19 Nisan 2021 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / İslâm ve Toplum
İslâm ve Toplum

İslâm ve Toplum Recep ARSLAN

 

       Rabbimiz insanı yoktan yarattı ve yeryüzünde insanı sorumlu olarak imtihan için gönderdi. Gerek yeryüzünün sorumluluğu, gerekse insanların kendi aralarındaki ilişkilerin nasıl olacağıyla alakalı hükümleri bildirmiştir. İmtihan olunmak da zaten emir ve yasaklar gerektirir. Önemli olan bu emir ve yasakları kim belirleyecek? Rabbimiz "İnsanı ben yarattım, onların üzerinde hükmeden hâkim benim, yani hâkimiyet bana aittir." buyurur. Âyette “Yaratmak da emretmek de O’na aittir.” buyurur. "Hükmeden hâkim, yöneten ve sevk ve idare eden, eğitip terbiye eden Rab, itaat edilecek ilah benim!" buyurur. Yani "İnsanın hayatının her alanını sevk ve idare edecek dini ben belirlerim." buyurur. Tahrif olmuş dinler ve toplumlar kendilerini hâlis din sahibi olarak görürler. Oysa Rabbimiz "Muhakkak ki Allah katında din İslâm’dır." (Âl-i İmrân, 19) âyetinde buyurarak, kendi katında ve gönderdiği dinin İslâm ve âhirette de kabul edeceği dinin de İslâm olduğunu bildirmiştir.

        İnsan yaratıldı ve Allah’ın takdir ettiği zamanda, sorumlu olduğu yere gönderilmekle emir ve yasaklar başladı. H.z Âdem ve hanımı cennette iken imtihan olundular. Sonra yeryüzüne geldiler ve imtihanları devam etti. Dünya hayatı için de gerekli olan emir ve yasaklar bildirildi. Bir aile için lazım olan emirler, eşler arası ilişkiler, çocuk eğitimi, helaller ve haramlar, kardeşler arası ilişkiler hususunda emirler geldi. Sonra akrabalıklar ve komşuluklarla ilgili emirler geldi. Cemaat oldular ayrı emir geldi. Devlet oldular, emirler daha da genişledi. Topluluklar oluştu daha geniş emirler geldi. Kur’ân’ın bildirdiğine göre ilk şirk toplumu, H.z Nuh kavmidir. Allah ile hâkimiyet yarıştıran ve kendilerini din belirleyip yöneten rab gören topluluk ilk onlarla gündeme geldi. H.z Nuh, dokuz yüz elli yıl, toplumun iman etmesi için mücadele verdi. Çünkü iman olmadan mü’min; teslimiyet olmadan da Müslüman olunmayacaktı. Dolayısıyla da İslâm toplumu meydana gelmeyecektir.

       H.z Nuh kavmiyle başlayan şirk ve küfür toplumu kıyamete kadar da bu haddi aşmışlıklarına, Allah ile hüküm yarıştırmalarına, batıl din ve toplum oluşturmalarına devam edeceklerdir. La ilahe illallah diyen, "Ben Allah'tan başka hükmedip din belirleyen, yöneten ve itaat edilecek ilah ve rab kabul etmiyorum." demiş olur. Hâkimiyeti Allah’a vermek, hüküm içeren din belirlemeyi Allah’a vermektir. Dolayısıyla İslâm, insan hayatının tüm alanlarının ölçüsünü belirleyen kurallar, emir ve yasaklardır. Bunun karşısına çıkarılmış her bir kural, yasa, ölçü, fikir, düşünce, bence, bana göreler birer din belirlemedir: “Onlar hahamlarını, Rahiplerini ve Meryem oğlu İsa’yı rabler edindiler.” (Tevbe, 31) Âyette bildirilen din adamlarını rab edinmek; Allah’ın helalini haram, haramını da helal saymaktır. Yani Rabbimizin hükmü karşısında herhangi bir hüküm, fikir, yasa ortaya koymak; rablik ortaya koymaktır. Akıl ve irade verilen insan, kendini başıboş zannedip, kendi kendine yeterli olduğunu düşünür, insan hayatı için emir ve yasaklar belirleyip Allah ile hüküm ve yönetmede bir yarış haline girişir. Şeytan, H.z Âdem'e secde etmeme istemeyip, "Bu konuda hüküm bana aittir." düşüncesinde olduğu gibi, insanların çoğu da bugün Allah’ın emir ve yasakları karşısında kendi kuralını kendileri belirlemeye kalkarak "Hüküm bize aittir." derler.

        İslâm kabaca neyi emreder ve nasıl bir toplum oluşturur? İnsan kaynaklı dinler neyi emreder ve İslâm’ın karşısında nasıl bir toplum oluşturur? İslâm ferdin, ailenin, cemaatin, devletin ve ümmetin nasıl hareket edeceğinin ölçüsünü bildirir. İmanlarını, ahlâklarını, toplumsal ilişki olan akraba, komşu, siyâset, hukuk, eğitim, ticaret gibi nice alanlarda ve ibadetlerde neleri yapıp neleri yapmayacaklarının ölçüsünü bildirir. Bunun karşısında batıl olan dinler, yani laik, demokratik, sosyalist, kapitalist yasalar, Hinduizm, Budizm, Yahudilik, Hristiyanlık, gibi nice dinler insan hayatının siyâsetini, hukukunu, eğitimini, inancını, ahlâkını, toplumsal ilişkilerini ve ibadet şekillerini oluşturur. Dolayısıyla Allah’ın dini olan İslâm’ın karşısında yeni kurallar koymuşlar; yeni cemaatler ve toplumlar oluşturmuşlardır. İslâm’ı ve toplumunu konuşabilmek ve anlamak için karşısına çıkarılmış olan dinleri, yasaları ve oluşturdukları batıl toplumları anlamak; İslâm ve toplumuyla onlar arasında bir değerlendirme yapmayı gerektirir. İslâm’ın ve oluşturduğu toplumunun olmadığı bir yerde, sizin anlattığınız İslâm ve oluşturduğu toplumu, zamanın insanlarının zihninde hayal kalmaktadır. Bahsettiğiniz geçmişe ise tarih diye bakmaktadırlar. İslâm ve oluşturduğu toplum anlaşılmadan da, böyle bir toplumu oluşturmak kolay olmayacaktır. Aslında devlet ve toplum yaşantılarıyla, tercih ve destekleriyle hâkimiyetin ve itaatin kime ait, kime yapılmış olduğunu belirler, gösterirler. İnsan hayatını düzenleyen hükümleri belirleme işi olan hâkimiyetin kime ait olacağını, toplum yaptığı destek ve tercihlerle belirler. Ya Allah’a kayıtsız şartsız hâkimiyet verilir. Ya da insana ve yönetimine verilir.  

      İslâm, toplumun iman, ahlâk, toplumsal ilişkiler ve ibadetlerini düzenleyerek, din, can, akıl, nesil, mal emniyetini sağlamak için devlet olurken, İslâm’ın karşısına çıkarılan sistemler ve devletler ise kendilerini ve iktidarlarını korumak için toplum oluştururlar. Cemaat de, devlet de insan için vardır ve insan için olmaya devam eder. İnancı ne olursa olsun İslâm devleti, insanın beş emniyetini sağlar. Bu mânâda İslâm devleti insan için aslında mutlak olmazsa olmazdır. Kur’ân’ın yaklaşık yüzde yetmişi devletin yapacağı hükümleri içerir. Bu da her insan için İslâm devleti olmazsa olmaz demektir. İslâm siyâsî, eğitim, hukuk, ticaret v.b alanlarda uygulanmayınca; fert, aile, cemaat ve devletlerin dünyada geldiği durum akıl sahipleri için, şimdi olduğu gibi apaçık ortada olmuş olur.

       İslâm, toplumun inancı ne olursa olsun onların inançlarına göre akıl ve iradesini kendi özgür iradeleriyle kullanıp, inançlarını seçme hakkı verir. İslâm, hak ile batılı ayırt edebilmesi için toplumu bilgilendirir ve nesiller yetiştirir. Beşerin ürettiği ve İslâm’ın karşısına çıkarılmış olan yasalar, sistemler, kurallar, fikirler, insanın akıl ve iradesini kullanmasına engeldir. Aynı zamanda bu sistemler insanlar akıllarını kullanmasınlar diye de her yönteme başvururlar. Ellerindeki tüm imkânlarla batıl ve hurafeyle doldurdukları sistemlerini ve topluluklarını korumak ve devam ettirmek için çalışırlar. Kendilerini sorgulatmadıkları gibi, sistemlerini, kural ve yasalarını eleştiri konusu dahi yaptırmazlar. Oysaki Rabbimiz kendi dini olan İslâm ile insan ürünü olan dinlerle değerlendirme yaparak insanın akletmesi için “Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tâbi olan kimseden daha güzeldir?” (Nisa, 125) diye buyurur. Yani kimin dini daha adaletli, yaşamaya daha layık ve güzeldir.  

       İslâm, toplumun beş emniyetini korumakla hem dünyalarını, hem de sonsuz âhiretlerini korumaya çalışır. Dünyanın ve içindeki insanın ihyası, aslında sonsuz âhiret içindir. Oysa insan ürünü olan yasa ve sistemler, oluşturulan iktidarlar ve devletler ise, sadece dünyada rahat etme ve sömürme üzerine kurulur. Tüm çalışmaları sistemlerini koruma üzerinedir.  Nice vergilerle, kurdukları siyâsî, askerî oluşumlarla zulüm düzenlerini toplumlarına desteklettirirler ve korumalarını sağlarlar. İslâm, kendisine bağlı olan toplumunun dünya ve âhiretlerini ihya ederken, batıl sistemler kendi iktidarlarını toplumlarına ihya ettirirler.

       İslâm, insanın tüm mücadelesini, cehd ve gayretini, elindeki tüm imkânlarını; cihad ve kıtal namına, her çabasını Allah’ı emrine göre yapmasını, karşılığını da âhirette alması için mücadele etmesini ister.  Sadece Allah yolunda can verene şehid der. Batıl sistemler ise insanın tüm gayret ve çabasını kendi hükümleri ve iktidarlarının devam etmesi için yapmalarını isterler. Her sistem de kendi davası için ölmüş kimseyi şehid diye adlandırır. İnsan bulunduğu zaman ve yerde Allah'ın dinini yaşamaya çalışırken gösterdiği çaba ve gayreti cihaddır. Mekke'de ve Medine'de verilen tüm mücadeleler birer cihaddı. Allah’ın dini yeryüzüne yayılsın ve insanlar Allah’ın hükmü altında özgürce inançlarını yaşasınlar diye ölmek ve öldürmek ise kıtaldir. Herkes mutlak davası uğruna ölür ve öldürür. İslâm, kendi hükümleri yayılsın, batıl sistemler de kendi hükümleri yayılsın ister,mücadele edilmesini ister. İslâm’ın mücadelesinin âhiret karşılığı varken, batılın mücadelesinin sadece dünyada karşılığı vardır.

       İslâm, cezayı gündeme getirir ki, toplumunun beş emniyeti olan din, mal, can, akıl ve nesil emniyeti sağlansın. İnsan ürünü sistemler ve devletler ise cezayı gündeme getirirler ki, kendi iktidarları korunsun ve saltanatları devam etsin. Oysa İslâm ceza vermeye yol aramaz. Yapılan suçların hesabı ve verilecek ceza asıl âhirette Allahû Teâlâ'ya aittir. İslâm ise, kendisine tâbi olan toplumunu korumak için açıktan suç işlenmesine engel olur. Cezayı da caydırıcılık olsun için verir. Rabbimiz kullarına zulmedici değildir. Bir kulun hatasından diğer kullar zarar görmesin için cezayı gündeme getirir. Heysemi ve Darekutni de geçen hadiste Rasulullah (s.a.s.) hırsızlık itirafında bulunan birine “Öylemi yapmış? Yok canım, sen böyle bir şey yapmazsın.” deyip göndermiştir. Yine Ahmed b. Hanbel'de ve Ebû Davud'da geçen hadiste de zina ettiğini söyleyen bir kişiye ve kadına da aynı şeyi söyleyerek, “Sen böyle bir şey yapmazsın. Seni biri mi zorladı? Aklın yerinde mi? “ gibi sözlerle onlara ceza vermek istememiştir. Dört kez itiraf edince ceza verilmiştir. Zaten tövbe, suçun âhiret cezasını siler. Zinada dört adil şahid veya kişinin kendi itirafı gerekir. Kişi itiraf etse de önce ceza verilmek istenmez. Beşerî sistemler ise İslâm’ın ceza gerektiren tüm suçlarını serbest bırakmış ve yaptıklarından vergiler almaktadır. Böylece toplumlarının hem dünyalarını hem de âhiretlerini perişan etmektedirler.

       İslâm, toplumunun haset, hırs, kibir, riya, dünyevî hırs gibi nice kalbî hastalıklardan uzak tutmaya çalışırken, batıl ve insan kaynaklı sistem ve devletler tüm bu kötü hasletleri pompalarlar. Kapitalist ticaret bakışıyla ve reklamlarıyla toplumlarının dünya hırslarını kullanarak sömürürler. Dünyevî hırslar hasede, haset gıybete, iftira ve yalanlara sebep olmaktadır. Dünyevî kazanımlar da niceleri için kibre, riyaya sebep olacaktır. Bunlar amelleri yok ettikleri gibi, kardeşliklere, dostluklara, komşu ve akrabalıklara zarar verecektir. Hadiste “Haset; ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi amelleri yiyip bitirir.” (İbn Mâce) buyrulur. İslâm, kardeşlik, akrabalık, komşuluk, İslâm kardeşliği, itaat, ibadet gibi nice alanlarda emirlerle toplumunu ihya etmek ister. İslâm’ın hükümlerinden herhangi birini hayatınızdan çıkarttığınız zaman onun yerini mutlaka insan yasası, fikir ve düşüncesi, yani "bence"leri girecektir. Kur’ân ve sünnet insan hayatında yaşanılacak, inanılacak eksiklik ve boşluk bırakmamıştır.

       İslâm, inanç esasına göre toplumu değerlendirir. Mü’mine mü’min, kâfire kâfir, müşrike müşrik, zâlime zâlim, fâsıka fâsık muamelesi yapar. Kendi tebaasının haklarını korusa da, inançlarına göre vasıflandırır. Beşerî olan laik ve demokratik sistemler ise mü’min, kâfir, münâfık ve zâlim ayrımı yapmadan herkese aynı muameleleri yapar. Hatta Allah’a ve Rasûlü'ne itaat eden ve hâkimiyeti sadece Allah’a veren mü’minlere ayrımcılık yapar ve dinlerini yaşamalarına engel olurlar. Yani İslâm inancı ve toplumun inançları noktasında ikiye ayırır: Hak ve karşısında tüm batıllar. İslâm toplumu ve diğerleri, diye ikiye ayırır. Fakat bugün niceleri İslâm ile İslâm’ın batıl dediklerini bir araya getirip yaşamaya çalışmaktadırlar. Batıl söylem ve yaşantının içinde, nicelerinin hak görünme çabaları vardır: İslâm ile laiklik ve demokrasiyi birbirine karıştırıp bir hayat yaşama çabaları!

       İslâm, toplumun itaatini Allah’a, yani kitabına, örnek olarak Rasûlü'ne, Allah’a ve Rasûlü'ne itaat etmek kaydıyla ve hakka uygun olmak şartıyla, emir sahiplerine yapılmasını emreder. Âyette “Ey iman edenler Allah’a itaat edin, Rasûl'e itaat edin ve emir sahiplerine de.” (Nisa, 59) buyrulur. Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birlemeyi, hâkimiyeti kayıtsız şartsız Allah’a verip, yalnız O’nun hükmü olan kitaba itaat etmeyi, hayatın tüm alanlarında örnek ve önder olarak Rasûl'e itaat ve tâbi olmayı emreder. Batıl olan sistemler ise itaati mutlak olarak, kayıtsız ve şartsız kendilerine yapılmasını isterler. Sadece kendi sözlerinin dinlenmesini, kendilerine boyun eğilmesini, toplum üzerinde tek söz sahibi kendilerinin olmasını isterler. Allah’ın yarattığı kullar üzerinde kendi kulluklarını uygularlar. Âcizliklerini unutup hükmetme ve yönetme, ardından da sömürme yarışındadırlar. İtaat; birine boyun eğmek, boyun eğdiğinin sözünü dinlemek ve emredilenleri yerine getirmektir. Böyle bir teslimiyet kime yapılırsa, itaat onadır ve onun kölesi olunur. İslâm, yeryüzünde imtihanda olan insanı, yaratılan kula köle olmaktan kurtarmak için çabalar. Batıl sistemler ise tam tersini yaparlar. Bütün mesele de zaten toplumun bunları anlamasını sağlamaktır.

       İslâm, toplumunun fertleri hangi inanışta olursa olsun onları korur ve onların inançlarına karışmaz. “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk ile sapıklık birbirinden ayrılmıştır. Kim tağutu inkâr eder ve Allah’a inanırsa kopması mümkün olmayan kulpa yapıştırmıştır.” (Bakara, 256) diye âyette bildirilmiştir. Allah’a güvenme olan iman ile Allah ile hüküm yarıştıran tağutları anlayarak reddetme ve birbirinden ayırmanın anlamı tevhiddir. Yani Allah’ı isim ve sıfatlarında birlemedir. Rabbimiz Rasûlü'ne ve tüm davetçilere dinde zorlama yapmamaları gerektiğini ve işlerinin sadece hakkı hatırlatmak ve anlamalarını sağlamak olduğunu bildirir. Hâkimiyetin insana verildiği sistemlerde ise dinde zorlama vardır ve onlar sadece kendi inançlarına itaat edilmesini isterler. Batıl olan tüm inançlara karşı müsâmaha gösterirler, fakat mü’minlere aynı müsâmahayı göstermezler.  İslâm eleştiriyi kabul ederken, kişinin kendi kararıyla akletmesini ve iradesini kullanmasını ister, onlar ise asla eleştirilmek istemezler. Bunu yapan mü’minleri de fitneci, hain gibi nice isimlerle kendi toplumları nezdinde karalamaya çalışırlar.

     İslâm, insan yeryüzüne ne amaçla geldiğini bilsin, ruhlar âleminde verdiği ve âhirette sorulacak olan Rab sözünün gereğini yapsın, yaratılış amacı doğrultusunda bir hayat yaşasın diye insanlara nice emirlerle hatırlatma yapar. Batıl sistemler ise İslâm’ın hatırlattığı tüm emirleri unutturup toplumların akıl ve iradelerini ipotek altına alarak sömürmek isterler. Zamanlarını, akıl ve iradelerini, bedensel güçlerini kendi saltanatları için kullanmaya çalışırlar.

       İslâm, dünyada inancı ne olursa olsun her insan için vardır ve gönderilmiştir. Emir ve yasakları ise mü'minler içindir. Hak olan İslâm, kendisine yöneleni ve himayesi altına gireni kendi koruması altına alır. Dolayısıyla da İslâm’a, yani sadece Allah’a güvenip itaate davet, herkese yapılmalıdır. Yani her insana gönderilen Kur’ân’ın hükümlerini herkesin bilme hakları vardır. Ey insanlar, ey âdemoğulları diye başlayan her bir âyet, tüm insanlaradır ve onların bunu bilme hakları vardır. Çünkü Rabbimizin bu emirleri tüm insanlaradır. Davetçiler de bu emirleri onlara gücü ve ulaşabildiği kadar ulaştırmalıdır. İnsan mahsûlü olan sistemler ise sadece kendi sömürdükleri toplumları için vardır, ya da varmış gibi görünür. Onların hakkı anlamamaları için her türlü yola başvururlar. İslâm insanın şirk, küfür ve haram zulümlerini ortadan kaldırmak için vardır. Diğerleri ise hakkın üstünü örten küfrü, Allah ile hayata hükmetme konusunda yarışıp kendilerini Allah’a ortak gören şirk ve haramları yaymak için çalışırlar. Kıyamete kadar da Allah’a itaat ile batıla itaat eden fert, cemaat ve topluluklar olacaktır. Bütün mesele, kimin nerede durduğudur.

       İslâm, toplumun zaman içinde gelişimi için Kur’ân’da bin civarında âyetlerle, tıp, astroloji, fizik, biyoloji, gibi ilmî âyetlerle nice alanlarda bilgilerle destekler. Onların zamana göre gelişimleri için yardımcı olur. Batıl sistemler ve toplumları ya da cahil kimseler ise, İslâm’ın insanı ve toplumu zamanın teknolojisinden, biliminden uzak tuttuğunu söylerler. Onlar bunu söylerken, batılı asıl ortaya atanlar; Kur’ân’ın bu bilgileriyle zamana ve onlara hükmederler. Niceleri Kur’ân’ı sadece okurken, birileri dünya sömürüleri için Kur’ân’dan faydalanırlar. İnsana faydalı olacak olan nice bilgileri de insanın zararları için kullanırlar.

       İslâm, hayata hâkim olup yaşanılan din ve toplumunu canlı ve hayatta tutarken, insan ürünü olan sistemler kendi yasalarının yaşanılmasını, itaat edilip uyulmasını isterler. Kendilerini İslâm’a nispet edenler de Kur’ân’ı okuma noktasında ölçü; insan yasalarını ise yaşam noktasında ölçü kabul ederler. İslâm yaşanılan din iken toplum okuma ve bilmeyi yeterli kabul etmiştir.  Batıl sistemler de zaten böyle bilinmesini, yapılmasını isterler. Yoksa toplum, sömürenler adına hakkı anlayacak; böylece de onlar sömürülerine devam edemeyeceklerdir. İslâm’ı yaşayan mü’min ve Müslüman'dır; o, canlı mesabesindedir. Batılı yaşayan müşrik ve kâfirdir; o da ölü mesabesindedir. İslâm, insanı tüm benliğiyle diri olmaya sevk ederken, batıl sistemler tüm benlikleriyle ölü gibi olmalarını ve kendilerine itaat etmelerini isterler.

            İslâm, toplumun sorunlarını kendi aralarında beraber paylaşmalarını ister ve vakıflar oluşturur. Sadakayı ve infakı teşvik eder. Düşenin yanında olunmasını ister. Komşusu açken tok yatılmasında kişinin vicdanen rahatsız olmasını ister. Toplumun menfaati için zekâtları toplayıp, ihtiyaç sahiplerine dağıtır. Batıl sistemler ise ihtiyaç sahibinin hakkı olan zekâtı toplumun vicdanına bırakıp kendi sistemlerini koruyup, güçlendirmek için onlarca vergilerle sömürürler. Toplumu kendi hâline terk edip düşenin dostu olmaz bakışı verip, düşene de önce kendi banka ve kurumlarıyla bir tekme de kendileri vururlar. İslâm ise toplumunun fakirini korur, borçlusuna ve yetimine sahip çıkar, fakirini kalkındırır, muhtaç olanı evlendirir. Batıl sistemler de kendi toplumlarını yalnızlaştırıp, ferdîleştirerek daha rahat sömürmek derdindedirler. Batıl anlaşılmadan hak, hak anlaşılmadan da batıl anlaşılmayacaktır. Yani La ilahe illallah anlaşılmadan itaat ve teslimiyet mutlak olarak Allah’a yapılmayacaktır. Herkes de kendi batılında hak diye yaşamaya devam edecektir. Hak anlaşılıp batıl reddedilince mü’min ve Müslüman fert, aile, cemaat ve toplum oluşacaktır. Batılın üstü hakla, hakkın üstüde batıllarla örtüldüğü sürece de batıl hükmedip yönetmeye devam edecektir. Mü’min fertler yetişmeden mü’min ve Müslüman aile oluşmaz. Mü’min aileler olmadan da mü’min cemaat, mü’min ve Müslüman cemaatler olmadan da Allah’a kitabına ve Rasûlü'ne güvenen mü’min ve onlara itaat eden Müslüman toplum oluşmaz.  İman güvenmektir, İslâm ise güvendiğinize itaat edip teslim olmanızdır.

       İslâm, el Hakîm olan Allah’ın hâkimiyet elinde olup hükmettiği hüküm ve yasalar, emir ve yasaklardır. İslâm toplumu da bu emir ve hükümlerin oluşturduğu birlik ve aynı hedefe koşan topluluktur. Hâkimiyeti sadece Allah’a verip, itaati de sadece ona yapanlardır. Laik ve demokratik sistemlerin ise dünyada oluşturdukları toplum ve nesiller ise ortadadır. Sürekli kullanılıp sömürülen, akıl ve iradeleri ipotek altına alınmış toplumlar, başsız sürü gibi her çobanım diyene tâbi olup itaat ederler. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a baş eğemeyenler, hatta başkaldırıp hüküm yarıştıranlar, kendileri gibi aciz insanın kölesi olurlar. Bunu da kendilerince özgürlük sayarlar. Allah’a isyanı özgürlük sayan zamanın zavallıları! Yarının ne getireceğinden habersiz bu isyanlarına devam ederler. İslâm toplumu Allah’a güvenerek bir korku içinde itaat ederlerken, batıl toplum ise bela ve musibetlerde Allah’a yönelirler. Korku gidince de batıl yaşantılarına devam ederler.

        Tarih boyunca her topluma gelen din İslâm’dır. Bu zaman içinde kıymete kadar hükmü değişmemiş olan İslâm yine din olarak devam edecektir. İslâm’ın hayata hükmetmesi için insanın ve toplumun onu gündemine ve hayatına sokması gerekir.  Gündemde tutulan ve yaşanılan önde, diğeri arkaya atılmıştır. Ehli kitap için âyette Rabbimiz “ onlar kitaplarını arkaya attılar” yani okudular, fakat hayatlarına sokmadılar diye bildirir. İslâm’ın her bir emri hayatın bir bölümüne yön verir. Uyulmayan her bir emirle de o yerde haddi aşma, isyan ve itaatsizlik vardır. Batıl toplumlar Allah’ı akıllarınca gökyüzüne gönderip yeryüzünde ateist olarak hükmetme yarışındadırlar. Allah’ı yok kabul eden az bir ateist kesim hariç, batıl toplumların çoğu deisttir. Yani Allah’ın varlığına inanırlar, fakat hayatlarına hükmetmeyen ve yönetmeyen kabul ederler. Onun içinde hayatları için hükmetme olan hâkimiyeti kendilerin de görürler ve görenleri de desteklerler.  

       İslâm, akıl ve iradesini kendi tercihiyle Allah’a, kitabına ve Rasûlün örnekliğine teslim eden fert, aile ve toplum oluşturur. Fakat gerektiği gibi itaat edilirse. Fakat nice peygamberlerin mü’min aileleri, cemaatleri ve devletleri olmamıştır. Ama onlar İslâm’ı yaşamakla ve davet etmekle sorumlu idiler ve öyle yaşadılar. Zamanın mü’minleri de aynı şeyle sorumludurlar. H.z Lut’un otuz ile kırk yıl davet yaptığı bildirilmiştir. Hanımı iman etmemiş, toplumda ise bir tane inanan çıkmamıştır. Anlattığı İslâm’a toplum itaat edip mü’min olmamıştır. İslâm kıyamete kadar haktır. Fakat toplum İslâm’a itaat etmeden İslâm toplumu oluşmayacaktır. Dolayısıyla toplum tercihiyle ya İslâm’ı hayata hâkim kılar, ya da insan yasa ve hükümlerini. Elbette vesile olunan her şeyden kişinin kendisi sorumlu olacaktır.

         Rasulullah (s.a.s.) Mekke de mü’min fert ve cemaat oluşturdu. Meninde ise daha kapsamlı cemaat ve devlet oldu. İslâm, her dönemde yalnız Allah’a itaat ve ibadet eden toplumlar oluşturdu. Bu devam ettiği sürece de toplumun içinde her inanç sahibi emniyet içinde yaşadı. Tarih boyunca da İslâm’ın gücü ve topluma sağladığı emniyetin şahidliği dünyaya gösterildi. Gelecek mutlak İslâm’ın ve ona kayıtsız şartsız tâbi olan mü’min Müslümanların olacaktır. Mutlak olarak Allah’ın takdirinden başkası olmayacaktır. Mü’minlere düşen zamanın şartlarına göre beraber çaba ve gayret etmeleridir. İslâm da daha nice emirlerle toplumunu ihya edecektir. Elbette bu ihya; kendisini, aklını, iradesini, malını zamanını, maddiyatını İslâm’a teslim edenler içindir.

       

Yazar:
Recep ARSLAN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul