05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Dünyada Bir Yolcu Gibi Ol
Dünyada Bir Yolcu Gibi Ol

Dünyada Bir Yolcu Gibi Ol Seyfulislam ÇAPANOĞLU

İnsan denen varlığın kendine çokça soru sorması ve bu soruların cevaplarının doğru bir şekilde bulunması gereklidir. Çünkü insan denen varlık madde ve manadan oluşan bir varlıktır.

Hastalandığımızda nasıl işin ehli bir profesör doktor aranıyorsa, bu işi ve insan denen varlığı en iyi tanıyana baş vurmak gereklidir. Bu da kendisinden başka  hak ilah bulunmayan Allah (c.c)’den başkası değildir. Bir de Allah (c.c)’ın gönderdiği elçiler… Allah (c.c), kelamı Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Dedi ki: ‘Hamd Allah'ındır ve selam O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı?’

(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir.

Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar.

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.

Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.

Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: ‘Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz.’” (en-Neml 27/59-64)

Bu ayetler bile aklını kullanan bir topluluğa yeter ama Allah’ı (c.c) iyi tanımak ve tanıtmak adına O’nun (c.c) şu kelamını da zikredelim:

“Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir. (el-Mu’minun 23/91)

Aklını kullanan bir topluluk için bu ayetler yeter. Ama Allah’ın (c.c) bizi bilgilendirmesine muhtacız. Onun için bu yolda başka sözlerine muhtacız. O zaman her şeyin yaratıcısı olan Hak ilah Allah (c.c)’ın insanın üzerinde görmek istediklerini ondan öğrenelim. İnsanın yaratılışı ile ilgili olarak Allah (c.c) şunları beyan etmektedir:

“Sizi ondan (topraktan) yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız”(Ta-Ha 20/55)

İnsanın yaratılışının yapısı, imtihan edileceği yer ve ölüp de dirileceği mekan belli olmuştur. Allah’ın (c.c) Adem (a.s)’ı yaratırken dediği de bize bu konuda insanın imtihan mekanındaki konumunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Allah (c.c) buyuruyor ki:

“Hani Rabbin, Meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim’ demişti…”(el-Bakara 2/30)

Görev yeri belli olan Adem (a.s) bir imtihanın gereği kendi ve eşi cennette bir müddet ikamet ettirildi. Oranın yiyeceklerinden yedirildi, oranın meyvelerinden yediler. Yani insanın genlerine cennetten bir şeyler karıştı, işte bundan dolayıdır ki, insanlar rahatlığın zirvesi olan cenneti arzular ve ona heveslenir.

Burada, insanlığın atası olan Adem (a.s)’ın muhatap alınıp konuştuğu ve kendisine her şeyin öğretildiği ifade edilmiştir. Allah (c.c) buyuruyor ki:

"Adem'e bütün isimleri öğretti" (el-Bakara 2/31)

Bu ayetin tefsirinde imam Kurtubi (rh.a) şunları zikretmektedir:

"Buna karşılık biz de deriz ki: Doğrusu, insanlar arasında bütün dilleri ilk konuşan Âdem (a.s) olduğudur. Kur'an-ı Kerim de buna tanıklık etmektedir. Nitekim Yüce Allah ‘Âdem'e bütün isimleri öğretti’ diye buyurmaktadır. Bütün diller ise, ‘isimler’ tabirinin kapsamına girmektedir. Sünnet’teki rivayetler de bunu ifade etmektedir. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: ‘Tencere ve küçük kaba varıncaya kadar (Allah) Hz. Âdem'e bütün isimleri öğretmiştir.’”

(İmam Kurtubi, Camiu li Ahkami’l-Kur'an (1/562) çev: M. Beşir Eryarsoy, Buruc y.)

            Yani insanlar  konuşmayı sonradan öğrenen varlıklar değildir. Bu konuda şu hadisi de zikredelim:

            Ebu Musa (r.a) Rasulullah (s.a.s)’e ref ederek dedi ki:

"Âdem cennetten çıkarıldığında kendisine cennet meyvelerinden verildi. Kendisine her şeyin sanatı öğretildi. Sizin meyveleriniz cennet meyvelerindendir. Ancak bunlar (dünyadakiler) bozulur, onlar (cennettekiler) bozulmaz."

(Bezzar, Musned (8/45) Hds no: 3020 ve Heysemi Mecmeuz-Zevaid (8/364) Enbiyalar hakkında zikredilenler Bab:1=Beşeriyetin Babası Âdem (a.s) Hakkında  Beyan Edilenler. Hdsno:13748= Bezzar ve Taberani, Kebir'de rivayet etmiştir. Ricali sikattır.)

Allah (c.c)’ın kendisine dünyada yaşamak için gerekli olan bütün sanatları öğrettiği de sabittir. Ayette ifade edilen bütün isimleri öğrettiği idi. İsimleri öğretilen şeylerin bir kısmının yapımını da öğretti. Konuşan, sanatı olan bir rasul olan Adem (a.s)’a on sayfa verildiği ve ilk insan topluluğunu Allah’tan alınan on sayfa ile yönettiğini söylemek -zayıf da olsa- mümkündür. Bu konuda şunları da aktaralım:

“Abd b. Humeyd, İbn Merduveyh ve İbn Asakir, Ebu Zer’den (r.a) rivayet ettiler: Rasulullah (s.a.s) şöyle sordu: ‘Allah ne kadar kitab indirdi?’ Buyurdu ki: ‘Yüz dört kitab. Adem’e on sahife, Şit’e elli sahife, İdris’e otuz sahife, İbrahim’e  on sahife, Musa’ya Tevrat’tan evvel on sahife. Bir de  Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan’ı İndirdi’” (Vehbe Zuhayli et-Tefsiru’l-Munir (15/473) çev: Hamdi Arslan vdğ. Risale y. & Sa’lebi Tefsiri (29/257)’de Adem (a.s) on sahife verildiği lafzıyla hadis zikredilmiştir. Hadise zayıf hükmü verilmiştir. Daru’t-Tefsir 1.bsm 2015/1436 Suudi Arabistan)

İşte yeryüzünde yaşamaya hazır bir varlık Allah (c.c) tarafından böylece yaratıldı.

Bundan sonra Allah (c.c) Adem (a.s) ile Havva (rh.a) annemizi cennete yerleştirirken onlara yalnızca bir ağaca yaklaşmayı yasaklamıştır. Ama Şeytanın vesveseleri bakın hangi noktada etkili olmuştur. Babamızı ve annemizi nasıl bir vesvese ile bu zelleyi işlemeye sürüklemiştir? Şeytan ağaca yaklaştırılmama sebebini onlara şöyle ifade etmiştir:

"Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." (el-A’raf 7/20)

Ve Kelamullah’ın başka bir yerinde şöyle buyrulur:

 

“Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki: ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’” (Ta-Ha 20/120)

 Şeytan bizi üç şeyle aldatmıştır: Melek olmak, mülk sahibi olmak, hepsinden önemlisi ebediyen yaşamak. İşte insandaki bu duygu onun hata yapmasına sebep olur. Üzerinde duracağımız şey, insanın ölmekten hoşlanmadığı ve ebediyen yaşamak istediğidir. Allah (c.c) hayat nimetini insana sunduğunda nefes almanın, yemenin, içmenin güzelliğinin farkına vardı. Bu biz Ademoğlunun en büyük zevklerindendir. Ebediyen yaşamayı istemek caiz ama ona ulaşmanın yolu yanlıştı. Halbuki Allah (c.c) Adem ve Havva’yı (a.s) şeytana karşı uyardı. Bu uyarı Kur’an’da  şöyle yer alır:

“Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. Hani biz meleklere ‘Adem'e secde edin’ demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o ayak diremişti. Bunun üzerine dedik ki: ‘Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun. Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır. Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da.’” (Ta-ha 20/115-119)

Allah’ın (c.c) bu açık uyarısına rağmen olan oldu. Allah’tan (c.c) ikisi bağışlanma dilediler, Allah (c.c) onları bağışladı, ama Allah (c.c) şöyle buyurdu:

 

“Dediler ki: ‘Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.’ (Allah) Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır.’ Dedi ki: ‘Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız.’” (el-Araf 7/23-25)

“Dedi ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa, artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.’” (Ta-Ha 20/123)

Artık insanlar yeryüzünde yaşayacak, orada ölecek ve tekrar oradan çıkarılacaktı. Hesap vermek için... İnsanlığın kaderi böylece belirlendi.

Sonra (Allah) onu öldürür ve kabre koyar. Sonra, dilediği zaman onu (tekrar) diriltir.” (Abese 80/21-22)

            Yeryüzüne inen ilk insanlardan sonra bu insanlar da birçok kadın ve erkekler olarak çoğaldı. Allah (c.c) bunu bizlere bildirerek dedi ki:

             “Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir. (en-Nisa 4/1)

            Allah (c.c) Adem ve Havva (a.s)’ın çocuklarını uyararak:

Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.” (el-Araf 7/27)

Buradaki hitap bütün insanlığadır. Ademoğlunun hepsini kapsar. Allah şeytana karşı bizi uyardı ve şöyle dedi:

"Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki; şeytana kulluk etmeyin, çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır;" (Yasin 36/60)

Bu uyarının arkasına Rabbimiz sözlerine ve uyarılarına devam ederek diyor ki:

"Bana kulluk edin, doğru yol budur. Andolsun o (şeytan), sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor musunuz? (Yasin 36/61-62)

            İşte şeytan ve yardımcıları ki, bunlar insan şeytanlardan veya cin şeytanlardan olabilir, insanı saptırmak ve Rabbine nankör yapmak için ellerinden geleni yaparlar. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

            “Ey iman edenler, hepiniz topluca ‘barış ve güvenliğe’ (silme, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (el-Bakara 2/208)

 İmtihanda olduğunun farkında olan Ademoğulları, yoldan saptırıcı olan Şeytan ve dostlarına ve onun sapıtmak için kullandığı saptırma araçlarına dikkat ederler. Bu aldatılmışlıktan ancak Allah’ın gösterdiği ‘silm’ yani barış, güven ve huzurun yaşam tarzı olan İslam’a tutunmakla kurtuluşu ummak mümkün olabilir. Adem ve Havva (a.s)’yı Allah (c.c) yeryüzüne indirdiğinde “Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” (Ta-Ha 20/123) diyerek bize bir görev yüklemiştir. İşte gelen elçilerin en sonuncusu, alemlere rahmet Muhammed (s.a.s) Allah’ın (c.c) sözlerini ve onlardan ne anlayacağımızı bize bırakıp görevini tamamladıktan sonra -Rabbi Allah’ın (c.c) emrine uyarak tekrar dirileceği güne kadar- vefat etmiştir. Onun bıraktığı Allah’ın kelamı Kur’an-ı Kerim, Allah’ın (c.c) Ademoğullarına son seslenişidir. Bundan sonra bir daha Allah tarafından insanlara bir sesleniş olmayacaktır. O zaman bu mesaja dikkat edip onda söylenen ölçüde ve Rasulullah (s.a.s), Muhacirler, Ensar ve bunların yollarına güzellikle uymakla hayatlarımızı doğrultmalı ki Allah’a ulaştığımızda cenneti elde edelim. Eğer böyle bir derdimiz var ise...

Şeytanın ve aldatıcı olarak gündeme getirdiklerine dikkat etmeliyiz. O zaman Allah’ın (c.c) sözlerine kulak verelim. O (c.c) diyor ki:

“(Şeytan) onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.” (en-Nisa 4/120)

Şeytanın adımlarını takip edenler böyle bir aldanış içindedirler. Allah ve Rasulünün yolundan başka, kendisine uyulan rejimlerin, yönetimlerin hepsi şeytanların adımlarıdır. Bugün kendini İslam’a nisbet eden Müslümanların, çağın şeytanilerinin yaldızlı sözlerine kapılarak ‘İslam’ın demokrasiyle gelebileceğini’ sanmaları şeytanın çağımızdaki adımlarıdır. Demokrasi, sosyalizm vb. insan kaynaklı her rejimin şeytanın adımları olduğu, Allah yolundan saptırmak için şeytanın Ademoğullarına verdiği birer vesvese olduğunu bilelim. Bu aldatıcı ve yanıltıcı yolda Allah’ın salih kullarının bir işi yoktur. Çünkü Allah (c.c) Ademoğullarından razı olacağı yaşam tarzının İslam olduğunu, Âl-i İmran Suresi’nin 19. ve 85. ayetlerinde ifade etmiştir. İslam hayatın tamamıdır. Devlettir, hukuktur, medeniyettir. Bundan dolayı Ademoğulları sorunlarının çözümünü İslam’dan başka bir yerde aramazlar. Ama şeytan onları bu yoldan saptırmak, kandırmak, cehenneme sürüklemek ister.

Hayat yolunda giderken karşılaşacağımız en büyük aldatıcılardan biri şeytandır. Diğeri de şu ayette ifade edilendir:

 “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır 35/5)

Allah’ın adını kullanarak aldatmak... Dünya hayatı sizi aldatmasın!

Allah’ın adını kullanarak ilk aldatan şeytandır. Adem ve Havva (a.s)’a yasaklı ağaçtan yedirmek için söylediği yaldızlı sözlerin ardından şunları söyledi:

“Ve ‘Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim’ diye yemin de etti.” (A’raf 7/21)

İslami olmayan her dünya sistemi, mutlaka yeryüzünde Allah’a kafa tutan şeytanın takipçisidir. Ellerinin altındaki, kendilerini Müslümanlığa nispet eden insanları yönetmek ve onları Allah’ın adıyla kandırmak için ‘dine ait’ kurumlar kurarlar. Ama burada İslam’ın sözleri yücelsin diye değil, kendi rejimleri devam etsin diye bunları kurarlar! Bunda başarılı da olurlar.

Çünkü dünya Müslümanları aldatmıştır. Onlar dünyanın geçici olduğuna iman etmekle birlikte onu her şeyden çok sevmekte, hatta hiç ölmemeyi bile temenni etmektedirler. Yani teslimiyetleri ters dönmüş; Allah’a teslim olacaklarına, Allah’ın düşmanlarına teslim olmuşlardır. Heyhat!

Dünyanın onları aldatması onların yaşantılarında Allah’ın helal ve haram çizgilerinin kayıp olmasından anlaşılmaktadır. Ticaretlerinde faizin her çeşidini barındıran, gerekçesi de “Zaman bunu gerektiriyor” sözleri olan bir Müslüman tüccar! Halbuki o, dünyaya aldanmış; kafirlerin rahat yaşaması onun zoruna gitmiş; ‘Ben Müslüman olduğum halde, neden onlardan daha iyi yaşamayayım’ felsefesiyle kendisini avutmakla aldanmıştır. Halbuki onun görevi helal lokma aramaktı.

Müslüman tebaa da faizden nasibini almış. Sanki dünyada ebediyen yaşanılacakmış gibi bir mal-mülk edinme yarışına girişilmiş. Herkesin bir evi, bir arabası vb. olmalı! Ama nasıl? Helal yoldan mı yoksa haram yoldan mı? Aslında Türkiyeli Müslümanların bu soruyu kendilerine sordukları yok! Onları daha çok ilgilendiren mesele, uygun taksitlerle ev-araba alabilmek. Bunları alırken de Allah’a ve Rasulüne savaş açmak sayılan faizin çok azı veya çoğu karışmış önemli değil! Çünkü “Bu zamanda sana bu taksitle kim ev verir, araba verir?” dedi şeytan. Onlar da bu vesveseye “Zaruretimiz var” diye daldı. Onların bu hali bize Allah’ın (c.c) şu sözünü hatırlatıyor:

“Siz her yüksek yere, bir alamet bina  edip eğlenir durur musunuz? Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?” (Şuara 26/128-9)

Âd kavmi, gücüyle insanlara zulmeder ve yaptıklarında da kendilerini haklı görürlerdi. Çünkü onlar iri yarı güçlü insanlardı. Diğerlerinin güçleri bunlara yetmezdi. Ama Allah, zalimleri rüzgarla öldürdü. Yaptıkları evler fayda vermedi.

Günümüzün Müslümanı Allah’a savaş açarak nasıl onun arzında barınma ihtiyacını karşılar? Kazanamayacağı bir savaşa girdiğinin farkında  değil mi? İşin ilginci, kendisine iman edip onun emrine teslim olduğundan “Müslüman”(=Allah’ın emirlerine teslim olmuş) ismini almış olduğu halde, kendi rabbi olan Allah’a  savaş açmış olarak... Vallahi ilginç! Ey akıl neredesin?

Allah (c.c) bu dünyaya kıymet vermiyor, bu dünyayı cennet sananlara evleri hususunda şöyle davranmak istiyor; ama kulları olan Müslümanlar anlamazlar diye rahmeti gereği vazgeçiyor. O diyor ki:

“Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman'ı (Allah'ı) inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar... Ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik). Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler içindir.” (Zuhruf 43/33-35)

Dünyanın geçici olduğuna  iman edenlerin geçici olanları kalıcı bir şekilde arzulamaları…Ya hiç mi gelen Allah’ın mesajını okumuyoruz? Ha doğru ya, onu da bizim adımıza yapan birileri var; bizim adımıza akıl ettikleri gibi!

Allah Rasulü (s.a.s) dünyanın Allah (c.c) yanındaki kıymetini söyle anlatmaktadır:

Nebi (s.a.s)’in ashabından Osman b. Abdullah onun şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Eğer dünya, Allah katında hayır noktasında sivri sineğin kanadı kadar olsaydı, kafire orada hiçbir şey vermezdi.” (Abdullah ibn Mubarek, Kitabu’z-Zuhd (sf/159) İ’tisam y. Dipnotta hadisin “Tirmizi 9/198. İsnadı sahihtir” kaydı vardır)

            Ebu Hureyre (r.a)’ın Rasulullah (s.a.s)’tan bildirdiği şu söze de kulak verelim. O diyor ki:

“Dünya, mü’minin hapishanesi ve kafirin cennetidir.” (Tirmizi, Sunen (4/164) Ebvabu’z-Zuhd bab: 12 hdsno: 2426 İmam, hadis için “Bu hadis hasen-sahihtir” demiştir.)

Uzun bir hadisin sonunda Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“...Sizin için dünyadan ve onda birbirinizle rekabete girmenizden korkuyorum.” (Abdullah b. Mubarek, Kitabu’z-Zuhd (sf. 156) Hdsno: 504. İsnadı sahihtir)

Ama biz Allah’ın hoşlanmadığı Rasulünün  bizim için korktuğu şeye -deyim yerinde ise- balıklama dalmaktayız. Çünkü şeytanın vesveselerine  kulak verdik, dünyanın aldatıcılığına kandık veya kanmak istedik. Hem de bu kadar uyarıya rağmen… Allah’ın koyduğu sınırları hiçe sayarak... Ama burada, aldatıcı olan şeylerin en büyüğünü unuttuk. O da her insanın kendine kötülüğü emreden nefsi… Çünkü onun istekleri bizim başımızın üstündedir. Onun istekleri ile Allah’ın istedikleri çatıştığında; elbette şeytanın vesvesesi, dünyanın yakınlığı ve güzelliğiyle birleşince onun emirleri her şeyi geri bıraktırır. İşte bundan dolayı Allah (c.c) buyurdu ki:

“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (el-Furkan 25/43)

Başka bir ayette de şöyle buyrulur:

“Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp düşünmüyor musunuz? (Casiye 45/23)

            Bu konuda, zayıf da olsa vaka ile uyumlu olan şu hadisi zikredelim:

            “…Ebu Umame’nin bildirdiğe göre Rasulullah (s.a.s) ‘Gökyüzü altında Allah dışında peşinden gidilen hevadan daha büyük bir ilah yoktur’ buyurmuştur. (Heysemi, Takribu’l-Buğye bi Tertibi Ehadisi’l-Hilye (9/218) K. İlim bab:- Hdsno: 334. Hadisin isnadı zayıftır. Ocak y.)

            İşte bu ilahtan da kurtulmak farzdır. Ondan kurtulmadıkça gerçek bir iman ve kurtuluştan bahsedilemez. Hevasını ilahlaştıran demokrasi havarilerinin sınırları, kendi canlarının istediği sınırlarda, daha doğrusu sınırsızlıkta dolaşıp hesap vermemek, Allah’ı hesaba katmadan dünyaperestliğe devam etmektir. Çağın müslümanları da hevasını ilahlaştıran bu demokratların peşinde, onların hayat tarzını  örnek alarak, yaşamda Allah ve Rasulünün koyduğu sınırlara aldırmaksızın veya bir kısmını alıp bir kısmını bırakarak, ebediyen mutlu ve mesut yaşayacakları cenneti elde etmenin yolunda kendilerince ilerlemektedirler! Demokrasi havarilere onları dünyayı va’detmekte; Allah ve Rasulü cenneti ve ebediyeti… Sizce zamanımızın insanı hangisi alır? Burada Rasulullah (s.a.s)’in şu sözünü hatırlatalım:

Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir: “Allah Rasulu (s.a.s) şöyle buyurdu:

            ‘Dünyayı isteyen kimse ahirete zarar verir. Ahireti isteyen kimse dünyaya zarar verir.’  Yine onu şöyle buyururken işittim:

‘Baki (kalıcı) olanı elde etmek için fani (geçici) olana zarar verin.’” (Zahidlerin Dünyası (sf. 250) İbn Ebi Asım Kitabu’z-Zuhd hdsno: 161. Beka y.)

İçinde yaşadığımız ortamda Allah’ın (c.c) istediği ölçülerde zengin olmak nerede ise imkansızdır. Ahireti düşünen insanların, ölmeyecek, şeref ve izzetlerini koruyacak kadar olan dünya malından faydalanmalarına din bir şey demez. Ama “Bu ortamdan kurtulamayız. Ne yapalım, çağın getirisi” anlayışıyla dünyaya dalmak zenginliği belki getirir. Ama salih ameli götüreceği de kesindir de acaba Allah’ın (c.c) kabul edeceği bir iman kalpte kalır mı?    Rasulullah (s.a.s)’in şu sözlerine kulak verelim:

            Ubey b. Ka’b şöyle demiştir: “Allah Rasulu (s.a.s) şöyle buyurdu:

            ‘Allah’ım! Sana iman eden ve benim senin rasulün olduğuma  şehadet eden kişiye sana kavuşmayı sevdir, onun hakkında hükmünü kolaylaştır ve onun dünya malını azalt.

            Sana inanmayan ve benim senin rasulün olduğuma şahitlik etmeyen kişiye sana kavuşmayı sevdirtme, onun hakkında hükmünü kolaylaştırma ve onun dünya malını çoğalt!’” (Zahidlerin Dünyası (sf/279) Hdsno: 211 Beka y. & İbn Hibban Sahih (1/438-9) K. İman Bab: - Hdsno: 208. Şuayb el-Arnavut hadis için “İsnadı sahihtir” demiştir. er-Risaletu’l-Alemiyye bsk. 1. Bsm 2011/1436 Beyrut/Lübnan)

            Allah (c.c) da buyuruyor ki:

            “Hayır siz, dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (Ala 87/16-17)

            Ve Alemlerin Rabbi şöyle dedi:

            “Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanma’dır. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.” (Ankebut 29/64)

Allah Rasulü (s.a.s) işte bunu bilenlerdendi ve onun dünya ile tutumuna bakın:

            Abdullah b. Mes’ud şöyle demiştir: “Güvercin yuvasına benzeyen bir odada bulunan Allah Rasulü (s.a.s)’in yanına girdim. Bu sırada bir hasırın üzerinde uyuyordu ve hasır böğründe iz yapmıştı. Bunu görünce ağladım. Allah Rasulü (uyandı ve) ‘Niye ağlıyorsun ey Abdullah?’ dedi. Ben,“Ey Allah’ın Rasulü! Kisra ile Kayser, ipekler ve ipekli elbiseler içindedirler’ dedim. Allah Rasulü bana şöyle buyurdu:

            ‘Ağlama ey Abdullah! Bunlar dünyada onların, ahirette ise bizimdir. Benim dünya ile ne işim var? Benimle dünyanın misali, bir ağacın altında konaklayan, sonra da onu bırakıp giden bir yolcunun durumuna benzer.’” (Zahidlerin Dünyası (sf. 261) hdsno: 181 & Tirmizi, Sunen (4/197) Ebvabu’z-Zuhd bab: 31 hdsno: 2483. Hadis Sahihtir)

            Şimdi, Ahzab Suresi 21. ayette kendisini örnek almayı Allah’a ve ahiret gününe inanmaya bağlı olarak Allah’ın (c.c) farz kıldığı Allah’ın rasulü Muhammed (s.a.s)’in dünya ile ilgili davranışlarını mı örnek alacağız; yoksa Allah’ın kendisinden razı olmadığı demokrat, dünyaperest, sekülerizm dinine tabi olan insanları mı?

            Hülasa, Türkiye insanının dünyevileşmesi, her alanda Allah ve Rasulü’nün (s.a.s) sözlerini bırakmaları, bırakmasalar bile dilleriyle iman ettikleri şeyleri amelleriyle yalanlamalarından ileri gelmektedir. Allah’ı ilah kabul edip demokratlaşmak, kendi ilahlığını ilan etmek, Rasulullah (s.a.s)’i önder kabul edip hayatını ya hevesinin veya kendisine lider diye tanıtılanların izini takiple sürdürmek… Sizce imtihan için geldiğimiz dünya hayatından bu tablo ile ahirete göç edersek nasıl karşılanırız?

            Yani inancında reddetmesi gerekli olanları diliyle reddettikten sonra yaşantısını da reddettikleriyle yaşayan bir insan topluluğu… Rasulullah (s.a.s)’den gelen uzun bir hadisin son kısmı bu günümüzü ne güzel anlatıyor. O diyor ki:

            “Ey Sa’d! Sana bundan daha acayip olan bir şeyden haber vereyim mi? Bu kavim, kendi inkar ettikleri şeylere inanırlar. Sonra bu kavim, onların düştüğü gaflete kendileri de düşerler.” (el-Mua’fa b. İmran el-Mevsıli, Kitabu’z-Zuhd (sf. 172) Hdsno:197. Hadis zayıftır. Ensar Neşriyat)

            “Ey insan, ‘üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? Ki O, seni yarattı, ‘sana bir düzen içinde biçim verdi’ ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti. Asla, hayır! Siz dini yalanlıyorsunuz.” ( İnfitar 82/6-9)

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul