16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Salihlerin Bereketi
Salihlerin Bereketi

Salihlerin Bereketi Abdullah DÂİ

    “Eğer Allah’ın insanların bir kısmı ile bir kısmını def’i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesâda uğrardı. Ancak Allah, âlemlere karşı büyük fazl (ve ihsân) sahibidir.”1 diye buyurur Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..

    İmam Ebu Mansûr el-Mâturîdî (rh.a.), “Te’vîlâtü’l-Kur’ân” adlı meşhur eserinde bu âyet hakkında şu açıklamaları yapar:

    “Bu kısmın yorumu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir:

    Cenâb-ı Hakk, inkârcıların bir kısmını diğerlerine düşürmek ve birbiriyle meşgul etmek sûretiyle Müslümanları, onlardan gelecek kötülüklerden korumuş, ayrıca inkârcıları karşı karşıya gelen düşmanlar durumuna getirmiştir. Tâ ki, iç işlerinden vakit bulup Müslümanlara musallat olmasınlar! Aksi takdirde yeryüzünde kargaşa ve bozulma ortaya çıkardı.

    Diğer bir âlim ise, Allah Teâlâ’nın, gönderdiği rasûl ve nebîler sayesinde inkârcıların kötülüğünü Müslümanlardan savmış ve elçileri vasıtasıyla onları korumuş olduğu kanaatini belirtmiştir.

    Bir üçüncü grup ise şu yorumu yapmıştır:

    Allah, mü’minlerin bir kısmında zuhûr edebilecek kötülükleri diğerleriyle ortadan kaldırmıştır. Meselâ, Allah yolunda cihâd edenler sayesinde cihâda katılmayanların doğuracağı olumsuzluğu yok etmiştir. Aksi takdirde müşrikler yeryüzüne hâkim olurdu.

    Şöyle bir fikir de ileri sürülmüştür:

    Cenâb-ı Hakk, namaz kılanla kılmayanın, zekât verenle vermeyenin, hacc görevini yerine getirenle getirmeyenin ve oruç tutanla tutmayanın olumsuzluğunu yok etmiştir.

   “Yeryüzü mutlaka fesâda uğrardı.”

    Bu kısmın yorumunda farklı fikirler belirtilmiştir. Bunlardan biri, eğer Allah, insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı, onların birbirlerini öldüreceği, bir grubun diğerlerini ortadan kaldıracağı, bu tarz bir harekette ise, insanların bozguna uğrayıp yokluğa sürükleneceği ve dolayısıyla yeryüzü düzeninin bozulacağı şeklindedir.

    Diğer bir grup âlim şöyle demiştir:

    Şayet Allah, kötülüğü savmasaydı, dünyanın huzuru bozulurdu. Bu ifadede yer alan dünyanın huzurunun bozulması, orada yaşayanların huzurunun bozulması demektir. Çünkü Allah, kötülüğü savmasa müşrikler, İslâm’ın yayıldığı topraklara ve Müslüman milletlere gâlib gelirdi. Müşriklerin gâlib gelmesi demek, Müslüman milletlerin düzen ve huzurunun bozulması demektir. Cenâb-ı Hakk, ‘yeryüzü mutlaka fesâda uğrardı’ buyurmuştur. Evet, müşrikler, İslâm ülkesine hâkim olsa, camiiler ve manastırlar yıkılır. Bunda ise, yeryüzü düzeninin bozulması anlamı vardır. Nihâî gerçeği bilen Allah’tır.”2

    Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

    “Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havrâlar ve içinde Allah’ın ismi çokça anıldığı mescidler muhakkak yıkılır giderdi. Allah, kendi (dini)ne yardım edene kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Azîz olandır.”3

    Bu, Âlemlerin Rabbi Allah’ın değişmeyen sünnetidir. Yegâne Rabb Allah Teâlâ, yeryüzünün huzurunu sağlayacak kullarına güç ve kuvvet verir. Onlar da Allah’a katıksız iman eden kullar olarak, O’nun yolunda cihâd ederler... Yeryüzünü karasıyla, deniziyle ifsâd eden bozguncularla savaşır. Bu savaşları, fitneden eser kalmayıncaya kadar devam eder... Bozguncuların egemenliği yok olur, sesleri kesilir ve yeryüzü barışına kavuşup huzur bulur... Yeryüzünde gâlib gelecek Allah taraftarlarıdır...4 Yani, hiç şüphesiz sâlihler, fâsıklara ve fâcirlere gâlib gelip bozulan huzuru yeniden meydana getirip insanlık âlemine sunacaktır, inşaallah!..

    İbn Ömer (r.anhumâ)’nın rivâyetiyle şöyle buyurur Rasûlullah (s.a.s):

    “Muhakkak ki yüce Allah, sâlih bir kişi sayesinde komşularından yüz hâne halkının üzerinden belâyı defeder.”

Rasulullah (s.a.s), daha sonra şu âyeti okudu:

    “Eğer Allah’ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def’i (engellemesi) olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesâda uğrardı.” (Bakara, 2/251)5

    İbn Abbâs (r.anhumâ), bu âyet hakkında şöyle der:

    -Yüce Allah, namaz kılan kişinin hürmetine namaz kılmayanın, hacca giden kişinin hürmetine hacca gitmeyenin, zekât veren kişinin hürmetine de zekât vermeyenin üzerinden belâyı defeder.6

    Mücâhid (rh.a.), aynı âyeti açıklarken şunu söyler:

    -Eğer yüce Allah, iyiler hürmetine günahkârlardan, geriye kalan başka şeylerle, başka kişiler hürmetine de başka kişilerden belâyı defetmeseydi, insanların helâk olmasıyla yeryüzü bozulurdu.7

Katâde (rh.a.) ise şöyle der:

    -Yüce Allah, kâfirle mü’mini imtihan eder. Mü’min dolayısıyla da kâfiri âfiyette kılar.8

    Merhameti yaratan, merhametlilerin en merhametlisi Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, muvahhid, mü’min, Müslüman, sâlih, sâdık ve muttakî, kullarına böyle değer vermiş, onların hatırını ve kadrini böyle yüceltmiştir!..

    “Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Nebî olarak Muhammed (s.a.s)’e râzı olmuş” muvahhid mü’min kullarından râzı olan ve onları seven Allah Azze ve Celle, onların vasıflarını şöyle beyân buyurur:

    “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”9

    “Kim ihsânda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse, artık gerçekten o, kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a varır.”10

“Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekâtı verirler, ma’rûfu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.”11

Allah Teâlâ, bu kullarına olan sevgisini ve rızasını şöyle beyân buyurur:

“Allah, kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu, Allah yolunda cihâd eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın fazlıdır, dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.”12

“İman edip sâlih amellerde bulunanlar ise, işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.

Rabbleri katında onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan râzı olmuştur, kendileri de O’ndan râzı kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.”13

“Onlar öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine iman yazmış ve onları, kendinden bir rûh ile desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır, orada süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin! Şüphesiz Allah’ın fırkası olanlar, felâh (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların tâ kendileridir.”14

    Ve bir Kudsî Hadis!..

Ebû Hureyre (r.a.) rivâyet eder.

Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Allah şöyle buyurdu:

-Her kim Beni tanıyan ve ihlâs ile Bana ibadet eden bir velîme düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilan ederim.

Kulum Bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum Bana, nâfile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihâyet Ben, onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı olurum. Diliyle de her ne isterse, muhakkak onları da kendisine ihsân ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak kulumu sığındırır, korurum.”15

    “Ehl-i Sünnet” itikâdında bu konu şu şekilde beyân olunmuştur:

    “Mü’minlerin tümü Rahmân (Allah)’ın velîsi/dostudur. Allah katında en değerlileri ise daha itaatkâr olanları ve Kur’ân’a en çok uyanlarıdır.”16

    İmam Tahâvî (rh.a.)’in “Akîde Risâlesi”nin meşhur şerhlerinden biri olan “Bâbertî Şerhi”nde şunlar kaydedilmiştir:

    “Bunun delili şu âyettir:

“Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekleyicisi)dir.”17 Velî kelimesi, fâil anlamında, fâil veznindedir. Yani Allah, mü’minlerin işlerini üzerine alır ve onlara yardım eder. Kendilerine destek olur, yardım eder, başarı verir, mârifete hidâyet eder, böylece onlara yaklaşır.

    Onların en değerlilerinin; Allah’a en itaatkâr olanları olduğunun delili şu âyet ve şu hadistir:

    “Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerîm) olanınız (ırk ya da soyca değil) takvâca en ileride olanınızdır.”18

    Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Arap’ın, Arap olmayana, beyazın siyah olana –takvâ dışında- hiçbir üstünlüğü yoktur.”19

Kur’ân’a tâbi olmak, itaatkâr ve takvâlı olmanın delilidir.”20

    Yeryüzünün neresinde olursa olsun, Allah katında değer verilen kullar, muvahhid mü’min, muttakî Müslüman olan sâlih şahsiyetlerdir... Kendileri makbul ve duâları makbul olanlardır... Bu sâdık kulların bereketine, Allah Teâlâ yeryüzünü bereketli kılar ve âfetlerden korur...

    Vehb b. Münebbih (rh.a.) anlatır:

    “Havârîler, Îsâ (a.s.)’a:

    -Ey Îsâ, kendilerinde hiçbir korku ve kederin olmadığı Allah dostları kimlerdir? diye sormuşlar.

    Îsâ (a.s.) şöyle demiştir:

    -Onlar, insanlar, dünyanın zâhirine bakarken, dünyanın bâtınına bakanlar, insanlar dünyanın önünü düşünürken, sonunu düşünenler, kendilerini öldürmesinden endişe ettikleri şeyi (nefislerini) öldürenler, kendilerini (er geç) terk edeceğini bildikleri şeyi terk edenlerdir. Az bir dünyalığı bile çok görenlerdir. Dünya hakkında konuşmayı, vakit öldürme olarak kabul edenlerdir.

    Sevinçleri, dünyadan yana çektikleri sıkıntı ve dertler kadarıyladır. Dünya nimetlerine yüz vermeyen haksız yoldan elde edilecek dünyalıktan uzak duranlardır. Yanlarında eskiyen dünyayı yenilemezler. İçlerinde harâp olmuş dünyayı imâr etmezler. Kalplerinde ölmüş dünyayı diriltmezler. Dünyayı yıkıp âhiretlerini imâr ederler. Bâkî kalacak şeyler karşılığında dünyayı satarlar. Dünyayı reddeder ve buna sevinirler. Dünyayı satar ve bu satışlarından kazançlı çıkarlar.

    Dünyalıkların yok ettiği insanlara ölü gözüyle bakarlar. Hayatı anmaktan uzak durup, ölümü konuşmayı severler. Yüce Allah’ı severler. Yüce Allah’ın nûruyla aydınlanır ve başkalarını aydınlatırlar. İlginç hâlleri vardır ve tuhaf şeyler bunlardadır. Kitâb, bunlarla ayakta durur. Onlar da Kitâb’la ayakta durur, Onunla konuşurlar. Kitâb, onlardan bilinir ve onlar da Kitâb’la bilinirler.

    Eriştikleri ile beraber bir nimet, umduklarından başka bir güven, sakındıklarından başka bir korku bilmezler ve tanımazlar!..”21

    Böyle tarif ediyor Allah dostları olan sâlih muvahhid mü’minleri, Allah’ın kulu ve Rasûlü Îsâ (a.s.)!..

    Rabbimiz Allah Teâlâ, bu muvahhid mü’min sâlih kullarının özelliklerini şöyle beyân buyurur:

    “Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri kesin sözü (mîsâkı) bozmazlar.

Ve onlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rabblerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar.

Ve onlar, Rabblerinin yüzünü (rızasını) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdilerimizden gizli ve açık infâk ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (âhiret mutluluğu) onlar içindir.

Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından sâlih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler, onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler):

‘Sabrettiğinize karşılık selâm size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzeldir!”22

    Allah’ın ahdi:

    “Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şâhidler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) Onlar: ‘Evet (Rabbimizsin) şâhid olduk’ demişlerdi. (Bu,) kıyamet günü: ‘Biz, bundan habersizdik’ dememeniz içindir.’

Ya da: ‘Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız. İşleri bâtıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helâk mı edeceksin?’ dememeniz için.

İşte Biz, âyetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.”23

    İnsan kullarının, yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya verdikleri ahdi böyle beyân buyuruyor Allah Azze ve Celle!.. Kendilerine hatırlatıyor...

“-Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?

-Evet (Rabbimizsin) şâhid olduk!”

    İşte dünya hayatında, şâhid olup tasdik ederek iman ettikleri bu hakikate sâdık kalanlar, Allah’ın muvahhid mü’min kullarıdır... Onlar, bu ahdin, bu mîsâkın gereğini yerine getirir, Allah’tan başka rab, melik ve ilâh kabul etmezler... Her kim ya da kimler, Allah’tan başka rab, melik ve ilâh olduklarını söylüyor veya egemen bulundukları ülke halkları onları bu makamda görüyor yahut kendilerini bu mevkiilere çıkarıyor(lar)sa da, muvahhid mü’minler, bu sahte ilâhların, bu yalancı rablerin bütününü, neye mâl olursa olsun reddeder ve diğer insanları da bu konuda hakka dönmeleri, bâtıldan tevbe etmeleri için uyarır, tebliğ ve davet vazifelerine ara vermeden devam ederler... Yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya verdikleri sözlerinde durur, bunu asla bozmazlar...

    Yegâne Rabb, Melik ve İlâh Allah Teâlâ, ne emretmiş ise, kendilerine verilen imkân ölçüsünce yerine getirir, her konuda hayat örnekleri olan Rasûlullah Muhammed (s.a.s)’in sünneti ölçüsünce davranmaya çalışırlar... Zaten kendilerinden istenen kulluk vazifesi, Rasûlullah (s.a.s)’in sünnetini esas kabul edip ona göre yaşamalarıdır... Dünyadaki hayatlarını, “Hesap Günü”nü düşünerek ve ona hazırlanarak düzenlerler... Bu katıksız iman ile dosdoğru namaz kılar, hak üzere sâbit kalmada sabreder ve kendilerine Rabblerinin verdiği rızkı, diğer insanlar ile paylaşır, açıktan ve gizliden infâk ederler... Allah yolunda infâka devam ederken, kötülükleri iyilikle savar, yeryüzünü fitneden ve ifsâddan temizlemeye gayret eder, insanlık âleminin huzurunu ve barışını sağlamaya gayret ederler... Elbette ki, bunun gerçekleşmesi için bütün yeryüzüne Allah’ın ahkâmının hâkim olması, Allah’ın hükümleriyle hükmedilmesi ve egemenliğin tamamıyla Allah’a ait olması gereklidir... Allah, yeryüzünde yaşayan insan kullarının Yaratıcısı ve Emredicisi’dir...24

    Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın kendilerinden râzı olduğu, duâlarına icâbet ettiği ve sevdiği kullar bunlardır... Bu sâlih kulların, Rabbleri Allah katında değerleri büyük, hatırları sayılıdır...

    Şureyh b. Ubeyd (rh.a.) rivâyet eder:

    Irak’ta bulunan Ali b. Ebî Tâlib’in (r.a) yanında Şamlılar zikredilince:

    -“Ya Emiri’l-mü’minîn, onlara lânet et!” dediler.

Ali:

-“Hayır!” karşılığını verdi ve şöyle devam etti:

    Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Abdallar, Şam’dadır ve kırk kişidir. Bunlardan biri öldüğü zaman Allah, diğer insanlardan biriyle onun yerini doldurur.

Onlardan dolayı yağmur iner, onlardan dolayı düşmana karşı yardım edilir ve onların hürmetine Şamlılardan İlâhî azâp kaldırılır.”25

    Enes b. Mâlik (r.a.) rivâyet eder:

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    “Yeryüzünde Halîlu’r-Rahmân İbrâhim gibi olan kırk kişi hiç noksan olmaz. Onlar sayesinde size yağmur yağdırılır ve yardım edilir (zafere erersiniz). Biri öldüğü zaman Allah, onun yerine başkasını gönderir.”

Katâde (rh.a.) der ki:

-Hasan (el-Basrî)’nin onlardan olduğu hususunda şüphemiz yoktur.26

    İbn Mes’ud (r.a.)’ın rivâyetiyle Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurur:

    “Ümmetimden her zaman kalbi, İbrâhim’in kalbi gibi olan kırk kişi bulunur. Allah, onların sayesinde insanlar üzerinden belâyı defeder. Bunlara ‘Abdal’ denilmektedir.

    Onlar, bu dereceye ne namazla, ne oruçla ve ne de sadakayla erişmezler.”

Sahâbe:

    -“Ya Rasûlallah, bu dereceye nasıl ulaşırlar?” diye sordu.

     Rasulullah (s.a.s):

    “Cömertlik ve Müslümanlara karşı samimî olmakla.” cevabını verdi.27

    Beyân edilen delillerden apaçık anlaşılan, yeryüzünde yaşayan “sâlih şahsiyetler”den dolayı, Allah Teâlâ, merhamet etmekte ve rahmetini göndermektedir... Sâlih kişilerin, yani muvahhid mü’min Müslüman, muttakî, mütevazı ve sâdık şahsiyetlerin Allah katındaki dereceleri, hatırları ve hürmetleriyle yeryüzü bereketlenmektedir...

    Şu hadis-i şerîfler, bu hakikati beyân eder!

    Mâlik b. Ubeyd ed-Duelî, babası kanalıyla dedesi (Musâfî ed-Duelî, (r.a.)’dan bildirir:

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurur:

    “Eğer yeryüzünde Allah’ın rükû eden kulları, süt emen bebekler, otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azâp yağdırır ve sizi helâk ederdi.”28

    Ebû Hureyre (r.a.)’dan.

    Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    “Acele davranmayın! Şunu iyi bilin ki, Allah’ın cezâsı şiddetlidir.

Eğer süt emen çocuklar, beli bükük (rükû eden) yaşlılar, otlayan hayvanlar olmasaydı üzerinize azâp sel gibi inerdi.”29

    Yeryüzünde, Allah’a güvenip dayanan, yalnız Allah’tan yardım bekleyen ve Allah’tan başka hiçbir sığınağı olmayan kulların bereketiyle bereketlenmekte, azâptan ve felâketten korunmaktadır...

    Rabbimiz Allah Teâlâ, muvahhid mü’min, sâdık ve sâlih kullarına değer vermekte, onların derecelerinizi yüceltmekte, hayırlarına kıymet verip hürmetlerini saymakta... Çünkü onlar, Rabbleri Allah’ı sevmekte, O’ndan râzı olmakta, Allah da onları sevip onlardan râzı olmuştur... Bu sâlih ve sâdık muvahhid mü’min kullar, Allah’ın çağrısına icâbet etmiş, dosdoğru davranmış, emrolunduklarını, hayat önderleri ve örnekleri Rasulullah (s.a.s)’in sünnetini ölçü alarak yerine getirmeye gayret etmişlerdir... Onlar, kulluk vazifelerini yerine getirince Allah Teâlâ, onların duâlarına icâbet ederek diledikleri hayırlı, iyi ve güzel olanları kendilerine bağışlamış, üzerlerine bereketini indirmiş, rahmetiyle kuşatmıştır... Bu bereket ve rahmetten yeryüzü mahlûkatını da faydalandırmıştır...

    Şöyle buyurur yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ:

“Kullarım, Beni sana soracak olurlarsa, muhakkak ki Ben, (onlara) pek yakınım. Bana duâ ettiği zaman duâ edenin duâsına cevap veririm. Öyleyse onlar da benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşâd (doğru yolu bulmuş) olurlar.”30

    Âlemlerin Rabbi Allah’a katıksız iman etmiş ve O’nun çağrısına uymuş, emrine tâbi olmuş, Rasûlü Muhammed (s.a.s)’in sünnetine itaat ederek üzerine düşen kulluk vazifesini yerine getirmiş muvahhid mü’min kulların duâsına icâbet eden yegâne İlâhımız Allah Teâlâ, onların hürmetine bereket ve rahmetini indirip, belâları üzerlerinden kaldırmakta, azâbı defetmektedir...

    Yeryüzünün neresinde olurlarsa olsun, erkek olsun, kadın olsun, muvahhid mü’minler, birbirlerinin kıymetini bilmeli, birbirlerinin velîleri olduklarını ve mü’minlerin kardeşler kılındıklarını şuurlu olarak idrâk ederek gereğini yapmalıdırlar... Allah’ın katında kıymetli ve hürmetli olanların, birbirlerinin yanında da kıymetleri ve hürmetleri olması, üzerilerindeki haklarındandır...

    Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor:

    Ben, Rasûlullah (s.a.s)’in Kâbe’yi tavaf ettiğini  (tavaf esnasında) şöyle söylediğini gördüm:

“(Ey Kâbe,) Sen ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldir. Senin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranım! Muhammed’in canı elinde olan (Allah)a yemin ederim ki, mü’minin hürmeti, Allah katında senin hürmetinden şüphesiz daha azametlidir. Mü’minin malının, kanının ve onun hakkında ancak iyi zan beslemek kutsallığı (seninkinden üstündür).”31

“Aklını kullanan bir topluluk için.”32

  1. Bakara, 2/251.
  2. Ebu Mansûr el-Mâturîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, Çev. Prof. Dr. Bekir Topaloğlu-Prof. Dr. Kemal Sandıkçı, İst. 2015, c. 2, s. 170-171.
  3. Hacc, 22/40.
  4. Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Sizin dostunuz (velîniz) ancak Allah, O’nun Rasûlü, rükû ediciler olarak namaz kılan ve zekât veren mü’minlerdir.

Kim Allah’ı, Rasûlü’nü ve iman edenleri dost (velî) edinirse, hiç şüphe yok, gâlib gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” (Mâide, 5/55-56).

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, Çev. Hüseyin Kaya, İst. 2015, c. 13, s. 572, Hds. 13533. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr ve el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

Ebû Câfer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, Çev. Hasan Karakaya- Kerim Aytekin, İst. 1996, c. 2, s. 103.

Ebû Muhammed Muhyissünne el-Hüseym b. Mes’ûd b. Muhammed el-Ferrâ el-Beğavî, Beğavî Tefsiri-Meâlimu’t-Tenzîl, Çev. Nurgül Özdemir-Ayşegül Özdemir, İst. 2018, c. 1, s. 433.

İmam, Hâfız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, Çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, c. 2, s. 261, Hds. 1164.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, Çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 3, s. 140. İbn Adî’den.

  1. Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 7, s. 298, Hbr. 7191.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 3, s. 141. İbn Ebî Hâtim’den.

Diğer bir rivâyet için bkz. Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-GaybTefsir-i Kebîr, Çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, vdğ. Ank. 1989, c. 5, s. 372.

İbn Acîbe el-Hasenî, Bahrü’l-Medîd Fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Mecîd, çev. Dr. Dilaver Selvi, İst. 2011, c. 1, s. 669.

  1. Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 3, s. 141, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr’den.
  2. Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 3, s. 141, Abd b. Humeyd’den.
  3. Bakara, 2/256.
  4. Lokmân, 31/22.
  5. Hacc, 22/41.
  6. Mâide, 5/54.
  7. Beyyine, 98/7-8.
  8. Mücâdele, 58/22.
  9. Sahîh-i Buhârî, Kitabu’r-Rikâk, B. 38, Hds. 89.

Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’l-Fiten, B. 14, Hds. 3985 (İlk bölüm).

İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 16, s. 122, Hds. 23146.

Beyhakî, Kitâbü’z-Zühd, Çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, s. 228, Hds. 798.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, Çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 12, s. 180, Hds. 4026. c. 9, s. 114, Hds. 137.

İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebî’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Evliyâ, Çev. Abdulkadir Kabakçı, İst. 2013, c. 3, s. 400, Hds. 45.

Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, Çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, s. 261, Hds. 877-878.

  1. Dr. Arif Aytekin, Ehl-i Sünnet İnanç Esasları-Tahâvî ve Akâid Risâlesi, İst. T.y, s. 58, Md. 63.
  2. Bakara, 2/257.
  3. Hucurât, 49/13.
  4. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 16, s. 355, Hds. 23633.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 13, s. 555. İbn Merdûye’den.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 13, sh. 347, Hds. 13079. Bezzâr’dan.

  1. Sirâcuddîn Ebu Hafs Ömer b. İshâk el-Gaznevî, Tahâvî Akîdesi Bâbertî Şerhi, Çev. Yasin Karataş, İst. 2018, s. 251.
  2. Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-Zühd, Çev. Mehmed Emin İhsanoğlu, İst. 1993, c. 1, s. 100-101, Hbr. 339.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 7, sh. 632-633. İbn Ebî Hâtim ve Ebu’ş-Şeyh’ten.

İbn Acîbe el-Hasenî, Bahru’l-Medîd, c. 4, s. 206.

  1. Ra’d, 13/20-24.
  2. A’râf, 7/172-174.
  3. “Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!” (A’râf, 7/54).
  4. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 18, s. 598, Hds. 26493.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c.3, sh. 142. Hâkim-i Tirmizî ve İbn Asâkir’den.

İbn Asâkir (rh.a.) rivâyetindeki lafız:

  •  

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 16, s. 589, Hds. 16671.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, Çev. Âdem Yerinde-Hüseyin Kaya, İst. 2010, c. 3, s. 191, Hbr. 3184. (Mevkuf)

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 18, s. 590, Hds. 16674. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 3, s. 142.

  1. Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 11, s. 636, Hds. 3683.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 16, s. 590, Hds. 16675. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

Celâleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 3, s. 143.

  1. Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 9, s. 297, Hds. 9362.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 17, s. 512, Hds. 17691. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr ve el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

Celâleddin es-Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr min Ahâdîsi’l-Beşîri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2013, c. 5, s. 32, Hds. 7380(7523).

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 17, s. 511, Hds. 17690. Bezzâr ve şu ifadelerle Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’ta rivâyet etti:

“Huşû sahibi gençler, beli bükük ihtiyarlar, süt emen çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı, üzerinize azâp sel gibi inerdi ve sonra sizi kırıp geçirirdi.”

Rasulullah (s.a.s) devamla şöyle buyurdu:

“Allah’ın takdiri konusunda aceleci olmayın!”

Ebu Ya’lâ, bundan daha kısa bir şekilde rivâyet etti. Râvîlerden İbrahim b. Heysem zayıftır.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, c. 3, s. 191, Hds. 3185. Ebu Ya’lâ ve Bezzâr’dan.

  1. Bakara, 2/186. Ayrıca bkz. Mü’min, 40/60.
  2. Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’l-Fiten, B. 2, Hds. 3932.

Beyhakî, Şu‘abu’l-Îmân, c. 4, s. 479, Hds. 3725.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 6, s. 198, Hds. 5736. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

  1. Ra’d, 13/4.
Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul