19 Nisan 2021 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / İhlaslı ve Samimi Olmak
İhlaslı ve Samimi Olmak

İhlaslı ve Samimi Olmak Süleyman GÜLEK

Sözlükte "Bir şeyi, içine karışmış ve değerini düşürmüş olan başka şeylerden temizleyip arındırmak, saflaştırmak" anlamına gelen ihlâs kelimesi, terim olarak  "İbadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah rızası için yapmak" demektir.1 Bir Müslüman için hayattaki en büyük hedef; Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah'ın rızasını kazanmak da ancak ihlâsla/samimiyetle mümkün olur.

 

İhlâslı olmak için; yapılan işlerde, ibadette, insanların övmesi, takdir etmesi beklenmez, şöhret ve herhangi maddî beklenti güdülmez ve gösterişe yer verilmez.

 

Yani, ihlâs her işte temel öğedir. İhlâssız yapılan işlerin Allah katında hiçbir değeri, önemi yoktur.2 Allah indinde önemi ve sevabı olan ameller Allah rızası için yapılan amellerdir. "Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik. Öyleyse samimi bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah'a kulluk et." 3

 

Yüce dinimiz İslâm'ın özü samimiyettir. Söz ve davranışlarımızın Allah katında değer kazanması, samimiyetimize bağlıdır. Samimiyet; Rabbimize gönülden iman etmek, bu imanın gereği olarak da hiçbir dünyevî karşılık ve menfaat beklemeden sadece Allah'ın rızasını amaçlayarak yaşamaktır. Samimiyet, canlı-cansız bütün varlıklara karşı iyi niyet beslemektir. Samimiyet, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmaktır.

 

Sevgili Peygamberimiz, Allah'ın (c.c.) ihlâs ile kulluk etme emrini kendisine rehber edinmiştir. O, yapılan işlerde ihlâsın önemli olduğunu sık sık vurgulamış ve şöyle duâ etmiştir: "...Ya Rabbi! Beni, ihlâslı/samimi bir kulun yap..." 4

 

İhlâs, "samimiyet" demektir. Samimiyet, ihlâs kavramı ile eş anlamlı olarak kullanılır ve Allah'ın (c.c) insanlara rehber olarak gönderdiği tüm peygamberlerin ortak özelliklerinden biridir. Rahmet Peygamberi'ne gençliğinde "Muhammedü'l-Emîn" lakabının verilmesi, onun hayatının her anında samimiyetle davrandığının bir göstergesidir. Peygamberlik görevinin başlamasıyla birlikte insanları Allah (c.c.)'a imana davet ederken ihlâsla, samimiyetle davranması, İslâm'ın kısa sürede insanlar arasında yayılmasına vesile olmuştur.

 

Yüce Allah, samimiyetin Peygamber Efendimizin hayatının her anını kuşattığını Kur'ân-ı Kerim'de bizlere şöyle bildirir: "Ey Muhammed! De ki: "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir." 5

 

İhlâs ve samimiyet, Peygamberimizin hayatında sadece ibadetlerde değil; insani ilişkilerde de ön plandadır. O, insanlarla iletişim kurarken de samimi ve içten davranmış; gösterişten ve çıkarcılıktan daima kaçınmıştır. Hanımına, çocuklarına, torunlarına, akrabalarına ve çevresine gerekli önemi ve saygıyı göstermiştir. İnsanlar arasında küçük büyük ayrımı yapmadan herkese eşit ve adil bir şekilde davranmıştır. Temim ed-Dârî'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber "Din, samimiyettir." buyurmuştur. (Ravi der ki:  "Biz, "Kime karşı?" diye sorduk. O da "Allah'a, kitabına, Rasûlü'ne, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı" buyurdular.)"6 Peygamberimiz, Allah Teâlâ buyuruyor ki: "Kulumun en çok sevdiğim ibadeti, bana karşı samimi olmasıdır." 7

 

Din samimiyettir! İhlâs, Müslümanın en önemli ahlâkî vasfıdır. Amellerin özüdür, dinin ta kendisidir. Çünkü din, her şeyden önce samimiyete dayanır. Yapılan işlerin Allah rızasına dayanması gerekir. Peygamberimiz (s.a.s.) "Ameller ancak niyetlere göre karşılık bulur." 8 buyurarak yapılan işte ni­ye­tin ne kadar önem arz ettiğini açıklıyor. Samimiyet, doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, niyetin düzgün olması ve insanın içi başka dışı başka olmamasıdır.

 

İhlâs ve samimiyet, bütün ibadetlerin, her türlü riya, gösteriş ve çıkar kaygılarından arındırılıp sadece Allah rızası için yapılmasıdır. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Allah, ancak kendi rızası gözetilerek, (ihlâs ile) hâlis bir niyetle yapılan ameli kabul eder!" 9 Müslüman; Allah'ın rızasını gözeterek hareket etmelidir.

 

İhlâs ve samimiyet, sadece ibadetlerimizde değil insanlarla olan ilişkilerimizde de son derece önemlidir. Mü'minin en önemli vasfı olan güvenilirlik ancak içten ve samimi davranışlarla sağlanabilir. Aile ve akraba ortamında, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde, iş ve ticaret hayatında, kısacası hayatımızın her alanında, insanlara karşı samimi davranmak en büyük ahlâkî erdemlerdendir. Bu erdemi kazanmanın en kısa yolu da her işimizde Allah rızasını ön planda tutmak ve O'nun her an bizi görüp gözettiğini aklımızdan çıkarmamaktır. İnsanları değerlendirmemizde ve eşyaya bakışımızda bu yaklaşım esas olursa, dünyevî çıkar ve hırsların körüklediği birçok olumsuzluk kolayca bertaraf edilebilir.

 

İhlâslı kişiler; yaptığı iyi işlerle, güzel davranışlarıyla, ibadetle, hayır hasenatla övünmezler.  İhlâs ve samimiyetten yoksun olanlar ise, tam tersine iyi şeyleri yapmadığı hâlde sanki yapmış gibi anlatırlar ve övünürler.

 

Peygamberimiz şöyle buyurur: "Biriniz Müslümanlığı iyi yaşadığı zaman, işlediği her sâlih amel, kendisine (ihlâsına/samimiyetine göre) on katından yedi yüz katına kadar katlanmış olarak yazılır. Yaptığı her kötülük de misliyle (cezâ) olmak üzere yazılır."10 Başkalarını iyi ve güzel ameller işlemeye davet etmek de, Allah ve Rasûlü'nün övdüğü bir davranıştır.

 

Yine Ebû Hureyre (r.a.)  Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyururdu: "Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenab-ı Hak:

 

– "Peki, bunlara karşılık ne yaptın?" buyurur.

 

– "Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim." diye cevap verir.

 

– "Yalan söylüyorsun. Sen, "babayiğit adam" desinler diye savaştın. O da denildi."buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur'an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:

 

– "Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın?" diye sorar.

 

– "İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur'an okudum." cevabını verir.

 

– "Yalan söylüyorsun. Sen "âlim" desinler diye ilim öğrendin. "Ne güzel okuyor!" desinler diye Kur'an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi." buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır.

 

(Daha sonra) Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah  verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder.

 

– "Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın?" buyurur.

 

– "Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim. Sadece senin rızanı kazanmak için verdim, harcadım." der.

 

– "Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını "Ne cömert adam!" desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi." buyurur. Emrolunur bu da yüzüstü cehenneme atılır."11

 

Samimi bir niyete dayanmayan amel ve hareketler ne kadar önemli ve faydalı gözükürse gözüksün sonuçta azâb ve pişmanlıktan başka bir işe yaramaz. Hz. Peygamber şöyle bildirir: "Âhirette denilecek ki, dünyadayken kime gösteriş yapmak ve yaranmak için amel yaptınsa (amellerinin karşılığını almak üzere) ona gidin." 12

 

Her geçen gün dünyada imaj ve gösteriş hâkim olmaktadır. İnsanlık, hızla samimiyetten uzaklaşmakta ve dünyevîleşmektedir. Bugün, zihin ve gönüllerimizi tahrip eden, iman ve amellerimizi tehdit eden, beşeri münasebetlerimizi, dostluklarımızı zedeleyen en büyük tehlikelerden biri gösteriştir, riyadır. Mü'minler olarak ihlâs ve samimiyet sınavından geçtiğimiz dünyada bizlere düşen, ikiyüzlülükten, gösterişten bencillikten uzak durmaktır.

 

 Çünkü ihlâs ve samimiyete gölge düşüren en büyük illet, riya ve gösteriş olduğu için özellikle nafile ibadetlerin gizli yapılması tavsiye edilmiş, bu sayede kimsenin olmadığı yerde Allah ile samimi bir bağ kurulması ve takdirin sadece O'ndan beklenmesi hedeflenmiştir. Hz. Peygamber, bu duyarlılığı gösterip ibadetini gizli yapan kimsenin, daha sonra ettiği ibadet öğrenilse bile hem amelini gizlediği için gizlilik sevabı hem de işlediği amelin kendi sevabını kazanacağını bildirmiştir. 13

 

Müslüman, içinde yaşadığı toplumda huzurun hâkim olması, barış ve güvenin sağlanması için kul hakkına riayet eder. Eğitimden ticarete, aileden mahalleye her alanda ve her şartta hakkı, hukuku ve adaleti korur. Amir ya da memur, kadın ya da erkek, çocuk ya da yetişkin farkı gözetmeksizin, çevresindeki herkese karşı sorumluluklarını samimiyetle yerine getirir.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle duâ ederdi: "Yâ Rabbi! Beni Sana karşı ihlâslı/samimi bir kul yap."14 Samimi ve ihlâslı olan bir kulu Allah Teâlâ hiçbir zaman mahcup etmez, yardımsız bırakmaz. Ne mutlu ihlâslı/samimi olanlara!

 

Dipnot

 

1. Süleyman Ateş,  "İhlâs", TDV İslâm Ansiklopedisi,  c. 21, s.  535.

2. Bkz. Müslim, İmâre 152.

3. Zümer 39/2-3.

4. Ebu Dâvûd, Vitir 25.

5. En'âm 6/162.

6. Müslim İman 95.

7. Ahmed b. Hanbel,  Müsned, c. 5, s. 254.

8. Buhârî, İman 41.

9. Nesâî, Cihad 24.

10. Müslim, İman 205.

11. Müslim, İmâre 152.

12. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 428-429.

13. Tirmizî, Zühd, 49.

14. Ebû Dâvud, Vitr 25.

Yazar:
Süleyman GÜLEK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul