05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / MUHASEBE ZARURETİ
MUHASEBE ZARURETİ

MUHASEBE ZARURETİ Fırat TOPRAK

 

İnsana, topluma, sisteme kısaca hayata dair sözü olan her ideal ehlinin zaman zaman durup düşünmesi, muhasebe yapması olmazsa olmazdır. İnsanın kul yani aciz ve nakıs olduğu hatırlanıldığında insani her duygu, düşünce ve çabanın da hata ve eksikliklerle malul olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Buradan da doğruların muhkemleştirilmesi, yanlışların tashihi ve eksikliklerin tamamlanması için apayrı bir çabaya ihtiyaç olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bir şeyin veya hadisenin olumlu ve olumsuz yönlerini gözden geçirip yargıya varmak anlamında muhasebe yapmanın lüzumu izahtan varestedir. Biz müslümanların vakıa tahlili, mazi-hal mukayesesi ve istikbal planlaması amacıyla hatırı sayılır bir İslami hareket muhasebesine ihtiyaç duymakta olduğumuz da açıktır. Böylesi ciddi bir ihtiyaca rağmen yapılan olması gereken değildir ve muhasebeden kaçınma veya yüzeysel söylemlerle iktifa şeklindedir.

Yakın dönem vakıa analizi açısından söylenecek ilk söz çeşitli müspet etkenlerle bereber müslümanların hassasiyetlerinin aşınması, fikri karmaşa, artan seküler yaşam ve değerlerinin yozlaşmasıdır. Gerçekten de kişinin değerlere sadakati, Rabbiyle, diniyle, davasıyla bağının kuvvet derecesi tüm diğer düşünce ve eylemleri belirlemektedir. Günümüz müslümanlarının temel sorunu, adı geçen bağın ciddiyet/adanmışlık boyutundan kayıtsızlık/hobi boyutuna evrilmesidir. Heyecan ve dert yerini sıradanlığa ve mevcudu muhafazaya bırakmış durumdadır. Tevhidi netlik yerini türlü bulanıklığa bırakmış durumdadır. Tavizsiz inkılabi duruş yerini müdahaneciliğe, uzlaşmacılığa, eklemlenmeye bırakmış durumdadır. Küresel tuğyana karşı gerekli küresel bilinç olan ‘ümmet anlayışı’ yerini yerel, örtük kavmiyetçiliğe bırakmış durumdadır. Paylaşma, isar yerini temerküze, tekasüre bırakmış durumdadır. Cemaat ruhu hizipçilik ve bireysellik sarkacında örselenmektedir. Aile kurumu türlü saldırıların hedefindedir. Kültürel yozlaşma boyutlanarak devam ederken sağaltıcı cehd, şahitlik anlamında yetersiz çabalar olarak kalmaktadır. İlkesel sebat taraftarı bir avuç mümin ise “Hala orada mısınız?” istihzasının muhatabı olmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik, yenilgi psikolojisi, ‘bizden adam olmaz’cılık tüm ünitelerimize sirayet etmektedir. Küresel tuğyanın sert kasırgasına lokal direnmenin imkansızlığı ortadayken, ‘Gemisini kurtaran kaptandır’ yaklaşımıyla modern bireye dönüşme süreci level atlamaktadır.

Bugün itibariyle Müslümanların çok yönlü zaaflar içerisinde oldukları teşhisini açarsak; ilkin, önceliğine istinaden akidevi boyutu irdelemek gerekmektedir. Neredeyse İslam’a yönelik inançlarımız şek, şüphe ihtiva ediyor denebilir. “Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” (Zümer/67) ayetinin günümüze bakan yönü üzerinde tefekkür etmek gerekmektedir. Allah, rasul ve ahiret gibi temel inanç esasları hakkındaki sathiliğin yakiniliğe çevrilmesi çabası önceliklerimizin başında olmalıdır. İslam’ın son din oluşu, eksiklik ve fazlalıktan uzak oluşu, her türlü sentezcilikten müstağni oluşu gibi hususlar yeniden gündem edilmelidir. Rab olarak yüce Allah’tan, nebi olarak Hz. Muhammed (s.a.v)’den, din olarak da İslam’dan razı olmanın nasıllığı üzerinde daha nitelikli çözümlemeler yapmak durumundayız. Modern şirk olgusunun somut ve soyut yönlerinin –üretilmiş sahte kutsallıkların- farkındalığı artırılmalıdır ki, yeniden “La İlahe İllallah” şehadeti hakkıyla tahakkuk etsin. Ezeli ve ebedi örneklik olarak –usve-i hasene- Hz. Rasul’den (a.s) gayrılarının peşinden ömür tüketen kitleler göz önüne alındığında “Muhammedu’r Rasulullah” şehadetine yeniden bir çağrı yapmanın lüzumu hissedilmektedir. Keza “Kim İslam’dan başka bir din ararsa; bilsin ki, bu ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır” (Âl-i İmran/85) ayetinin ifade ettiği hakikati, İslam ile birlikte demokrasi, liberalizm, sosyalizm, muhafazakârlık gibi beşeri ideolojilerle kimliklerini kirletenlere vazıh bir şekilde beyan etmek gerekmektedir. Kur’an’la din ve ideolojilere karşı büyük bir cihad etme görevi Furkan/52 ehlini beklemektedir.

İslam düşüncesinin fikri gücünün Müslümanlardaki özgüven ve donanım eksikliği sebebiyle yeterince temsil edilememesi mühim bir sorun alanına işaret etmektedir. Hususen 2000 sonrası ezberlerin bozulması gerekçesiyle yitirilen kesin inançlılığın doğurduğu fikri temsildeki sorun, modern itikadi sapmaların genç kuşaklardaki tahribatının önüne geçilmesinin gecikmesinin de sebebidir.

Modern-post modern tüm çağdaş fikir akımlarına en güçlü meydan okuma olan İslam düşüncesi fikri ve fiili dinamizminin istenen seviyede olmamasından sebep yeterli üretkenliğe ulaşamamıştır. Bu haliyle bile küresel egemenlerin korkulu rüyası olan İslami hareketlerin çabalarını takat seviyesine ulaştırmalarının nasıl bir önemi haiz olduğu anlaşılmaktadır.

Sorunlarımıza çözüm olarak öze/kaynaklara dönüş şeklinde yabancısı olmadığımız bir düstur ifade edilecektir. Çünkü “Bu ümmetin başı ne ile ıslah olduysa, sonu da onunla ıslah olacaktır” düsturu bugün için de geçerlidir. Olması gereken bahse konu kavram ve düsturların sahih bir şekilde içeriklendirilmesidir. Sadra şifa, çözüm olacak çerçevemizi maddeleyerek devam edersek;

  1. Tüm zamanların ve tüm rasullerin temel gündemi olan tevhid kavramının yine ve yeniden bir usul çerçevesinde gündemde tutulması zarurettir. Bu zaruret sahabe, tabiin, müctehid imamların ve ekser müminlerin usulüyle; La mevcud, La Meşhud vb. bidat söylemlerle değil ‘La İlahe İllallah’ı şekli ve muhtevasıyla tevhidi kimliğimizin belirleyicisi kılabilmektir. Bunu için ise bir akaid seferberliğine ihtiyaç vardır kuşkusuz.
  2. Tevhid kavramının en bariz izdüşümlerinden olan adalet kavramını, kime yönelik ve kime karşı olursa olsun, itikattan amele Rabbimizle, ailemizle, toplumumuzla, tabiatla, kendimizle, hâsılı bütün vecheleriyle yaşam tarzımızın vazgeçilmezi kılmak zarurettir.
  3. Rızayı Bari planında ihlâs kavramının vazgeçilmezliğinin farkındalığı ile niyet ve amellerimizi tashih etmek zarurettir. Bu zaruret sanalın gösterişçi dindarlığından sıyrılarak sıdk ve tevazuyu ete kemiğe büründürmeyi gerektirmektedir.
  4. Namazı ikame etmek, infak, tevekkül, tefekkür, kanaat gibi mühim ahlaki düsturların zemininde şekillenecek takva kavramını hedef olarak belirlemek zarurettir.
  5. Cihad kavramını mal, can, kalem, vakit vb. boyutlarıyla, özgüvenle, ferdi ve sosyal hayatımıza heyecan katacak şekliyle gündeme taşımak zarurettir. Bu zaruret derinlikli bir fikriyat ile güçlü bir coşku oluşturmayı gerektirmektedir. Dikenli bir yolun yolcusu olunduğunun farkındalığı ile bedel ödemeye ve cefaya talip olmak önem arzetmektedir.
  6. Davanın sahibinin yüce Allah olmasından sebep ümitvar olmak, şartlar ne olursa olsun yeise prim vermemek zarurettir. Kaldı ki ümitvar olmak için de birçok sebep vardır. Engelleyici değil motive edici olmak, hata yapmaktan ve kınayıcının kınamasından korkmamak elzemdir.
  7. Ciddiyet ve kararlılıkla İslami ilimlerle iştigal etmek zarurettir. Bu zaruret enformatik cehalet çağında bilgiye ulaşma değil bilgi sistematiğini sahih zeminde oluşturmayı gerektirmektedir. İlmi önderlikten yoksun İslami hareketin kadük kaldığı gerçeği sıklıkla müşahede edilmiştir.
  8. Nebiler mesleği, üzerine güneş doğan en hayırlı iş olan davetin öneminin farkındalığı ile İslami davetin fıkhınca sürdürülmesi zarurettir. Bu zaruret, Hakkın hatırını her hatırdan ali tutarak, dinamizmimizin kaynağı olan emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münkeri sürekli kılmayı gerektirmektedir.
  9. Müminlere karşı merhametli, kâfirlere karşı izzetli olmayı amasız, fakatsız sürdürebilmek zarurettir. Bu zaruret, ıslah maskeli dışlayıcılık ile ülfet maskeli hataları görmezden gelmek arasında bir dengeyi gerektirmektedir.
  10. Temel düsturlarımızdan olan ümmetçiliği her türlü kavmiyetçiliğe kurban etmemek, iktidarın ilgi alanları ile sınırlamamak ve yereli gözeterek geniş bir ailenin ferdi olma sorumluluğunu yaşatmak zarurettir.
  11. İstikamet ve sebatı asıl başarı ve saçları ağartan zor bir meselede Rabbin ikramı olarak bilmek, sonucu Allah’ın yarattığı inancını pekiştirmek zarurettir. Bu zaruret, marjinaliteyi içselleştirmeyi kabul etmediği gibi kitleselleşme adına ilkesel çerçeveyi gevşetmeyi de kabul etmemektedir.
  12. Duygu, düşünce ve amellerimizde ifrat ve tefrit gibi aşırılıklardan uzak kalarak vahyin belirlediği istikamette vasat, itidal üzere olabilmek ve vasat olmayı sürdürebilmek zarurettir.
  13. Nebevi siyaset bağlamında ve yeryüzüne salih kulların varis olması gereği planında İslami siyasi taleplerimizi en yüksek perdeden seslendirmek zarurettir. Bu zaruret İslami hareketlerin küresel ve yerel siyasete entegre edilmesi ile gerçekleşen pasif devrim ve ılımlı İslam projelerine direnmeyi gerektirmektedir. Bu bağlamda iktidarın suya sabuna dokunmayan diniyle ve sahih İslam düşüncesi önünde barikat hükmündeki dalalet fikirleriyle hesaplaşmak olmazsa olmazdır.
  14. Aldanış ve fena yurdu olan dünyanın denaetine ve süslü kılınmış cazibesine kapılmamak, bekâ yurdu olan ahiret merkezli yaşamı esas almak zarurettir. Bu zaruret ağaç gölgeliğinde dinlenmekte olan yolcunun ahlakıyla ahlaklanmayı ve kanaat hazinesi ile hırslarımızı ve tûl-i emelimizi dizginlemeyi gerektirmektedir.
  15. Özellikle son dönem modern-post modern sapmaların detaylı analizi ve bu sapmalara karşı İslam dünyasında yaşanmış tecrübelerin coğrafyamıza izdüşümünün sağlıklı bir tahlili zarurettir.
  16. Sınırlı ıslah çabalarımızın koordinesiyle büyük bir toplumsal zemine hitap edebilmenin, kitleselleşmenin ve kurumsallaşmanın yollarını aramak zarurettir. Bu zaruret küçük dünyalarımızdan uyanmayı, tarih dışı kalmamayı gerektirmektedir.
  17. İlim, davet ve cihad yolunda her zaman yorulanların, dökülenlerin ve sapanların olacağını hatırda tutarak, salih öncülerin hayatları sebat kaynağı olmak üzere çalışmak ama illa ki Rabbin tevfikini talep etmek zarurettir.
  18. Vahiyle belirlenmiş bir dert sahibi olmak, silkinmek, bahane bulmadan mazeret üretmeden hedefe kilitlenerek koşturmak, adanmak ve detaylara boğulmadan hep yolda olmak, yolun ve yoldaşın kıymetini bilmek zarurettir.

Sayılan ve çoğaltılabilecek etkenlerin ışığında diri bir bilinç ile yenilenmek, hayata anlam katmak gerekmektedir. İmtihan devam etmekte ve ağıt yakmanın ötesinde yapıcı bir eleştiri ile yolumuza devam etmek durumundayız. Anın vacibini ifa eden ‘sabikun’dan olma duasıyla.

Yazar:
Fırat TOPRAK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul