16 Mayıs 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Gençlerin Kafasına Girmek Değil, Dilini Yakalamak
Gençlerin Kafasına Girmek Değil, Dilini Yakalamak

Gençlerin Kafasına Girmek Değil, Dilini Yakalamak Hüseyin AKIN

    “Genç” kelimesi pek de genç olmayan bir sözcük. Ona “sözcük” diyerek tahfif ettiğim sanılmasın. Kelimenin kökeni ile ilgili değişik rivayetler olsa da Farsça “kenz” yani “hazine” den türediği üzerinde hâkim bir görüş vardır. Doğru ya da yanlış, lâkin insanın gönlü bu menşei kabul etmekten yana. Gençliğin bir millet için ne denli büyük güç ve enerji olduğu dikkate alınırsa neden “hazine” kelimesi üzerinde ısrar edildiği daha iyi anlaşılmış olur. Etimolojik araştırmalara göre genç kelimesi Uygurca “kenç”ten gelmektedir ve çocuk, yavru, her hayvanın küçüğü ve zürriyet gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Her toplum istiklâlini ve de istikbalini gençler üzerinden bina edip anlamlandırmıştır. Kültürün aktarıcısı, ideallerin koruyucu ve gözeticisi hep gençlerdir. Gençlik sadece güç kuvvetin, zindeliğin simgesi değil aynı zamanda haz ve ihtirasın da sembolüdür. Haz melekesinin en gelişmiş çağı bu çağdır. Dolayısıyla insan ömrünün en muhkem sürecidir, gençlik süreci. Çok da uzun bir yoldan gelmediğinin bilincindedir gençlik, lâkin çok uzun bir yolculuğa çıktığı konusunda bir yalana kendini kolayca inandırmıştır.

     Devletler, hükümetler ve ideolojiler en büyük yatırımlarını gençler üzerine yaparlar. Bu sebepten, insanlık tarihi sayısız gençlik telkinleri ve hitabeleriyle doludur. Kalemle bir halka, bir millete verilecek mesajlar da genelde gençler üzerinden verilmeye çalışılır. Mesela rastgele seçtiğimiz şu kitap isimleri bile bu gerçeği teyit edecek mahiyettedir: “Gençliğim Eyvah-Tarık Buğra-Roman, “Gençler İşte Davanız-Abdullah Ulvan-Fikir, Düşünce”, “Gençlerle Başbaşa- Ali Fuat Başgil-Eğitim”, “Iskalanan Gençlik-Prof. Dr. Ünsal Söylemezoğlu-Fikir”, “Diriliş Neslinin Âmentüsü-Sezai Karakoç-Fikir”, “Gençlik-Tolstoy-Roman”, “Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar- Emine Şenlikoğlu-Fikir”, “Gençlik ve İletişim- Kollektif Kitap- Fikir”, “Genç Werther’in Acıları- Goethe-Mektup-Roman”, “Gençliğin Iztırabı- Şule Yüksel Şenler”…vb.

    Cumhuriyet’ten bugüne yaşadığımız fikir kavgalarının özünde hep bu oluşturulmak istenen gençlik ideali yatmaktadır. Eğitimdeki yaz-boz mantığının özünde de bu vardır. Yani kendi yolunu, yörüngesini bulan bir gençlik yerine eğitim-öğretim yoluyla belli bir anlayış ya da sisteme uygun kuşak yetiştirme anlayışı öne geçmiştir. Genç kuşakların kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlamak gerekirken ne yazık ki empoze, propaganda ve angajmanlarla onlar üzerinde yıllar yılı mühendislik yapılmıştır. “Öyle bir gençlik oluşturalım ki bize yakın onlara uzak olsun” yaklaşımıyla özetlenebilecek bir manzaradır, söz konusu ettiğimiz. Bir taraftan Tevfik Fikret’in “Haluk” ile simgeleştirdiği kendi öz değerlerine yabancı, gözü kara batıcı kuşak, diğer taraftan Mehmet Akif’in “Âsım”la temsil ettiği inançlı, haksızlığa tahammülü olmayan, kabına sığmayan, Batı’nın tekniğini alıp ahlâkına tenezzül etmeyen, doğduğu topraklarla barışık olan kuşak belki de Tanzimat’tan bu yana tez-antitez yoluyla mücadeleye devam etmektedirler. “Âsım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek/ İşte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek!” (M. Akif), “Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk” (Tevfik Fikret)

     Gençlikle temsil edilen dünya görüşü her dönem ayrı bir isimle bu ulvî mirasa sahip çıkma gayreti göstermektedir. Necip Fazıl Kısakürek “Bir gençlik, Bir gençlik!” diyerek Büyük Doğu gençliğine hitap ederken, bu gençliği “Mehmet” ismi ile bayraklaştırmıştır. Şu örnekler de Necip Fazıl’ın gençlik ve genç noktasındaki idealine örnek sayılsın: “Genç adam! Şu düstur sana emanet olsun/ Ötelerden habersiz nizâma lânet olsun!”, “Genç adam, at yorganı sana haram uyuman/Aman efendim aman/ Efendim aman aman!”, “İşte bütün meselem, her meselenin başı/ Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı/Tırnağı en yırtıcı hayvanın pençesinden/Daha keskin eliyle, başını ensesinden/ Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına/Yerleştirip başını iki diz kapağına/ Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi? /Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!”, “Mehmed’im sevinin başlar yüksekte! / Ölsek de sevinin- eve dönsek de! / Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! / Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir/ Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir!”

    Akif’ten Necip Fazıl’a gençlik idealini sürdüren isimlerden biri de Sezai Karakoç’tur. Karakoç’un “Diriliş Nesli” olarak isimlendirdiği aydınlık nesli “Taha” temsil etmektedir. “Masal” şiirinde anlamını bulduğu üzere o aslını ve özünü koruyan, Batı’nın karşında değişim ve dönüşüme direnen Doğu’nun yedinci oğludur. Sezai Karakoç beklenen gençliği bir çocukla simgeleştirir. Çocuk ifadesiyle ideal gencin sahih fıtratına da işaret ediyor olmalıdır: “O çocuğu bekliyoruz/ Dünyayı değiştirecek, yenileyecek, meşhur kelimemizle söyleyelim, diriltecek çocuğu/O çocuğu ki, reklâm ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin/ Kendine verileni aşan bir çocuk olsun o çocuk/
Verilmeyeni alabilen bir çocuk... /
Gizliyi, sır olanı kurcalayan, tarihin şifrelerini çözen bir genç/
Derleyişleri dağıtan, dağılmışları derleyen bir genç adam.../
Kayıpların, kaybolanların ürperttiği bir rûh.../
Tayfları, gölgeleri heceleyen bir espiri.../
Kabuk bilgilerin sağanağı altında ıslanmayan anlayış ve kavrayış kişiliği” 

   Yukarıdan beri sunduğumuz örnekler şunu gösteriyor ki her devir, her dönem ve zihniyet yaşadığı zamana kendi gençlik ülküsünü egemen kılmak istiyor. Doğu-Batı, İslâm-İslâmsızlık, hak-bâtıl mücadele ve çatışması çağdaş enstrüman ve kavramları kullanarak sürüyor. Gençliğe yüklenen anlamla birlikte ne yazık ki kitle ve kalabalıkların genç söylemlerine pek yaklaşmadıkları da bir vâkıa. Çünkü fâsit görenek ve âdetler yığınları kuşatmış durumdadır. Gençlerin öze dönük fikir ve teklifleri geleneğin ihtiyarları tarafından ilk hamlede üzerinde düşünülmeksizin reddedilmektedir. Yaşlılarımızın gençlere örneklik teşkil etme imkânı nerdeyse hiç kalmamıştır. Ortada alışkanlık îcâbı sürdürülen bir şikâyet klasiği var: “Ne olacak bu gençlerin hali” ya da “Gençlik nereye gidiyor?” Hâlbuki “Yaşı kemâl bulmadan ilerlemiş yaşlılarımız nereye gidiyor?” diye sormak gerekmez mi?

     Şairimiz İsmet Özel’in “Zor Zamanda Konuşmak” kitabında ifade ettiği gibi “Türkiye’nin gençleri yoktur; çünkü ihtiyarları yoktur!” İsmet Özel bu yazıda biyolojik bir yaştan bahsetmediğini söyler. İhtiyarını (özgür seçme kabiliyeti) kullanan yaşlıların Tanzimat’tan beri değerleri korumak noktasında gençlere örnek olamadıklarını, ihtiyar gibi “tutucu” davranmadıklarını, yeniliklere gençlerden de önce balıklama daldıklarını falan söyler. Bu tespitlere hak vermemek mümkün mü? Bir toplumda gençlerin yeni yetme tavırlarını yaşlılar ele geçirmişse yaşın, tecrübenin ve bilgeliğin yerinde yeller esecektir. Ülkemizde Tanzimat’tan bu yana gelen batılılaşma ve yenileşme hareketleri ihtiyarlarımızın zaman dengesini sarsmıştır.

    Her dönem olduğu gibi yaşadığımız zamanda da bir gençlik meselesinden bahsedebiliriz. Nihilizmin, hedonizmin ve pozitivizmin ağına düşmüş gençlerin içinde bulundukları durumdan nasıl kurtarılacağına dair şu ana kadar doğru düzgün bir yöntem ortaya konulmamıştır. Cenaze başında ağlayan ölü yakınları gibiyiz. En iyi bildiğimiz şeyler, ağlamak, şikâyet etmek ve mâzeret üretmekten ibaret. Görünür başarılarıyla takdir ve taltif kazanan genç kuşaklardan bahsediyoruz. Haslet ve meziyet kelimeleri lügatlardan çıkarılmış gibi. Güzel ahlâk ve davranışların kayda geçen bir tarafı yok. Gençler art arda sıralanan öğütlerden bıkmış usanmış durumda. Bir örneklik, bir idol peşinde. Ne yazık ki elimizde örneklik teşkil edecek yeterince insan yok. Örnek şahsiyetlerin hepsi ya iyi atlara binip gitmişler ya da eski kitapların tozlu sayfalarında bir türlü onlara ulaşamıyoruz. Dedesinin mezar taşı kitâbesini sökemeyen kuşakların eski kitapların tozunu silkelemesi elbette zor.

   Bilgi gençlerin ellerine verilmiş bir ipucu. Genç adam eline tutuşturulan ipi hak etmiş, lâkin onunla ne yapacağını ve onu nereye bağlayacağını bilmiyor. Sahi yaşadığımız dünyada “bilme”nin neye yaradığını kavrayan kaç genç var şunun şurasında? Bilmek günü kurtarmaya yarıyor sadece. Bir de kısa mesafe koşusuna hazırlıyor gençleri. Hiçbirini maratoncu yetiştirmiyor. Zaten kimsenin de maratoncu olmak gibi bir niyeti ve hedefi de yok. Dünle rabıtası koparılmış olan genç kuşakların bütün ilgi ve dikkati yarına odaklanmış. Yarından maksat ise dünyanın sınırlarını aşmayan bir istikbal endişesinden öteye gitmiyor. Sadece X, Y, Z şeklinde sıralanan kuşaklar arası intibaksızlık ve çatışma değil, aynı zamanda aynı zaman ve mekânı paylaşan müşterek kuşakların aynı noktaya bakıp farklı şeyler görmelerinin doğurduğu yabancılaşma ve kayıtsızlık da geleceği şekillendirmekle vazifelendirmiş gençlerin ortak problemi.

     Gençliğin ümit olmaktan çıkma endişesini yaşıyoruz. Ne vâizlerin dili ne politikacıların söylemi ne de ebeveynlerin yaklaşımı gençlerin dünyasına ulaşmayı sağlayabiliyor. Nutuklar, vaazlar, nasihatler genç dimağlara hiç sürünmeden geçiyor. Sözgelimi her yerin bir gençliği var, camilerin hariç. Kim gençlerin dilini yakalar ve onların ahvâline tercüman olursa hem istikbaline hem de istiklâline sahip çıkmış olacaktır.

 

Yazar:
Hüseyin AKIN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul