19 Nisan 2021 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / Size Selâm Olsun ya da Selamı Hak Etmek!
Size Selâm Olsun ya da Selamı Hak Etmek!

Size Selâm Olsun ya da Selamı Hak Etmek! Hüseyin Kerim ECE

Kur’ân’ın en önemli kavramlarından biri olan "Selâm"ın bir kaç anlamı vardır? Selâm ile İslâm aynı kökten gelirler.

Selâm; es-Selâm olan Allah ile ilişkiyi, barış ve esenlik duasını, kurtuluş ve teslimiyet olan İslâm'ı, diğer taraftan gerçek mutluluk yeri olan Dâru’s-Selâmı (cenneti), cennetliklerin şerefli konuklar gibi karşılanmasını ifade eder.

Buna göre selâmın hem dünyaya, hem de âhirete yönelik iki boyutu var.

Kur’ân’a göre dünya hayatında selâm dini olan İslâm'a teslim olup iman ve sâlih amel işleyenler cenneti hak ederler. Cennetliklere de Allah’tan selâm sözü bir ödül olarak ulaşacaktır. Ya da "Allah’tan onlara selâm vardır." (Yâsîn, 36/58) Bunu "Allah’ın selâmını hak etmek" şeklinde ifade edebiliriz.

 

-Selâm Nedir?

'Selâm', 'se-li-me' fiilinden gelen bir masdardır. Sözlükte; dış ve iç âfetlerden belâlardan veya dertlerden uzak olmak demektir. Şu âyette olduğu gibi: "O gün (Kıyamette), ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur)." (Şuarâ, 26/88-89)

Bu fiilin masdarı "selâm veya selâmet" şeklinde gelir. [1]  Bu da kurtuluş ve (tehlikeden) uzak olma mânâsındadır. Bazılarına göre selâmet âfiyettir.[2] Nitekim şu iki âyette selâm bu mânâda kullanılıyor:

"Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan toplulukla, Bizden bir 'selâm-esenlik’ ve bereketle gemiden in…" (Hûd, 11/48)

"Biz: 'Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selâm (selâmetli) ol’ dedik." (Enbiyâ, 21/69)

'Se-li-me' fiili ve onun türevleri olan kelimeler; barış, teslim olma, güvende olma, ayıp ve kusurdan uzak olma, barışa girme, hayır ve iyilik içinde olma, gibi anlamlara gelirler. [3] Selâm, insanlar hakkında kullanıldığında, 'selâm vermeyi', sözle esenlik, barış ve güven dilemeyi ifade eder.

Araplar İslâm'dan önce 'selâmün aleyküm’ şeklinde selâmlaşırlardı. Bu da onların aralarındaki barışın, tehlikesizliğin, güvenin bir alâmeti gibiydi. Sanki "burada savaş/kavga yok (rahat ol)" demiş olurlardı. İslâm bunu benimsedi ve mü’minlere aralarında bu selâmı yaymalarını emretti. [4]

İbrahim (a.s.) kendisine insan şeklinde gelen melekleri selâmla karşılamıştı.[5] İbrahim (a.s.) görevi gereği babasına ve kavmine şeytana değil Allah’a itaat etmelerini tebliğ etti. Babası ise eğer tanrılarından yüz çevirecek olursa onu taşa tutup kovacağını söyledi. Bunun üzerine ona şöyle dedi:  "Sana selâm olsun!" "Rabbimden seni bağışlamasını isteyeceğim..." (Meryem, 19/47)

İnkârcılar veya hakikati anlamadıkları için kabul etmemekte direnen kimseler kendileriyle alay ettikleri, ya da hakikat konusunda inatla cedelleştikleri zaman;  "Rahmân'ın has kulları ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vakar içinde yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, (sadece) selâm! derler." (Furkan, 25/63)

Kur’ân iman edenlerin bazı özelliklerini saydıktan sonra şöyle diyor:

"Mü’minler ki, boş ve anlamsız sözler işittikleri zaman ondan hemen yüz çevirip, "Bizim yapıp-ettiklerimizin hesabını biz vereceğiz, sizin yapıp-ettiklerinizin hesabını da siz vereceksiniz. Size selâm olsun; bizim, (doğru ile yanlışın anlamından) habersiz kimselerle işimiz yok" derler." (Kasas, 28/55)  Yani sizin de selâmete kavuşmanızı istiyoruz, derler. 

Kurtuluş, esenlik, barış ve güven, tehlikeden ve azaptan uzak olma (sonsuz selâmet) gibi selâmın kapsadığı bütün güzellikler bu dünyada iken Allah’tan gelen hidâyete uyanların hakkıdır. [6] Bir başka yerde Peygamber'in muhataplarına esenlik ve selâmet dilemesi emrediliyor. [7] Burada görünüşte "Onlara selâm ver" deniliyor. Bunu "Allah’tan onları selâmete kavuşturması dile" veya "Sizinle benim herhangi bir kavgam yok" şeklinde de anlamak mümkündür.

Kadir Gecesi hem bin aydan daha hayırlıdır  ve de sabaha kadar selâm’dır.

O gece melekler hayatın her alanına ilişkin emirlerle inerler. Onların işlerinin hayır olduğunu ifade için de "O gece sabaha kadar bir selâmdır, selâmettir." Yahut Allah tarafından bir selâmdır. Melekler de mü'minlere selâm verir dururlar. [8]

Âyete göre esenliğin kaynağı vahiydir. Vahyin esenliği her karanlığı aydınlığa dönüştürülmesini sağlamak istiyor

Melekler gruplar halinde o gece inerler ve tan yeri ağarıncaya kadar itaatkâr mü’minlere selâm verirler, selâmet ve esenlik dilerler.

 

-Müslümanların Selâmı

Kur’ân mü’minlerin birbirlerine selâm vermelerini emrediyor: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere sakinlerinden izin almadan, onlara selâm vermeden girmeyin..." (Nûr, 24/27) Bir benzeri âyet de şudur: (Nûr, 24/61)

Bu âyette selâm, 'tahiyye' kavramı ile ifade edilmiş ve onun Allah tarafından verilmiş mübarek ve güzel bir şey olduğu açıklanmıştır. Şüphesiz ki bu, mü’minler arasında sevginin, güvenin ve barışın çoğalmasını sağlar. Birbirlerine dua etmelerine ve iyi şeyler temenni etmelerine sebep olur. 

Dinde bir şeyi yapmak mükellef olan Müslümana emrediliyorsa o farz anlamında vaciptir. Selâm alıp-vermek Müslümanlara emrediliyor: "(Barış) Selâmıyla (tahiyye ile) selâmlandığınız zaman daha güzel bir selâm ile karşılık verin veya (en azından) benzeri ile..." (Nisâ, 4/86)

Âyette geçen 'tahiyye'; sözlükte, 'Allah sana hayat versin', Türkçe’deki şekliyle "Allah sana ömürler versin", "Bulunduğun durumda ve sahip olduğu mülkte kal" demektir. İslâm'dan önce Araplar birbirlerini 'Hayyeke'llahü-Allah ömürler versin, Allah seni mülk sahibi yapsın, mülkünde daim kılsın' şeklinde selâmlarlardı.  Kur’ân bu kelimeye 'selâm’ içeriğini kazandırmıştır. [9] Bir sahabî Peygamberimize "İslâm'ın hangi işi daha hayırlıdır?" diye sordu. Buyurdu ki: "Yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığına herkese selâm vermendir." [10]

Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe olgun bir imana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayın." [11]

Kur’ân H.z. Peygamber’e  kendisine gelen mü’minlere selâm vermesini emrediyor:

"Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: "Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı..." (En’am, 6/54)

Selâm verip-almak Müslümanlara sevap kazandıran [12] ve cennete girmeye vesile olan [13] kolay bir ameldir.

Selâmlaşmak Müslümanlara hayır ve bereket getirir. [14] Selâm verip almak mü’minleri Allah’a yaklaştırır. [15]

Selâm vermek veya verilen selâmı almak, Kur’ân’ın emirlerindendir. Selam mü’minler arasında hem bir şiar (alâmet/parola), dua, hem de bir güven aracıdır. Onlar birbirlerine selâm vererek tanışırlar, birbirlerinden emin olurlar ve birbirlerine dua ederler. Selâmlaşarak aralarındaki kardeşliği ve güveni sağlamlaştırırlar.

Dahası birbirlerine 'selâm' anlayışıyla, barışı ve esenliği, Allah’ın es-Selâm ismine teslim olmayı, 'Selâm yurdu' cennete kavuşmayı dilerler.

Selâmlaşan mü’minler, yaşadıkları evleri ve toplumu 'selâm' (barış ve güven) yeri-daru’s selâm' hâline getirmeye çalışırlar. Böylelikle kendilerinin ulaştığı 'selâm’ halini Müslüman kardeşleri için de isterler.

Bir mü’mine 'selâmün aleyküm’ veya 'es-selâmü aleyküm’ diyen bir kimse, 'selâm senin üzerine olsun’, selâm üzere olasın, selâmette olasın, benden sâlim ol (benden sana zarar gelmez)' demiş olur.

 

-Selâmın Âhiret Boyutu

Allah yolunda çalışanlar, hayatını İslâm'a uygun yaşayanlar, hakkıyla kulluk yapanlar cennetle ödüllendirilecektir. Oraya esenlik, dirlik temennisi, eşsiz bir mutluluk tebriği ile buyur edileceklerdir.

Allah (c.c.) muttakî (hakkıyla korkup-çekinen) kullarını şöyle müjdeliyor:

"Cennet de takva sahiplerine yaklaştırılır; (onlardan) uzakta olmayacaktır. Görmeden Rahman'a saygı gösteren ve(Allah'a) dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı budur).

"Oraya selâmla girin" (denir). İşte bu, ebedî yaşamanın başladığı gündür. Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda dahası da vardır." (Kaf, 50/32-35) Bir benzeri (Hıcr, 15/45-47) Yani oraya azaptan ve üzüntüden selâmette (kurtulmuş) olarak girin. 

Cenneti hak edenler, oraya insanı üzecek, hoşnutsuz veya rahatsız edici bütün âfetlerden, korkulardan emin olarak girecekler. Ya da birbirlerine selâm vererek, veyahut melekler tarafından selâmla karşılanarak cennete dahil olacaklardır. [16]

Nitekim pek çok âyette cennetliklere korkunun olmayacağı ve onların üzülmeyecekleri haber veriliyor. [17]

 Cennet öyle bir yer ki orada kötü, rahatsız edici, hoş olmayan, istenmeyen hiç bir şey yok. Orada boş söz yok, yalan yok, çirkin kelime yok; ama sadece 'selâm' var. [18] Onlar orada rahatsız edici bir söz işitmezler ama meleklerden selâm üstüne selâm alırlar.

Acaba bütün bu âyetlerde sözü edilen ve cennetliklere muhteşem bir ödül olan "selâm" meleklerden mi, yoksa Allah’tan mı gelecek?

Her ikisinin de olması muhtemeldir. Zira Kur’ân, Allah’tan onlara selâm sözü geleceğini Yâsîn, 36/58'de haber veriyor. Cennetlikler müjde ile karşılanmanın ve güzel karşılamanın yanında bir de Kerim olan Rablerinden 'selâm sözü' de onların hakkıdır.

Cennetliklerin varacağı yurt: "(O yurt,) Girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır.

(Onlar,) Meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." (Nahl, 30-32) [19]

"Onlar ki, bir arınmışlık hâli içindeyken melekler; "Size selâm olsun, (hayattayken) yaptıklarınızdan ötürü girin cennete!" diyerek canlarını alırlar." (Nahl, 16/32) 

Cennetin meleklerden olan bekçileri de cennetlikleri müjde vererek, tebrik ederek ve 'selâm' ile karşılayacaklar.

"Takva sahipleri ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selâm size! Tertemiz geldiniz (ne mutlu size). Artık ebedi kalmak üzere girin buraya, derler" (Zümer, 39/73)

Cennetlikler yüksek makamlarda tahiyye ve selâmla karşılanacaklar.

 "İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada tahiyye (dirilik temennisi) ve selâmla karşılanacaklardır." (Furkan, 25/75)

Allah’tan hakkıyla korkup çekinenler, ya da dünya hayatında Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar; hesaptan sonra, bölük bölük, grup grup cennete götürülürler. Cennetin kapısına geldikleri zaman oradaki görevliler onlara; "selâmün aleyküm tıbtüm, fedhulûhâ hâlidîn-Selâm size! Hoş geldiniz! İşte buyrun, içinde temelli kalacağınız bu (cennete) girin)" diyecekler. [20] Meleklerin selâmını 'mutluluk tebriği' diye de anlamak mümkün. (Cennetlikler) Orada 'selâm’ dışında asla boş bir söz işitmeyecekler. Ve onlar orada sabah akşam rızıklandırılacaklar." (Meryem, 19/61-62)

Melekler cennetin kapısından onların yanına girer ve onlara selâm verirler.

"Orada onların nidâları: "Muhteşemsin (Sübhânsın) ey Allah'ım!" olur. Orada onların tahiyyeleri selâmdır. Onların nidâlarının sonu 'hamd alemlerin Rabbi Allah’a aittir." (Yûnûs, 10/10)

Tahiyye, uzun ömür, ya da nimetin sürekliliğini istemek, selâm ise selâmet duasıdır. Melekler, cennetliklere Allah’ın kendilerine ikram ettiği bu nimetin devamlılığını dileyecekler ve onlara selâm verecekler. Ya da bazı cennetlikler birbirlerine selâm verecekler, birbirlerine elde ettikleri bu nimette ebediyyen kalmalarını isteyecekler. [21] Ayrıca henüz cennete girmemiş olan A’raf ehli de cennetliklere selâm verecekler. [22]

Kur’ân, 'ashâbu’l-yemîn-sağ ehli' olanların âhiretteki durumları hakkında şöyle diyor:  "Ama eğer Allah’a yakın olanlardan iseniz, (yeriniz) tarifsiz bir huzur, bitimsiz bir azık ve mutluluğun üretildiği cennetler (olur). Yok eğer bahtiyar kesimden biri olursanız; Artık, (ey) sözünün eri, ashâbu’l-yemîn’den olan kişi: Sana selâm olsun." (Vakıa, 56/ 88-91)

'Ashâbu’l-yemîn' de dahil cennetlikleri meleklerin  selâmla  karşılamaları, selâm vermeleri, tebrik etmeleri, onlara "Huzur ve mutluluk içinde cennete yerleşin" demeleri mümkün.

Ashâbu’l-yemîn, lafzen, "sağdakiler" veya 'sağ ehli' demektir. Bu ifade Türkçeye;  'bahtiyarlar', 'sağduyu ile hareket edip doğru yolu bulanlar', 'amel defteri sağından verilenler', 'sağ taraftaki mutlu kişiler', 'âhiret mutluluğuna erenler' şeklinde anlaşılıyor.

Buna benzeyen 'ashabu’l-meymene' de [23] 'vicdan sahibi kimseler', 'dürüstlüğe ve erdemliliğe erişmiş olanlar', 'sağ duyu ile hareket edenler',  'uğurlu ve bereketli kişiler', 'kitabı sağından verilecek olanlar' şeklinde çevriliyor.

'Ashâbu’l-yemîn' olan mü’minler dünya hayatında sağduyu ile ederek ve akıllarını kullanarak hidayeti seçerler, kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirirler, âhirette amel defterlerini sağ taraflarından alırlar ve üstün ödülleri hak ederler. Bunun sonucunda da sonsuz mutluluğu kazanıp bahtiyar olurlar.

Dahası "Size selâm olsun" diye etkileyici, heyecanlandırıcı, muhteşem bir iltifata muhatap olurlar.

Yâsîn 58. âyette geçtiği gibi, bu selâm ve iltifat Allah’tan bizzat veya dolaylı olarak cennetliklere ikram edilirse; şüphesiz bunu anlatmaya kelimeler yetmez.

 

 

 

 


[1] R. el-Isfehânî, el-Müfredât, s. 350

[2] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab 7/240

[3] Ece, H. K., İslâm'ın Temel Kavramları, s. 299 ve 603

[4] İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 7/241

[5] Bkz: Zariyât, 51/ 24-25. Hûd, 11/69. Hıcr, 15/52

[6] Bkz: Tâhâ, 20/47

[7] Zuhruf, 43/88-89

[8] Elmalılı, H. Y., Hak Dini Kur’ân Dili (sad.) 9/347

[9] Ece, H. K.  İslâm'ın Temel Kavramları, s. 674

[10] Ebû Davûd, Edeb/143, no: 5194; Buhârî, İman/6, no:12

[11] Müslim, İman/93 no: 54; Ebu Davûd, Edeb/142, no: 5193

 

[12] Buhari, İman/20, no: 28

[13] Kıyâmet, 75/42

[14] Tirmizî, İsti’zan/10, no: 2698

[15] Ebû Dâvûd, Edeb/144, no: 5197

[16] Şevkânî, El-Fethu’l-Kadîr, s: 897

 

[17] Bkz: Bakara, 2/38- 112- 288; Âl-i İmrân, 3/170; Mâide, 5/69; Zümer, 39/61; Ahkaf, 46/13

 

[18] Bkz: Vakıa, 56/25-26

[19]  Bir benzeri âyet de şudur: Ra’d, 13/23-24

[20] İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 3/231

[21] Zemahşerî, el-Keşşaf, 3/289

[22] Bkz: A’raf, 7/46

[23] Vakıa, 56/8; Beled, 90/18

Yazar:
Hüseyin Kerim ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul