19 Nisan 2021 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / Mustafa Sabri Efendi ve Korona!
Mustafa Sabri Efendi ve Korona!

Mustafa Sabri Efendi ve Korona! Ar. Grv. Vuslat Dergisi

“Kadınların isteyecekleri en mühim bir hak kaldı; onu muhakkak istemeliler. Kadınlar şunu isteyip söylemeliler: “Biz artık çocuk getirmeyeceğiz! Bundan sonra o işi erkekler yapsın!” Dünyanın, İslâm âleminin son Şeyhülislâm'ı Mustafa Sabri Efendi'nin yanık bir yürekle seslenişiydi bu.

Öyle seslenmişti ki seneler öncesinden çağa, okudukça göreceğiz ki kıyamete kadar devam edecek süreçteki problem ve çözümlerini de dile getiriyor. Korona’nın başımıza gelme sebeplerinden biri de İstanbul Sözleşmesi adı altında kadına oynanan oyunlardır. Bunu yazıda iyice anlamış olacağız. Devamında da şöyle diyor; (yorum yapmadan Şeyhulislâm'ın yazısını olduğu gibi veriyorum) “Dinden, ilahî hakikatlerden uzaklaşan insan, tabiata, fıtrata, yaratılışa, hepsine isyan edip karşı geliyor. Teknikte, sanatta bu kadar ilerleyen ilim, maalesef manevî ve ruhî sahada terakki edemedi. Hep tedenni (aşağı düşme) etti. Bir türlü kendine gelemedi, işler hep aksi gitti.

       Hâlbuki kâinatta, fizik kanunları neyse ilahî kanunlar da odur. Değişmez ve şaşmaz. İlahî ihtarlara, insan yaratılışına, insan mizaç ve temayüllerine göre hareket edilmediği zaman, muhakkak kötü bir netice bir felaket başa gelir. Bu değişmez. Allah'ın ve Rasûlü'nün bildirdiği talimatlardan, onların bildirdiği yoldan sapanlar, muhakkak pişman ve perişan olurlar. Bu hakikatler günün birinde meydana çıkacak. İnsanlar o doğru yoldan ayrıldıkları için çok pişman olacaklar. Cemiyetlerdeki huzursuzluk anarşi, tecavüzler ve hastalıklar artacaktır.(Dikkat ederseniz cemiyetlerde “huzursuzluk anarşi, tecavüzler ve hastalıklar artacaktır” derken Şeyhulislâm sanki bugünleri tarif etmeye başladı).

     Bir hadis-i şerifte Rasûlü Zîşan buyuruyor ki;  Bir cemiyette gayri meşru cinsî münasebetlerle zina çoğalırsa o insanlar daha önce dedelerinden hiç görmedikleri salgın hastalıklara yakalanırlar.” [1]

FRENGİ HASTALIĞI

Müslüman cemiyetlerde eskiden frengi hastalığı bilinmezdi. Adı üstünde Frengistan.( 1) Avrupa'dan gelmiş Frenklere ait bir hastalıktır. Ailesinden başka kadınlara temas edenlere bulaşır. Çünkü gittiği o kadınların geçtiği o yollardan, başka it köpek herkese geçmektedir. İlahî emirlerden tesettür, örtünme, yabancı kadın ve erkeklerin yakınlaşıp görüşüp senli benli olmamaları da aynı şekilde ihmal edilmektedir. Bu yanlış,  belki de hepsinden büyük felaketle neticelenecektir. Zaten öteki isyanların günahların, ayrılıkların temel sebebi ve saiki de iffetsizliktir. Vaktiyle "Batı âlemi, Batı hayatı medenî adab-ı muaşerat" diye duyardık. Methedip dururlardı. Sonra gördük ki bunun tamamı iffetsizlik, günah ve rezillik imiş. “Dans” derler adına. Kadın açık saçık süslenmiş, kendi yatak odasında öyle süslü olmaz. Arada içki de içilir, başlar döner, ne yapıldığı bilinmez. Meğer Avrupa, Batı hayatı dedikleri iffetsizlikmiş, namussuzlukmuş!

Herkes birbirinin karısına kızına sarılacak sonra böyle dans etmeyen, içki içmeyen iffetl,i dürüst, namuslu  insanlara  mutaassıp, gayri medeni, mürteci denecek! Bu yapılanların sıfatı; adıyla, sanıyla alçaklık, kâfirlik, dinsizliktir.

 

 

 

Cenab-ı Hak âyet-i kerimelerde ve Rasûl’i Zîşan Efendimizin ağzından bu olanları ne idüğünü, bu işin sonunun nereye varacağını haber veriyor. “Hristiyanlarla Yahudilerle içli dışlı olmayın. Onlara temayül göstermeyin, özenmeyin onları taklit etmeyin. Sonra onlara benzer mahvolur gidersiniz. Ne dünyada, ne âhirette rahat ve saadet yüzü göremezsiniz” buyruluyor.  Bu haramların kesinliği ve ihlal edildiği takdirde başa gelecek olan belaların ne büyük ve ne felaketli olacakları hakkında öyle âyet ve hadisler var ki insan titrer. Kadınların yalnız örtünmeleri de yetmez. Yabancı erkeklerle, mahremi olmayan erkeklerle, yüzüne, gözüne bakmadan, gülmeden, âhenkli ve cilveli ses tonu olmadan, çok mecbur kalırsa, kapı ve perde arkasından konuşabilir. Bu hususu bize ihtar eden çok önemli ve kesin bir âyet vardır. Bir hocanın, bir âlimin sözü değil. Doğrudan Allah kelamı:

Peygamber’in (s.a.s) hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Rasûlü'nü (s.a.s.) üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah)tır.” (Ahzab, 53 )

Bu ihtar-i ilahîyyeye karşı şu sorulabilir:

Ya Rabbi! Peygamberlerin hanımları bizim annelerimiz değil mi?

Cenab-ı Hak bu âyetin derûnunda onun cevabını vermiş oluyor:

“Evet, onlar sizin annelerinizdir. Ama sizi doğuran anneleriniz değildir. Peygamber'in ailesi sizin anneniz sayılır.  Binaenaleyh sizin kalbinizi, gönlünüzü, sizi yaratan benim. Kalbiniz, gönlünüz neye meyleder şeytanın sizi saptırması nasıl olur, yüz yüze, göz göze gelmeden dolayı insan fıtratında doğacak fitneler, tehlikeler nelerdir?

Bunları bilen de yine benim…. Bildiğim içindir ki o kadar saygı gösterdiğiniz anne bildiğiniz peygamber zevcelerine karşı bile tedbirli olmanızı şeytana nefsinize fırsat vermemenizi emrediyorum." (2) 

       Şu an içinde yaşadığımız koronalı günler elbette sıkıntılı günler. Peki, bu imtihan neden gelip bizi buldu, düşündük mü? Sürecin başına gidersek nasıl başlamıştı bu hastalık? Kısaca hatırlatalım. Çinlinin biri, yememesi gereken bir yarasa yemiş ona da mikrop bulaşmış oradan da tüm dünyaya yayılmıştı….

Demek ki neymiş! Yenmemesi geren bir şey yenmiş…..

İşte demek ki insanoğlu yememesi, içmemesi söylememesi ve yapmaması gereken şeyi yapınca başına daha da büyük belalar gelecekmiş bu iyice biline!

Yarasa, domuz şu veya bu hayvanlar. Bunları Rabbimiz yemek için yaratmadı fakat insanoğluna hizmet etsinler diye yarattı. Biz fark etmesek de binlerce canlı hep bize hizmet etmek için varlar. Karıncalar toprağı havalandırıyorlar. Karınca nesli bitse çok kısa bir sürede toprakta yeşillik anlamında hiçbir şey kalmaz kururdu her şey. Yine arılar, dünya için baldan daha önemli olan tozlaşmayı sağlarlar. Tozlaşma bitki yaşamını etkileyen baş faktördür.  Arılar olmasaydı bitkiler olmazdı. Bitkiler olmasaydı tohumlar olmazdı. Tohumlar olmasaydı böcekgiller olmazdı ve bunlar olmadan da kuşlar olmazdı. Yarasalar böcek tüketiminde sağlam bir rol oynar. Yani bu gece uyumak için başınızı yastığa koyduğunuzda başucunuzda sevimli bir örümceğe rastlamadıysanız bunun için yarasalara teşekkür edebilirsiniz. Planktonlar hepimizin nefesidir. Fotosentez yetenekleri sayesinde oksijen üretmekte ve dünyaya dağıtmakta önemli rol oynarlar. Dünya oksijenin yarısını borçlu olduğumuz planktonlardır. Güzel kanatlarıyla polen dağıtımını sağlayan kelebekler, iklim değişikliği tahminlerine yardımcı oluyorlar.  Daha pek çok hayvanın, nice faydaları var; fakat biz farkında bile değiliz. Domuzun doğada sağladığı faydayı yapabilen başka bir canlı yok. Yani onların bile tek gaye ve hedefleri bize hizmet etmektir. Şimdi siz onları yememeniz gerekirken yemeğe kalkarsanız sonu, şimdi korana, yarın başka bir felaket olur.

Yalnız sadece yeme içmeye takılmayın. Mesele ilahî emirlere uymamadır. Mesele şu sorudur:

“Benim Müslüman (insan) olmam ne yapmamı gerektirir?

Yukarıdaki Mustafa Sabri Efendi'nin tespitleri bir bir bu topraklarda gerçekleşti ve felaketler de geldi bizi buldu. Ama ibret alan yok. Bu sayfalarda ele almak mümkün değil; ama herkese bir daha Yunus Peygamber'in kavmi helaktan nasıl kurtulmuş, bir daha okuyup araştırmalarını tavsiye ederim.

İstanbul Sözleşmesi adı altında Müslümanlara mâl etmek istedikleri rezillikler bir kere daha gözden geçirilmelidir. Güya kadına zulmün önüne geçeceğiz diye yapılan bu aldatma oyununa karşı Müslüman bacılarımızın ferasetli olmalarını dileriz. Kadın bozulursa; cemiyet bozulur. Bunu düşmanlarımız çok iyi biliyor. İslâm ise zaten kadına verdiği değer ile bunu 1400 sene önce insanlığa bildirmişti. Bizim bu zulme engel olabilmemiz ise ancak; o zalimlerden yana olmayışımız ve onlara meyletmeyişimizle mümkündür. Sonra hiçbir iyi niyetimiz de bizi kurtaramaz.

 

     KAYNAKÇA                          

1.Frenk; Anglosakson, Cermen ya da Latin soylarının birinden olan kimse. Osmanlıların Avrupalılara, verdiği ad.

2. Farklı Yönleri ile Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Beşir, Tahlil Yay, 76-79

 


[1] Bu hadisi Beyhaki, Abdullah b. Ömer’den rivayet etmiştir. Bkz. Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/22, 23

 

Yazar:
Ar. Grv. Vuslat Dergisi
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul