24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Haset mi Gıpta mı?
Haset mi Gıpta mı?

Haset mi Gıpta mı? Recep ARSLAN

Haset, başkalarının sahip olduğu maddi imkânları veya kazanılan manevi hasletlerin sadece kendisinde olmasını, kendisine geçmesini, haset ettiği kişiden bu hasletlerin yok olmasını istemek ve arzu etmektir. Haset, imtihan gereği yeryüzüne halife olarak gönderilen insanın kalbine yerleştirilmiş bir haslettir. İnsanın imtihan gereği, bu zaafıyla mücadele etmesi gerekmektedir. Elbette ki hevasına uyan haset eder. Haset eden kişi, Allah’ın bir kula takdir ettiği şeyleri kıskanır, beğenmez, ona yakıştırmaz. Haset eden, Allah’ın takdiri olan kaderi beğenmemiş demektir. Kadere iman eden, haset etmemelidir. Vahye uyan ise gıpta eder, özenir, kendisinde de olsun arzu eder. İnsanın yaratılmasıyla ilk haset gündeme geldi. Sonra yeryüzüne inmekle de yeryüzünün ilk hasedi Âdem’in çocukları arasında meydana geldi. Kıyamete kadar da devam edecektir.

       Haset Yahudilerin, Hristiyanların, kâfir, münafık ve müşriklerin bir vasfıdır. Mü’min haset ederse, onların bir vasfı üzeredir. Haset tek başına kötü bir haslet olarak kalmaz. Çünkü haset eden, Allah’ın bir kula takdirini beğenmez. Haset ettiğinin gizliliklerini araştırır. Hata bulmaya çalışır. Hatasını yüze vurur veya etrafa anlatır ve yayar. Haset ettiğinin kötülüğünü ister. Kişi hakkında araştırma yapmakla gıybet eder. Gıybet ettiklerinin çoğu zan ve tahmin olacağından iftira etmiş olur. Haset eden, kendisinden başkasında o hasletin olmasını istemez; bu da onda kibir olduğunun göstergesidir. Haset eden, hayırda yarışmak yerine kişinin kendisiyle uğraşır. Kardeşine dua etmesi gerekirken, hatası ve eksikliği olsun ister. Haset eden, bu hasletiyle kul hakkını hafife almış ve amellerinin yok olması pahasına bu işten vazgeçmemiştir. Bunun gibi belki nice kötülüklere haset sebep olacaktır. Dolayısıyla haset, ahlaki bir hastalıktır. Kalbin ciddi bir hastalığıdır. Kontrol edilmezse ahirette amelleri yok olan müflislerden olunur. İslam’a ve müslümanlara düşman olan ve tüm imkanlarıyla uğraşan Yahudi, Hristiyan, hakkı gizleyip üstünü örten kâfir, Allah ile siyaset ve din adamlarını yarıştıran müşrik, görüntüde Müslüman kalben kafir olan münafıklar sadece mü’minlere haset ederler. Dolayısıyla onların bir vasfı olan hasedi mü’min kendinde bulundurmamalıdır.

       Cinlerin yaratılmasında ve onların kendi arasında haset olsa da bizi ilgilendiren insanlar arasında olan hasettir. İlk insan olan Hz. Âdem yaratıldığında ilk haset gündeme geldi. Şeytan, onca itaatine ve meleklerle beraber Allah’ın huzurunda olma şerefine rağmen haset etti. Sonucunda da ebediyen cehenneme girme pahasına, kıyamete kadar hasedine ve düşmanlığına devam etmektedir. Dolayısıyla haset, hastalığını kalbinden atmayan ölüm gelinceye kadar hasede devam edecek demektir. Şeytan, Hz. Âdem’e secde etmedi. Bu secde etmemek değil, Allah’ın emrini yerine getirmemektir. Hükmü Allah’a değil de kendinde görmenin bir sonucudur. Hâkimiyet bu meselede bana aittir, dedi. Allah’ın iradesi üzerine kendi iradesini geçirip kâfir oldu. Allah’ın herhangi bir emri üzerine kendi emrini geçirenler hakkın üstünü örtmüş ve şeytan gibi kâfir olmuşlardır. Şeytan, insanın yeryüzünde sorumlu halife olmasını çekemedi. Çünkü yaratılan insan, yeryüzünün sorumlusu olan halife idi. Bu düşmanlığını şeytan hemen gösterdi ve Hz. Âdem ve hanımını cennetten aldatmayla çıkarttı. Allah’ın her bir takdirini beğenmeyen ve onlara düşmanlık yapan şeytanın yolunda ve hasetçidir.

       Sonra yeryüzünün sorumlusu olan insan yeryüzüne gönderildi. Hz. Âdem’in oğulları arasında yeryüzünün ilk hasedi gündeme geldi. Bu hasedi ilk başlatan Kâbil de kıyamete kadar ilk cinayetin vesilesi olduğu gibi, hasedin de vesilesi oldu. İlk çığırı o açtı ve her hasedden nasibine düşeni alacaktır. Dikkat ederseniz, koskoca yeryüzünde tek aile, bir avuç insan var ve o öldürecek kadar kin güdüp hasediyle kardeşini öldürdü. Şeytan gibi Kâbil de Allah’ın takdirini beğenmedi, ona razı olmadı. Kardeşinin kurbanının kabulünü hazmedemedi. Yani Allah’ın takdirini...

       Tarih boyunca gönderilen nice peygamberlere haset edilmiştir. ‘İçimizden buna mı peygamberlik verildi, başkası yok muydu’ gibi söylemlerle hasetlerini açığa vurdular. İsrailoğulları Hz. Talut için ‘İçimizden neden buna liderlik verildi’ derken, hasetlerinden dediler. Firavun Hz. Musa’yla alay ederken hasedinden demişti. Hz. İsa’ya peygamberlik verildiğinde İsrailoğulları aynı hasedi gündeme getirdiler.  Rasulullah’a peygamberlik verildiğinde aynı tavrı hasetçiler ortaya koyup “Abdullah’ın yetimine mi peygamberlik verildi?” dediler. Ebu Cehl, “Vallahi Muhammed doğru söylüyor. Fakat biz onlarla hayırda ve iyiliklerde yarışırdık. Şimdi ise onlara peygamber geldi” dedi. Bu hasedi inanmasına engel oldu. Dolayısıyla şirk toplumunun sahipleri, yönetenleri, din adına ortada olanları, hakkı gündeme getiren her peygambere ve peygamberlerin yolunda olanlara haset etmişlerdir ve kıyamete kadar da edeceklerdir.

       Yine peygamber çocukları olan Hz. Yakub’un çocukları arasında da haset kendini gösterdi. Farklı anneden olan Hz. Yusuf’a karşı babalarının ayrıcalıklı davrandığını, onu çok sevdiğini düşünerek haset ettiler. Hz. Yakub’un çocukları bu haset ve devamındaki hadiseyi yaparken Müslüman idiler. Peygamber çocukları, onun terbiyesinde yetişmişler ve peygamber babaları hala yanlarında olmasına rağmen haset etmekteler. Peygamber olan babalarına yalan söyleyecek kadar haset onların gözlerini kör etmişti. Hz. Yusuf’u öldürüp kurtulmak istediler. Birinin fikriyle kuyuya atıp uzaklaşmasını sağladılar. Babalarının bunca üzülmesine rağmen yıllarca yalanla yaşadılar. Kardeşlerinin akıbetinin ne olduğuna bakmadan yaşantılarına devam ettiler. Hasedin, peygamber çocukları da olsa insan üzerindeki etkisi çok ciddidir. Şeytanın belki de en etkili olduğu alandır.

       Peygamber çocuklarının hasedini konuşan, onları kınayan, “Hiç olur mu?” diyenler; bugün kendi aralarındaki hasetlere, düşmanlıklara ve entrikalara bakmazlar. Malda, makamda ve dünyalıklarda yarışanlar haset edenlerdir ya da haset edenler bunlarda yarışırlar. Dünyevileşme hasedin bir sonucudur. İlmi birbirlerine karşı kullananlar, gıybet edenler, iftira edenler, kendilerinden başka mü’min kabul etmeyenler haset hastalığı içindedirler. Ne yazık ki farkında değiller. Bugün Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen mü’minlerin en büyük hastalıklarından biri hasetleridir. Hayırda yarışmak yerine ilimlerinin çokluğuyla, cemaatlerinin kalabalık olmasıyla, hocalarının konumuyla yarışmaktadırlar. Takvada yarışması gerekenler, övünmede yarışmaktadırlar. Sadece tevhidi gündemde tutanlar bu tür hastalıkları bildiren eserleri okumazlar, birbirlerine tavsiye etmezler. Kalbin şirk, küfür ve nifak hastalığına bakanlar, kalbin bu tür hastalıklarına bakmazlar. Bu da bir hastalıktır.

       Şeytan hasedinden dolayı, yandaşlarıyla beraber, kıyamete kadar tüm Âdemoğullarına düşmanlığa devam edecektir. Elbette Rabbimiz, Şeytan ve yandaşlarının kıyamete kadar sürecek haset sebepli düşmanlıklarını ve onlardan korunmanın yolunu bildirmiştir.

       “İblis, izzet ve şerefine yemin olsun ki, içlerinden seçilip ihlasa erdirilmiş olan kulların hariç onların hepsini azdıracağım, dedi.” (Sâd 82-83)

       Şeytan her insan üzerinde etkilidir. Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen, O’nun hükmü dışında hüküm kabul etmeyip itaat etmeyen, hâkimiyeti sadece Allah’a veren, yaratıcılarına kalben yönelen, isteyerek ve bilerek itaat eden insanları saptıramayacağını bildirmiştir. Şeytan, Allah’a yemin ederek, insana düşman kesilmiştir. Şeytanın yolunda olan insanlar da aynı azimle inananlara düşmanlık yapmaktadır. Bu düşmanlığın karşısında inananlar aynı tavrı ortaya koymazlarsa, şikâyet hakları kalmaz. Hiçbir şey yapmadan eleştiriyi, köylü Memet amcayla Fadime teyze de yapmaktadır. Zaten hasetçi başkalarıyla uğraşmaktan vazifesini yapmamaktadır. Mü’minlerle uğraşmaktan, iş yapmaya, asıl düşmanla uğraşmaya zaman ve fırsat kalmamaktadır.

       “Eğer şeytandan dürten bir vesvese seni dürtecek olursa, Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.” (Fussilet 36)

       Şeytanın insan üzerindeki etkisi sadece vesvese vermesidir. Şeytanın insana verdiği zarardan daha fazla, şeytanın yolunda olan hasetçi insan vermektedir. Şeytan insana, haset etmesini, insanlar hakkında konuşmasını, gizliliklerini ve hatalarını araştırmasını ve bunu yaymasını telkin eder. Karşısındakilerin ellerinde olanların yok olmasını, sadece kendisinde olmasını arzu etmesini tavsiye eder. Vahye uymayan, emri ve sonucunu unutan, hatalarına değil de başkalarına bakanlar sürekli birilerine ve bir şeylere haset edecektir. Şeytanın bu vesvesesi karşısında Rabbimiz, kendisine sığınmaya davet eder. Allah’a sığınan, her yaptığının ve kalbinden geçenlerin bilindiğinin farkında olan, ahirette hesabının verileceğini unutmamalıdır. Çünkü her şeyi işiten ve bilen bir yaratan vardır. Bunu unutmayan yaratana yönelir.

       “Eğer size bir iyilik dokunursa onları üzer. Size bir kötülük isabet edince de onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’tan korkarsanız, onların tuzakları size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz ki Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.” (Âl-i İmran 120)

       Şeytanın vasfı, iman edene düşmanlık etmesidir. Mü’minin başına bir iyilik gelse üzülür; musibet geldiğinde ise sevinir. Dolayısıyla şeytanın yolunda olan, hakkın üstünü örten ve gizleyen kâfir, Allah’ın isim ve sıfatlarını siyaset ve din adamlarına veren müşrik ve Müslüman görünen münafıklar, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen ve güvenerek itaat eden mü’min ve müslümanlara haset ederler. İnananlara ilim, takva, mal, imkan, çocuk, aile gibi nice iyilikler verilse, hasetlerinden üzülürler. Hastalık, işinden olma, iflas, kaza, makam kaybı gibi nice sıkıntılar dokunduğunda sevinirler. Aramaz, sıkıntılarını paylaşmaz, dinlemez, onları görmezden gelirler. Kendi dertlerinden başkasını görmezler. Buna karşı Rabbimiz ‘Sabreder ve sadece Allah’tan korkarsanız, onların bu davranışları, hasetleri, kin ve düşmanlıkları size zarar veremez’ buyurur. Çünkü Rabbimiz, onların hasetlerini, inananlar hakkındaki düşüncelerini ve yaptıklarını gördüğünü bildirmektedir.

       “Onlar, kendilerinin kâfir olduğu gibi sizin de kafir olup onlarla eşit olmanızı isterler…” (Nisâ 89)

       Hasetçinin bir vasfı da kendinde yoksa karşısındakinde de olmamasını istemesidir. Kendinde mal yoksa, diğerinde de olmasın ister. Kendi ilim elde etmez, çabalamaz; karşısındakinde de olsun istemez. Kendinde takva yoksa, karşısındakinde de olmasın ister. Kendisi fâsıksa, karşısındakinin de fâsık olmasını, kâfirse kâfir olmasını, münafıksa münafık olmasını, müşrikse müşrik olmasını ister. Şeytan kâfir oldu ve tüm insanların kâfir olmasını istedi ve bunun için alabildiğine çalışmaktadır. Bu, onun insana karşı hasedinden dolayıydı. Şeytanın yolunda olan ve hâkimiyeti Allah’a değil de kendine veren, Allah’ın hükmünü hayata sokmayan kâfirler, her insanı da kendileri gibi haddi aşmaya, Allah ile hâkimiyet yarıştırmaya, kendi hevâsına uymaya davet ederler. Kendileri gibi olunmasını isterler ve bunun için alabildiğine çalışırlar.

       “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Şüphesiz ki zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu (mahremiyetlerini) araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Siz ondan tiksindiniz. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Hucurât 12)

       Rabbimiz, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla bilip ve birleyen ve hayatın tüm alanlarında O’nun hükmü olan Kur’an’a göre hareket eden, Rasulullah’tan başka önder ve örnek kabul etmeyen inananlara hitap eder. Ayette bildirilen bu hasletleri iman edenlerin yapmamasını tavsiye eder. Zannın çoğundan sakının, bazısı günahtır, buyurur. Her zan, her tahmin, her ‘bence’ doğru olmayabilir; yalansa iftira, günah ve kul hakkıdır. Zandan kaçının, buyrulur; çünkü zanneden, başkasının kusurunu, mahrem hallerini araştırır ve bunu yaparken de gıybetini yapar. Ayette, bunları yapmayın, buyrulur. Bu kötü hasletlere çoğunlukla haset sebep olacaktır. Rabbimiz bunun çirkin bir iş olduğunu anlatmak ve mü’minlerin ondan sakınmaları için ölü kardeşinin etini yemeye benzetir. Bundan da tiksindiniz değil mi, der. Etrafımızda yapılan bunca gıybet, iftira, hasede bakıldığında, pek de tiksinilmiş gözükmemektedir. Sebebi ise ayeti üzerine alınmamanın bir sonucudur.

       “…Haset ettiği zaman haset edenin şerrinden.” (Felak 5)

       Şeytandan ve her haset edenden mutlak sığınılması gereken alemlerin Rabbi Allahu Teâlâ’dır. Allah’ın verdiklerini istemeyen, onların yok olmasını isteyen, yeni nimet verilmesini kabullenemeyen hasetçinin bu hasedinden Allah’a sığınmak gerekir. Bu tavsiye, hasedin ne kadar etkili olduğunu gösterir. İnsan, haset edenin kim olduğunu ve ne yapacağını bilemeyeceğinden dolayı Rabbine sığınmalıdır. Sadece Rabbimiz, her yarattığının ne yapacağını bilebilir. İnsanın tedbir alması yeterli olmaz, dualarla Rabbine sığınmalıdır.

       Buhâri’de geçen hadiste Rasulullah (s.a.s) “İki kişiye haset edilir” buyurmuştur. Allah’ın verdiği malı Allah yolunda harcayan ve Allah’ın verdiği ilimle amel edip onu başkalarına da öğretene... Buradaki haset, gıpta etmek, özenmek ve imrenmektir. Bu hadis, hayırda ve iyiliklerde yarışın, emrinin bir sonucudur. Hasetçi, haklı olmak için mücadele ederken, hayırda yarışanlar ise hak ortaya çıksın diye yarışırlar. Buradaki haset, kendisinde olmasını istediği gibi karşısındakinde de hayır ve ilim olmasını isteyenlerin tavrı ve bakışıdır. 

       Yine “Bir kulun kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz.” (Nesâi) buyrulur.

       Bir kalpte iman varsa hasedin olmaması gerektiğini bildirir. Yoksa, haset eden mü’min değildir, denmez. Çünkü haset bir kalbe yerleşti mi takvaya, iyiliğe, merhamete, sevgiye, yardım duygusuna yer kalmaz. Haset bunların üstünü örter, unutturur, ertelettirir. Dolayısıyla haset kâfire, müşriğe ve münafığa yaraşır; mü’mine yaraşmaz demektir. Mü’mine yakışmayanı bir mü’minin yapmaması gerekir. Biz mutlak olarak bildirilen her bir ayeti ve hadisi önce kendimiz hakkında kabul etmeliyiz ki, üzerimizde tesir etsin. Başkasını eleştirmek, onların hatalarını araştırmak, bulmaya çalışmak kolaydır. İnsanın kendisini eleştirmesi, kınaması zordur.

       Yine “Ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, haset de amelleri, iyilikleri yiyip bitirir, mahveder.” İbn Mâce, Ebu Dâvud) buyrulur.

       Bir mü’min haset etmeden önce şunu bilmelidir ki, bu yaptığıyla sadece kendisine zarar vermektedir. Çünkü hasetçi asıl zararı ahiret noktasında sadece kendisine verir. Nice ilim elde edeceksin, ameller yapacaksın, hayır hasenat işleyeceksin, yığıp biriktireceksin; sonra ahmak gibi kibrit çakıp yakacaksın. Haset edeceksen bunca amelleri neden yapıyorsun ki? Aslında haset eden kendi emeğine saygı duymamaktadır. Kaldı ki başkasının emeğine saygı duysun.

       Her insan haset edip etmediğini sağlıklı bir kafayla, idrak etmiş bir kalple düşünse anlar. İnsanların ellerinde ve üzerlerinde bulunan nimet ve ilimlere ne gözle baktığına baksın, bunu anlayacaktır. Yoksa insanlara haset ettiklerini söyleyemezsiniz, bu zordur; hatta ima etseniz dahi alınma-kırılma söz konusu olacaktır. Aslen kişinin, tavsiye edilenleri önce kendine üzerine alınma bakışında olması gerekir ki, düzelme meydana gelsin.

       Yine “Gıybetin peşine düşmeyin, başkalarının kusurlarını araştırmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, kin gütmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun” (Buhâri, Müslim) buyrulur. 

       Aslında hadiste Rasulullah (s.a.s) hasede neyin sebep olduğunun bir kısmını bildirmektedir. Ya da bu işleri yapanların hasedden dolayı yaptığını bildirir. Gıybet etmeyin ve başkalarının kusurlarını araştırmayın, diye emreder. Başkalarının kusurlarını araştıran, bundan dolayı gıybet eder. Gıybet edenler de bundan dolayı başkalarının kusurlarını araştıranlardır. Buna sebep ise çoğunlukla hasettir. Hadiste, gıybet etmeyin, başkalarının kusurlarını araştırmayın ve haset etmeyin, diye tavsiye edilmiştir.

       Birbirinize sırt çevirmeyin ve kin gütmeyin, diye emredilir. Gıybet eden ve başkalarının kusurlarını araştıran haset eder ve birbirlerine de doğal olarak sırt çevirirler. Aramaz, sormaz, sıkıntılarını paylaşmazlar. Bunun sonucu olarak da kinler gündeme gelecektir, hadiste bildirildiği gibi. Allah ve Rasulü hasedin ne kadar etkili olduğunu, hasetçilerin kimler olduğunu, mü’minleri nasıl parçaladığını, tefrikaya düşürdüğünü, merhametsizleştirdiğini ve amelleri yok ettiğini bildirir. Ayrıca hasedin, kâfir, müşrik ve münafıkların bir vasfı olduğunu bildirir. Bir kalp hastalığı olan hasetten mü’minlerin sakınmaları da elbette kendi menfaatlerinedir. Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyen ve itaat eden, hâkimiyeti sadece âlemlerin Rabbi Allah’a veren mü’mindir ve bunları Rabbimiz kardeş kılmıştır. Mü’min ise kardeşine haset etmeyendir ve etmemesi gerekendir.

Yazar:
Recep ARSLAN
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul