17 Eylül 2021 - Cuma

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Kadın ve Erkeklerin Karma Ortamlarda Bulunmalarının Haramlığına Dair Yirmi Delil
Kadın ve Erkeklerin Karma Ortamlarda Bulunmalarının Haramlığına Dair Yirmi Delil

Kadın ve Erkeklerin Karma Ortamlarda Bulunmalarının Haramlığına Dair Yirmi Delil Dr. Dr. Muhammed b. Abdurrahman EL-ARİFİ

Çeviren: Muhammed Talha Sekman

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, yerde ve gökte kendisinden gizli hiçbir şeyin olmadığı Allah’a (c.c) aittir. O, gizli ve açık tüm sırlara ve niyetlere vakıftır. Bizleri hidayete erdiren rabbimize hamdederiz. Çünkü o bizi hidayete ulaştırmasa idi, biz hidayete eremezdik. Bizleri iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, insanlar içerisinden seçilmiş en hayırlı ümmetten kılmasını rabbimizden niyaz ederiz. 

Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ortağı da yoktur. O, kendisinden başkasına ibadet edilmemesini emretmiştir. İşte bu dosdoğru dindir. Ancak insanların çoğu bilmezler. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed onun kulu ve elçisidir. İnsanlara müjdeleyici, uyarıcı ve bir rahmet olarak gönderilmiştir. Ona uyun! Umulur ki kurtuluşa erersiniz. Salât ve selam, onun ve ashabının üzerine olsun.

 

Allah (c.c) insanları kendisinden kaçamayacakları bazı hasletlerle yaratmıştır. Örneğin, mal sevgisi... rabbimiz Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

“Malı aşırı derecede seviyorsunuz.” (Fecr 20)

Ancak rabbimiz bu duyguyu bizlere verirken, birtakım kurallar da koydu. Mesela hırsızlığı, rüşveti ve faizi haram kıldı.

Yine yaratılışımızda bizlere verilen bir başka haslet yeme içme sevgisidir. Yine bu duyguyu veren rabbimiz, bizlere bazı sınırlar çizdi. Domuz eti yemek, içki içmek ve yırtıcı hayvanların etini yemek bunlardan bazılarıdır.

Yine rabbimizin insan fıtratına yerleştirdiği bir diğer duygu ise kadın ve erkeklerden her birinin diğerine olan arzusudur. Bundan dolayı rabbimiz Âdem (a.s)’ı cennete yerleştirip dilediği tüm nimetlerden faydalanmasını sağladığında bu ona yetmedi. Yanında kendisine yoldaşlık edecek birini arzuladı. Allah (c.c) da ona, bineceği bir binek ya da vakit geçireceği bir hayvan vermedi. Birbirleri ile kaynaşıp mutluluğa ermeleri için Allah (c.c) Âdem’e kendi cinsinden bir kadın ihsan etti.  Allah (c.c) şöyle buyurmuştur;

“Sizi tek bir nefisten yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O’dur.” (Araf 189)

Yine rabbimiz Allah (c.c) bu duyguyu kullarına verirken aşmamaları gereken birtakım sınırlar belirlemiştir. “Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisa 14)

Günümüzde kadın olsun erkek olsun her birimiz haramlık arz eden durumlara maruz kalabiliyoruz. Mesela kendisinden kaçınamayacağımız hastalık tedavisi gibi. Biliyoruz ki bu gibi durumlar, mecburiyet gündeme geldiği için günah sayılmaz.

Bizim üzerinde duracağımız konu, bu gibi mecburiyet arz eden durumlar değil; bilakis okullar, hastaneler, yolculuklar, toplantılar, konferanslar gibi kadın ve erkeğin karışık bulunduğu ortamlardır. Birçok kadın ve erkek bu ortamlarda boş konuşur ve amaçsızca gülerler. İşte bu sebeple Allah (c.c) tüm şeriatlarda kadın ve erkeğinin birbirine karışmasını yasaklamıştır. Hz. Musa’nın kıssasında şöyle geçmektedir:

“Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Mûsâ onlara, ‘(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?’ dedi. Onlar, ‘Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır’ dediler. Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, ‘Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım’ dedi. Derken, kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, ‘Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor’ dedi. Mûsâ, onun (Şuayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca (Şuayb), ‘Korkma, o zalim kavimden kurtuldun’ dedi.” (Kasas 23-25)

Ayetin manası şu şekildedir:

Hz. Musa (a.s) Medyen suyuna vardığında orada hayvanlarını sulayan bir kalabalık gördü. Bunların biraz uzağında da iki tane kız hayvanları sulamaya gelmişti. Hayvanları suya gitmemeleri için zor zaptediyorlardı. Çünkü erkeklerin arasına girmek istemiyorlardı. Hz. Musa onlara yaklaşıp neden orada durduklarını ve hayvanların suya gitmelerini engellediğini sorduğunda, onlar “Biz erkeklerin çekip gitmelerini bekliyoruz” dediler.

Kadınların hayvanları sulamaya çıkarması ise bir mecburiyetten ötürüydü. O da babalarının çokça yaşlı olup buna güç yetirememesi ve evde başka erkeğin bulunmamasıydı. Yine anlaşılıyor ki, kızlardan biri tek başına hayvanları sulamaya gitmiyor; bilakis diğer kardeşi ile gidiyor. Bunu da şüpheden kaçınmak ve tehlikelerden korunmak için yapıyor.

Ayetteki, “...kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip...” kısmını iyi düşün! Çünkü gelen kız utanarak, çekinerek ve ciddiyet içerisinde gelip söyleyeceğini söylemiştir. Rahatça ve yılışık bir tavırla değil!

Bu kıssa, meramımızı anlatmaya yetiyor, fazla söze hacet yok! Bir de günümüz kadınlarına bak! Bazıları erkeklerle gereksiz ve boş muhabbete giriyorlar. Hz. Musa’nın bu kıssası, kadınlarla erkeklerin bir arada durmasının haram olduğuna dair dört delili barındırmaktadır.

Beşinci delil:

Aziz’in karısının Yusuf’la olan kıssasıdır:

“Evinde bulunduğu kadın, onunla ilişkiye girmek istedi. Kapıları iyice kapattı ve ‘Haydi gel!’ dedi. O da ‘Hâşâ, Allah’a sığınırım! Zira kocan benim velinimetimdir, bana iyilik edip evini açtı. Gerçek şu ki zalimler iflah olmaz!’ dedi.” (Yusuf 23)

Erkek ve kadın, harekete geçirilen hisleri olmayan birer kukla veya taş değillerdir. Aksine onlar, hisleri, duyguları ve şehvetleri olan varlıklardır. Aziz’in karısı da soylu, zengin ve güzel bir kadındı. Hizmetçisi olan Hz. Yusuf onunla çokça vakit geçirdi. Onunla muhatap oldu ve sürekli yanında bulundu. Sonuç olarak çokça vakit geçirmek duygusal bir bağ oluşturur. Bir zaman sonra hislerine engel olamadı ve nefsine uydu ve "Haydi gel!" dedi.  

Altıncı delil:

Allah (c.c) mümin erkek ve kadınlara gözlerini haramlardan sakınmalarını emretmiştir.

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur 30-31)

Bu, vücubu gerektiren bir emirdir. Allah (c.c) bir anlık ilk bakış dışında harama bakmayı affetmez. Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Ali’ye (r.a) hitaben şöyle buyurmuştur:

“Ey Ali! İlk bakışa ikinci bakışı ekleme. Çünkü birincisi senin lehinedir, ikincisi ise senin lehine değildir.” (Ebu Davud, Nikâh 44)

Peki insan, kadın erkeğin karışık olduğu mekânlarda bu ayetin emrine nasıl uyup da gözlerini haramdan sakınıp harama tekrar tekrar bakmadan durabilir?

Yedinci delil:

Nebi (s.a.v) kadın için aslolanın erkeklerden gizli kalmak olduğunu ifade etmiştir. Çünkü kadın erkeklerle aynı yerde durmaya devam ederse, şeytan kadın ile orada fitne çıkarır.

Abdullah b. Mesud’dan rivayetle, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 “Kadın bir avrettir (kendisine karşı hayâ beslenen bir varlıktır). Dışarı çıktığında şeytan onu erkeklere süslü göstermeye çalışır.” (bk. Tirmizî, Rada’ 18)

Kadının avret olması, onun ziynetine ya da vücudunun başka bir yerine bakılmasının caiz olmadığını ifade eder. Erkeklerle karma ortamlarda bulunmak da bu sözlere zıt bir davranıştır.

Sekizinci delil:

Allah (c.c) kadınlara ziynet eşyalarını takmayı ve süslenmeyi mubah kılmıştır. Ancak yine rabbimiz Allah (c.c) onlara ayaklarına halhal taktıklarında, erkeklerin yanlarından geçerken ayaklarını yere vurmamalarını ve dikkatlerini çekmemelerini emretmiştir. Dolayısı ile kadının yürürken erkeklere duyurmak için ayaklarını yere vura vura yürümesi caiz değildir. Bir önceki ayette, bu konu şu şekilde geçmektedir;

“Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler).” (Nur 31)

Kadının takısı olan halhalın sesini erkeğe bilerek işittirmesi cilveleşmek babından olduğu için haram kılınmıştır. Bu kadar ufak bir detay bile bu sebeple haram kılınıyorsa; karma ortamlarda çalışmak, kadınların kahkahalarını işitmek, telefon konuşmalarını duymak veya kadın-erkek arkadaşları ile muhabbet etmelerine şahit olmak nasıl helal olabilir?

“Oysa ki seste, nezaket ve sevecenlik vardır. Bazen kulak gözlerden önce âşık olur.”

Dokuzuncu delil:

Allahu Teâlâ’nın şu sözüdür:

“Allah gözlerin art niyetli bakışını da kalplerin gizlediği şeyleri de bilir.” (Mü’min 19)

İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir:

“O harama bakan kimse öyle bir adamdır ki, insanlarla beraber oturur. Yanlarından bir kadın geçtiğinde, onlara çaktırmadan kadına bakar. Allah, göğüslerin gizlediği gizli sırları da bilir.”

Allah’ın (c.c) yabancı kadınlara bakmayı, neden art niyetli bakışlar olarak vasıflandırdığını iyi düşün. Bu durumda karma ortamlarda bulunmak nasıl caiz olabilir?

Onuncu delil:

Allah (c.c) kadınlar ve erkeklerin bazı durumlarda ihtiyaç ve mecburiyetten ötürü birbirleri ile konuşması gerektiğini bildiğinden ötürü, bu konuda da bizi bilgisiz bırakmamış ve bu durumlarda nasıl davranmamız gerektiğini bizlere bildirmiştir:

“Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır.” (Ahzâb 53)

Bu Hz. Ebubekr, Hz. Ömer ve Hz. Aişe (r.anhum) gibi Kur’an’ın ilk olarak kendilerine indirildiği topluluğa Allah’ın (c.c) emridir. Onlar bizlerden iman ve kalp temizliği olarak çok çok üstün olmalarına rağmen Allah (c.c) ‘Onlarla perdelerin ardından muhatap olun’ diye emretmiştir. Neden? Çünkü bu davranış, hem onların hem sizlerin kalpleriniz için en temiz ve en hayırlı olanıdır. Kadın ve erkeğin aralarında bir örtü olarak muhatap olması kadın ve erkeğin birbirine karışmasına ve fitnelere engel olur.

On birinci delil:

Allah (c.c) kadına mescitte namaz kılmayı ve erkeklerle birlikte namaz kılmayı mubah kılmıştır. Ancak kendisini muhafaza etmesi gerekmektedir. Bununla beraber kadının namazını evinde kılması daha faziletlidir. Bir hadis-i şerifte şöyle geçmektedir:

Ebu Humeyd es-Saidi'nin eşi olan Ummu Humeyd'den rivayet edildiğine göre, o bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gelmiş ve demiş ki: ''Ya Rasulallah, ben seninle birlikte namaz kılmak istiyorum'' Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: ''Benimle namaz kılmak istediğini biliyorum. Fakat senin evinin iç tarafındaki odanda namaz kılman, dış tarafındaki odanda namaz kılmandan hayırlıdır. Dış tarafındaki odanda namaz kılman da avluda namaz kılmandan hayırlıdır. Evinin avlusunda namaz kılman, senin için mahalle mescidinde namaz kılmandan hayırlıdır. Mahalle mescidinde kılacağın namaz, benim mescidimde kılacağın namazdan hayırlıdır." (Ravi dedi ki: “Bunun üzerine Ümmü Humeyd emir verdi ve onun için evinin en dip ve en karanlık yerinde kendisine bir mescid yapıldı. Aziz ve Celil olan Allah’ın huzuruna varıncaya kadar namazını orada kılardı.”) (Mecmeuz-Zevaid 2/33-34, İbn Kesir Nur 36-37. ayetlerin tefsiri)

On ikinci delil:

Şu hadisi şeriftir;

Ebu Hureyre (r.a)’tan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır;

 "Erkeklerin safının en hayırlısı birinci saftır, hayrı en az olanı en sonuncu saftır. Kadınların saflarının en hayırlısı en sonu, hayrı en az olanı birinci saftır.”(İbn Mace, İkame 52)

Yani eğer kadınlar mescide gittikleri vakit, erkeklerin namaz kıldığı yerle aralarında perde yahut bir sütre yoksa, namaz kılabilecekleri en hayırlı yer en arka saftır. Çünkü erkeklerin saflarına en uzak saf, en arka saflardır.

İbadet esnasında bile kadının erkekle bir arada durması sakıncalı iken, saatler boyunca kadın ve erkeklerin aynı ortamı paylaştıkları yerde durmaları, küçücük bir odayı veya sınıfı paylaşmaları tehlikeli olmaz mı? Aynı şekilde sekreter olarak çalışan kadının, dakika başı patronuna rapor verip ona gelen telefonları iletmesi tehlikeli değil midir?

On üçüncü delil:

Allah (c.c) kadınların mescide gelmesini mubah kılarken, yine onların süslenip kokular sürüp gelmelerini yasaklamıştır. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle geçmektedir:

“Sizden biriniz mescide giderse kokuya el sürmesin.” (Müslim, Salât 142)

Bir diğer hadis-i şerifte ise şöyle geçmektedir:

Ebû Hureyre’ den (r.a) rivayetle, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 “Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescitlerinden men etmeyin/namaza gelmelerine engel olmayın. Fakat onlar da süslenmemiş ve koku sürünmemiş olarak camiye gelsinler.” (Ebu Davud, Salât 52)

On dördüncü delil:

Nebi (s.a.v) önceki ümmetlerin helak olmalarının sebepleri arasında şunları da saymıştır:

“Cihadı terk etmek, zekâtı vermemek ve kadın-erkeğin iç içe ortamlarda vakit geçirmesi.”

Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

“Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah, onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.” (Müslim, Zikir 99; Tirmizî, Fiten 26; İbni Mâce, Fiten 19)

Yani İsrailoğullarının erkekleri, kadınlarla bir arada vakit geçirmeye, oturup kalkmaya ve samimi olmaya başladığında.

On beşinci delil:

Şu hadis-i şeriftir:

Ebu Said el-Hudrî (r.a) Rasulullah (s.a.v)’in bir gün mescitten çıkarken, mescidin çıkışında erkek ve kadınların yolda birbirine karıştığını görünce, şöyle dediğini rivayet eder: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kadınlara yönelik şöyle dedi: ‘Geri çekilin! Sizin caddenin ortasında yürümeniz uygun değildir, sizler yolun kenarından geçiniz.”( Ebu Davud, Kitabu’l edeb, Peygamber (a.s.)’in kadın ve erkeklerin yolda yürürken sünneti hadisi.)

On altıncı delil:

Medine Mescidi’nin üç kapısı vardı. Başlangıçta kapılardan herhangi biri kadınlara tahsis edilmemişti. Ancak camiye devam eden kadınların sayısında artış görülmesi üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) “Keşke şu kapıyı kadınlara ayırsaydık” buyurarak, kapılardan birinin onlara tahsis edilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir. Nitekim onun bu isteği daha sonra yerine getirilmiş ve kapılardan biri kadınlara tahsis edilmiştir. (Ebu Davud, Salât 17)

Bir başka rivayette ise “Bu kapıdan hiçbir erkek geçmesin” buyrulmaktadır. Tarihu’l Kebir’de geçen rivayette ise, Efendimiz (s.a.v) “Kadınlar kapısından mescide girmeyiniz” buyurmuşlardır.

On yedinci delil:

Ümmü Seleme (r.a)’dan rivayetle;

“Rasûlullah (s.a.v) selam verip namazı bitirir bitirmez kadınlar hemen kalkarlar, Rasûlullah ise yerinde oturarak onların dışarı çıkmalarını beklerdi.” (Buhari, Ezan 164)

Bir başka rivayette ise şöyle demiştir:

“İbadet bittiğinde camiden önce kadınlar, sonra Hz. Peygamber ve daha sonra da erkek cemaat ayrılırdı.” (Buhari, Ezan 152)

On sekizinci delil:

İbn Abbas (r.a)’dan rivayetle Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sakın bir erkek, yanında mahremi olmadıkça yabancı bir kadınla yalnız kalmasın.” (Buhârî,  Nikâh 111, Cezâu's-Sayd 26, Cihâd 140, 181; Müslim Hacc 424, (1341))

On dokuzuncu delil:

Rasulullah (s.a.v) kardeş dahi olsalar erkek ve kız çocuklarının döşeklerini ayırmayı emretmiştir.

Amr ibnu’l-As (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: ‘Çocuklarınıza, onlar yedi yaşında iken namazı emredin. On yaşında olunca namaz(daki ihmalleri) sebebiyle onları dövün, yataklarını da ayırın.’” (Ebu Davud, Salât 25, (495,496)

Yirminci delil:

Ukbe b. Âmir’den rivayetle, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sizleri (beraberinde mahremi bulunmayan) kadınların yanlarına girmekten men ederim.” Bunun üzerine Ensâr’dan bir adam “Ya Rasûlallâh! (Kocanın babası ve çocuklarının haricinde diğer) erkek akrabalarına ne dersin (onlar kadının yanına girebilir mi)?” diye sordu. Rasûlullâh cevaben şöyle buyurdu: “Onlarla baş başa kalmak ölümdür!” (Buhârî, Nikâh, 112; Müslim, Selâm, 20 (2172))

Bir kadının erkeklerle birlikte çalışması mecburi bir durumsa şöyle diyorum:

“Bazı kimseler tavaf ve çarşı gibi yerlerde erkeğin kadınlarla karışmasını ve Veda Haccı’nda topluca tavaf edilirken kadın ve erkeklerin beraber olduklarını delil getiriyorlar. Bazıları ise hasta bir kadının hastalığından ötürü Rasulullah’ın (s.a.v) yanına gelmesini delil getirerek bu işi caiz görüyorlar.

Bu gibi şeylerde onların delil getirebileceği bir şey yoktur. Bunlar zaruri durumlardır. Tavaf esnasında ise erkekler ön tarafta kadınlar ise arka saflarda yer almışlardır.

İbnu Cüreyc anlatıyor:

“Ata, İbn Hişâm'ın kadınları erkeklerle karışık olarak tavaftan yasakladığı zaman bana dedi ki:

“O bunu nasıl yasaklar, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevceleri bile erkeklerle birlikte haccettiler!" Ben Atâ'ya sordum:

"Onların beraber hacları örtünme emrinden önce miydi, sonra mıydı?"

"(Evet, yemin olsun) buna, ben örtünme emrinden sonra şâhid oldum!" diye cevap verdi. Ben tekrar sordum:

"Pekâlâ, erkeklere nasıl karışırlardı?" Şu cevabı verdi:

"Erkeklere karışmazlardı, Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) erkeklerden ayrı olarak tavaf ederdi, onlara karışmazdı." Hatta bir kadın kendisine:

"Ey mü'minlerin annesi, yürü (Hacerü'l-Esved'e elimizi değerek) istilâm edelim!" demişti de Hz. Aişe ona “Sen dilediğin şekilde git!” deyip kendisi gitmekten imtina etmişti. Onlar geceleyin, kim oldukları bilinmez halde çıkarlar, (erkeklerle beraber tavaf yaparlardı.)

Beytullah'a girmek istedikleri zaman da erkeklerin tamamen çıkarılmış olmalarına kadar durup beklerler, sonra girerlerdi. (Buhârî, Hacc 64)

Rasulullah (s.a.v) Ümmü Seleme annemize şöyle demiştir:

“İnsanların arka tarafından kalarak bineğinin üzerinde olduğun halde tavaf et” (Müslim, 1981: “Hac”, 258, 1276)

Değerli kardeşlerim bugün bizlere ne oluyor da Rasulullah’ın (s.a.v) ve ashabının hilafına işler yapıyoruz? Kadın ve erkeklerin iş yerlerinde ve hastanelerde birbirine karışmasını helal görüyoruz. Hastalığın tedavi edilmesi için belirli bir süre mazeretten dolayı kadının erkekle mahremi olan biri yanındayken muhatap olması elbette caizdir. Ancak bu gerekli olanın dışına çıkmamak şarttır.

Kardeşlerim, tecrübe ve analizler göstermektedir ki, kadın erkeklerle iç içe olduğunda bu durum nefsin hoşuna gidiyor ve nefsanî ve şehevi duyguları harekete geçiriyor. Bu durum toplumun ahlakını tehdit eden bir durum haline gelmiştir.

Karma toplulukların olduğu yerlere bir bakalım, bir Lübnan gazetesinin yaptığı araştırmalara göre, okullarda ve üniversitelerde yapılan karma eğitimler sebebi ile öğrenciler kafalarını toplayamıyor. Akılları aşk vb. şeylerde olduğu için sınavlardan düşük notlar alıyorlar. Öğrencilerden %60’ı bu sebeple sınavlardan geçemiyorlar.

Bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika, okullarda hamile kalmama yöntemlerini öğretme kararı aldılar. Bu ve benzeri durumların sebebi karma eğitimdir.

Gelin, kendimizi neslimizi ve toplumumuzu, zinaya sürükleyen sebeplerin başında gelen karma ortamlardan uzak tutmaya gayret edelim.

(Bu makale Dârul-Hadis Derneği adına çevrilmiştir.)

Yazar:
Dr. Dr. Muhammed b. Abdurrahman EL-ARİFİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul