21 Ocak 2022 - Cuma

Şu anda buradasınız: / NAMAZDA CEMAAT OLMAK, SAF DÜZENİ VE CEMAATE GELMEME ÖZÜRLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA
NAMAZDA CEMAAT OLMAK, SAF DÜZENİ VE CEMAATE GELMEME ÖZÜRLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

NAMAZDA CEMAAT OLMAK, SAF DÜZENİ VE CEMAATE GELMEME ÖZÜRLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA Seyfulislam ÇAPANOĞLU

 

    Allah (c.c) kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

    “…Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim…”1

    Rasulullah (s.a.s) vefat edip halili olan Allah’a (c.c) kavuşurken tamamlanmış dini açıklanmaya muhtaç olan her yanını  bize açıklayarak vefat etmiştir. Bu konuda Rasulullah’ın (s.a.s) şu sözlerine kulak verelim:

İrbad b. Sariye (r.a) Rasulullah (s.a.s)’tan bildirerek şunları  nakletmektedir:

    “Ben sizi, gecesi gündüz gibi apaydın olan (en küçük bir şüpheyi kabul etmeyen gayet açık) bir din üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helak olanlar, o dinden (başka yönlere) sapar. Sizden kim yaşarsa fazla ihtilafa şahit olacaktır. Onun için bilip tanıdığınız sünnetime ve hidayete erdirilmiş olan Hulefa-yı Raşidin’in sünnetlerine yapışınız. Bunları dişlerinizle sıkıca tutunuz (ya da musibetlere karşı dişlerinizi sıkınız) Başınızdaki halife siyah bir köle olsa bile ona itaatten ayrılmayınız. Çünkü mü’min (tevazu ve uysallığı bakımından) burnuna yular takılmış deve gibidir, hangi tarafa sevk edilirse uyar.”2

Ebu Zer (r.a)’tan nakledilen bir söz de bu yukardaki hadisin devam açıklaması gibidir. O diyor ki:

“Rasulullah (s.a.s) bizi terk ettiğinde (yani vefat ettiğinde) gökyüzünde kanat çırpan  kuşlara varıncaya kadar ondan bir ilim bize zikretmiştir.”3

Allah (c.c) din konusunda Rasulünün konumunu bize şöyle aktarır:

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُّبِيناً

“Allah ve onun Rasulü  bir işe hükmettiği zaman ne  mü’min erkek ne de mü’min kadın için onların işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne asi olursa apaçık bir sapıklıkla sapıtmıştır.”4

Tamamlanmış dini içerisinde çerçevesi belirlenen ibadetlerden biri de namazdır. Namazın fıkhına dair Rasulullah (s.a.s) Kur’an’dan aldığını ve Allah’ın kendi sözlerini açıklama yetkisinden hareketle açıklamış, bize din olarak bırakmıştır.

Rasulullah (s.a.s)’ın hayatı dini açıdan iki kısımda incelenir: Birincisi Mekke dönemi diğeri Medine dönemidir. Mekke döneminde ilk vahyin inmesiyle beraber Rasulullah’a (s.a.s) öğretilen ilk şey abdest ve namazdır. Bu konuda gelen şu hadis verdiğimiz bilginin kaynağı niteliğindedir:

Zeyd b. Harise, Nebi (s.a.s)’den:

“Cibril’in (a.s) kendisine vahyedilen şeylerden ona ilk getirdiği şey ona  abdesti ve namazı öğretmekti. Abdesti bitirdiğinde sudan bir avuç aldı ve fercine serpti.”5

Mekke döneminde Rasulullah (s.a.s) açıktan cemaatle namaz kılamamıştır. Çünkü Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayanlar buna müsaade etmemiştir. Medine döneminde yapılan ilk iş insanlara inanmaları gerekli olan şeylerin ve ibadetlerinin öğretildiği bir mekan oluşturmaktı. Bunun için Rasulullah (s.a.s) gelir gelmez mescidinin yerini belirledi. Yapımı 7 ay süren mescid tamamlanıncaya kadarda namazlarını ilk günlerde Ebu Eyyub el-Ensari’nin (r.a) evinin karşısındaki bir gölgelikte cemaatle insanlara kıldırdı. Daha öncesinde Mekke de iken onun yanına gelip iman edenler, kendilerine dini öğretmesi için birinin gönderilmesini istediğinde de Allah Rasulü Musab b. Umeyr’i (r.a) göndermiştir. Yani Mekke’de Rasulullah (s.a.s) cemaat yani toplu olarak namaz kılamaz iken Medine’de bu ibadet rahatça yerine getiriliyordu. Dolayısıyla namazın toplu olarak nasıl kılınacağı bilinip uygulanıyordu. Hatta Rasulullah’a (s.a.s) Mekke’de indirilen Cuma namazı kılma emrini kendi ortamı müsait olmadığından Musab b. Umeyr’e yazdığı bir mektupla bildiren Rasulullah (s.a.s)’dir. Bu emri alan Musab b. Umeyr hemen 12 kişilik bir cemaatle ilk Cuma namazını kıldırmıştır. Ardından Medine’nin biraz dışında Esad b. Zurare (r.a) 40 kişilik bir topluluğa Cuma namazı kıldırmıştır. Bu kılınan namazlar, İslam tarihindeki ilk Cuma namazlarıdır. Rasulullah’a (s.a.s) hicret etme izni verildiğinde Medine’ye yakın Rauna vadisinde Müslümanlara Cuma namazını kıldırmıştır, bu da Rasulullah’ın (s.a.s) kıldırdığı ilk Cuma namazıdır. Sözün özü, Rasulullah (s.a.s) Mekke’den Medine’deki kendine iman edenlerin ibadetlerini böyle şekillendirmiştir. Toplu namaz kurallarını onlara öğretmeni aracılığıyla bildirmiştir. Bu cemaatle  kılınan namazın ameli tevatür yanına  işaret eder. Bundan dolayıdır ki İmam Şarani (rh.a) “Mizanu’l-Kubra” adlı eserinde cemaatin terki ile ilgili olarak imamlarımızın üzerinde icma ettiği şu görüşü nakletmiştir:

O diyor ki:

“Cemaatle namazın meşru’ olduğunda, insanlar arasında izharının (yani açık bir şekilde uygulanmasının) vacib olup, imtina’ (yani cemaat oluşturmaktan kaçınırlarsa) öldürülmelerinde icma’ etmişlerdir.”6

Ulemamızın cemaatin terki ile ilgili görüşleri budur. Ama cemaatle namaz, herkesin  üzerine mi farzdır yoksa bir kısım insan yerine getirirse bu sorumluluk üzerlerinden düşer mi, diye tartıştıkları malumdur. Bu konuda İbn Mace şerhinde şunlar kaydedilmiştir:

1) Vakit namazlarını cemaatle kılmak farz-ı ayndır. Ata, Evzai, İshak, Hanbeliler, Ebu Sevr, İbn-i Huzeyme, İbnu’l Munzir, İbn Hibban ve Zahiriye mezhebi mensupları bu görüştedirler. Onların delilleri 791 nolu Ebu Hureyre’nin (r.a.) hadisi ve benzeri hadislerdir. Namazın sıhhati için cemaat şart mıdır, değil midir, diye bu gruptaki alimler arasında ihtilaf vardır.

Zahiriyye mezhebi imamı Davud ve kendisine tabi olanlar cemaatle kılmayı, namazın sıhhatinin şartlarından saymışlardır. İbn Hazm “Ezan sesini işitebilen erkeklerin namazlarını mescitte cemaatle kılmaları farzdır. Özürsüz olarak ve bile bile bunu terk edenin namazı sahih değildir. Ezan sesini işitmeyecek durumdaysa, en az bir kişiyle cemaat kurup namaz kılması farzdır. Böyle yapmasa, kendi başına kılacağı namaz sahih değildir. Şayet cemaat olacak hiç kimseyi bulamazsa münferiden namaz kılabilir. Şer’i mazereti olanın kendi başına namaz kılması sahihtir” demiştir.

Bu gruptaki diğer alimlere göre cemaat farz-ı ayn olmakla beraber kendi başına kılınan namaz sahihtir.

2) Cemaat farz-ı kifayedir. Bazı Şafii alimleriyle Malikiler, bu görüşü benimsemişlerdir. Hanefi alimlerinden Tahavi ve Kerhi de bunu seçmişlerdir.

Bunlar da birinci grubun delilerine dayanmışlardır. Ancak bu hükmü farz-ı ayndan farz-ı kifayeye çevirici karineler bulunduğu için farz-ı ayndır dememişlerdir. Gösterdikleri karine “Cemaatele kılınan namaz tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece efdaldir” mealindeki hadistir. Çünkü bu hadis, tek başına kılınan namazın sıhhatini ifade eder. Şu halde delillerden çıkarılan vücub kifaye içindir.

3) Cemaat sünnet-i müekkeddir. Hanefi, Şafii ve Maliki mezheplerinin meşhur görüşleri budur. Bunların delilleri cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan yirmi beş derece üstün olduğunu ifade eden İbn-i Ömer (r.a.)’in (789 nolu) hadisi Ebu Said-i Hudri (r.a.)’nin 788 nolu hadisi ve Ebu Hureyre (r.a.)’nin (786 ve 787 nolu) hadisleridir. Bu alimler, “Cemaat namazının münferid namazdan efdal oluşu, münferid namazın da faziletinin bulunduğuna delildir” demişlerdir.7

Cemaatle namaz kılmanın hükmü noktasında tartışan alimlerimiz, bunun yapılmaması veya sünnettir diyerek bir toprakta terki noktasında birleşen o kişilerin öldürüleceği üzerinde görüş birliğine varmışlardır.

İşte bu toplu kılınan namazların bir  kılınış usulü vardır. Yani kim nerede duracak, nerede yer alacak bu konuda şu hadisi zikredelim:

...Abdurrahman b. Ganm'den; demiştir ki: “Ebû Mâlik el-Eş'arî (şöyle) dedi: ‘Size Peygamber (s.a.)'in namazım anlatayım mı? Namaz için kamet ettirir ve önce erkekleri saf yapar, sonra çocukları onların arkasına sıraya koyar ve onlar (in hepsine birden) namaz kıldırırdı.’ (Ebû Mâlik sözlerine devamla Resûl-i Ekrem'in) namazını (şöyle) anlattı: ‘(Resûl-i Ekrem safları bu şekilde tertip ettikten) sonra ‘İşte namaz böyledir’ buyururdu.’” (Râvi) Abdü'1-A'lâ dedi ki: “Öyle zannediyorum ki, (Şeyhim Kurre b. Hâlid) Rasûlullah’ın ‘Ümmetimin namazı böyledir’ buyurduğunu söyledi.”8

Bu, erkeklerin ve çocukların duracağı yeri ispatlayan bir hadistir. Kadınların duracağı yer hakkında da birçok hadis olmakla beraber şu hadisi zikretmek yeterli gelir.

…Enes b. Malik (r.a)’tan rivayet edilmiştir: Enes’in ninesi Muleyke Rasulullah’ı (s.a.s) (ziyafet olarak) hazırladığı yemeğe çağırdı. Rasul-i Ekrem yemekten yedi ve sonra “Kalkın sizinle namaz kılalım!” buyurdu. Enes dedi ki: “Uzun müddet kullanılmaktan kararmış bir hasırımız(ı yaymak) için kalktım ve onu su serperek sildim. Rasul-i Ekrem (s.a.s) kalktı, ben ve bir yetim çocuk onun arkasında saf olduk. İhtiyar kadın da bizim arkamızda durdu ve Rasulullah (s.a.s) bize iki rekat namaz kıldırdıktan sonra selam verdi.”9

Cemaatin saf şeklinin böyle olduğu noktasında hadislerin çokluğu lafız olarak olmasa bile mana olarak birleşmeleri noktasında mutevatirdir. Bir de bu amel üzerinde tevatür vardır. Yani namaz bunun dışında bir saf düzeninde kılınmamıştır. Burada “saf” kelimesinin izahının da yapılması güzel olur. Savaş sırasında kılınan korku namazındaki saf düzenleri hariçtir.

Rağıb el-İsfahani (rh.a) bu kelime ile ilgili olarak şunları kaydetmiştir:

“اَلصَّفُّ/ saffun: Bir nesneyi düz bir hat üzere yerleştirmek. Örneğin insanlar, ağaçlar vs. gibi…”10

Allah (cc.) bu kelimeyi şu ayetinde kullanmıştır:

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ

“Şüphesiz Allah kendi yolunda kurşun (dökülerek birbirine bağlanmış) bina gibi saf olarak savaşanları sever.”11

Rasulullah (s.a.s) müslümanların namaz saflarının böyle olmasını istiyor. Bu ayetin tefsirinde imam Suyuti (rh.a) şu hadisi kaydetmektedir:

İbn Merduye’nin bildirdiğine göre Bera b. Azib der ki: “Namaz için kamet getirildiği zaman Rasulullah (s.a.s) omuzlarımıza ve göğüslerimize dokunarak bizi düzeltir ve ‘Eğri durmayın ki kalplerinizde ihtilaf olmasın. Şüphesiz ki, Allah ve melekler ilk saflara rahmet ve istiğfar ederler. Omuzlarınız ve ayaklarınız birbirine değsin. Zira Allah savaşta kenetlenmiş bir duvar gibi durmanızı sevdiği gibi namazda öyle durmanızı sever’ buyururdu.”12

İbn Munzir (rh.a) bununla ilgili olarak şunu kaydetmiştir:

“Ali, Ebi Ubeyd’den hikaye ederek dedi ki: ‘el-Kisai dedi ki: ‘Bazısı bazına bitişip yapışarak o kadar sıkıştırır ki hatta onların arasına girmek mümkün olmaz. Bu konu, Allah’ın (c.c.)  “Sanki onlar bunyanun mersus (kurşunla araları birleştirilip bina edilmiş) gibidirler.” ayetinde dediğidir.”13

    İşte Rasulullah’ın (s.a.s) ashabından istediği saf düzeni budur. Saflarda birbirinden ayrı olunduğunda olacak durumu ise Rasulullah (s.a.s) şöyle vurgulamıştır:

 

...Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı sıklaştırınız. Ve safları birbirine yaklaştırınız. Boyunlarınız bir hizada olsun. Nefsim elinde olan (Allah)a yemin ederim ki, şeytanların siyah ve küçük koyunlar gibi saf aralıklarına girdiklerini görüyorum.”14

İmam Kadı Ebu Yusuf (rh.a) Kitabu’l-Asarında şu hadise yer vermektedir:

“Ebu Yusuf, Ebu Hanife’den, o Hammad’dan, o İbrahim’den, o da Ömer b. Hattab (r.a)’dan şöyle  rivayet etmiştir:

Hz. Ömer (r.a) şöyle derdi: “Saflarınızı düzeltiniz! Omuzlarınızı düzeltiniz! Birbirinize yaklaşınız! Ya birbirinize yaklaşırsınız ya da şeytan siyah kuzular gibi aranıza girer. Muhakkak Allah ve melekleri saflarını düzeltenlere salat ederler.”15

İmam Muhammed (rh.a) “el-Âsâr” adlı eserinde bu hadisin ardından şunları ifade etmiştir:

    “Biz bunu (yani hadisi) alırız. Safların birbirine kenetlenmesi oluşmayınca terk edilmez, hatta (bu işlem) dümdüz oluncaya kadar devam ettirilir. Bu, Ebu Hanife’nin de sözüdür.”16

Saflardaki boşlukların doldurulması konusunda ise şunlar zikredilmiştir:

…Abdullah b. Ömer’den (r.a): Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kim, bir saftaki boşluğu doldurursa, Allah ona rahmetiyle yaklaşır. Kim de safta boşluk bırakırsa, Allah ondan rahmetini keser.”17

Safları doldurma düzenini de Rasulullah (s.a.s) şöyle oluşturmuştur:

…Enes b. Malik’ten (r.a) rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.s) buyurdu ki: “Önce birinci safı, ondan sonra onu takip eden safı tamamlayınız. Eksiklik son safta kalsın.”18

Bu saf düzeni Rasulullah (s.a.s) zamanından günümüze kadar böyle gelmiştir. Dini bilenler bu saf düzenini bozmazlar, bozamazlar. Çünkü dinde bu noktada bir açıklık yoktur. Ama dini devletten ayıranlar namaz saflarını da birbirinden ayırırlar. Bu onlar için normal bir hadise. Ama İslam inancına göre ne din devletten ayrılır ne de namazda ki saflar... Eğer ayrılır deniyorsa, açıkçası dini bilmedikleri gibi “saf” kelimesinin de manasını bilmemektedirler. Kelimenin manasını bilmeyen dini nerden bilsin?

İnsanların kafasını “Buna mecburuz” sözleriyle bulandırıyorlar. Halbuki dinde açık bir nokta yok, din tamamlanmıştır. Bu konuda dinimiz Cuma namazı ve cemaate gelmeme noktasında birtakım mazeretleri kabul etmiştir. Şimdi onları zikredelim:

   …İbn-i Abbas’tan rivayetle; o dedi ki:  “Rasulullah (s.a.s) dedi ki:

      ‘Kim munadiyi (yani ezan okuyan müezzini) işitirse, özürden (başka hiçbir şey) ona tabi olmayı engelleyemez. (Eğer böyle yapmaz, müezzinin çağrısına tabi olmazsa) o kıldığı namaz kabul olmaz.’

       Dediler ki: ‘Özür nedir?’ Rasulullah (s.a.s.) dedi ki: Korku ve hastalık’19

    Cemaatle namazı kılmama noktasında iki sebep Rasulullah (s.a.s) tarafında açıklanmıştır. O da korku  hali ve hastalıktır. Günümüzde hastalık halinin olması ihtimalinden hareket edilerek namaz saflarının arasında sıralananlar 1,5 metrelik bir mesafeyle sözüm ona saf yaptırılıyorlar. Evet burada bir saflık var! Ama dinin bizden istediği namaz safı değil!.. Eğer böyle bir korku hali varsa ya da hastalık bulaşma hali varsa müslümanların zarar görmemesi için cami cemaatleri dağıtılır. Herkese evlerinde namaz kılması telkin edilir. Ta ki bu hal geçinceye kadar… Yoksa imanı sağlam bir İslam müçtehidi bugün olanlara bunların yaptığıyla cevaz vermez!.. O zaman  Rasulullah’ın (s.a.s) mescide insanların toplanmaması veya sıkıntı zamanlarında yaptığı şeye müracaat edelim:

       …Bize Muhammed ibn Sirin’in amcaoğlu olan Abdullah ibn el-Haris tahdis etti: İbn Abbas (r.a.) yağmurlu bir Cuma gününde müezzine, ‘Eşhedu enne Muhammeden Rasulullah’ dediği zaman ‘Hayye ale’s-salati’ deme de onun yerine Sallu fi buyutikum (Namazınızı evlerinizde kılın)’ sözünü nida et, dedi. İnsanlar bundan hoşlanmamış gibi davrandılar. İbn Abbas ‘Bunu benden (çok) hayırlı bir zat yaptı. Çünkü Cuma kat’i farzdır (yani Hayya ale’s-Salati=Haydin namaza nidasıyla çağrılınca hemen icabet edip gelmek farz olur). Ben ise sizleri, çamur ve cil içinde yürümeniz sebebiyle günaha sokmak istemedim’ dedi.”20

    Bu uygulama, yerleşik zamanlarda olan uygulamadır. Yolculukta da benzer bir şeyi Rasulullah (s.a.s) uygulamıştır. Bu konuda şu hadisi okuyalım:

    …Bana Nafi tahdis edip şöyle dedi: “İbn-i Ömer (r.a) Dacnan’da iken bir gecede ezan okudu sonra Sallu fi rihalikum=Namazlarınızı olduğunuz yerlerinizde kılınız’ dedi. Daha sonra bize şunu haber verdi: Rasulullah (s.a.s.) seferde iken soğuk yahut yağmurlu bir gecede müezzine ezan okumasını ve ardından da ‘Ela sallu fi’r-rihal (yani: Haberiniz olsun, namazlarınızı olduğunuz yerlerde kılınız) diye nida etmesini emrederdi’ dedi.”21

Vehbe Zuhayli “Cuma ve cemaati terk etmenin özürleri” başlığı altında şunları zikreder: Aşağıda zikredilecek sebepler dolayısıyla Cuma ve cemaatle namazı terk etme konusunda kişi mazur kabul edilir:

1) Farz namazı kılmayı düşürecek dereceye gelmese de yağmurun verdiği güçlükte olduğu gibi, kişinin cemaate katılmasını zorlaştıran hastalık, Cuma ve cemaate katılmamak için özürdür. Hafif baş ağrısı, hafif ateş gibi hastalıklar özür olmayıp yukarıdaki hükme dahil değildir. Akraba olmasa da bakıcısı olmayan bir hastanın bakıcılığını yapmak ve benzeri  durumlar da bunun gibidir. Çünkü insanoğlundan zararı defetmek önemli işlerdendir.                

   Hastalığın özür olduğunun delili Allah Teala’nın “Sizin için dinde güçlük yapmadı.” (Hacc,78) ayetidir. Ayrıca Hz Peygamber (a.s) hastalanınca mescidden geri kaldı ve şöyle buyurdu: “Ebu Bekr’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın.” Bir hastalığın ortaya çıkmasından korkan kişi de Cuma ve cemaate devam etme konusunda özürlü kabul edilir. Çünkü İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (a.s) özrü, korku ve hastalık ile açıkladı. Hasta, yatalak, zafiyet sahibi, eli ve ayağı çaprazlama kesik yahut sadece ayağı kesik olan kimselerle felçli, çok yaşlı, aciz, âmâ kimseler için cemaate katılmak vacip değildir. Hanefilere göre âmâ kişi kendisini cemaate götürecek kişiyi bulsa da kendisine cemaat vacip değildir. Bu takdirde Hanbeli, Şafii ve Malikilere göre Cuma namazını terk etmek konusunda mazur kabul edilmez; fakat cemaatle namaza devam etme konusunda  mazur  kabul edilir. Bu husus aşağıda gelecek.

    2) Kendine, malına, şerefine bir zarar gelmesinden  yahut cemaate gitmekte zorluk verecek derecede bir hastalık gelmesinden korkmak. Bunun dayandığı delil, İbn Abbas’tan rivayet edilen şu hadis-i şeriftir: Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurdu: “Her kim ezan işitir de özürsüz olarak icabet etmezse namazı  makbul değildir.” Sahabe “Ya Rasulallah! Özür nedir?” diye sorunca Hz. Peygamber (s.a.s.) “Korku yahut hastalıktır” buyurdu. Bir zalimin zulmünden korkmak, fakir bir kişinin hapsedilme korkusu yahut fakir bir kimsenin alacaklısının kendisini yakalamasından korkması, çıplaklık, Allah veya kul hakkına binaen verilecek tazir cezası gibi terk edilmesi umulan bir cezadan korkmak, uzun müddet kaçtığı takdirde affedilmesi kabil olan iftira cezası ve kısasın uygulanmasından korkmak, hastalığın artmasından yahut iyileşmesinin gecikmesinden korkmak gibi sebeplerle Cuma ve cemaatle namaza katılmak vacip olmaz. Eğer hasta, binekli olarak yahut sırtta mescide getirilmesinden bir zarar görmezse yahut hastayı karşılıksız olarak bir kimse bineğine bindirirse yahut yüklenirse yahut âmâya yol gösterirse, Hanbeli, Maliki ve Şafii mezheplerine göre Cuma’ya gitmesi gerekir. Çünkü Cuma sık sık tekrarlanmamaktadır. Fakat cemaate gitmesi gerekmez. Sefere çıkan kimseye, arkadaşlarından ayrılma korkusu varsa, Cuma ve cemaat vacip değildir. Bu sefer, gezme niyetiyle olsa da durum aynıdır. Bunun gibi ocaktaki ekmeği veya ateşteki yemeği telef olması, kendisine kaybolmuş malın yerini söyleyecek olan birini bulma ve onunla görüşme fırsatını kaçırma korkusu gibi sebeplerle de kişi üzerine Cuma ve cemaate gitmek vacip değildir.

   3) Yağmur, çamur, şiddetli soğuk, öğle vaktindeki sıcak, gece şiddetli rüzgar, şiddetli karanlık durumları da Cuma ve cemaate gitmeme mazeretleridir. Dayandıkları delil İbn Ömer’den rivayet edilen şu hadistir: “Seferde Hz. Peygamber (s.a.s.) ile beraber bulunduğumuz zaman ve gece karanlık yahut çamurlu olunca münadisi ‘Namazı bineklerinizin yanında kılın’ diye ilan ederdi.” Kar ve dolu da yağmur gibi özür sayılır.

   4) Küçük ve büyük abdest bozma ihtiyacı: Küçük ve büyük abdest ihtiyaçlarının her ikisi yahut bunlardan biri. Çünkü bunlar namazı huzur içinde yerine getirmeye ve tamamlamaya engel olur. Canının istediği bir yemeğin hazır olması, şiddetli açlık, susuzluk da Cuma ve cemaate devam etmeme özürlerindendir. Bunların dayandığı delil, Buhari ile Müslim’de rivayet edilen “Yemeği tamamlayıncaya kadar acele etme” mealindeki hadise dayanmaktadır. Sefere çıkmaya niyetlenmek, kafileden ayrı düşmekten korkmak da mazeretlerdendir, yani gidecek olan arkadaşları ile beraber yolculuk yapmak için hazırlanmak. Seferin kendisi ise özür değildir. Uyku halinin ağır basması, zorluk çekmek de özürdür. Çünkü “Bir adam Muaz bin Cebel ile beraber namaz kılmaya başladı. Fakat namazı uzatması üzerine cemaatten ayrılıp tek başına kılmaya başladı. Adam bu durumu Hz. Peygamber (s.a.s.)’e haber verince buna karşı çıkmamıştır.” Fakat uyku basmasını gidermek için sabretmek ve kendisini zorlamak, öylece namazı cemaatle kılmak daha faziletlidir. Çünkü bunda cemaatin faziletine erişmek söz konusudur. Hanefiler bu mazeretlere şunu da eklemişlerdir: “Sadece fıkıh ilmiyle meşgul olmak da mazerettir.”

  5) Kokan veya kokusunu gidermek mümkün olmayan çiğ bir madde yemek. Mesela soğan, sarımsak... benzeri çiğ maddeleri yiyen kimse, bunların kokusunu giderinceye kadar cemaate gitmemelidir. Çünkü hem melekler hem de cemaat bu kokudan rahatsız olurlar. Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyuruyor: “Her kim soğan yahut sarımsak yerse bizden ayrı dursun, mescidimizden de ayrı dursun, evinde otursun.” Kasaplık yapan kişi ile benzer işlerde çalışıp bedeninden ve elbiselerinden çirkin kokular yayılan kişinin durumu da böyledir. Bu gibi insanlar cemaatten uzak kalmalıdırlar. Çünkü hadisteki uzaklaşma sebebi eziyet vermektir. Dolayısıyla eziyet veren her şey cemaatin arasına katılmaya engeldir. İnsanlara eza veren cüzzam ve alaca hastalıklarına yakalanan kimselerin durumu da böyledir. Soğan ve sarımsağa benzetilerek, insanların kendilerinden rahatsız oldukları bu gibi hastalıklarda cemaate yaklaşmaması gerekir.

   6) Bir yerde hapsedilmiş olmak da Cuma ve cemaate devam etmeme mazeretlerindendir. Bunun dayandığı delil, “Allah hiç kimseye gücünün yetmediğini teklif etmez” (Bakara 2/ 286) ayet-i kerimesidir.

   7) Şafiiler bu mazeretlere şunları da ilave etmişlerdir. Dükkanların tavanlarının su damlatması ve deprem, gece veya gündüz boyu devam eden sıcak, sam yeli, kaybolan bir malı araştırmak, gaspedilmiş bir malı geri alabilmek için koşmak, aşırı derecede şişmanlık, huzura engel olacak bir üzüntü, ölünün hazırlanmasıyla meşgul olmak, yolda yahut mescidde kendisine eziyet verecek birinin bulunması, zifafa girmek, imamın meşru ölçüleri taşacak şekilde namazı uzatması, yapılması lazım bir sünnetin tekrar edilmesi, imamın çok hızlı okuması, buna karşılık ona uyacak olanın çok yavaş okuması yahut imamın kendisine uyulması mekruh biri olması, cemaate gittiği takdirde kendisi için yahut kendisi sebebiyle başkaları için bir fitnenin vaki olmasından korkulması. İmamın namazı uzatması ve gerdeğe girmesi özürlerinde, Hanbeliler de Şafiileri teyit etmişlerdir. Hatta Malikilere göre gerdek sebebiyle altı gün müddetle Cuma ve cemaate devam mecburiyeti düşer. Yedinci gün ise meşhur olan rivayete göre düşmez. Hanbeliler, Şafiiler gibi şunları da ilave etmişlerdir: Kısas cezasına çarptırılan kimse ile kazif (iftira) cezasına çarptırılan kimse, eğer affedilmeyi umuyorsa özürlü kabul edilir. Çünkü kısas ile iftira cezaları kul hakkıdır. Fakat içki içmek, zina etmek gibi had cezaları ile hırsızlıktan ötürü el kesilmesi gibi Allah hakkı bulunan cezalara çarptırılan kimseler Cuma ve cemaate gitmeme konusunda mazur kabul edilmezler. Çünkü had cezalarında af söz konusu değildir. Fakat kısas cezalarında af söz konusudur. Hanefilere göre, cemaate gitmeyi düşürecek olan mazeretler özet olarak on sekizdir: “Yağmur, soğuk, korku, karanlık, hapis cezası, kör olmak, felçli olmak, çaprazlama eli ve ayağı kesilmiş olmak, hastalık, kötürüm olmak, yatalak olmak, çamur, zafiyet, yaşlılık, fıkıh ilmi okutmak, canının çektiği bir yemek hazır bulunmak, sefere çıkmak üzere olmak, hastaya bakmak, gece şiddetli rüzgar esmesi. Gündüzün esen şiddetli rüzgar ise mazeret değildir. Bir kimse cemaate gitmemeyi mübah kılan bir mazeret sebebiyle cemaate gidemezse, cemaat sevabını yine alır.”22    

Tamamlanmış dinin ilimleri, kemalete ermiş alimlerinin fetvaları budur. Korku ve hastalık varsa cemaat ertelenir. Bugün yaşadığımız da budur. Bugün ortaya konan bu yüzyılın bir bidatıdır. Bidat ile yapılan ibadetlerin kabul edilmeyeceği hatta bu amelin devamlı işlenen bir amele dönüşmesi noktasında kişinin tevbesinin kabul edilmeyeceği ifade edilmiştir. Bu konuda şu iki hadisi okuyalım:

     Enes (r.a)’tan: “Şüphesiz Allah bütün bid’at sahibi(leri)nin tevbesini kabul etmez.”23

Ebu Hureyre (r.a)’tan: Rasulullah (s.a.s) dedi ki: “Kim nefsinden veya hevasından bir iş ortaya koyarsa, Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin laneti onun üzerinedir. Onun farz ve nafile (amelleri) kabul olmaz.”24

Hadisin açık manasından anlaşılacağı gibi Rasulullah’ın (s.a.s) dininde olmayan bir ameli onun dinine yamamak bidattir ve bu bidati çıkaran ve uygulayanların farz ve nafile olarak yerine getirdikleri amelleri makbul değildir. Dinin belirlediği saf düzenini bozup sonra da namazı böyle kılan ve kıldıranların yaptıkları farz veya nafile amelin hiçbirisi kabul değildir.

 

 

Dipnotlar

 

 

  1. (Maide 5/3)
  2. (İbn Mace (1/67) Mukaddime Bab: 6 hdsno:43 & Elbani, Sahih-i Sunen-i İbn Mace (1/32) Mukaddime bab:6 hdsno: 41/43 sahih & Sunen-i İbn Mace (1/29) Mukaddime  bab : 6 hdsno: 43 Şuayb el-Arnavut hadis için “Sahih” demiştir.)
  3. (Veki bin Cerrah, K. Zuhd (3/843) bab: 72 Hdsno: 522 tahkikçi hadis için “İsnadı hasen” demiştir & Heysemi, Mevaridu’z-Zaman (1/85) K. İlim Bab:- Hdsno: 71 Lafız değişiklikleriyle isnadı sahihtir. & Heysemi, Keşfu’l-Estar an Zevaidi’l-Bezzar (1/ 88) K. İlim Bab:-Hdsno: 147)
  4. (el-Ahzab 33/36)
  5. (Ahmed b. Hanbel, Müsned (4/162) Hdsno: 17619 …Elbani dedi ki: “Hasendir.” & Ahmed b. Hanbel, Müsned (29/25) Hdsno: 17480 Şuayb Arnavut hadis için “Hadis zayıftır. İsnadında İbn Lehia vardır. O su-i hıfz’dır.” dedi. & Müsned / Fethu’r-Rabbani Tertibi (2/3556-7) hdsno:308/616  Süleyman Sarı hadis için “Sahih” demiştir. & Abd b. Humeyd, Müsned (1/235) Hdsno: 283 = Mustafa b. Adevi hadis için “Zayıf”  demiştir. & Darekutni, Sunen (1/84) K. Taharet bab: 40 Hdsno: 384 & Bezzar, Müsned  (4/167) Hdsno: 1332 & Beyhaki, Sunenu’l-Kubra (1/272-3) K. Taharet bab: - Hdsno: 778 & Hakim, Mustedrek (7/241) Marifetu’s-Sahabe Bab: 1971 hdsno: 5011 Şu lafızlarla: “…Ona  (Cibril’in -as-) ilk getirdiği vahyedilenler arasında abdestin nasıl alınacağını,  namaz  nasıl kılınacağının gösterilmesi ve İslam’ın  ona öğretilmesiydi.” İmam Zehebi Telhis’te bu hadis hakkında konuşmamıştır. & İbn Ebi Şeybe, Müsned (2/176) Hdsno: 661 = Kitabın tahkikçileri hadis için hasen li-ğayrihi demişlerdir. & Busuri, İthafu’l-Hayra (1/440) Hdsno: 849 İbn Ebi Şeybe’den nakille & Taberani, Mucemu’l-Evsat (4/536) Hdsno: 3913 Şu şekilde: “Şüphesiz Cibril’in Nebi (s.a.s)’e vahiyden indirdiği ilk şey ona abdesti öğretmekti. Nebi (s.a.s) abdestini bitirdiğinde eline su alır onu fercine serperdi.” Hasen bir hadistir. & Taberani, Mucemu’l-Kebir (5/85) hdsno: 4657. Zayıf bir senedle. & İbn Munzir, el-Evsat (1/348) K. Taharet Bab: - Hdsno: 152 & İbn Abi Asım, el-Ahadu ve’l-Mesani (1/201) Hdsno: 258-9 İki isnadda da İbn Lehia vardır. & İbn Mace ( 2/88) K. Taharet bab: 58 Hdsno: 462)
  6. (Abdulvehhab Şarani, Mizanu’l-Kubra (sf/274) çev: A. Faruk Meyan, Furkan y.)
  7. (İbn-i Mace Terceme ve Şerhi (2/642-3) Haydar Hatiboğlu, Kahraman y.)
  8. (Ebu Davud (3/41) K. Salat Bab: 96 hdsno: 677)
  9. (Tirmizi (1/177-8) Ebvabu’s-Salat bab: 173 Hdsno: 234 Hasen-sahih)
  10. (Rağıb el-İsfahani, Mufredat (sf/850) çev: Yusuf Türker, Pınar y.)
  11. (Saf/4)
  12. (İmam Suyuti, ed-Durru’l-Mensur (14/413-4) Çev: Hasan Yıldız. Ocak y. & İmam Suyuti, ed-Durru’l-Mensur (14/447) tahkik: Abdullah  Abdulmuhsin et-Turki )
  13. (İbn Munzir, el-Evsat mine’s-Sunen ve’l-İcma’ ve’l-İhtilaf (4/201) Cemau ebvabu’s-Sufuf  bab: hdsno: 1968 nolu hadisin ardından 2. Bsm 2010/1431 Daru’l-Felah bsk)
  14. (Ebu Davud (3/31) K. Salat Bab: 93 Hdsno: 667)
  15. (İmam Ebi Yusuf, Kitabu’l Asar(1/188) Seferilik Bahsi Bab:- hdsno: 161, Kayıhan y.)
  16. (İmam Muhammed, Kitabu’l-Asar (Sf/65) Tahkik: Hadice Muhammed Kamil, 2005, Daru’l-Kutubu ve’l-Vesaiki’l-Kavmiyye, Kahire/Mısır.)
  17. (Nesai, Sunen (2/491) K. İmamet bab: 31 Hdsno: 819)
  18. (Ebu Davud (3/34) K. Salat bab: 93 hdsno: 671)
  19. (Beyhaki, Sunenu’l-Kubra (4/208) K. Salat Bab:- Hdsno:5150-1. & Ebu Davud (2/377) 2. Salat Bab: 46 Hdsno:551 & Tergib ve Terhib (1/348) Hdsno: 604 & Kenzu’l Ummal (7/286) Hdsno:20990 & el-Fethul-Kebir (2/422) Hdsno:11908 & Hakim Müstedrek (sh:188) 5. K.İmamet ve cemaatle namaz 353- Kim nidayı işitir, özrü olması hali başka, gelmezse, onun namazı yoktur. Hdsno: 931)
  20. (Buhari (2/867) 11. K.Cuma  Bab:  hdsno:24 & Müslim (4/116) 6. K.Salatil-Musafirine ve Kasriha Bab: 3 Hdsno:29-30 &Abdurrezzak Musannef (1/372) K. Salat Bab: 83 Hdsno: 1927. Son bölümü yoktur. Bknz & İbn Huzeyme (3/180) K.Cuma Bab: 119 Hdsno:1864 & İbn Huzeyme (3/180) K.Cuma Bab:120 Hdsno:1865 & İbn-i Ebi Şeybe Musannef (2/60) 4. K.Cuma Bab: 72 Hdsno: 3 & Beğavi Şehu’s-Sunne (2/373) K. Salat Bab:- Hdsno:800 nolu hadisin hemen ardından. Ruviye=rivayet edilir ki, lafzıyla gelmiştir. Bknz. & İbn-i Mace (3/219) 5. İkametu’s-Salat Bab: 35 Hdsno: 939 & İbn-i Kesir, Camiu’l-Mesanid ve’s-Sunen (32/32) Hdsno:3373 =>Bir münadiye yağmurlu günde şöyle demesini emretti: “Namazları bulunduğunuz yerde kılın” & Kenzul-Ummal (8/146) K. Salat Cemaat(e katılmama) özürleri Hdsno: 23052 & Ebu Davud (4/151) 2. K.Salat Bab: 207-8 Hdsno: 1066 & Rudani, Cem’ul-Fevaid (1/275) Hdsno: 1859)
  21. (Buhari (2/676) 9. K.Ezan Bab: 18 Hdsno: 29 & Müslim (4/112-114) 5. K.Salatul-Misafirin ve Kasriha Bab: 3 Hdsno: 22-3-4 & Beyhaki, Sunenu’l-Kubra (4/198) K. Salat Bab:- Hdsno:5122-3 & Beğavi, Şerhu’s-Sunne (2/371-2) K. Salat Bab:-Hdsno:798-9 & İbn-i Hibban (3/258-9) K. Salat Bab:- Hdsno:2074 & İbn-i Mace (3/218) 5. İkametu’s-Salat Bab: 35 Hdsno: 937 =>Biraz farklıdır bknz. & Ebu Davud (4/147) 2. K.Salat Bab: 207-8 Hdsno: 1061-2 & Darimi (3/96) K. Salat Bab: 55 Hdsno: 1278 & Nesai (2/394) K. Ezan Bab: 17 Hdsno: 654 & Humeydi, Müsned (1/559) Hdsno: 717 & Ebu Ya’la (5/127-8) Hdsno: 5647. Hadisin son kısmı mevcuttur & İbn Huzeyme (3/80-1) K. Salat  Bab: 101 Hdsno: 1658 & Ahmed bin Hanbel (2/5) Hdsno: 4478 & Şafii, Müsned (1/294) 2. K.Salat Bab: 59 Hdsno: 267. Baş kısmı ve seferde olduğu belirtilmeden yapılan bir rivayettir. Bknz & Kenzul-Ummal (8/146) K. Salat/Cemaat(e katılmama) özürleri. Hdsno: 23053)
  22. (İslam Fıkıh Ansiklopedisi (2/286-288) Çev. Ahmed Efe vdğ. Risale y.)
  23. (Elbani Silsiletu’l Ehadis-i Sahiha (4/104) Hdsno: 1620)
  24. (Müsned-i İshak b. Rahuveyh (Sh:173) Hdsno: 395 & Ahmed b. Hanbel, Müsned (2/267) Hdsno: 959. Şuayb el-Arnavut hadis için “Hadis sahihtir” demiştir. Hadis, Ali (r.a)’tan gelmektedir.)

 

 

                

   

 

 

 

 

     

 

 

    

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul