05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Neoliberalizmin Ahlak Suikasti
Neoliberalizmin Ahlak Suikasti

Neoliberalizmin Ahlak Suikasti Mehmet YILDIRTAN

Bu yazıda neoliberalizmin teknik kapsamından ziyade, günümüze şekil veren özünden, felsefesinden ve pratik olarak doğurduğu bir sonuçtan bahsedeceğiz. Neoliberalizmin bize dönük ve etkin tarafı, şirketlerin üretim-tüketim döngüsüne odaklanmış hakim paradigmasıdır. Bu düşünce ekseninde, ahlakın arka planda olduğu, her türlü ahlaki prensibin ötesinde bütün teknolojik ve araçsal imkanların sadece insanları daha fazla tüketmeye motive ettiği bir vasatı yaşıyoruz. İşte Müslümanlar olarak karşı karşıya olduğumuz en ciddi meydan okuma, bu denli hazlarını ve dürtülerini dinleyen, bu dürtlerini en kısa zamanda tatmin etmeyi düşünen, durup tefekkür etmeyi ve derinleşmeyi önemsemeyen bireylere ve topluma dönüşme tehlikesidir.

Fıtrata yönelik bu tehlikeyi ciddiyetle anlayabilmek için, İslami ilimlerin bize sunduğu kavramsal şablon çerçevesinde konuya yaklaşmamız gerekecek. Bu kavramsal şablon, bizim için ahlakı inşa eden şeriatı ve hükümlerini ele alan, onları idrakimize mal eden fıkhın ve usulunun kavramsallaştırması olacak.

Malum olduğu üzere usul alimleri Allah’ın hükümlerini inceleyip temel ilkeler ortaya koyarken, şeriatın koruduğu beş unsur olduğunu belirtmişler, bütün hükümlerin bu beş unsuru korumayı amaçladığını söylemişlerdir. Bunlar din, akıl, nesil, mal ve can emniyetleridir. Misal namaz ibadeti din emniyetini, içkinin haramlığı akıl emniyetini, zekat ve sadakanın farz olup faizin yasaklanması mal emniyetini, zina ve livatanın haramlığı nesil emniyetini, kısas da can emniyetini temin maksadına matuf emirlerdir. Bu ve diğer bütün hükümler, beş unsurun hem ferdi hem ictimai anlamda emniyetini tahkim eden hükümlerdir. Biz de küresel tuğyanı doğru anlayabilmek için önce onun temel özelliklerini kısaca hatırlayacağız, sonra da çağın getirdiklerini bu beş unsur etrafında analiz edeceğiz.

Suikastın Temel Özellikleri

Neoliberalizmin inşa etmek istediği ve önemli ölçüde başarılı olduğu toplum profilinin belli başlı özellikleri var. Mesela gösteriş, görsel estetiğin öncelenmesi, içerikten ziyade etiketin, markanın, imajın önemli olması. Tüketim bu “suikast”ın en temel kavramı. Neoliberal anlayış, hazları, dürtüleri ve arzuları en kısa yoldan, çok da tepki çekmeyecek ama ahlak sınırlarını yavaş yavaş muğlaklaştıracak şekilde tatmin etmek ister. Mümkün olduğu kadar tüketim ürünlerini çoğaltarak farklı farklı bir çok arzu nesnesi üretir. Buna paralel olarak bu ürünlerin -somut ya da soyut farketmez- her türlü iletişim ve etkileşim ağıyla direkt veya dolaylı olarak reklamını, yayılımını yapar.

Din Emniyeti

Neoliberalizm, her türlü olguyu tüketim ürününe dönüştürebildiği için dini görüşler de artık piyasa tarafından belirlenen birer “meta” haline gelmiş durumda. İnsanlar vitrinden elbise aldıkları gibi kendilerine dini bir görüş, mezhep, meşrep seçebiliyorlar. En beğendikleri, en hoş gözüken, hazcı hayatlarına en çok adapte olan bir din yorumunu benimsiyorlar. Çok düşünmeden ama düşünür gibi yaparak, tüketim kültürünün temel özelliklerine uygun şekilde aceleci, yüzeysel dini söylemlerle kendilerini “süslüyorlar”. Bunun örneklerini çok çeşitli dini akımlarda görebilirsiniz, hatta birbirleriyle kanlı bıçaklı olan ama hakikati önemsemeyen, sadece hitap ettiği ve etkilemek istediği kitleye amigoluk yapan din adamlarında çok daha net müşahade edersiniz.

Hadis inkarcılığı, tarihselcilik, ilmi geleneği küçümseyen yüzeysel yaklaşımlar, hakikate götüren yöntemler değil de modern hayata entegrasyonu kolaylaştıran birer konfor aracı olarak işlev görüyor. Keza öteki taraftan insanların mistik konulara olan merakını istismar eden gruplar da kolaycı, sorgulamayan, rüya gibi masalsı bir alemde süper kahramanlarla yaşadığını vehmeden bir birey profiline “arzu” ettiğini sunmuş oluyor.

Bu bağlamda Kuran, Sünnet ve İslami ilimlerin uyandırıcı, gerçekçi, sorumluluk veren ve ilmi anlamda derinlikli bakışı maalesef “zor” geldiği için ihmal ediliyor. Bu ortamı oluşturan pek çok faktör, neoliberalizmin tüketimci anlayışıyla güdümlenen araçlarla sağlanıyor. Bunlar sosyal medya, televizyon, reklamlar, yaygın sanat ve eğlence kültürü, hatta eğitim sistemi vs. gibi araçlardır.

Diğer bütün emniyette olması gereken unsurlara yapılan taarruzlar da yine din emniyetine halel getiriyor. Dinin bütüncül yaklaşımını, tevhidi ve vahdeti bölüyor, parçalıyor. Nitekim şirk, bu parçacılığın en üst düzey tehlikeli sonucudur ve hatta aynı zamanda sebebidir.

Akıl Emniyeti

Modernizmle beraber akıl, bizatihi akla aykırı bir şekilde adeta putlaştırılmış bir konuma getirildi ve bütün değerler salt akılla temellendirilmeye çalışıldı. Bunun neticesinde postmodernistler veya seküler bir perspektifle modernizmi eleştirenler aklın kusurlarına istinaden bu sefer akılla temellendirilmiş her şeye ve bizatihi aklın kendisine eleştirel yaklaştılar. Sonuçta akıl ya olması gerektiğinden daha yüksek bir pozisyonda ya da hiç belirleyiciliği olmayan mutlak bir şüphecilik arasında kaldı. Bu cenderede sıkışan akıl kavramının sağlıklı işletilmesi ve vahyi anlama görevi iyice zorlaştı.

Nitekim neoliberalizmin hedefi gerçekten insanların düşünebilen, muhakeme edebilen bireyler olmaları değil; aklı sadece hazları makulleştirmek için araç olarak kullanmalarıdır. Çünkü ancak bu şekilde arzuları tatmine yönelik bir hayat anlayışı, tüketim ve gösteriş çılgınlığı söz konusu olabilir.

Bunun birçok tezahürünü günümüzde daha da şiddetlenmiş bir şekilde yaşıyoruz. İnsanların internette video, yazı gibi içerik üretebilmeleriyle beraber müthiş bir veri yığını ve bilgi anarşisi meydana geldi. Bu yüzden insanlar bu veri yığını içerisinde düşünerek, hakka ve hakikate uygun bir şekilde değil de arzularını tatmin edecek bir tarzda bilgi, haber ve yorum tercihinde bulunuyorlar.

Pratik bir örnek verirsek; sosyal medyada paylaşım yapanlar “Bu haber gerçekten doğru mu?” sorusu yerine “Bu haber benim siyasi görüşümün işine yarar mı? Benim öfke ve arzularımı tatmin eder mi?” sorularının cevaplarına göre hareket ediyorlar. Çünkü bu, tüketmesi daha kolay, daha konforlu ve  daha zevkli bir yol.

Halbuki İslami ilimlerden bildiğimiz “isnad” kavramı, haberin sıhhatinin son derece önemli olması, “bir kavme olan kinin zulmetmeye sebep olmaması” için haberin doğruluğunun araştırılması gibi prensipler, sadece ilmi değil aynı zamanda örnek alınması gereken ahlaki tavırlardır. Aklın ve bilginin emniyeti ancak İslam’ın şekillendirdiği bir ahlak hassasiyetiyle mümkündür ve de elzemdir. Çünkü vahyin muhatabı akıl melekesidir.

Nesil Emniyeti

Aile kurumunun ve nesil, namus kavramlarının, toplumsal ve bireysel ahlak için son derece kritik değere sahip oldukları malum. Cinsiyet konusunda kimliksiz, çerçevesiz bir anlayış, cinsellik konusunda da ölçüsüz ve ahlaksız bir anlayış, insanı en süfli arzularına mahkum edecek bir psikolojik ve düşünsel altyapıyı oluşturur. Bu çerçevesiz özgürlük anlayışı da doğal olarak neoliberalizmin en çok kullandığı, çeşitli süslü kelimelerle kutsamaya çalıştığı bir anlayış.

İslam, tesettür ile kadın bedeninin metalaşmasına engel olurken, liberal ve neoliberal kapitalizm onu güya yücelterek reklam ve pazarlama aracına dönüştürmüş durumda. Fuhşun özgürlüğünün yanında, eğlence kültürü de hem görsel hem fiziksel olarak kadın bedeninin tüketimini hem erkekler için hem kadınlar için cazip hale getirdi. Namus ve aile konusunda ahlak tanımayan bir bireyin ve toplumun, hazcı ve dürtüsel hareket etmesi ve dolayısıyla “tüketmesi” son derece kolaylaşır. Heva ve heveslerini ilah edinmenin en süfli tezahürlerinden biri, böyle bir ölçüsüzlüğü meşru görmektir.

Öte yandan son zamanlarda kendini iyice hissettiren eşcinsellik, cinsiyetsizleştirme, akışkan ve belirsiz cinsel kimlikler üretme modası da işin artık bir seviye daha yukarıya çıktığını gösterir. Kadın ve erkek arasındaki meşru ilişki aynı zamanda insanın soyunu yani neslini devam ettirmesi gibi çok ciddi bir misyona sahip. Fakat özellikle eşcinsellikle beraber cinsellik kavramı, sadece en aşağı zevke hitap eden ve neslin emniyetini, devamını ve sağlıklı ruhsal yapısını bozan bir içerik kazanmış oluyor.

Cinsellik konusunda özellikle cahili geleneğe sahip toplumsal yapılarda, ahlaksızlığın örtük bir şekilde işlenip zahirde ahlakçı davranma gibi bir ikiyüzlülük sözkonusu. Buna mukabil bir nevi reaksiyoner bir tepkiyle, çağdaşlaşma ahlaksızlığı aşikar kılıp meşrulaştırıyor, özgürleştiriyor. Maalesef bu birbirine karşıt ama ikiyüzlülükte ortak iki tavır, ahlak, namus ve nesil gibi kavramların içini boşaltıyor. Bundan dolayı nesil emniyetinin nasıl bir tehdit altında olduğuna dair kapsamlı bir farkındalık, bu tehdide karşı İslami tavrımızın muhkemleşmesini sağlayacaktır.

Mal Emniyeti

Tüketim kültürünün en çok mal emniyetinin tehdidiyle alakalı olduğu zaten müsellem bir husus. Özellikle kapitalizmin ve sınırsız tüketimin dinamosu olan faizli kredilerle, insanlar uzun zaman sermaye sahipleri için çalışmış oluyorlar. Üretimi ve tüketimi artıracağından ötürü sermaye sahibi olan daha fazla kredi sahibi oluyor, daha büyük işler yapıyor ve daha çok kazanıyor. Neoliberalizmi savunanlar bile bunun bir dengesizlik ve ölçüsüzlük arz ettiğini kabul ederken, sınırsız üretim-tüketim döngüsü için maalesef elzem olduğunu düşünüyor.

Bir diğer husus, toplumun gösteri ve tüketim toplumu olması sebebiyle insanların kısıtlı mali imkanlara rağmen marka tüketmeye teşvik edilmesi ve hatta bunun kaçınılmaz oluşu. Belki aylık kazancından daha pahalı ürün alan ve sadece bir “alet”, bir “araç” olan nesneye uzun süreli mali ve duygusal yatırım yapan birçok kişi var. Bu da emtianın, araçların, eşyaların fetişizmini doğruyor. Tabi ki bu durum da bireyi tüketim sistemine çok güçlü bir şekilde bağlamış oluyor.

 Sistemin en can alıcı ve kötü özelliği, içinden çıkmanın, kendini tecrit etmenin mümkün olmaması. En temel yaşamsal ihtiyaçları temin bile bu cari sistem içerisinde ancak mümkünken, daha keyfi tüketim ürünlerini konuşmaya gerek bile yok.

          Sosyal adaletin sigortası olan zekat ve sadakanın teşvik edilmesi için insanları sadece kendi menfaatlerini düşünen bir varlık olarak tasarlayan “ekonomik birey” tasavvurunun yıkılması gerekir. İnsanın böyle salt ekonomik birey olarak hareket etmemesi, bunu aşabilmesi için temel motivasyonun “ekonomi” değil İslam ahlakı olması gerekir. İnsanı kul ve köle yapan değil, dünya ve ahirette mutlu eden bir “iktisat”, ancak böyle İslami bir insan, ahlak ve medeniyet tasavvuru ile mümkündür.

Can Emniyeti

Can emniyeti bahsi, herhalde ilk başta mazlum coğrafyalar için konuşulmalı. Neoliberalizm, sistemin temel dinamiklerinden doğacak gerilimi, dengesizliği Batı’nın dışına çıkardığı için, Batı coğrafyası dışında birçok diyarda insanların filmlerde bile izleyemeyeceği zulümler gerçekleşiyor. Gerek emperyalist gerekse liberal emperyalist dönemde yine “silah tüketimi” için birilerinin ölmesi gerekiyordu ve tabi ki sistem güçsüz olanları seçti. Birçok geri kalmış ya da geri bırakılmış ülkede Müslümanların çektiği acılardan ve sıkıntılardan hassasiyet sahibi her mümin haberdardır.

Özellikle medya gücü, süslü bir şekilde inşa edilen eğlence kültürü, insanların böyle zulümlerden haberdar olmamasına, haberdar olsa bile film izler gibi davranmasına sebep oluyor. Çünkü insanlar, kendilerini sarmış olan bütün etkileşim ve iletişim araçları tarafından en çok bu tarz tepki verecek şekilde güdümleniyorlar. Kimse bu baş etmesi zor felaketler üzerine düşünüp keyfini kaçırmak istemiyor.

Bu konuda hassasiyet ve teyakkuz sahibi olmak, halihazırda küçük de olsa -en azından bireysel olarak, daha iyi olanı toplumsal olarak- ahlaki anlamda ciddi bir uyanışa ve farkındalığa vesile olur.

Daha uzun vadede can emniyetiyle alakalı bazı alametlere de kısaca değinelim: Malum neolibeleral tüketimci anlayış insanı daha fazla dürtüsel ve hazcı yapıyor, heveslerini öncelemesini sağlıyor. Bu da insanı, aklını ve vicdanını değil de daha çok bedenini ve hormanlarını dinleyen, içgüdüsel davranan bir varlığa dönüştürüyor. Bir nevi hayvan gibi, hatta Kur’anî konuşursak hayvandan bile daha aşağı olabilme kapasitesi sözkonusu insan için. İşte böyle bir ahlakın yani “ahlaksız bir dürtüselciliğin” iyice yerleşmesi ve yayılması, tıpkı hayvanların vahşi dünyasında olduğu gibi can emniyetinin olmadığı bir dünyaya doğru insanoğlunu sürükleyecek gibi. Bu durumun uzun vadede gerçekleşeceğini söylesek de bu vadenin uzunluğunu ancak Allah bilir. Ama bunun belirtilerine değinmekte muhakkak fayda var.

Örneğin Amerika ve Avrupa sinemasının son yıllarda devamlı zombi, vampir gibi birbirini yiyen, kanını emen, yok eden varlıklarla dolu yapımlar çıkarması ya da karanlık ve güvensiz bir geleceğin anlatıldığı distopik filmler ve diziler yapması, insanların birbirinin kuyusunu kazdığı, entrikalar yaptığı, ahlaksızca ve terbiyesizce konuştuğu eğlence ve yarışma programları, en ufak bir felaket senaryosunda herkesin aklına gelen “Acaba yağma olur mu? Can ve mal emniyetimiz tehlikeye girer mi?” soruları aslında toplumsal bilinçaltında var olan, gittikçe de büyüyen dürtüselleşmenin, hatta hayvanlaşmanın ve daha aşağısına aday olmanın tezahürü. Bu işaretler tesadüf değildir ve kıyamet alametleriyle alakalı hadislerin bu perspektifle okunması konuyla alakalı çok ciddi açılımlar sağlayacaktır.

Hasıl-ı Kelam

İnsanın insan kalabilmesi ahlakı ile mümkün olur. Allah Rasulü (s.a.s) “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (bk. Muvatta, Husnü'l Halk, 8; Müsned, 2/381) derken bu evrensel hikmete işaret buyuruyorlar.

İnsanların gösteri için, gösteriş için, daha fazla tüketmek ve anlık haz yaşamak için hakikate sırtlarını döndükleri bir zamandayız. Beşere ait bu kadim zaafın modern formlarını anlamak bizim için belki de anın vacibi. Çünkü bu çağda yaşayan, sistemin içerisindeki araçları bir şekilde kullanan ya da onlara maruz kalan kim olursa olsun, bu küresel delilikten etkileniyor. İmanı “elde ateş tutmaya” benzeten metafor, böyle bütüncül bir ahlak suikastının farkına varıldığında çok daha anlamlı hale geliyor.

Muhakkak ki fıtrat, sesini duyurmaya çalışacak her zaman. İslami ilimleri akleden kişi, fıtratının üstüne çökme ve sesini kesme tehdidinde bulunan neoliberalizmin ya da zamane herhangi bir gulyabaninin gaflet perdesini yırtmaya muktedir olacaktır Allah’ın izniyle.

Yazar:
Mehmet YILDIRTAN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul