muhît” adlı kitapta şöyle deniliyor: “Bir kimse bile bile kıb­lenin dışına doğru namaz kılarsa, fakat bu namaz kılışı tesâdüfen kıble istikametine uygun düşerse Ebû Hanîfe'ye göre bu kimse kâ­firdir. Fakîh Eb'ul-Leys de aynı görüşü benimsemiştir. Yine bunun gibi bir kimse temiz elbisesi bulunduğu hâlde pis elbise ile, yahut abdest ve tahârete gücü yettiği halde abdestsiz, tahâretsiz namaz kı­larsa kâfir olur. Yâni bunun helâl olduğunu kabul ederek yaparsa kâfir olur. Böyle bir inanç yoksa bu iş Allah'a karşı, işlenmiş bir gü­nahtır. Böyle bir kimse namazı terk etmiş gibi olur, kâfir olmaz.

Tetimme” adlı kitapta yine şöyle deniliyor: “Namazı vaktinde kılamayıp bunları topluca kazâ eden kimse, topluca kılmasına itiraz eden kimseye: “Borçlu kişinin borcunu alacaklısına topluca ödemesi gerekir.” cevabını verse kâfir olur. Çünkü ibadete borç adını vermiş­tir ve Kerîm olan Allah'ı, alacaklı yerine koymuştur. Yine bir kimse: “Başımı namaz için yıkamadım” derse bunun küfür olması açık değildir. Ancak bu sözü söyleyen onu alay için söylerse o zaman kâfir olur. Bu, “Namaz bir şey değildir” demenin mânasıdır.”11

Buradaki esas, namazın bırakılmasına dair bir delilin bulunmamasıdır. Yani Allah (c.c) namaz kılmamızı emretti. “Bu emir, şartlardan biri veya birkaçı olmayınca yine de yerine getirilecek midir?” sorusuna verilen cevaplardır. Teyemmüm âyeti inmeden evvel sahâbe su bulunmayan bir yerde konaklamış hatta namaz vakti geldiğinde ve su bulamadıklarından dolayı abdestsiz bir şekilde namaz kılmışlardır. İşte böylece bir şartın düşmesi ile sahâbe namazı nasıl bırakmamış ise onlardan sonra gelen Müslümanlar da bu durumda ne yapacaklarını tartışmış, çoğunluk bu hâlde namazın terk edilmeyeceğini söylemiştir. İmam Âzam hariç, o şart olmayınca namazın kılınmayacağını bu halde kılınacak namazın fâilinin kâfir olacağını söylemiştir. Yoksa bu münafıkların yaptığı gibi namazlarını abdest almadan kılıp insanların kendisini ibadet ehli sayıp kendisine zarar vermesinden korkan insanların yaptıklarından farklıdır. Böyle kimseler İmam Âzam ve diğer ulemanın da görüşüne göre küfre girmiştir…

Hülâsa âhiret inancı olan kişiler namazlarının kabulü için iç ve dış şartlara dikkat ederler…

 

 

 

Dipnot:

1) Buhârî, (1/289),  K. Vudû, Bab: 4, Hds no: 3.

            2) İbn Hacer, Fethu’l-Bârî Muhtasarı (1/311) Polen Y. & Bedreddîn el-Aynî Umtedu’l-Kârî Muhtasarı (2/368), Polen Y.

            3) Müslim, Sahîh, (2/275) K.Tahâret, Bab: 2, Hds no: 224.

4) Buhârî  (1/308-9) K. Vudû, Bab: 28, Hds no: 28 &Müslim, (2726), K. Tahâre,, Bab:9, Hds no: 27 & Ebû Avâne, Müsned (1/194-6) K. Tahâret, Bab: 21 Hds no: 617-8-9-22 & Ebû Nuaym, Müstahrec (1/303), K. Tahâret, Bab:9, Hds no: 566 & Dârimî, Sünen (2/164-5) K. Tahâret, Bab:35 Hds no: 712 & Nesâî, (1/98) K. Tahâret, Bab: 89 Hds no: 111 Abdullah b. Amr‘dan farklı bir metin, sonu aynıdır. & Beyhakî, Sünenu’s-Suğrâ (1/40) K. Tahâret, Bab: 8, Hds no: 13/90 & Beyhakî, Mârifetu’s-Sünen ve’l-Âsâr (1/167), K. Tahâret, Bab: 11 Hds no: 71 Abdullah b. Amr’dan farklı bir metin, sonu aynıdır & Bezzâr, Müsned (6/353-4) Hds no: 2362-3 & İbn Huzeyme, Sahîh (1/83-4) K. Vudû, Bab:125, Hds no:161 &İbn Hibbân, Sahîh ( 2/196) K. Tahâret, Bab: - Hds no: 1052 & İbn Hibbân, et-Tekâsim ve’l-Envâ (2/296) Hds no: 1356 & Tahâvî, Şerhu Meâni’l Âsâr (1/48)  K. Tahâret, Bab:9 Hds no: 188-9-90-91 & Ahmed b. Hanbel, Müsned (11/412-3) Hds no: 6809 Şuayb el-Arnavût  hadis için: Müslim’in şartı üzere isnadı sahihtir”dedi. &İbn Ebî Şeybe Musannef (1/39) K. Tahâret, Bab:27, Hds no: 2 Daru’l-Fikr bsk. & Ebû Dâvûd Tayâlisî, Müsned (4/46) Hds no: 2404 & Diyauddin el-Makdisî, es-Sünenu’l-Ahkâm (1/113), K. Tahâret, Bab:- 91 Hds no:321-2 & Beğavî, Şerhu’s-Sünne (1/312-3), K. Tahâret, Bab:- Hds no:220 & Min Hadîsi Süfyân b. Sa‘îd  es-Sevrî (s/76), Hds no:90 & Kettânî, Mütevâtir Hadisler, (s/114), Hds no: 29)

5) (Tahâvî, Ahkâmu’l-Kur’ân (1/66), çev: Mustafa Genç, Beka Y.)

6) (Tirmizî (1/50) K. Tahâret, Bab: 30, Hds no: 39- Hasen-Garîb & İbn Mâce, es-Sünen (2/68), K. Tahâret, Bab: 54, Hds no:447 & Ahmed b. Hanbel, Müsned (4/365), Hds no: 2604 biraz farklı bir lafızla Şuayb Arnavût hadis için: “hasen” demiştir. & Diyauddin Makdisî, es-Sünenu’l-Ahkâm (1/103), K. Tahâret, Bab:80, Hds no: 288)

7) ( Heysemi,  Keşfu’l-Estâr an Zevâidi’l-Bezzâr (1/177), K. Salât, Bab:- Hds no: 349= Cevâmiu’l-Kelîm’de: İsnadı hasen” denilmiştir. & Bezzâr, Müsned (16/164), Hds no: 9273)

8) (Tahâvî Müşkilu’l-Âsâr (8/212), Bab: 506, Hds no: 3185, Şuayb  Arnavût hadis için: İsnadı hasendir…”demiştir. & Tuhfetu’l-Ahyâr bi tertîbi Müşkilu’l-Âsâr (1/494), K. Salât, Bab: 68, Hds no: 485 “İsnadında bir beis yoktur” denilmiştir &Benzeri bir rivâyet için: Abdurrezzâk, Musannef (3/394), K. Cenâiz, Bab: 88, Hds no: 6781)

9) (İbn Hacer Askalânî, Muhtasar Fethu’l-Bârî (1/564-5), Polen Y.)

10) (Ahmed Davudoğlu, Müslim Terceme ve Şerhi (2/276-7), Sönmez Neşriyat, K. Tahâret 224 nolu hadisin şerhinde.)

11) (Aliyyu’l-Kârî, Fıkhu’l-Ekber Şerhi (s/327-8), Çev: Yunus Vehbi Yavuz Çağrı Y.)

 

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul