17 Eylül 2021 - Cuma

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / ALLAH’IN KULU VE RASULÜ YAHYA (A.S)’IN BEYÂNLARI
ALLAH’IN KULU VE RASULÜ YAHYA (A.S)’IN BEYÂNLARI

ALLAH’IN KULU VE RASULÜ YAHYA (A.S)’IN BEYÂNLARI Muhammed İslamoğlu

Kendisinden başka hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ,1 yalnızca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattığı insan kullarının2 atası, ilk insan, ilk peygamber ve ilk medeniyet kurucusu Âdem (a.s) ve insanların ilk annesi eşi Havva (r.anha)’yı, tevbelerini kabul edip Cennet’ten dünyaya indirince kendilerine şöyle buyurdu:

“De ki: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa, artık o şaşırıp kalmaz ve mutsuz olmaz.”3

“Dedik ki: ‘Oradan hepiniz inin. Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”4

İmam Beğavî (rh.a.), “Meâlimu’t-Tenzil” adlı tefsirinde şöyle der:

“‘Size benden bir hidayet geldiğinde’ Ey Âdem’in zürriyeti, size hakikat ve şeriatın beyânı ulaştığında, demektir. Bundan kasdın, ‘rasul ve kitap’ olduğu da söylenmiştir.”5

İbnu’l-Cevzî (rh.a.), “Zadü’l-Mesir” isimli tefsirinde şu beyânda bulunur:

“‘Kim benim hidayetime uyarsa’, yani peygamberime ve kitabıma demektir.”6

Müfessir ulemanın beyanıyla Allah’tan gelen yol gösterici, yani hidayet, rasuller, nebîler ve vahyedilen kitaplardır.

Abdullah b. Abbas (r.anhuma) şöyle söyler:

- Her kim Kur’ân’ı okur da içindekilerle amel ederse, yüce Allah onu, dalâletten hidayete yöneltir ve kıyamet gününde de onu kötü bir şekilde hesaba çekilmekten uzak tutar. Zira yüce Allah şöyle buyurur:

“Kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara, 2/38)7

İlk peygamber Âdem (a.s)’dan, en son nebî ve en son rasul Muhammed (s.a.s)’e kadar her ümmet ve her kavme rasuller gönderdiğini beyân eden Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Andolsun, biz her ümmete ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi için) bir rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.”8

Kendisinden sonra bir nebî ve bir rasul gelmeyecek olan en son nebî ve en son rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s), kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için rasul olarak gönderildi.9 “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”10 Rasulullah (s.a.s)’den önceki rasuller ve nebîler (Allah’ın salât ve selâmı cümlesine olsun) belli kavimlere ve bölgelere gönderilmiştir.

İnsanların yegâne rabbi, meliki ve ilâhı Allah Teâlâ’nın, insan kulları için gönderdiği nebîlerden ve rasullerden biri de Yahya b. Zekeriyya (a.s)’dır.

Allah Azze ve Celle, kulu ve rasulü Yahya (a.s) için ayet-i kerimelerinde şunları beyân buyurur:

“(Allah buyurdu ki:) Ey Zekeriyya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz. Biz, bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız.”11

“(Çocuğu doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) ‘Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut.’ Daha çocuk iken ona hikmet verdik.

Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.

Ana ve babasına itaatkârdı ve isyan eden bir zorba değildi.

Ona selâm olsun, doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.”12

“O (Zekeriyya) mihrapta namaz kılarken melekler, ona seslendi: ‘Allah sana, Yahya’yı müjdeledi. O, Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.”13

Allah’ın kulu ve rasulü Yahya (a.s) hakkında ayet-i kerimelerde böyle buyrulurken, Rasulullah Muhammed (s.a.s)’in hadislerinde de şu bilgiler ve haberler verilmektedir:

1- İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:

Mescidde bir halkada oturmuş, peygamberlerden, onların hangisinin daha üstün olduğundan bahsediyorduk. Nuh’tan ve onun uzun uzadıya yaptığı ibadetinden bahsettik. Halilu’r-Rahmân İbrahim’den bahsettik. Allah’ın kendisiyle konuştuğu Musa’dan bahsettik, Meryem oğlu İsa’dan bahsettik. Rasulullah (s.a.s)’den söz ettik. Biz, bu minval üzere iken Rasulullah (s.a.s) çıkageldi ve “Aranızda neyi konuşuyorsunuz?” diye sordu.

Biz de:

- Ya Rasulallah, peygamberlerin üstünlüklerinden bahsettik. Onların hangisinin daha üstün olduğundan, Nuh’tan ve onun uzun uzadıya yaptığı ibadetinden, Halilu’r-Rahmân İbrahim’den, Allah’ın kendisiyle konuştuğu Musa’dan, Meryem oğlu İsa’dan ve senden söz ettik, dedik.

- Kimi üstün buldunuz, diye sordu.

- Seni üstün bulduk ya Rasulallah, yüce Allah seni, bütün insanlara gönderdi. Geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı. Sen, peygamberlerin sonuncususun, dedik.

Rasulullah (s.a.s) ise şöyle buyurdu:

- Zekeriyya oğlu Yahya’dan hayırlı olmak hiç kimseye yaraşmaz!

Biz de:

-Ya Rasulallah, bu nasıl olur, diye sorduk.

Rasulullah buyurdu ki:

- O’nun, Kur’ân’daki vasfını duymadınız mı?

“’Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut.’ Daha çocuk iken O’na hikmet verdik.” (Meryem, 19/12)

Rasulullah, bunu dedikten sonra on beşinci ayete kadar okudu:

“O’na selâm olsun, doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağı gün de.” (Meryem, 19/15)

Sonra (Âl-i İmrân, 3/39) ayetten şu kısmı okudu:

“Allah sana, Yahya’yı müjdeledi. O, Allah’tan olan bir kelimeyi (İsa’yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.”

(Rasulullah, sonra şöyle) buyurdu:

- O, hiç günah işlememiş ve buna yeltenmemiştir.14

2- Ebu Hureyre (r.a)’tan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Âdemoğullarından herkes, kıyamet günü Allah’a, işlemiş olduğu bir günahla kavuşacaktır. Allah da dilerse ona azab edecek, dilerse bağışlayacaktır. Zekeriyya oğlu Yahya müstesna. Çünkü O, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir.”15

3- İbn Abbas (r.anhuma)’dan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Yahya b. Zekeriyya dışında Âdemoğlundan her bir kimse, mutlaka hatâ etmiş veya hatâ etmeye yeltenmiştir.”16

4- Abdullah b. Amr (r.a) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Ben, Zekeriyya oğlu Yahya’dan üstünüm/hayırlıyım, demek hiç kimseye yaraşmaz. O, günaha bile yeltenmemiştir.”

Ravî diyor ki:

- Zannedersem: “Günah da işlemedi” ifadesini de kullandı.17

5- Yahya b. Ca’de (r.a)’tan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Yahya b. Zekeriyya, hiç günah işlemeyi düşünmemiş ve hiçbir kadın da onun gönlünü meşgul etmemiştir.”18

6- Ubeyy b. Ka’b (r.a)’tan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Dünya, Allah katında hiçbir değer taşımadığı için ki, Yahya b. Zekeriyya bir kadın tarafından öldürülmüştür.”19

Kaynak eserlerde, Allah’ın kulu ve rasulü Yahya (a.s)’ın şu duâsı da kaydedilmiştir:

“Mücahid (rh.a.) bildiriyor:

Zekeriyya (a.s)’ın oğlu Yahya (a.s) Allah Teâlâ’ya şöyle niyaz etmiş:

-Rabbim, beni insanların dillerinden muhafaza eyle. Benimle ilgili olarak sadece hayrı söylesinler.

Yüce Allah, ona şöyle vahyetmiş:

-Ey Yahya, bunu, kendim için yapmadım, senin için nasıl yaparım?20

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s), Rabbimiz Allah Teâlâ’nın kulu ve rasulü Yahya (a.s)’a vahyettiği beş şeyi hadislerinde beyân buyurmuştur.

Hâris el-Eş’arî (r.a)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s):

“Allah, Zekeriyya’nın oğlu Yahya’ya beş şeyi yapmasını ve bunları İsrailoğullarına da emretmesini buyurdu. Yahya, bu konuda biraz yavaş davranır gibi oldu. (Bunun üzerine Azîz ve yüce olan Allah, İsa’ya bunları tebliğ etmesini vahyetti.)

İsa, ona (Yahya’ya):

- Allah sana, bu beş konuda yapman gerekenleri ve İsrailoğullarına da yaptırmanı emir buyurdu. Ya sen emredersin veya ben emredeceğim, dedi.

Yahya:

-Bu beş konuda beni geçersen, helâk edilmekten veya azaba uğramaktan korkarım, dedi.

Sonra Yahya halkı, Beytu’l-Makdis’te topladı ve mescid doldu taştı.

Yahya, o insanlara:

-Allah, benim beş şeyi yapmamı ve sizin de yapmanızı size emretmemi emir buyurdu.

Bunların ilki, kulluğu sadece Allah’a yapıp, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdır. Allah’a ortak koşan kimse, kendi öz malından, altın ve gümüşle bir köle satın alan, sonra o köleye: İşte malım, işte evim, çalış ve bana hakkını öde, diyen, kölenin de çalışıp kendi efendisinden başka birine ödeme yaptığı kişi gibidir. Hanginiz kölesinin bu durumda olmasına razı olur?

Allah size, namaz kılmanızı, namaz kılarken de yüzünüzü sağa-sola çevirmemenizi emretti. Çünkü Allah, kulu namazında yüzünü çevirmediği sürece yüzünü, kulundan çevirmez.

Allah, size orucu emretti. Oruç tutan kimse de bir grup arasında beraberindeki herkesi kendisine hayran eden bir misk kabı bulunan kişiye benzer. Oysa oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

Allah size, sadaka vermenizi de emretti. Sadaka veren kimse de düşmana esir düşen, ellerini boynuna bağladıkları ve boynu vurulmak üzere olup da verdiği az-çok bir fidye ile canını onlardan kurtaran adamın durumuna benzer.

Allah size, kendisini daima hatırlamanızı (zikretmenizi) emretti. Bu kimse de düşman tarafından takip edilen ve sonunda kendisini sağlam bir kaleye atıp onlara karşı koruyan kimse gibidir. Kul da böyledir. Allah’ı hatırlamakla (anmakla/zikretmekle) kendisini şeytana karşı korumuş olur, dedi.”

Rasulullah (s.a.s) “Ben de size, Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum.

Bunlar da dinlemek, itaat, cihad, hicret ve cemaattir. Kim cemaatten bir karış ayrılırsa, cemaate tekrar dönünceye kadar, İslâm bağını boynundan çıkarmış olur.

Kim de cahiliyye dâvâsını iddia ederse, o kimse cehennemlik kimselerdendir” buyurdu.

Bunun üzerine bir adam:

- Ya Rasulallah, bu kimse oruç tutsa da namaz kılsa da aynı mıdır, diye sordu.

Rasulullah (s.a.s):

“Namaz kılsa da oruç tutsa da (Müslüman olduğunu söylese de) aynıdır. Siz, Allah’ın kullarını, Allah’ın size Müslüman ve mü’min ismini verdiği Müslümanlar olarak Allah’ın dâvâsına davet edin.” buyurdular.21

Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle, insan kulları için vazifeli kıldığı bütün nebîlerine ve rasullerine, her şeyden önce tevhid ve imanı beyân buyurmuştur. Tevhid, Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmamak, O’nu birlemek ve böylece iman etmektir. Bu iman kalbe yerleştikten ve kişinin varlığına hakim olduktan sonra, Allah’a ibadette hiçbir şeyi ortak koşmadan emrolunduğu gibi amel işlemek, mü’min Müslüman kulun vazifesidir.

Yaratmayı ve emretmeyi, mülkü ve hükmü Allah’a has kılarak katıksız iman edip tam teslim olanlar, muvahhid mü’min Müslüman olurlar. Bunun için de Allah’tan başka rab ve ilâh edinilen tağutu, bütün kurum ve kuruluşlarıyla reddedip Allah’a katıksız iman etmek gerekir.

Rabbimiz Allah Azze ve Celle böyle emretmiştir:

“Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur.”22

“Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler. Oysa onlar, bunu reddetmekle emrolunmuşlardır.”23

“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.”24

Tağutu, yani Allah’tan başka kanun koyan ve kendisine itaat edilen merciyi tamamen reddederek Allah’a iman etmek, kelime-i tevhidin tâ kendisidir. Kelime-i tevhiddeki “lâ ilahe”, tağutun reddi, “illallah” Allah’ı tevhid ederek iman etmenin beyanıdır. Bütün nebîler ve rasullerin ortak çağrısı budur! Bu dâvete icâbet etmeyenler, Allah’ın kulu ve rasulü Yahya (a.s)’ın ibretlik bir örnek olarak verdiği köle misalidir. Yaratmayı ve emri birbirinden ayırarak, yaratmayı Allah’a, emri yani yasamayı tağuta has kılanlar, Allah’a şirk koşanlardır. Bunlardan kimi, hem akîdede hem de amelde şirk koşarken, bazıları da akîdede şirk koşmazken amelde şirk koşmaktadır. Sonuç itibariyle, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde asla ortağı olmayan bir ve tek olan Allah Teâlâ’ya ortaklar oluşturulup şirk koşulmuş olur. Yaratmada ortaksız olan Allah Teâlâ, emirde, yani yasamada da ortaksızdır ve hükmünde kimseyi ortak etmez.25

Şirksiz bir tevhid ve küfürsüz bir iman ile sapasağlam olan akîdeden sonra salih amel gündeme gelir. Salih amelin, olmazsa olmazı namazı dosdoğru kılmaktır. Namaz, yegâne rab ve ilâh Allah’a kul olmanın baş göstergesidir. Yalnız ve yalnız Âlemlerin Rabbi Allah’ın huzurunda ta’zim, hürmet, huşû ve hudû ile kıyamda durmak, rükû edip secde etmek, katıksız iman sahibi muvahhid mü’minlerin değişmez ve değiştirilemez özelliğidir.

“Onlar, gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.

Ki onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve âhirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.”26

“Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan (fahşadan) ve kötülüklerden alıkoyar.”27

İbn Mesud (r.a) anlatıyor:

Muhakkak ki nebî (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Allah’a itaat etmeyen kimsenin namazı yoktur. Her kim hayâsızlığı ve kötülüğü bırakırsa, o kimse muhakkak ki namaza itaat etmiş olur.”28

Allah’ın kulu ve rasulü Yahya (a.s), Rabbimiz Allah’ın kendisine vahyetmesiyle, orucu, sadakayı ve devamlı bir şekilde Allah’ı zikretmeyi emreder.

Oruç, Cehennem ateşine karşı bir kalkan, sadaka kurtuluş ve daimi zikirse şeytandan ve onun taraftarlarından bir korunmadır.

Oruç, Âdem (a.s)’dan Rasulullah (s.a.s)’e gelene kadar bütün nebî ve rasullere ve onların ümmetlerine emredilen bir ibadettir.

“Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı (farz kılındığı) gibi oruç size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız”29 diye buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ.

Farz ve nâfilesiyle sadaka, yani zekat ve infakın her türlüsü... Mü’min Müslümana yapılan her türlü yardım, hattâ ona söylenecek faydalı, tatlı bir söz ve güler bir yüz bile sadakadır. Muvahhid mü’minler arası maddî ve manevî birlik ve beraberliği sağlayan nesne sadakadır.

Rabbimiz Allah, muvahhid mü’min erkek ve kadın kullarının vasıflarını beyân ederken şöyle buyurur:

“Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlar, (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.”30

“Gerçekten ben, ben Allahım, benden başka ilâh yoktur. Şu hâlde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.”31

“Beni zikretmede gevşek davranmayın.”32

“Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”33

Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun, bütün nebîler ve rasuller, kendilerine vahyedildiği gibi konuşur ve davranırlar. Onlar, hevâlarından bir şey konuşmaz ve yapmazlar. Çünkü onlar, ümmetleri için örnek ve önder şahsiyetlerdir. Allah’ın kendilerine emrettikleri gibi dosdoğru davranır ve emirleri, Allah’ın muradına uygun yerine getirirler.34

Hevâsından konuşmayan ve bir şey yapmayan Rasulullah Muhammed (s.a.s), yalnızca vahiy ile hareket etmekte, Rabbinin kendisine emrettiğini O’nun muradına uygun gerçekleştirmektedir.

Bu değişmez apaçık hakikatten dolayı, “Ben de size, Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum. Bunlar da dinlemek, itaat, cihad, hicret ve cemaattir. Kim cemaatten bir karış ayrılırsa, cemaate tekrar dönünceye kadar, İslâm bağını boynundan çıkarmış olur. Kim de cahiliyye dâvâsını iddia ederse, o kimse, cehennemlik kimselerdendir.” buyurur.

Rasulullah (s.a.s)’in hayırlı, şahit, vasat ve merhamet olunmuş ümmeti, yediden yetmişe, kadını ve erkeği ile emrolunanlar ya da nehyedilenler konusunda dinler, itaat eder, bu itaati gerçekleştirmek için cihad edip, bütün haram kılınanlardan uzaklaşarak, hicreti gündeme getirerek, birbirlerinin kardeşleri ve velîleri olarak vahdeti oluşturup cemaat oldukları takdirde, dünyada da âhirette de kurtulanlardan olup saadete ulaşanlardan olurlar.

Bu büyük kurtuluşu ve saadeti engelleyen şey, birlik-beraberliğini sağlamış, tevhid, iman ve İslâm üzere vahdeti oluşturup cemaat olmuş ümmeti, dağıtıp parçalamak, birliği bozup cemaatten uzaklaşmaktır. Bu korkunç cinayeti işleyenler için Rasulullah (s.a.s)’in tehdidi:

“Kim cemaatten bir karış ayrılırsa, tekrar cemaate dönünceye kadar, İslâm bağını boynundan çıkarmış olur!”

Yüz yıldan fazla bir zamandır, yerli ve yabancı zalim tağutların elbirliği ile işgal edilip paramparça yapılan İslâm topraklarında yaşayan, Müslüman olduklarını beyân eden kitlelerin durumunu yeniden düşünmek ve İslâmî ölçüde değerlendirmek gerekir. Hele hele gayr-i İslâmî düzenlerin egemen olduğu işgal bölgelerinde, gayr-i İslâmî düzenlere razı gösterip maddî ve manevî destekleyerek onlara uzun bir hayat sürmelerinde yardımcı olanların bu hâllerini, Kur’ân ve Sünnet ölçüsünce yeniden gündem etmek, bu felâketten kurtulmak için çözüm üretmek, Allah’ın lütfu ile hidayet olunmuş dâvâ erlerinin üzerinde ânın vacibidir.

“Mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan”35 Rasulullah (s.a.s)’in “Namaz kılsalar da oruç tutsalar da ve Müslüman olduklarını söyleseler de kim de cahiliyye dâvâsını iddia ederse, o kimse Cehennemlik kimselerdendir!”

Malum olduğu üzere, isimleri ne olursa olsun bütün gayr-i İslâmî ve tağutî anlayışlar, felsefeler, düzenler, ideolojiler ve doktrinler cahiliyye dâvâsının gereğidir. Siyasetleri, ekonomileri, yasamaları, yargıları, eğitimleri ve sosyal hayatlarıyla tamamen cahiliyye düzenleridirler.

Müslüman olduklarını beyân edenler, bu beyânlarında şuurlu ve samimi iseler, Allah ve Rasulü (s.a.s)’i dinler, itaat eder, bütün cahiliyye düzenlerine tevbe edip hepsinden hicret ederek ayrılır, bir daha dönmemek üzere tevbe ederler. Hele hele tağutîlerin onları aldatmasına asla kapılmaz, bir defa ısırıldıkları delikten ikinci defa ısırılmaz, kendilerini Allah ile kandırmaya çalışanlara meyletmez, şeytanın iyi niyeti gündem etmesine kesinlikle kapılmazlar.

Ve “Yalnız İslâm, başkası değil!” derler.

 

  1. Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Şu hâlde bil ki, gerçekten, Allah’tan başka ilâh yoktur.” Muhammed, 47/19.

  1. Bkz. Zariyat, 51/56.
  2. Taha, 20/123.
  3. Bakara, 2/38.
  4. Ebu Muhammed Muhyissünne el-Huseyn b. Mes’ud b. Muhammed el-Ferrâ el-Beğavî, Beğavî Tefsiri, çev. Nurgül Özdemir – Ayşegül Özdemir, İst. 2018, c. 1, sh. 106.
  5. İmam Ebu’l-Ferec Cemalüddin Abdurrahman Ali ibn Muhammed Cevzî, Zadü’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, c. 4, sh. 204.
  6. İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, c. 12, sh. 224, Hbr. 30575-30576.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 5, sh. 290, Hbr. 3490.

Beyhâkî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 3, sh. 64, Hbr. 1871.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, c. 1, sh. 461, Hds. 781. (İbn Abbas’ın rivayetiyle hadis.)

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, c. 10, sh. 258. Firyabî, Said b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Muhammed b. Nasr, İbnu’l-Munzir, İbn Ebî Hâtim’den.

  1. Nahl, 16/36.
  2. Bkz. A’râf, 7/158.
  3. Bkz. Enbiya, 21/107.
  4. Meryem, 19/7.
  5. Meryem, 19/12-15.
  6. Âl-i İmrân, 3/39.
  7. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 14, sh. 44-45, Hds. 13801. Bezzâr ve Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 10, sh. 40. İbnu’l-Munzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Huzeyme, Dârekutnî, el-Efrâd’da, Ebu Nasr es-Siczî, el-İbâne’de ve İbn Merdûye’den.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 14, sh. 46, Hds. 13804. Taberanî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

İmam Hafız İbn Kesir, İbn Kesir Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, c. 2, sh. 408, Hds. 1415. İbn Ebî Hâtim’den.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 17, sh. 121, Hds. 24645. sh. 155-156, Hds. 24708-24711.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 6, sh. 207, Hds. 4205.

Not: Hâkim (rh.a.), rivayetinde şu ziyâdeyi nakleder:

“O, ne bir günah işlemeyi içinden geçirmiş ne de onu işlemiştir.”

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 14, sh. 45, Hds. 13802. Ebu Ya’lâ, Bezzâr ve Taberânî’den.

Not: Bezzâr (rh.a.)’in rivayetinde şu ilave yer alır:

“Doğrusu o, ne buna yeltenmiş ne de işlemiştir.”

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 10, sh. 41. Hâkim el-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl’den ve İbn Merdûye’den.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 14, sh. 46, Hds. 13803. Bezzâr’dan.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 10, sh. 41-42. İbn Asakir’den.

  1. Ahmed b. Hanbel, Kitabü’z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğlu, İst. 1993, c. 1, sh. 122, Hds. 397.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 10, sh. 41. İbn Asakir’den.

  1. Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 10, sh. 78, Hds. 9991.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 10, sh. 42. İbn Asakir’den.

Not: Bu korkunç cinayet kısaca şöyle nakledilir:

“İbn Abbas’tan naklen de bunun kıssası zikredilmiştir. Bu kıssaya göre, kralın kardeşinin kızı, onu öldürmek için kraldan izin istemiş, izin vermesiyle de onu keserek öldürmüştür. Zira Yahya (a.s), kardeşinin kızıyla evlenmeyi yasaklamıştı. Kız da amcası olan kralı seviyordu ve evlenmek istiyordu.”

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 10, sh. 78.

  1. Beyhakî, Kitabü’z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, sh. 216, Hbr. 755.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 10, sh. 45. İbn Asakir’den.

  1. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Emsâl, B. 2, Hds. 3022.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, sh. 268, Hds. 23466.

Not: İmam Ahmed (rh.a.)’ın rivayetinde “Müslüman olduğunu söylese de” ziyâdesi vardır.

c. 19, sh. 328. Hds. 27257. (son bölümü)

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 3, sh. 104, Hds. 1574. C. 2, sh. 241, Hds. 897. c. 10, sh. 267, Hds. 7887. (Hadisteki “Cahiliyye dâvâsı” bölümü)

İbn Huzeyme, Sahih-i İbn Huzeyme, çev. Dr. Şemsettin Işık, vdğ. İst. 2019, c. 3, sh. 274, Hds. 1895. c. 2, sh. 59, Hds. 930.

Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Zekeriyya Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 11, sh. 417, Hds. 20709.

Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 1, sh. 478-479, Hds. 1257-1258.

Not: Bu rivayette “Bunun üzerine Azîz ve yüce olan Allah, İsa’ya bunları tebliğ etmesini vahyetti.” ziyâdesi var.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 15, sh. 689, Hds. 16691.

Not: “Ben de Size Allah’ın Bana Emrettiği” bölümü.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 7, sh. 239, Hds. 7090.

“Ben de Size...” bölümü.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, çev. Hanefi Akın, İst. 2012, c. 1, sh. 686, Hds. 1222. c. 2, sh. 105-106, Hds. 1550.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 1, sh. 112, Hds. 124. Bezzâr’dan.

  1. Bakara, 2/256.
  2. Nisa, 4/60.
  3. Zümer, 39/17.
  4. Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Haberiniz olsun, yaratmak da emir de (yalnızca) O’nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” A’râf, 7/54.

“O (Allah,) kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” Kehf, 18/26.

  1. Bakara, 2/3-5.
  2. Ankebut, 29/45.
  3. Abdullah b. Mübarek, Kitabu’z-Zühd ve’r-Rekâik, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst. 2015, sh. 259, Hds. 844.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 11, sh. 526. Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Merdûye’den.

  1. Bakara, 2/183.
  2. Ahzab, 33/35.
  3. Taha, 20/14.
  4. Taha, 20/42.
  5. Ankebut, 29/45.
  6. Bkz. Necm. 53/3-4. Hud, 11/112. Mâide, 5/48-49.
  7. Tevbe, 9/128.
Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul