24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Taun ve Bulaşıcı Hastalıklara Karşı Müslümanın Tavrı!
Taun ve Bulaşıcı Hastalıklara Karşı Müslümanın Tavrı!

Taun ve Bulaşıcı Hastalıklara Karşı Müslümanın Tavrı! Seyfulislam ÇAPANOĞLU

Hadislerde  geçen taun ve veba kelimelerinin açıklanması sadedinde İmam Nevevi (rh.a) şunları kaydetmiştir. “… Taun ise vücutta ortaya çıkan birtakım yaralardır. Bu yaralar dirseklerde, koltuk altlarında, ellerde yahut parmaklarda ve vücudun diğer bölgelerinde oluşur. Bununla birlikte ayrıca şişlik ve çok şiddetli bir ağrı görülür. Bu yaralar bir iltihap ile çıkar ve yaranın etrafı kararır yahut yeşilimtrak bir renk alır ya da bulanık kırmızıya çalan mor bir renk alır. Onunla birlikte de kalp (şiddetlice) çarpar ve kusma görülür.

Veba ile ilgili olarak da  Halil ve başkaları ‘O da taun ile aynı şeydir’ demiştir. Yine Halil, ‘Genel (etrafa yayılan) her bir hastalığa taun denilir’ demiştir; ama muhakkiklerin söyledikleri doğru açıklama, bunun yeryüzünün diğer taraflarından ayrı olarak bir cihetinde insanların pek çoğunun yakalandığı bir hastalık türü olduğudur.”(Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhac (9/568) çev. M. Beşir Eryarsoy, Polen y.)

Bu tariften de anlaşılacağı üzere içerisinde bulunduğumuz şu günlerdeki hastalık taun değil de bir veba olarak adlandırılabilir. Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a) rivayetiyle, bu gibi durumlarda Rasulullah (s.a.s)  “Sizin bulunduğunuz yerde taun (veba, kolera gibi hastalılar) varsa oradan kaçmayın. Onun olduğu bir yere de gitmeyin” (Tahavi, Hadislerle İslam Fıkhı (7/125-6)  Mekruhluk bab: 22 hdsno: 6899, Kitabi y.) buyurmaktadır. İmam Tahavi (rh.a) bu hadisin delalet ettiği şey hakkında diğer hadisleri de göz önünde bulundurarak ulemanın üç görüş serdettiğini ifade etmiştir. Birinci görüş, Ebu Hureyre’den (r.a) nakledilen Rasulullah (s.a.s) “Hastalığın bulaşması diye bir şey yoktur” hadisine tutunarak oraya girmenin ve çıkmanın bir beisinin olmadığıdır. İkincisi, Abdurrahman b. Avf (r.a)’ın Rasulullah (s.a.s)’den naklettiği “Sizler onun (vebanın) bir yerde bulunduğunu işitecek olursanız, onun olduğu yere gitmeyin. Eğer bulunduğunuz yerde baş gösterecek olursa, ondan kaçmak maksadıyla yerinizden dışarı çıkmayın” hadisidir. Üçüncü bir görüş de Ebu Musa el-Eşari (r.a)’ın naklettiği “… Şu taun hastalığı benim aileme de düştü. Bu sebeple aranızdan kendini korumak isteyen korusun. Fakat iki şeyden de sakının. Bir kimsenin ‘Birisi çıktı ve kurtuldu, bir diğeri oturdu ve hastalığa yakalandı. Ben de çıkıp gitmiş olsaydım, filanın ailesinin kurtulduğu gibi kurtulurdum’ demesinden; yahut bir  diğerinin ‘Eğer oturmuş olsaydım, filanın ailesinin hastalığa yakalandığı gibi ben de yakalanacaktım’ demesinden sakının.” (Tahavi, Hadislerle İslam Fıkhı (7/117-130)  Mekruhluk bab: 22 sayfaları arasına bakınız.) Bu hadislerde, o bölgeden kaçmak niyetiyle çıkılması eleştirilmiştir. Çünkü o bölgeye tedavi amaçlı insanların gitmesi veya o insanların tedavi edilmek için oradan çıkarılması gerekebilir.

Ulemanın bugün içerisinde yaşadığımız Covid-19 grip hastalığı ile ilgili duruma getirdiği açıklama nedir? Hadiste ifade edildiği üzere “Bir yerde ortaya çıkarsa orayı terk etmeyin…”  ifadesi net bir açıklama getirmiştir. Bu hastalık -eğer haberler doğru ise- dünyanın her yerinde görülmektedir. Her bölgede görülen bu hastalıktan kaçış mümkün gibi görünmemektedir. Yani dünyadan çıkamayacağımıza göre, bugün alınan hastalığın yayılmaması için insanların koyun gibi içeriye tıkılması yanlış bir uygulamadır. Çünkü zaten her yere yayılmış.Verilen ölüm vakalarına dair sayılar tarihte Müslümanların gördüğünden çok değildir. İmam Nevevi bu konuda şunları kaydetmektedir: “…İbn Zubeyr zamanında 69 yılı Şevval ayında Carif Taunu ortaya çıktı. Bu taunda üç gün içerisinde her gün yetmiş bin kişi vefat etti.” (Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhac (1/282) çev. M. Beşir Eryarsoy, Polen y.) İşte taun veya veba denilen şeyin toplum üzerinde etkisi böyledir. İbn Kesir (rh.a) de hicri 749 senesinde olan olayları anlatırken şunları kaydetmektedir: “Ülkenin etrafında belaların meydana geldiğine dair peş peşe haberler ortaya çıktı. Kırım’da korkunç bir durum meydana geldiği, orada birçok insanın öldüğü haberi Dımeşk’e ulaştı. Sonra bu bela ve musibetin Frenk ülkesine sirayet ettiği, hatta Kıbrıslıların çoğunun veya buna yakın miktarının öldükleri haberi, aynı şekilde Gazze’de de korkunç bir durumun vuku bulduğu söyleniyordu. Gazze naibinin de Dımeşk naibine gelen mütalaasında Aşure Günü’nden Safer ayına kadar 10.000.000 kadar insanın öldüğü bildiriliyordu.” (İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye/Büyük İslam Tarihi (14/349) çev. Mehmet Keskin, Çağrı y.) İmamın ifadesine göre, yirmi günde on bin insan yalnızca Gazze’de vefat etmiştir. Bu konuda şu hadise kulak verelim:

Hz. Aişe bildiriyor: Allah Rasulü (s.a.s)’e veba hakkında sordum. Şu karşılığı verdi: ‘O, Allah’ın dilediğine gönderdiği bir azaptır. Ayrıca Allah onu mü’minlere bir rahmet kılmıştır. Her kim vebaya yakalanıp da bölgesinden dışarı çıkmayıp sabır ve metanetle orada kalır ve başına Allah’ın yazdığından başkasının gelmeyeceğinin bilincinde olursa, mutlaka şehit sevabı alır.” (Salih Ahmed eş-Şami, Hadis Hazinesi (9/497) Tıp ve Rüya Bab: 11 hdsno: 11475= Buhari 3474, Ahmed 24358, 26139. Sahihtir. Ocak y.)

İbn Kesir (rh.a) bu sıkıntılarda Müslümanların ve o toplumda yaşayanların neler yaptığını şöyle aktarır: “…Bu senenin Rebiyülevvel ayının yedisinde, cuma günü namazdan sonra Buharî okundu. Kadılar ve bir grup insan bunu dinlediler. Bundan sonra kurrâlar Kur'an-ı Kerim'den birer hizip okudular. İnsanlar bu bela ve veba musibetinin ülkeden kalkması için dua ettiler. Çünkü bu hastalığın Şam mıntıkasının sahil taraflarında ve ülkenin diğer mıntıkalarında kol gezmekte olduğunu duymuşlar, bunun Dımaşk'a da sıçramasından korkmaya başlamışlardı. ... Rebiyülâhir ayının yirmi üçünde, pazartesi günü, şehirde insanların üç gün oruç tutup dördüncü günde, yani cuma gününde Mescidu'l-Kadem’in yanına gidip toplanmaları, orada Allah'a yalvarıp yakarmaları ve bu veba salgınının uzaklaştırılmasını Allah'tan dilemeleri emredildi. Bunun üzerine insanların çoğu oruç tuttular. Camide uyudular. Geceyi ihya ettiler. Tıpkı Ramazan ayında yaptıkları gibi camide geceleyin zikre başladılar. Ayın yirmi yedisinde cuma sabahı insanlar her bir yoldan çıkıp Mescidu'l-Kadem'in yanına gittiler. Yahudiler, Hristiyanlar, Samiriler, yaşlı adamlar, acuzeler, çocuklar, yoksullar, emirler, büyükler, kodamanlar, kadılar sabah namazından sonra gelip orada toplandılar. Yüce Allah'a yalvarıp yakarmaya başladılar. Gün doğup biraz yükselinceye kadar yakarışlarını ve niyazlarını devam ettirdiler. O gün, mahşeri andıran bir gündü.” (İbn Kesir el-Bidaye ve’n-Nihaye/Büyük İslam Tarihi (14/349-50) çev. Mehmet Keskin, Çağrı y.)

Bugün yaşadığımız olaylarda, insanlar Allah tarafından imtihan edildiklerini şuurunda değildirler. İbn Kesir’in (rh.a) aktardığı gibi, toplumlardaki insanlar Allah’a yalvarmalı, yaptıkları hatalardan dolayı tevbe etmeli, insanların birbirine  karşı işlediği zulümleri terk etmelidirler ki, umulur ki Allah (c.c) bu olayı kaldırır.

Ama başta da değimiz gibi, bu grip dünyanın her yerinde ise dünyanın herhangi bir yerine kaçış söz konusu değilse, o zaman ülkelere, şehirlere girişin yasaklanmasının hayatı durdurmanın bir alemi yoktur. Hele Müslüman olup Allah’ın kaderine iman etmiş Müslümanların bu konuda dirayeti, kendisini belli edecek  bir şekilde öne çıkmalıdır. Çünkü onlar, başlarına bir musibet geldiğinde derler ki: إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." (Bakara 2/156)

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul