24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / ALLAH İLE ALDATMAK VE ALDATILMAK
ALLAH İLE ALDATMAK VE ALDATILMAK

ALLAH İLE ALDATMAK VE ALDATILMAK Recep ARSLAN

           

       Allah ile aldatma insanın yaratılmasıyla başladı. Her insan da yeryüzüne imtihan için gönderildiği anda bu aldatma ve aldatılma başladı. Tarih boyunca siyaset ve din adına Allah ile aldatanlar, aldatılanlar tarafından dokunulmaz, eleştirilmez, sorgulanamaz olarak görüldüler. Böylece aldatmaları daha da kolaylaştı. Aldatma o kadar ileri gitti ki, hâkimiyeti Allah’tan alıp insana verecek kadar... Allah ile aldatanlar Müslümanı İslam’la ve Müslümanlarla aldatıyorlar. İnfak, zekât ve sadaka toplayıp cennet vaadiyle aldatırlar. Siyasi yollar oluşturup, din ile de süsleyip aldatırlar. Hayata hükmeden, yaşanılması gereken Kur’an’ı sadece okunan kitap haline getirirler ve bunun yeterli olduğu bakışı vererek aldatırlar. Ehl-i kitabın din adamları gibi kitaptan habersiz olan İslam toplumunu istedikleri gibi Allah’la, kitabıyla ve peygamberiyle aldatırlar. İnsanı aldatmak için Allah’ın araç olarak kullanılması sapmanın son noktasıdır. Aldatma ve aldanma anlamında (ğurûr) Kur’an’da 20 kez geçer.

       Allah ile ilk aldatan şeytandır. Sonra şeytanın yolunda olanlar din adına ve siyasi alanlarda Allah ile aldatmaya ve toplumlarda aldatılmaya devam etmektedirler. Allah ile aldatma o kadar sinsi ve gizli ki, hakka uymayan, istişare etmeyen ve mü’minlerden ayrılanların aldatılması kaçınılmazdır. En azından risklidir. Tarih boyunca Allah ile ve haktan diye aldatanlar dünya menfaatleri kazanırken, aldatılanlar da sadece âhiret menfaati beklerler. Allah ile aldatma ve aldatılma asıl âhiret kurtuluşu va’detmedir. Hz. Âdem’i şeytan cennetten çıkartırken, Allah’ın yasağını çiğniyor bakışı vermedi.

       Şeytanın aldatamayacağı insan yoktur.

       “Şeytan o ikisine, kendilerine görünmeyen avret yerlerini onlara açığa çıkartmak için vesvese verdi ve dedi ki: ‘Rabbiniz size bu ağacı sadece ikiniz de melek olmayasınız veya (cennette) ebedi olarak kalanlardan olmayasınız diye yasakladı.’ Ayrıca o ikisine, ‘Şüphesiz ki ben size nasihat edenlerdenim’ diye yemin etti.” (Âraf/20-21)

       Rabbimiz nice ayetlerde şeytanın apaçık düşman olduğun bildirmiştir. Rabbimizin bu uyarısını insan unutmakta, şeytanı bilip yokmuş gibi yaşamaktadır. İnsan, şeytanın aklı, iradesi ve vicdanı üzerindeki etkisini unutmakta ya da bilmemektedir. Bir peygamberi cennetten çıkartacak kadar insan üzerinde etkili olduğunu bilir; kendisi üzerindeki etkisini unutur. Şeytan Hz. Âdem’i cennetten çıkarttı, insanoğlunu da cennete giden yoldan çıkarttı. Cennetten etti. Hz. Âdem geçici cennetten olurken,  sonradan aldatılanlar ebedi cennetten oldular. Şeytanın Hz. Âdem’e ebediyen cennette kalacaklarını ve günah işlemeyen melek gibi olacaklarını yeminle ve nasihatçı olarak söylediğini bildirir. Şeytanın yolunda olan siyasi ve din adına konuşanlar da ebedi cennet va’dederler,  kesin şefaat garantisi verirler. Birkaç ibadetle, kalp temizliğiyle, sözle yapılan tesbihatlarla günahsız olacaklarını ve ebedi cennette olacaklarını yeminle bildirirler ve onlara nasihat ettiklerini söylerler. Şeytan dün Hz. Âdem’e tam da böyle bir vaade bulunmuştu, bugün de Âdemoğullarına aynı vaatlerde bulunmaktadır.

       Dünyadayken kesin cennet garantisi ve her ne yaparlarsa yapsınlar melek gibi günahsız olacakları bakışı verirler. Allah ile aldatanlar nice şirk ve haramlar içindeki insanlara melekmiş bakışı verirler ve kesin cennet va’dederler. Peygamberler dahi bu kadar rahat olamamışlardır. Yarın garantisi veren, gayptan haberi olduğunu ve Allah katında makamı ve yetkisi bulunduğunu iddia etmiştir.

“De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Yarın bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Ve ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Ahkaf/9) Peygamber, yarınından ve ashabından ahiret noktasında bilgi sahibi değil, ahiret için vaatlerde bunmuyor ve sadece vahye uyduğunu, hakkı hatırlatmakla görevli olduğunu bildiriyor. Yarından garanti verip de Allah ile aldatmıyor. Kızına dahi Allah’a itaat etmesini, yarın ona yardım edemeyeceğini bildirirken ve bunu da herkes bilirken, din adamları tarafından bunca aldatılmaların izahı zordur.

       “Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. O çok aldatıcı  (şeytan) da sakın sizi Allah ile (O’nun affı ile) aldatmasın.” (Fâtır/5)

        Yeryüzüne imtihan için gönderilen insana siyasi alanda dünya rahatı için ve din adına da ahiret rahatı ve kurtuluşu va'dedenler oldu ve olacaktır. Dünya nimetini ve ahiret kazanımını, ancak yaratıcı olan vaatte bulunabilir. Dünya hayatını çok sevmek, Allah ile aldatılmaya sebep olacaktır. Rabbimiz ayetinde, doğru vaat bana aittir, sakın dünyalıklar ve dünyaya çağıranlar sizi aldatıp da ahireti unutmayın, hatırlatması yapar. Allah’ı, kitabını ve peygamberinin örnekliğini, ahiret vaatlerini unutanlar aldatılmaya adaydırlar. Hedefini Allah’ın belirlemediği ve örneği hayatın tüm alanlarında Allah’ın Rasulü olmayanlar, şeytan ve yolunda olan siyasiler ve din adamları tarafından aldatılmaya mahkumdurlar. Allah ile hüküm yarışına giren ve kendi yönetimini kendileri belirleyenler ve bunu İslam adına yapanların çoğu Allah ile aldatmış ve aldatılmışlardır. Allah ile kitabı ve peygamberiyle ve İslam adına aldatılmak! Ne kadar şirk, küfür ve haram işlenirse işlensin kurtuluşu garanti görmek ciddi bir aldatılmışlığın sonucudur. Bugünden ahiret için kesin kurtuluş va'dedenler Allah’a ve Rasulüne yalan isnad etmişlerdir. Ayrıca peygamberler ve yolunda olanların nice emeklerini, mücadelelerini yok saymışlar, emek ortaya koymadan onlarla aynı cennette olacaklarını iddia etmişlerdir. İnsanın dünya ve ahiret hayatının sevk ve idaresini Allah ile paylaşmaya kalkanlar, Allah ile aldatanlardır. Ahiret kurtuluşunu sadece Rabbimiz va’dedebilir.

       Allah ile aldatanlar, şeytan gibi, aldattıklarını ateşe götürmektedir.

        Hâkimiyeti Allah’tan alıp kendilerine verenler ve onları savunup destekleyenler, birbirlerini ateşe çağırmaktadır. Niceleri de vazifeleriymiş gibi bunları temize çıkarma çabasındadırlar.

       “Şüphesiz ki şeytan, sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman edinin. O kendi taraftarlarını ancak alevli ateşin ehli olsunlar diye çağırır.” (Fâtır/6)

       Rabbimiz, şeytanın insana düşmanlığını hatırlatarak, siz de ona düşman olun, tavsiyesinde bulunur. Şeytana düşman olması gerekenler, onun gibi Allah ile hâkimiyet yarışına kalkmaktadırlar. Şeytan da Âdem’e secde etmek istemedi ve kâfirlerden oldu. Allah’ın hükmüne itaat etmeyip hevâsına göre yaşayanlar, şeytanın yolunu ve vasfını ortaya koymuşlardır. Âkibet de küfür noktasında ve ahirette aynı olacaktır. Şeytan önde, onlar ardında, cehenneme gireceklerdir. Çünkü şeytan taraftarlarını ateşe, cehenneme çağırır ve girdirir. Şeytanı düşman bilenler, siyaset ve din adına şeytanın yolunda olanları düşman bilmedikleri gibi, savunur, korur ve desteklerler. İslam adına diye yapılan bu sapmanın kurtuluşu da zordur. Çünkü haktaymış gibi onları savunur ve itaat ederler.

       Yaptıklarının karşılığını âlemlerin Rabbinden beklemeyenler mutlaka Allah ile aldatacaktır.

       “Ben davetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir.” (Şu’arâ/180)

       Karşılığı Allah’tan beklenmeyen her şeyin karşılığı dünyada ve dünyalıklar için olacaktır. Dünyalıklar için koşanlar mutlak batıla bulaşacak ve taviz vereceklerdir. Her peygamber, hayatıyla toplumlarına örnek ve yaşayarak şahit olmuşlardır. Örnek ve şâhit olarak davetlerinin karşılığını Rablerinden beklemişlerdir. Yaptığı davetin, yazdıklarının karşılığı olan ücreti ahirette ve Allah’tan beklemeyen, Allah ile aldatacaktır. Rasulullah’ı (s.a.s.) hayatının tüm alanlarında örnek alanlar, Allah ile aldatamazlar. Mal, makam, geçim derdi, bilinsin ve övülsünler için dini öğrenen, anlatanlar mutlaka bir gün ve bir yerde Allah ile aldatacaklardır. Aklına ve bilgisine güvenen, cemaatle ve istişareyle hareket etmeyen, sorunlarını mü’minlerle çözmeyenler mutlak aldatacak veya aldatılacaktır.

       Tarih boyunca aldatan da aldatılanlar da ölüp gitti.

       “(Ey Muhammed) Şüphesiz ki sen de öleceksin, onlar da elbette ki öleceklerdir.” (Zümer/30)

       Tarih boyunca aldatanlar da aldatılanlar da ölüp gittiler. Siyasi alanlarda Firavun, din adına bel’amlar toplumu aldattı. Hepsi de ölüp gitti. Nemrut siyasi alanlarda, Hz. İbrahim’in babası Âzer ise din adına toplumu aldattı ve ölüp gittiler. Roma, Bizans kralları siyasi alanlarda; papazlar, rahipler din adına toplumu aldattılar ve ölüp gittiler. Bugünde Allah’la, diniyle ve affıyla aldatma ve aldatılma devam etmektedir.  İslam adına dün de olduğu gibi Allah ile siyaset ve din adına aldatanlar bugün de aldatmaya devam etmektedirler. Her Allah ile aldatan ölmeyecek ve hesap vermeyecek gibi yaşamaktadır. Ölüm, insana hesap verileceğini hatırlatmalıdır. Hakta olanlar da, batılda olanlar da ölüp gittiler. Her yapılanın karşılığını almak üzere.

       Aldatmanın en çirkini, kulları yaratanları olan Allah ile, O’nun affıyla, kitabıyla, örnek gösterdiği peygamberiyle, rüyayla, gaybi bilgilerle aldatmaktır. Haktan gözükerek, hakta olan sadece sizsiniz, diyerek aldatmak! Rasulullah (s.a.s),  sahabenin ve tabiinin rüyalarına girip onları uyarmadı. Bugünküler rüyalarda gördükleriyle insanları Allah ile aldatırlar. Sahabe döneminde, tabiin döneminde ve sonraki dönemlerde Rasulullah (s.a.s) ihtilaflarda, savaşlarda ashabına yardım etmedi, rüyalarla onları desteklemedi. Bugün nice topluluklar rüyalarla hayatlarına yön verirler, bunları kesin kabul ederler. Etrafındakileri de bu rüyalarla amel etmeye çağırırlar ve onları inandırırlar.

       Aldatanlar da aldatılanlar da ahirette birbirlerine kesinlikle yardım edemeyeceklerdir.

       “Ey insanlar! Rabbinizden korkun. Babanın çocuğuna herhangi bir şey sağlamayacağı, çocuğun da babasına herhangi bir şey sağlayamayacağı o günden sakının.” (Lokman/33)

       Her inanç mensubu kendilerini kurtulmuş saymakta ve o dini anlatanlar kesin kurtuluş va’detmektedirler; toplumun şirk, küfür ve haramlarına bakmadan! Allah ile aldatanlar, ahiret kendilerine ait, o günden haberdar gibi kurtuluş va'dederler. Rabbimiz babanın oğluna, oğlun babaya yardım edemeyeceğini bildirerek, insan en yakını ve en sevdiğine dahi yardım edemez derken, niceleri milyonlara ve tam olarak tanımadıklarına yardım ve şefaat vaatlerinde bulunurlar. Kişi babasına ve oğluna yardım edemeyecekken, kendisine itaat eden herkese şefaat edip azaptan kurtuluş garantisinde bulunurlar. Bu ayete göre vaatleri tam bir aldatmadır. Ahiretin tek sahibi, mâliki, tek yöneten meliki Allah iken, onun hükmünün ve yardımının geçtiği bir yerde, izni olmadan peygamberlerin dahi söz hakları yokken, bunlar kesin kurtuluş va’dederler. Peygamberler ümmetleriyle beraber hesap verirlerken, bunların hesapları yok ve birbirlerine şahit tutulmuyorlar. Sanki peygamberler ve ümmetlerinin hesap verip sorgulandıklarından bunlar muaf tutulmuşlar. Bu Allah ile tam bir aldatmadır. Dünya için Allah ile aldatılanların belki akledip kurtulma ihtimalleri olabilirken; ahiret noktasında aldatılanlar ise, hata yaptıklarını o gün anlayacaklar, fakat iş işten geçmiş olacaktır.

       Allah ile aldatanlar ahiret vaatlerinde bulunurlar.

        Kâinatta her istediklerini yapacaklarını, isteklere karşılık vereceklerini ve yardımda bulunacaklarını va'dederler. Oysa Rabbimiz ayetinde, “Şüphesiz ki Kıyametin bilgisi Allah’ın katındadır. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilmez. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilen ve her şeyden haberdar olandır” (Lokman/34) buyurmaktadır.

       Kimse Kıyametin ne zaman kopacağını bilemeyeceği gibi, Kıyamet sonrası için de bilgi veremez. Şefaat ve kurtuluş va’dedemez. Bu, Allah ile ve cennetiyle aldatma olur. Kâinatta tasarruf hakkı olma, istediğini yapma durumu yoktur; istediğine rızık, şifa, koruma veremez; istediğini himaye edemez. Peygamberlerin dahi yapamayacağını, onun yolunda olmaktan aciz olanların yer ve göklerde istediklerini yapabileceklerine inanma, Allah ile aldanma ve aldatmadır. Allah ile beraber hayata hükmetme ve tasarrufta bulunma, ehl-i kitap ve diğer din mensuplarında vardır ve İslam iddiasında bulunanlara da girmiştir. Kâinatta tasarrufta bulunma hakkı, istediğini yapabilme işi, bu ayete göre uydurmadır ve Allah ile aldatmadır. Allah dilerse olmaz mı diyenlere ise, eğer Allahu Teâlâ dileseydi Peygamberlerine bu hakkı verirdi, denilir.

       Hidayet ve iman va'dedenler Allah ile aldatanlardır.

       “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi topyekün mutlaka iman ederdi. Böyleyken sen iman etsinler diye insanları zorlayacak mısın? Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislikler yağdırır.” (Yunus/99-100)

       Hidayeti kendilerinde, kendi vaatlerinde ve yanlarında görenler, biz olmazsak din anlaşılmaz, yaşayamazsınız diyenler, kendilerini hâdi görmüşlerdir. Rabbimiz, bu hakkı peygamberine dahi vermemiş, eğer herkes iman etsin için uğraşacaksan ve hidayeti kendi anlatımında görüyorsan insanları zorlayıp dur, buyurmuştur. Dini gereği gibi yaşamayan, hüküm koymayı insana veren ve onları savunup destekleyenler, kendilerini kurtarıcı görüyorlar. İstediklerini hidayete girdireceklerine ve orada tutacaklarına inandıkları gibi inandırmaktadırlar. Bu Allah ile aldatmanın her dindeki hali.

       Şefaat edip ahirette kesin yardım vaadiyle Allah ile aldatmak.

       “De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.” (Zümer/44)

       Bütün şefaat, yani tüm yardımların kaynağı ve yardımın kime yapılacağını belirleme hakkı için Rabbimiz, sadece bana aittir, buyurur. Bu hak, peygamberlere dahi ait değilken buna ortak olmaya çalışanlar Allah ile aldatmaktadırlar. Bu bakışta olan ve şefaati kendisinde gören ve ‘Şefaat hakları kesin var’ diyenlere de ki: “Bütün şefaat, yardımın tümü, Allah’a aittir.”

        “…O’nun izni olmadan katında kim şefaat eder? Allah, kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir.” (Bakara/255)

       Ahirette Allah’ın izni olmadan daha bugünden kim şefaatte bulunabilecek? Bu cesareti nasıl kendilerinde görebiliyorlar? Rabbimiz, benim iznim olmadan kimse şefaat edemez, yani peygamber dahi olsa şefaat etme hakkını verme bana aittir, buyurur. Şefaat vardır, fakat kimin şefaat edeceği belli değildir. Allah ile aldatmaya kalkanlar, şefaatlerinin kesin olduğunu ve istediklerine şefaat edeceklerine inanırlar. Kimse kimseye şefaat vaadinde bulunamaz; çünkü mü’min dahi olsa şefaat edeceğini, bu hakkın kendisine verileceğini nereden biliyor? Kullarının önceden ve sonradan neleri yaptıklarını ve iman üzere ölüp ölmediklerini Rabbimiz, ben bilirim, buyurur. Şefaat va'dedenler, kurtuluş va’dettiklerinin imanlı ölüp ölmediklerini bilemeyeceklerdir. Şefaat va'dedenler, gayptan haber vermekle, Allah’ın sıfatını kendilerinde görmektedirler. Bu, Allah ile gaybi olan şey hakkında aldatmadır. Rasulullah (s.a.s) “Kıyamet günü ümmetim bana yaklaştırılır. Ben onları abdest uzuvlarından tanırım” der.  Sonra onların saptıkları, dini bozdukları bildirilince kendisinden uzaklaştırır. (Buhâri) Ümmetinden kimin iman üzere ölüp ölmediğini Rasulullah (s.a.s) dahi bilmezken, birilerinin hocaları, şeyhleri bilebilmektedir. Veli, gavs edindiklerini mi övüyorlar, yoksa Rasulullah’ı mı değersizleştiriyorlar?  Ya da Allah’ın hakkını alıp birilerine vermeye mi kalkıyorlar?

       “Rahmanın katından söz almış olanlarından başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.” (Meryem/87) Şefaat edecek olanlar bu hakkı ahirette alacaklardır, orada bu hak kime verilecekse orada öğreneceklerdir. Ahirette şefaat hakkının kime verileceği belli değilken, bugünden şefaat va'dedenler Allah ile aldatanlardır.

       “O gün Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve konuşmasına rıza gösterdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermeyecektir.” (Taha/109)

       Rahman olan, yani tüm merhametin sahibi olan ve ahirette sadece mü’minlere merhamet edecek olan Allahu Teâlâ’nın izin verdikleri ve konuşmalarına müsaade ettikleri -peygamberler dâhil- şefaatleri fayda verecektir. Oysa bugünden bazılarının Allah’ın izni ve konuşma müsaadesi kesin görülmüş; yetmemiş şefaat eden ve edilenlerin imanlı ölmeleri de kesin kabul edilmiştir. Bu kesin görülen şefaat gayptan haber vermedir. Gaybın sahibi sadece Rabbimizdir. Bu gaybından dilediği kadar sadece peygamberlere vermiştir.

        “Allah onların geçmişini de geleceğini de bilir. Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimseye şefaat ederler. Onlar Allah’ın korkusundan titreyenlerdir.” (Enbiya/28)

       Allahu Teâlâ kimin şefaat edeceğini kendisi belirlediği gibi, kime şefaat edileceğini de kendisinin belirlediğini bildirmiştir. Çünkü şefaat edileceklerin geçmişte ve gelecekte ne yaptıklarını, nasıl öldüklerini sadece Allahu Teâlâ bilebilir. Şefaat vaadinde bulunanlar, istediklerine şefaat edeceklerini söyleyenler, onların geçmiş ve gelecek amellerini ve imanlarını bildiklerini iddia etmişlerdir. Oysa Rabbimiz, şefaat hakkı verilenler ancak Allah’ın razı olduklarına şefaat ederler, buyurur. Allah’ın kimden razı olacağını bildiklerini iddia edenler Allah ile aldatanlardır, va’dedilenler de aldatılanlardır.

       “De ki: Allah’ın dilemesi hariç ben kendime ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahibim.” (Araf/88)

       Rabbimiz, Rasulüne ve tüm inananlara, Allah’ın dilemesi dışında kimsenin kimseye fayda ve zarar veremeyeceğini söylemesini emrederken, Allah ile aldatanlar etraflarında bulunanlara siyaset ve din adına fayda ve zarar vereceklerini düşünür ve söylerler. Kendilerine itaat etmeyenlerin zarar göreceklerini, itaat edenlerin ise fayda göreceklerini dünya ve ahirette iddia ederler.

       “Onlar, Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyen ve fayda sağlamayan şeylere itaat ederler. ‘Bunlar, Allah katında şefaatçilerimiz’ derler. De ki: Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi ona haber veriyorsunuz? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir, yücedir.” (Yunus/18)

       Allah ile aldatanlar olduğu gibi, Allah ile aldatılmaya razı olanlar daha fazladır. Aldatılmaya razı olanlar, aldatanlara hayatlarının her alanında itaat ederler. Bunlar aslında onlara ne fayda ne de zarar verme gücüne sahip değildirler. Fayda ve zarar göreceklerine inanıp itaat ettiklerinin ahirette şefaat edeceklerine de inanırlar. Bunlar şefaatçilerimiz, bize ahirette yardım edecek olanlardır, derler. Şefaatçi bilip itaat ettiklerinin ahirette şefaat haklarının olduğu ve kendilerine de şefaat edeceklerinin kesin olduğuna inanırlar. Bunu, iman ölçüsü kabul ederler. Olmaz diyenlere ise sapık gözüyle bakarlar. Rabbimiz, ‘Sen bunlara de ki: ‘Siz Allah’ın yer ve göklerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?’ Birilerinin kâinatta tasarruf hakları var, istediklerini yapabilirler, ahirette de şefaat edip size yardım edecekler de Allah’ın bundan haberi mi yok? Bunu mu iddia ediyorsunuz?’ buyuruyor. Bunu diyenler ve inananlar Allah ile aldatanlar ve aldatılanlardır. Rabbimiz, bunların söylediklerinden ve inandıklarından yüce ve beri olduğunu bildirmektedir.

       Aldatanlar ve aldatılanlar ahirette birbirlerine düşman olacaklardır.

       “Ey Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik. Onlar ise bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver. Onlara büyük bir lanetle lanet et, derler.” (Ahzab/67-68)

       Bugün birbirlerini övenler, sevenler, severek itaat edenler, destekleyip koruyanlar, ahirette birbirlerine düşman kesileceklerdir. Ahirette din adına ve siyasi alanlarda aldatılanlar, ey Rabbimiz, ey hayatımıza hükmeden, yöneten, çekip çeviren, hâkimiyet elinde olan Rabbimiz, dünyada siyasi efendilerimiz, yoluna tabi olduğumuz din adamları ve atalarımız bizi aldattılar, haktan saptırdılar, diyecekler. Bugün dua ettikleri, şefaat umduklarına Rabbimizden azap etmesini ve iki kat ceza vermesini isteyeceklerdir. Dini önderlerine ve siyasi liderlerine Allah’ın lanet etmesini isteyeceklerdir.

       Diğer ayetlerde geçtiğine göre, önderler de onlara lanet edecek ve iki kat ceza verilmesini isteyeceklerdir. Sonuç olarak Allah ile aldatanlar ve aldatılanların hataları, yaptıklarının yanlışlığı o gün ortaya çıkacaktır. Oysa Rabbimiz, hak nedir batıl nedir, apaçık bildirmiştir. Kimseye hak ve batıl adına yol belirleme hakkı vermemiştir.  Yol belirleyen, din belirlemiştir. Siyasi saptıranlar, dinden dem vurup Allah ile aldatanlar, toplumlarını yönetmede ve emretmede Allah ile hâkimiyet yarışına kalkmışlardır. Allah ile aldatılmanın insanı getirdiği durum dünyada zillet ve aldatılma, ahirette ise azaptır. Aldatanlar bundan ne kadar sorumlu ise aldatılanlar da o kadar sorumludur. Vesile olan yapan gibidir ve kişi de sevdikleriyle beraberdir.

Yazar:
Recep ARSLAN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul