19 Nisan 2021 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / İslâm Peygamberi'nin Ayet ve Hadislerle Özel Hakları
İslâm Peygamberi'nin Ayet ve Hadislerle Özel Hakları

İslâm Peygamberi'nin Ayet ve Hadislerle Özel Hakları Doç.Dr. Mehmet FIRAT

 

Peygamber, herkes gibi anne babadan doğmuş bir beşer olup kabile-aşiret kültürün içinde büyümüş, mekân/yer sahibi bir şahıstır. Hastalanır, korkar, ticaret yapar, çalışır bir yapıda yani tüm beşerî sıfatlara sahip bir insandır. Ancak Allah (cc) tarafından kendisine ya görevli bir melek aracılığı ile ya da ilham yoluyla vahiy gelen bir kimsedir: "De ki ben sadece sizin gibi bir beşerim. Ancak bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabb'ine kavuşmayı arzu ederse, iyi amel işlesin ve Rabb'ine yaptığı ibadette hiç kimseyi (ona) ortak etmesin." (Kehf, 110)

 Peygamber Allah’ın elçisidir; ancak vahiy olmadan gaybı bilemez: "De ki Allah’ın dilediğinden başka, ben kendime ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette çok hayır (güzel planlar) elde ederdim. Bana kötülük de dokunmazdı. Ben sadece iman eden bir kavim için uyarıcı bir müjdeleyiciyim." (A’raf, 188)

Bu âyetten anlaşılan Peygamber'in vahiy olmadan gaybı bilemez, olağanüstü güçleri kendine kullanıp menfaatini celbedemez veya zararını def edemez oluşudur. Yani Allah'ın Peygamberi (s.a.s.) kimseyi gazabıyla kör, topal veya felç edememiştir. Aynı zamanda doğaüstü güçleri kullanıp kendisine herhangi bir özel menfaat sağlamamıştır.  Peygamber'in tüm beşerin en üstün insanı olduğuna dair bir sürü âyet ve hadisler vardır: "(Rasûlüm!) Ömrüne yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı." (Hicr, 72) Bütün tefsir uleması Allah (c.c.)'ın başka bir peygamberin hayatına yemin etmediğini söylüyorlar. [1] Başka bir âyette de şöyle buyruluyor: "Andolsun bu beldeye ki sen bu beldede oturmaktasın." (Beled, 1-2)

Allah (c.c.) Rasûlullah (s.a.s.)’ın hürmetine bu şehre yemin ediyor. Bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.s.) ise şöyle buyuruyor: “Ben kıyamet günü âdemoğlunun efendisiyim. -Kabri ilk açılacak (haşrolunmak için kabrinden ilk çıkacak) olan benim." [2] Bu konu hakkında daha birçok âyet ve hadis bulunmaktadır. Diğer taraftan ümmetin Peygamber'in şahsına mahsus bazı özel haklarını ihlal etmesi durumu vardır ki onlardan bazıları şunlardır:

1-Peygamber'i aşırı sevgi ve yüceltmekten ötürü ona karşı iftiralar yapmak.

2-Peygamber'e çirkin, küçük düşürücü hakaretamiz iftiralar yapmak.

3-Peygamber'e direk küfür etmek (neuzubillah).

4-Sünnetini kabul etmemek veya hafife almak.

5-Mezhep taassubu, saltanatın devamı veya bir ırkın üstünlüğü için yalan hadis uydurmak.

6-Yalandan Ehl-i Beyt soyuna kendini intisab etmek. (Yani Seyyid soyundan geldiğini iddia etmek.)

 

Bütün bu durumlarda akidevî ve fıkhî hükmün ne olduğunu (en azından bazılarını) analiz edip açıklayacağız.

 

Peygamber'i Aşırı Sevgi ve Yüceltmekten Ötürü Ona İftiralar Atmak

 

Bunun hükmünün cehennem ateşi olduğu mütevatir hadis ile sabittir. Bu konuyla ilgili ulema icmaı da vardır:

"Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın." [3] Bu mevzuda ulema değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Bazıları bunun hükmünün küfür olduğunu söylemişlerdir: İmam Cuveyni ve Fazl el Hemedani gibi. Çünkü iftira beşerin mâsiyetleri içinde en yüz kızartıcı, en çirkin günahlardandır. İftiranın iyisiyle kötüsü arasında fark yoktur. Dolaysıyla cezası da ağırdır denilmiştir. Bu görüşü savunan ulema, şöyle demişlerdir: Peygamber'e iftira atmak Allaha iftira atmaktır. Zira; "Onun her konuştuğu vahiydir." (Necm, 3-4) Nasıl ki bir insan Allah adına konuşup yalan ve iftirada bulunduğu zaman kâfir olursa aynı zamanda Allah Rasûlü’nün adına da iftirada bulunmak ve yalan konuşmak da küfürdür, kişi bunu yapınca kâfir olur. [4]

      Böylece Allah Rasûlü'ne iftira eden kişi; dinin içine dinden olmayan bir şeyi katmış olur. Dolayısıyla din Allah dini olduğundan Allaha da iftira etmiş olur. Zira âyet-i kerimede şöyle buyruluyor: "Allah hakkında yalan yanlış şeyler uyduran yahut kendisine hakikat geldiğinde onu yalan sayandan daha zalim kim olabilir? İnkârcıların sürekli kalacağı yer cehennemin içinde değil midir?"  (Ankebut, 68) Dinin içine bir şeyler ilave etmekle dinden bir şeyler çıkarmak/eksiltmek aynı hükümdedir. Yani kişi kafasından yalan âyetler uydurup dine iftira ederse de bazı âyetleri inkâr edip çıkarırsa da hüküm aynıdır; varacağı nokta küfürdür. Netice itibari ile Peygamber'e yapılan iftira her ne kadar ulemayı ihtilafa düşürmüş ise de onların icmaıyla iftira edenin yerinin kesinlikle cehennem ateşi olduğu nettir. [5] Neticede her insanın kendi şahsıyla ilgili hakları vardır. Yani şahsına ait özel durumlar, ontolojik durumlar vs. veya maddî/manevî hakları birileri tarafından ihlal edilince kul hakkı cezası vuku bulur. Fakat Peygamber'in şahsında durum değişir. Bir Müslüman kendisini aşırı derecede över, ulûhiyet makamına çıkarırsa; küfre girer. Ya da aşırı derecede kendisini överek abartılı sözler söyleyerek haddini aşarsa yeri cehennemdir.

 

Peygamberler Vahiy Yolu İle Gaybı Biliyorlardı

 

Gayb iki kısma ayrılır:

1-) Mutlak Gayb: Kıyametin kopma zamanı, dünyaya gelecek bir çocuğun cennetlik veya cehennemlik olması, kimin hangi yerde ölümünün gerçekleşeceği, kimin rızkının gelecekte helal veya haramdan olacağının bilinmesi gibi bilgilerdir.

2- Nisbî Gayb: İnsanlara gayb olan olaylardır. Bu kısımdaki gayb, peygamberlere vahiy yolu ile bildirilmiştir. Mutlak gaybı Allah (c.c.) haricinde kimse bilemez. Ancak nisbî gayb peygamberlere vahiy yolu ile bildirilmiştir. Âyette şöyle buyruluyor: "Gaybı o bilir; gizlisini kimseye açmaz. Ancak elçi olarak seçtiği başka. Allah bu elçilerin her türlü durumlarını ilmiyle kuşattığı ve her şeyin sayısını belirlediği hâlde, Rabblerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini ortaya çıkarmak için onların önlerinden ve arkalarından gözcüler gönderir."  (Cin, 26-27 -28) [6]  Bu mevzudaki birçok âyet gösteriyor ki peygamberler zaman zaman vahiy yolu ile gaybî bilgileri almışlardır. Örnek olarak; Hz. Yusuf (a.s.)’un gömleği ile babası Hz. Yakup (a.s.)’un gözlerinin iyileşeceğine işaret etmesini ve Hz. Rasûlullah (s.a.s.)’ın; Ali b. Ebu Talib’in katilinin kafasına kılıç darbesini indirip sakalını kanı ile boyayacağını ve bu katilin kıyamette en şiddetli azap ile işkence göreceğini hadiste buyurmasını zikredebiliriz. [7] Buna benzer örnek verilecek birçok hadis vardır. Tabii ki bu mevzunun bir örneği de Mehdi'nin çıkışı, İsa’nın nüzulü, Deccal’in zuhuru gibi gelecekle ilgili dünyanın yaşayacağı türbülansa işaret eden birçok hadis de haber veren İslâm Peygamberi’nin vahiy yolu ile gaybî bilgileri bilebilmesi bir gerçektir.

 

Peygamberler'in Hukukuyla İlgili, Dönüşü Olmayan (Tövbesi Kabul Olmayan) Günah Türü

 

Bir kısım günahın tövbesi yoktur. Yani o günahın işlenmesiyle şeriatın infazı devreye girer. Bu konuda günahı işleyen affolunmaz ve tövbesi de kabul edilmez. Tabii ki Allah Teâlâ affedici sıfata sahiptir. Ancak her günah için bu söylenemez. Örneğin şirk günahı gibi bir günahın affı yoktur. Fakat şöyle de bir fark vardır: Şirk günahının şeriat mahkemesinde kısas ve infazı yoktur; sadece cezası âhirette ebedî cehennem ateşi ile cezalandırılmaktır. Bu günah türü ise Allah Rasûlü’ne (haşa) onu küçük düşürücü manada kelimeler izafe etmek, ya da çirkin iftiralar atmak ya da ona alenen küfür etmektir (Bundan Allah’a sığınırız). Bu durumda o kişi eğer hasta, akli dengesini tamamen kaybetmiş biri ise istisnaî hükümde sayılır veya bir kişiye can alıcı işkencelere maruz bırakılıp zoraki bir şekilde bir küfür kelimesi telaffuz ettirilirse (Ammar b. Yasir misali) yine istinaî hükümde sayılır. Âyette şöyle buyruluyor: "Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâra saparsa kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında kalanın durumu müstesna olmak üzere kim kalbini inkâra açarsa işte Allah’ın gazabı bunlaradır; bunlar için çok büyük bir azap vardır." (Nahl, 106) Konumuzun ana hatlarından olan peygamberlere hakaret mevzusu sahih delillerle şöyledir: Eğer birisi peygambere bilinçli ve şuuru yerinde, kasten küçük düşürücü sözler söylerse, onlara çirkin iftiralar isnat ederse, onlarla alay ederse, onlara (haşa) küfrederse (Allah'a sığınırız) bu kişi kâfir olur. Cezası tek bir kılıç darbesi ile boynu vurulmaktır şeriat mahkemesinde. Şöyle ki bu kişi mürted, zındık hükmündedir. Tövbesine fırsat verilmez. Yani bu ağır suçun tövbeyle dönüşü yoktur. Çünkü âyette şöyle buyruluyor: "Eğer onlara sorarsan, "Elbette  biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk!" derler. De ki "Allah ile, âyetleriyle ve peygamberi ile mi alay ediyordunuz? Özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden bir grubu bağışlasak bile bir gruba da suçlu olduklarından dolayı azap edeceğiz."  (Tevbe, 6-66) Başka bir âyette de yine aynı hüküm, daha açık bir fermanla daha şiddetli bir hükümle emrediliyor: "Allah’ı ve resulünü incitenleri Allah, dünyada ve ahirette lanetlemiş ve onlar için alçaltıcı bir ceza hazırlamıştır."  (Ahzab, 57)  Başka bir âyette Allah ve Rasûlü'ne harp açanların cezası şöyle açıklanmıştır: "Allah’a ve Rasûlü'ne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır." (Maide, 33) Allah Rasûlü’ne hakaretamiz sözler söyleyen kişinin kâfir olup tövbe ile dönüşü olmaması görüşünü ve mürted olarak kısas yapılması görüşünü savunan ulemalar şunlardır: İmam İbn Teymiyye [8], İmam İshak bin Raheviye [9]. İmam Muhammed b. Sahnun diyor ki: “Allah Rasûlü’ne hakaret eden kâfirdir ve öldürülmesi lazımdır. Küfründe şüpheye düşenin de hükmü küfürdür.”[10] İbn’ul Münzer diyor ki, “Allah Rasûlü’ne hakaret eden kâfirdir, öldürülmesi lazımdır.” [11] İbn Hazm diyor ki: “Allah Rasûlü’ne eziyet eden kâfirdir, öldürülmesi lazımdır.” [12] İbn Teymiyye diyor ki: “Bütün bu ulemanın icmaen ittifak ettikleri bu düşünce diğer ulema tarafından da kabul edilmiştir.” [13] Şafii ulemasından Ebubekir El-Farisi diyor ki: “Allah'ın Peygamberi'ne hakaret eden kâfirdir, öldürülmesi lazımdır.”[14]

Ulemanın bu görüşünü aynı zamanda İmam Malik de paylaşmıştır. İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel ve Hanefi mezhebinin çoğu uleması bu görüşü savunmuştur. Bütün bunların sebebi; Allah peygamberlerinin ulvî şahsiyetlerine yapılacak hakaretlere karşı caydırıcı ceza olmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ'nın yeryüzünde beşerin içerisinde en üstün kıldığı yüce şahsiyetler peygamberlerdir. [15] Şafii ulemasından Ebubekir El-Farisi şöyle diyor: “Allah Rasûlü'ne hakaretamiz söz söylemenin hükmü küfürdür. Kişi ne kadar tövbe etse dahi geri dönüşü olmaz; ancak öldürülmesi lazımdır.”[16] Yani sonuç olarak peygamberlere hakaret eden veya alay edenin hükmü bu kadar korkunç derecede ağırdır. Maalesef youtube kanallarında kesintisiz bir şekilde bu zalimane hakaretler yapılmaktadır. Örneğin GİG Tv bunun bariz bir örneğidir. Bu yayınları yapan mürted, kafir İslâm düşmanları çok rahat aramızda kibirle ağızlarındaki o necis salyalarını Anadolu topraklarına döküyorlar. Rabbim bizi Kur'ân ve sünnet yolundan şaşırtmasın.

 


[1] Bkz. Beyhaki, Delailün Nübüvve, eş-Şifa, Kadı Iyad, s.123.

[2] Müslim, 2278.

[3] Müslim; Buhari, 1229.

[4] Es Sarim-ül Meslül ala ŞatimürResul, İbn Teymiye, s.133, Darul Hadis, Kahire, Baskı: 2005.

[5] Es Sarim-ül Meslül ala ŞatimürResul, İbn Teymiye, s.134-135, Darul Hadis, Kahire, Baskı: 2005.

 

[6] Bkz. Taberî, XX1X, 76-77; Şevkani, 358-359. Bkz:İbn Aşur, XX1X, 250. Bkz:Rum, 1-2

[7] Bkz. al-Akd-ul Ferid, c.2, s.298.

[8] Bkz. Essarimu’l Meslül Ala ŞatimirResul, Cilt 2/16

[9] Mezkur kaynak, 2/15

[10] Mezkur kaynak, 2/15

[11] Bkz. El İcma li İbn’ül Münzer s. 76, Kitabul Mürted, s. 720.

[12] El Muhalla, cilt 11, s. 414.

[13] EsSarimu’l Meslül, 19-2/13

[14] Tekmiletü’l Mecmu li-lmutii, cilt 19, s. 427.

[15] Bkz. Kurtubi Tefsiri 4. Cilt, syf. 432.

[16] Fethu’l Bari Şerhi, Sahihi Buhari, cilt 12, s. 348. 

Yazar:
Doç.Dr. Mehmet FIRAT
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul