05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Ruhların Saydam Kıyafeti
Ruhların Saydam Kıyafeti

Ruhların Saydam Kıyafeti Yusuf İslam ÖZMEN

Yeryüzüne hayat kaynağı olarak inen iki şey vardır: Bunlardan biri su olup yaratılışın ve aynı zamanda yaşamın devamı için en büyük etkendir. Diğeri ise peygamberlere indirilen vahiydir. Suyun görevini ve yeryüzündeki ulviyetini şu ayet bizlere özetliyor: “Rahmetinin önünden rüzgârları müjde olmak üzere gönderen O’dur. Nihayet bunlar ağır yüklü bulutları kaldırınca Biz onu ölmüş bir yere süreriz ve ondan su indiririz. Su ile ürünün her türlüsünü çıkartırız. İşte Biz ölüleri de böyle çıkartacağız, umulur ki düşünüp öğüt alırsınız.”1 Suyu içen ağaç ve bitkiler, kendi kalıp ve özelliklerine göre sudan minerallerini almış olurlar. Ve bundan sonraki süreçte, suyu emen her şeyin bir amaç ve bir karakter ile yeryüzündeki ahlâklanmasına şahit oluruz. Her canlı kendine yakışanı yapmıştır. Kimi el ayasını geçmeyecek şekilde bir ot kimi ulu bir çınar olurken, bazısı meyve ağacı bazısı da bir kaktüs olarak canlılığını ispat eder. Su aynı su, fakat topraktan yeşerenler farklıdır. Suyu şeffaf kılan şöyle buyurur: “Yeryüzünde birbirine bitişik birçok parçalar, üzüm bağları, ekinler ve çatallı-çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir su ile sulanır. Ama lezzetçe onları birbirinden ayrı kılmışızdır. Şüphesiz bunlarda, aklını kullananlar için ayetler vardır.”2

Suyun hayat içerisinde nasıl bir yer kapladığını az da olsa görmüş ve tatmış olduk. Nasıl ki su, vücutların hayat kaynağı ise kalplerin de bir hayat kaynağı vardır ki, o da Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerîm’dir.

Su yeryüzünü, hidrojeni ve oksijeni ile nasıl terbiye edip ahlâklandırıyorsa, Kur’ân da mü’minleri terbiye edip gönüllerindeki hastalıklara şifa olur. Allah (c.c.) şöyle buyurur: “Kur’ân’dan, mü’minler için rahmet ve şifa olanı indiririz. Zalimler için ise ancak hüsranı artırırız.”3 Ve başka bir ayette “Rabbinizden size indirilene uyun, O’ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz”4 denmiştir. Kur’ân, Müslümanları güzel ahlâk sahibi ve aziz birer kul hâline getirir. Rasule (s.a.s.) itaat seviyesinde ahlâk güzelleşir, çünkü Peygamberin ahlâkı Kur’ân-ı Kerîm’di.5 Allah Teâlâ, rasulü için şöyle buyurur: “Ve elbette sen, yüce bir ahlâk üzeresin.”6 Yine Yüce Allah, kitabında şöyle beyân eder nebîsini: “Andolsun ki sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü ümit eden ve Allah’ı çokça anan kimseler için Rasulullah’ta güzel bir örnek vardır.”7 Ayetin tefsirinde imam İbn Kesîr şöyle der: “Bu ayet-i kerime, sözlerinde, davranışlarında, hâl ve hareketlerinde Allah Rasulü (s.a.s.)’e uymak hususunda pek büyük bir delildir. Bundan dolayı şanı yüce ve mübarek olan Allah, Ahzab gününde sabrı, sabrı teşvik etmesi, ribatı, cihadı, Rabbinden kurtuluşu beklemesi hususlarında Nebi (s.a.s.)’e uymalarını emretmektedir.”8 Müslümanın ahlâkî yapısını oluşturan kaynaklar, Allah’ın kelamı  Kur’ân-ı Kerîm ve peygamberlerin sonuncusu Muhammed (s.a.s.)’dir.

A) AHLÂK NEDİR?

Ahlâk, bir topluluk içinde yaşayan insanların davranışlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla oluşturulmuş eylem kuralları, normlar silsilesi ve değer sistemidir. Ahlâk bize, belirli bir toplulukta neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler. Kur’ân-ı Kerîm’de ‘ahlâk’ kelimesi doğrudan geçmemekle birlikte iki yerde9 ‘hulk’ kelimesi geçmektedir. Bununla birlikte Kur’ân’da ahlâk ile ilgili pek çok kelime ve kavram yer almaktadır. İmam Kurtubî (rh.a.)  el-Mufhim adlı eserinde şöyle diyor: “Ahlâk, insanın başkası ile ilişkilerinde sahip olduğu niteliklere denir. Bu nitelikler övülen ve yerilen kısımlara ayrılır: Övülenler, özetle, kendi aleyhine dahi olsa başkasının yanında yer alarak kendindeki hakkı alıp vermek; fakat kendi nefsin için başkasından hak istemeye kalkışmamaktır. Bunun etraflı şekilde dökümü de şöyledir: Affetmek, hilim, cömertlik, sabır, tahammül, merhamet, şefkat ve sevgi göstermektir.”10

B) FELSEFÎ BİR YAKLAŞIM

Gazzâlî’nin insanın yapısını incelerken ele aldığı ruhî ve mânevî cephe büyük önem taşımaktadır. İmtihan için bu dünyada bulunan insanın nefis ve ruh bakımından iki imtihan konusu bulunmaktadır: Eğer ruh bedenden soyutlansaydı, ondan kötülük doğmazdı. Oysaki ahlâkî yargılar iyi ve kötü olarak vardır. O hâlde ahlâkî hayat, insanın ruh-beden varlığı olmasının bir sonucudur. Gazzâlî nassa dayanan gelenekçi ahlâk ile felsefî ahlâkı, bir de tasavvufî ahlâkı birbirine yaklaştıran, hatta bunları geliştiren sentezci bir ahlâk anlayışını savunmuştur. Gazzâlî’nin orta yol ahlâk anlayışı, güzel ahlâk, hikmetin kemâli, gazap ve şehvet güçlerinin orta yolunu ifade eder. Orta yol ise Allah’ın lütfettiği peygamberlerde ve mücadele ve riyazetle güzel huyları elde edenlerde ortaya çıkar. Ahlâk aynı zamanda eğitim yolu ile de değişebilir.

1- Değerleri Mutlaklaştırma Zorunluluğu

Eğer ahlâkî değerler, insanüstü bir otoriteye dayandırılmazsa mutlak olma niteliğini kaybeder. Zira genellikle egoist tabiata sahip olan insanlar, kendilerinin ve başkalarının eylemlerini öncelikle kendi yararları açısından değerlendirirler. Bu durumda ahlâkî eylemden beklenen fayda izâfî ve öznel olduğundan, değerler de dolayısıyla öznelleşmiş olur.

2- Otorite Zorunluluğu

Yükümlülüklerin arkasında insanüstü bir otoritenin kabul edilmemesi durumunda bir otorite boşluğu ve hüküm anarşisi doğar. Çünkü hüküm yetkisi aşkın bir otoriteye bağlanmazsa, insanların birinin diğerine göre daha fazla üstün olmamasından ötürü her insanın bir başkasına görev yüklemesi olağandışı değildir.11

C) KİRLİ KIYAFETLERİN PORTRESİ

21. yüzyıl, tevhid göstergelerinin aşağıya doğru indiği, şirk sayaçlarının ise yükseldiği bir dönemdir. Allah korkusunun bittiği veya sahteleştiği, dünya hayatının geçici olduğundan gâfil olanları barındıran, duyguların, gerçek sevgi ve merhametin teknoloji ile bastırılıp sahteleştiği ve müstekbirlerin dünya toplumlarını uyandırmamak için ceplerine akıllı cihazlar yerleştirip insanlar ile istihzâ edercesine akılsızlıkla itham ettikleri ve bu sayede genç kitleleri yeryüzünde etkisiz hâle getirdikleri bir dönem.

Allah’ın kanunları ile sevk ve idare edilmeyen toplumların en büyük ahlâkı şirktir ve şirk büyük bir zulümdür.12 Müslümanlar, bu durumdaki insanları görmektedir. Toplumun erkekleri İslâm dininin belirttiği erkek vasıflarından soyulmuştur. Ve toplumun kimi gençleri birer homo hâline getirilip sokaklara dökülmüş ve gerek bedeni gerekse ruhu zedeleyecek zararlı maddelere alıştırılmış; batıl inanç ve pornografik görüntüler evinden dışarı çıkmayan gence bile internet aracılığı ile empoze edilmiştir. Buradan anlıyoruz ki, şirk lekesi ile kirlenmiş toplumların en büyük ahlâkı hayâsızlıktır. Kadın ve genç kızlara ise “Açılın, saçılın, ne kadar açılırsanız o kadar özgürsünüz” denmiştir. Bilakis ruhların yaratıcısı çıplaklığı örtmüş ve Hz. Âdem’i elbiseli olarak yaratmıştır. Demek ki elbise, insan olmanın madalyasıdır. Acayip bir hâldir ki, elbiseleri çıkaracak kadar tutsak (özgür) olmalarına rağmen hâla sokaklara kızlı-erkekli dökülerek “Kadın Hakları” veya “Özgürlük!” nidaları atmaktadırlar. Bunların sebebi, kadına ve erkeğe gerçek ölçülerinin verilmemesidir. Doğal olarak gerçek değerler ait oldukları yere konmadıkları için bir zulüm gerçekleşmiş, zulmeden de zulmedilen de her biri zalim olmuştur. İşte bu kitlelerin mutsuzluk ve tatminsizliklerinin sebebi Rahman’ın zikrinden kaçmaları ve yüz çevirmeleridir. Allah Teâlâ bu hakikati şöyle beyan ediyor: “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse bilsin ki, onun dar bir yaşamı olur ve kıyamet gününde biz onu kör olarak haşredeceğiz.”13

İşitmekle mükellef olanlar, gerek sesli gerek sessiz, fiilî ve sözlü olarak ruhları emrinde tutana çağırılırken, kendilerince sebepler üreterek bir türlü hâkimiyeti Allah’a yakıştıramamaktadırlar. Çünkü işlenen ameller onlara süslü gösterilmiştir. Yüce Allah’ın şu ayeti tam da bundan bahsetmektedir: “…Ve böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kabul ederler. Kötü işleri onlara süslü ve güzel gösterildi. Allah kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez.”14 Hz. Nuh (a.s.) kavmine tebliğ yaparken şöyle seslendi: “Ne oluyor ki siz, büyüklüğü Allah’a yakıştıramıyorsunuz? Hâlbuki O, sizi merhalelerden geçirerek yaratmıştır.”15 Allah (c.c.), insana değer verdiğinden ötürü onu aşamalardan geçirerek yaratmış, ona sûret vermiş ve şerefli kılmıştır.16 Lakin insanoğlu, O’na yaklaşmak için merhaleler aramaktan yana biçare ve aciz kalmıştır.

D) YAŞLANMAYAN RUHLARIN AHLÂKÎ DİZAYNI

Mu’az b. Cebel (r.a.) dedi ki: “(Yemen’e vali olarak giderken) Ayağımı üzengiye koyduğum zaman Rasulullah (s.a.s.)’in bana son tavsiyesi şu oldu: ‘Ey Mu’az b. Cebel! İnsanlar için ahlâkını güzelleştir.’”17 Allah Teâlâ da kullarını güzel ahlâklı olmaya kitabında teşvik etmiş ve bu konuda kullarına açıklamada bulunmuştur. Şöyle beyân ediyor Rabbimiz: “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden de yüz çevir.”18 Ca’fer es-Sâdık’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kur’ân’da güzel ahlâkı bu ayetten daha fazla bir araya getiren başka bir ayet yoktur. Şöyle ki, insanın kuvvelerine göre ahlâk, aklî, şehevî ve gadâbî olmak üzere üç kısma ayrılır: Aklî ahlâk, hikmettir. İyiliği emretmek de onun bir parçasıdır. Şehevî ahlâk, iffettir. Af yolunu tutmak da onun bir cüz’üdür. Gadâbî ahlâk, cesarettir. Cahillerden yüz çevirmek de onun bir bölümüdür.”19 Bu ayetten yola çıkarak, Müslümanın ahlâkî yapısını oluşturacak dört temel ilkeyi anlatalım:

1- Merhametli Olmak (Bağışlayıcı Olmak)

Rağıb el-İsfahânî şöyle der: “Rahmet, merhamete muhtaç olan kimseye iyilik yapmayı gerektiren bir hassasiyet ve duyarlılıktır.”20 İnsanlık rahmet ile yaratılmıştır, yaratıldığı günden bu yana devamlı olarak Allah’ın bağışlamasına maruz kalmaktadır. Hatta ebediyete uğurlanırken rahmet temennileri ile uğurlanmıştır. Âdemoğlunun rahmet ahlâkı ile ahlâklanması, günümüzde en fazla muhtaç olduğumuz şeydir. İslâm ehli kişiler ise, kendi şahıslarına yapılan hakaretleri veya haksızlıkları aynı Rasulullah (s.a.s.) gibi affetmeli, gerek din kardeşlerine gerekse ebeveynine rahmet kanatlarını germeli, af yolunu tutmalı ve onlara karşı alçak gönüllü olmalıdır. Allah Teâlâ, rasulünü şöyle tanımlıyor kitabında: “Andolsun ki kendinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. Size çok düşkündür. Mü’minlere oldukça şefkatli ve merhametlidir.”21 İnsan neden merhametli olmayacak, neden bağışlamayacak ki? Eşi, ortağı ve bir benzeri olmayan Yüce Allah’a kızlar ve oğullar nisbet ediliyor, putlar ve insanlar kendisine denk tutuluyor, vahyine sırt çevriliyor ve dahası… Ama yine de O, çok merhametli ve bağışlayıcı olduğunu söylüyor ve kullarını tevbe etmeye teşvik ediyor. Şu ayetler bunu ne de güzel özetler: “Andolsun ki, ‘Meryem oğlu Mesih hakikaten Allah’ın kendisidir’ diyenler kâfir oldular.” İki ayet sonra ise Rabbimiz “Hâlâ Allah’a tevbe etmeyecek ve O’ndan mağfiret dilemeyecekler mi? Hâlbuki Allah, günahları bağışlayan, mağfiret edendir”22 buyuruyor. Allah Teâlâ, yüceliğine ve hiçbir şeye muhtaç olmamasına rağmen bu kadar bağışlayıcıyken, bağışlananların af yolunu tutup şefkatli ve merhametli olması, uğrunda azim gösterilmesi gereken işlerdendir.

2- Sabırlı Olmak

Said Havva (rh.a.) şöyle der: “Sabırla şükür arasında, tıpkı nimet ile külfet arasındaki gibi bir alâka vardır. İnsan bunlardan uzak değildir. Amel ile olan şükür, amele karşı sabırla mümkündür.  Bu nedenle sabır üç çeşittir: Taate sabır, mâsiyete ve belalara karşı sabır. İşte hayatın tamamı bunlardan meydana gelir. Zira imanın hiçbir makamı yoktur ki, sabır onun esasını teşkil etmesin.”23

Sabır, Allah’ın ayetlerini anlamak için Rabbin hediye ettiği bir anahtardır. “Görmez misin ki, gemiler denizde Allah’ın nimetiyle akıp gider. Böylece size ayetlerini gösterir. Bunlarda pek sabırlı ve çok şükredenler için ayetler vardır.”24 Gemilerin denizde yüzmesi bir ayet ise hayatın zamanda yüzmesi de bir ayettir. Sabrın tanımlanması, ancak ilk günden bu yana hep aynı şeylerin deveran etmesi ve Yaratıcının insanları son güne hazırlamasıyla mümkündür. Allah’ın ayetlerini anlamak, O’na yaklaşmak ve akabinde hayra vesile olabilmek için sabırlı olmak işlerin en güzelidir. Evet, sabrın en zor kısmı ise günah işlememeye karşı gösterilen sabırdır. Sabır, bir tohumun toprakta çatlayıp yeşermesine ve zamanla büyüyüp dallı budaklı olmasına benzer. Sabır acı verebilir, ruha değil de belki nefse. Tıpkı tohumun, ağaç olana kadar toprağın canını yakması gibi…

3- Hayâlı Olmak

Hayâ duygusu, utanmayı, çekinmeyi ve beri durmayı ifade eder.25 Peygamber (s.a.s.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Yüce Allah hayâlıdır, ayıpları örter, hayâyı ve örtünmeyi sever, onun için biriniz yıkandığında örtünsün.”26 Utangaçlık ve çirkin utanmazlıklardan el çekme duygusu günümüzde pek az rastlanan durumlardandır. Müslümanlar, Allah’ın şu ayetini iyice tefekkür etmeli ve tedebbür ile yaklaşmalıdırlar: “Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın!”27 Zira meşru olmayan şehevî arzu ve tutkular insanı çıplak hâle getirir, gerek maddî gerekse mânevî. İmam Şafii (rh.a.) bir şiirinde şöyle der: “Bırak arzularını; zira arzu edilen şeyler, nefisleri ayıplanacakları yere sevk eder.”28 Kişi, Allah’a itaat ettiği oranda hayâlı, şeytana itaat ettiği oranda hayâsız olur. Çünkü şeytan, “hayâsızlığı ve kötülüğü emreder.”29 Genç Müslümanlar, iffeti elde etmek adına hem kalabalıkta hem de tenhada hayâ duygusunu elden bırakmamalıdır. Hayâ bulaşıcı bir ahlâktır. Umulur ki ahlâkı hayâsızlık olan toplumlara, genç nesiller bu hayâ duygusunu aşılayacaktır.

4- Şecaat (Cesaret) Sahibi Olmak

Sözlükte ‘cesaret, yiğitlik, kahramanlık’ gibi anlamlara gelir. Mü’minler Rasul (s.a.s.)’in getirmiş olduğu bu pâk dini yaşar ve yaşatır. İnsanları meniden et hâline getiren amaca davet ederken korkmamalı; bu yüce davanın cesur fertlerinden olup insanlardan değil de kusurları için Allah’tan korkmalıdır. “O hâlde insanlardan korkmayın, Benden korkun.”30 Bedenlerinin ütüsü bozulup yaşlansa da ebedî yaşayacak olan ruhlar bilmelidir ki cesaret, yumrukların rakibe karşı aldığı ivmede veya tüm cam ve kapılar kapalıyken dışarıdan kükreyen kedinin yaptığı değildir. Asıl cesaret, korkularının üzerine gidip sonuçlarını düşünmeden ve ölümle beraber son ahvâlinden emin olmadan selamet yurdu için mücadele etmektir. Bu yiğitlik, iman ve hidâyetin semeresidir. “Doğrusu onlar, Rablerine inanmış genç yiğitlerdi.”31 Zamanında kör bir adamın bilmeden uçuruma gitmekteki cesaretini İslâm için daha fazla göstermeli ve davetini yapmış olduğu dinin şükrünü eda edemeyeceği kadar kıymetli olduğunu bilmelidir. Çünkü öyle bir hakikate ve öyle bir güzelliğe davet edilir ki insanlık, eğer kabul edilecek bir mercî olsaydı ücretlerini takdim ederlerdi: “Bunu için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbine aittir.”32 Tüm cesaretiyle hidâyete çağrı yaparken, insanlardan da bir beklenti içinde olmayıp hüsn-ü zan ile Rabbine müracaat etmeli ve O’nun katındaki güzellikleri ümit etmelidir.

Yine İmam Şafii (rh.a.) bir şiirinde şöyle der:

“Denedim insanını dünyanın

Sabah sabah cimrilikle dolu deriler yürüyordu,

Başka bir şey görmedim; sonra

Kanaat kınından bir kılıç çektim, keskin tarafıyla onlardan ümitlerimi kestim.”33

  1. A’râf Suresi/57.
  2. Ra’d Suresi/4.
  3. İsrâ Suresi/82.
  4. A’râf Suresi/3.
  5. Ahmed bin Hanbel, Müsned, V,163.
  6. Kalem Suresi/4.
  7. Ahzab Suresi/21.
  8. İbn Kesir Tefsiri, c. 8, sh. 527.
  9. Kalem Suresi/4, Şuara Suresi/137.
  10. Bkz. İmam Kurtubî, El-Mufhim.
  11. Bkz. Gazzâli, Ahlâk Kitabı.
  12. Lokman Suresi/13.
  13. Tahâ Suresi/124.
  14. Tevbe Suresi/37.
  15. Nuh Suresi/13-14.
  16. İsrâ Suresi/70.
  17. Muvatta, Güzel Ahlâk Kitabı, Hds. 1.
  18. A’râf Suresi/199.
  19. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, c. 9, sh. 144.
  20. Müfredat, r-h-m, sh. 395.
  21. Tevbe Suresi/128.
  22. Maide Suresi/72,74.
  23. Said Havva Külliyatı, c. 5, sh. 362.
  24. Lokman Suresi/31.
  25. Râğıb el-İsfahânî/306.
  26. Bkz. Ahmed, Müsned, c. 4, sh. 224.
  27. A’râf Suresi/27.
  28. Divan, İmam Şafii’nin Şiirleri/228.
  29. Nur Suresi/21.
  30. Maide Suresi/44.
  31. Kehf Suresi/13.
  32. Şuara Suresi/109.
  33. Bkz. Divan, İmam Şafii’nin Şiirleri.
Yazar:
Yusuf İslam ÖZMEN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul