24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Ecrinin Merakı
Ecrinin Merakı

Ecrinin Merakı Elif Rumeysa ÇATAL

Evde vakitleri geçirmeden namaz kılan Ayşegül, okul teneffüslerinde de namazlarına aynı özeni göstermekteydi. Ayşegül o gün de namazını kılmak için okula sürekli getirdiği pembe çantasını alarak alt kata doğru ilerledi. Ayşegül’ün bu çanta ile ne yaptığını merak eden sınıf arkadaşı Ecrin onu takip etmeye karar verdi. Ayşegül’ün lavaboya girip abdest aldığını gören Ecrin, arkadaşının ne yaptığına anlam veremeyip hayrete düştü ve onu takip etmeye devam etti. Mescide gelen Ayşegül, pembe çantasından çıkardığı eteğini giyip namazını kılmaya başladı. Kapı kenarından gözetlemeye devam eden Ecrin, “Bu nasıl spor? Bu kız ne tuhaf hareketler yapıyor!” diye  içinden geçirdi. Ayşegül’ün eteğini çıkardığını görünce yanına gitti ve dedi ki:                                                                                           

  • Ayşegül! Sana bir şey sorabilir miyim?
  • Tabi ki sorabilirsin.
  • Merak ettim de az önce lavaboda ve burada ne yaptın?
  • Haah! Haah!
  • Ne oldu, yanlış bir şey mi söyledim? Özür dilerim.
  • Yook, hayır.
  • Neden güldün peki? Ne yaptığını söylemeyecek misin?
  • Gel anlatayım, daha derse 10 dakika var.
  • Peki.
  • Bak şimdi. Bizim dinimiz İslamdır ve dinimizin yerine getirmemizi istediği şartlar vardır. Özellikle İslam’ın beş temel şartı olmazsa olmazdır.
  • Beş şart mı? Aaaa! Onları bana söyler misin? Ayşegül, lütfen…
  • Elbette söylerim arkadaşım. Şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve hacca gitmek. Eğer Allahu Teala’nın emrettiği gibi bir Müslüman olmak istiyorsak, bu beş şartı yerine getirmemiz lazım.
  • Namaz kılmak mı, oruç tutmak mı? Ayşegül ben bunların hiçbirini bilmiyorum. Çok değişik şeyler ama. Sen yaparken hoşuma gitti, ben de yapabilir miyim?
  • Tabi ki yapabilirsin.
  • Çok sevindim. Peki ne yapmam gerek, nasıl başlayacağım?
  • Önce namaz dualarını ezberleyecek, aynı zamanda namaz kılmayı da öğreneceksin. Bak sana ne diyeceğim: Annem hafta sonları komşularımızın kızlarına ve bana ders veriyor. İstersen sen de gelebilirsin. Zaten evimiz evinize çok yakın. Tamam mı? Aaa! Zil çaldı, koş derse.

 

Ecrin, Ayşegül’ün söyledikleriyle çok heyecanlanmıştı. Artık o da Kur’an okumayı öğrenip namaz kılabilecekti. Bir an önce eve gidip annesine olan biteni anlatmak için sabırsızlanıyordu. Ders bitmiş, herkes evine dağılmıştı. Ecrin eve geldiğinde bugün olanları annesine anlattı. “Cumartesi-pazar bende oraya gitmek istiyorum anne, gidebilir miyim?” diye sordu. Annesi de “Hayır kızım! Ne işin var tanımadığımız insanların evinde” diyerek izin vermedi. Ecrin üzülmüştü bu cevaba, çünkü orada bulunmayı çok istiyordu. O da Ayşegül gibi abdest alıp namaz kılmak, dualar ezberlemek istiyordu. Ne derse desin, annesini ikna edemedi ve çözümü annesine yalan söylemekte buldu. Ertesi gün Ayşegül ile konuşmaya karar verdi. Teneffüs zili çalınca hemen Ayşegül’ün yanına gitti ve annesinin hafta sonu derse gelmesine izin verdiğini söyledi. Ayşegül bu cevaba çok sevinmişti. Ecrin, Ayşegül’e hafta sonu ders için neler gerektiğini sordu. Ayşegül de “Sen sadece kalem kağıt getir, annem sana gerekli şeyleri söyler, sen haftaya tamamlarsın” dedi. Ve beklenen hafta sonu gelmişti. Ecrin annesine ne deyip evden çıkacağını bulmuştu bile. Kahvaltısını yaptıktan sonra arkadaşı ile oyun oynamaya gideceğini söyleyerek evden çıkan Ecrin, ders için Ayşegüllerin evine gitmişti. Zile bastığında kapıyı Ayşegül’ün annesi açmıştı.

            - Merhaba hocam, ben Ayşegül’ün sınıf arkadaşı.

            - Aaa evet Ayşegül bahsetti senden, gel kızım içeri.

            Birlikte ders yapılan odaya doğru ilerlediler. Ecrin arkadaşlarıyla tanışmak için can atıyordu, çok heyecanlıydı. Hocası Ecrin’e yerini göstererek, “Gel kızım buraya otur” dedi. Ecrin etrafına göz gezdirdi. Tüm kızların eşarbı vardı. Keşke ben de saçlarımı kapatsaydım, diye düşünürken Ayşegül ayağa kalktı ve sınıftakilere, “Yeni arkadaşımız Ecrin. Artık o da bizim gibi hafta sonları buraya gelerek Kur’an okuyup duaları ezberleyecek. Ecrin bize biraz kendinden bahseder misin?” diyerek söz hakkını Ecrin’e verdi. Ecrin ayağa kalkarak “Merhaba arkadaşlar! Benim ismim Ecrin, dokuz yaşındayım, Ayşegül ile aynı sınıftayız” deyip yerine oturdu. Bu sırada Ayşe Hoca da öğrencilerin ezberlerini dinledi. Sonra ayağa kalkıp sınıfa hitaben, “Evet sevgili kızlarım, bugün hepiniz dersinize güzel çalışmışsınız, aferin. Şimdi asıl konumuza geçebiliriz. Bugünkü konumuz yalan!” demişti. Sınıfta bir an sesler yükseldi: “Yalan mı? Ne yalanı?” Aralarından bir öğrenci, “Hocam çok merak ettik, hemen anlatır mısınız?” deyince Ayşe hoca da “Sümeyyeciğim anlatacağım. Ama önce sessizliği sağlamamız lazım” dedi. Sümeyye de “Arkadaşlar sessiz olun, çok merak ediyoruz bu konuyu. Lütfen susun da dinleyelim” diyerek arkadaşlarını uyardı ve sınıf sessizleşti. Ayşe Hoca besmele çekerek sözüne başladı:

            - Yalan kötü olduğu kadar çok da günahtır. Biliyor musunuz? Yalanın günah olduğuna dair Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in bir hadisi vardır: “Yalan söylemekten kaçının. Çünkü yalan, kişiyi günaha, günah da Cehennem’e götürür.” Kişi yalan söyleye söyleye neticede Allah katında “kezzap” yani çok yalancı olarak yazılır. Eğer siz bu yalancı grubuna girmek istemiyorsanız, birbirinize yalan söylemeyin. Siz birbirinize yalan söylediğiniz zaman karşınızdakini kandırmış olursunuz. Ama unutmayın ki, Allahu Teala her şeyden haberdardır. Her türlü hamd o Allah’a mahsustur ki, asla evlat edinmemiştir. Hâkimiyetinde hiçbir ortağı yoktur. Acizliğe düşüp de bir desteğe muhtaç olmamıştır. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala, Lokman Suresi 16. ayette şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz yapılan iş,  bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır, getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir. Her şeyden hakkıyla haberdar olandır.” Bu yüzden her ne olursa olsun, kim olursa olsun, asla yalan söyleyip günaha girmeyin. Evet kızlar bugünlük dersimiz bu kadar. Hepinize dinlediğiniz için teşekkür ederim.

         Sınıfın sabırsız kızı Sümeyye’den bir ses geldi:

         -Hocam haftaya ödevimiz nedir?

     -Haftaya ödevimiz, sadece yalan ile ilgili bir hadis bir de ayet yazmak. Allah’a emanet olun, annelerinize selamımı iletin.

Ecrin bu konuyu dinleyince çok tedirgin oldu ve ben şimdi günah mı işledim, Cehennem’e mi gireceğim üzüntüsüyle Ayşe hocanın yanına gitti ve:

- Ayşe hocam, sizinle bir şey konuşabilir miyim, dedi.

- Tabi ki Ecrinciğim, ne oldu?

- Hocam ben okulda Ayşegül’ü namaz kılarken gördüm, çok etkilendim ve ben de onun gibi olmak, namaz kılmak, saçımı kapatmak istedim. Ayşegül ile konuştuğumda sizin derslerinize katılırsam bilinçli bir Müslüman olacağımı ve bu dersin benim için çok faydalı olacağını söyledi. Ben de derslerinize katılmayı çok istedim ve bunun için annemden izin istedim. O da “Gerek yok” diyerek izin vermedi. Ben de çareyi yalan söylemekte buldum ve anneme, arkadaşıma oyun oynamaya gideceğimi söyleyip buraya geldim.

Ayşe hoca şaşırmıştı. Ecrin çok üzgün ve pişman görünüyordu. “Tamam kızım, üzülme. Yapmışsın bir hata; ama telafi edeceğimize inanıyorum” diyerek teselli etmeye çalıştı. Ecrin hocasından bu sözleri duyunca, “Hocam çok iyisiniz, çok teşekkür ederim. Ben her hafta sonumu sizinle geçirmek istiyorum. Dersinizi çok beğendim, arkadaşlarımı da çok sevdim. Lütfen annemle bir de siz konuşun. Çünkü yalan söylediğimi anlarsa bana çok kızacaktır” diyerek hocasından yardım istedi. Ayşe Hoca her zaman olduğu gibi anlayışla karşıladı bu olayı ve Ecrin’den annesinin numarasını istedi. Vakit kaybetmeyip hemen aradı. Ecrin’in annesi Sevda Hanım’ı Ecrin hakkında önemli bir konuyu konuşmak için davet etti. 

Sevda Hanım endişeli şekilde gelmişti, Ayşe Hoca’nın evine girdiğinde Ecrin’in orada olduğunu gördü. Kızına izin vermediği halde yalan söyleyip buraya gelmesine anlam veremedi. “Ecrin, kızım senin ne işin var burada?” diye kızdı.

Ecrin’in “Anne açıklayabilirim!” demesine kalmadan, Ayşe Hoca Sevda Hanım’ı buyur ederek “Lütfen oturun, konuşalım” dedi. Ayşe hoca, Sevda Hanım’a Ecrin’in buraya gelebilmek için yalan söylediğini, bundan dolayı çok pişman ve üzgün olduğunu söyledi. İki hanım, aralarında bir süre muhabbet ettikten sonra Sevda Hanım Ecrin’in buraya gelmesine ikna oldu.

Ecrin’e seslenerek onu yanına çağırdı. “Kızım, senin buraya gelmene izin vermemekle hata yaptım. Ayşe Hoca’nın iyi kalpli ve dürüst bir insan olduğunu bilmiyordum. Ama bundan sonra buraya gelmene izin veriyorum ve ben de seninle gelip Ayşe Hoca’dan ders alacağım” dedi. Ecrin, annesinin bu kararına çok sevinmişti.  Ayşe Hoca’ya ve annesine teşekkür etti.

Yazar:
Elif Rumeysa ÇATAL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul