05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / HISBE: ISLÂM EKONOMISINDE DÜZENLEYICI VE DENETLEYICI OTORITE*
HISBE: ISLÂM EKONOMISINDE DÜZENLEYICI VE DENETLEYICI OTORITE*

HISBE: ISLÂM EKONOMISINDE DÜZENLEYICI VE DENETLEYICI OTORITE* Haşim AKÇA

İktisat ve iktisadi düşünce tarihi okuma ve yorumlamaları, tıpkı Sanayi Devrimi’nin tarihi ikiye bölmesi gibi yazında baskın bir anlayış olan büyük boşluk fikriyatının etkisiyle erken dönemleri göz ardı etmiştir. Schumpeter tarafından ortaya atılan ve ısrarla savunulan büyük boşluk tezi, İslam âlimlerinin iktisadi görüşleri göz ardı edilmekte ve dolayısıyla iktisadi düşünce ve tarihi içerisinde yer verilmeyerek kıymetsiz görülmektedir. Hâlbuki bilimin tedrici olarak gelişmesi ve bu aşamalara gelmesinde etkisi olan tarihsel ve felsefi temelleri analiz ve yorumlamalara dahil etmemek doğru bilgininin ortaya konulması noktasında bir başka boşluğa neden olmaktadır.

Bu noktada İslam tarihi incelendiğinde oldukça zengin bir şekilde kurumsal ve hukuksal faaliyetlerin varlığı göze çarpmaktadır. Bunlardan biri de Hisbe olup konumu itibariyle İslam tarihinde sosyal ve iktisadi hayat açısından oldukça önem arz eden faaliyetleri düzenlemekte ve denetlemektedir. Hisbenin en genel ve aynı zamanda en doyurucu izahı esasen Kuran-ı Kerim’e referansla, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak veya orijinal ifadeyle emri bi'l-maruf nehyi ani'l-münkerdir. Bu prensibi düstur edinen Hisbe yöneticileri ve akabindeki faaliyetleri diğer sahalar da dahil olmak üzere, konumuz itibariyle odak noktamız olacak iktisadi hayatın tanzim edilmesinde hayati bir yerde durmaktadır. Kaldı ki, devlet-piyasa ilişkilerinde bir mihenk taşı olarak kabul edilen regülasyon tarihi her ne kadar bizleri yakın bir zaman olan 19. yy’a götürse de Hisbe, tarihsel kökenleri 7. yy’a dayanan ve 19. yy’a kadar uzanan köklü bir kurumdur. Dolayısıyla Hisbeyi anlamak bir nevi İslam dininin iktisadi hayata bakış açısını kavramayı ve sıklıkla tartışma konusu olan devlet-piyasa ilişkilerine farklı bir perspektiften bakabilmeyi sağlayacaktır.

İnsanların gerek dünyevi gerek uhrevi hayattaki refahı, toplum halinde yaşamak ve bunun bir gereği olarak yardımlaşma ve dayanışmalarıyla sağlanabilir. Kaldı ki, insan yaratılışı itibariyle medenidir, denilmekte ve bu anlayışın gereği olarak, insan bazen yarar elde etmek için yardımlaşır bazen de zararları yok etmek için dayanışma içerisine girmektedir. Toplumsal düzende bu kazanımları elde etme, bir diğer ifadeyle refahı artırmak için iyilikleri emreden kötülüklerden sakındıran bir yasaklayıcıya boyun eğme zorunluluğu vardır. Bu zorunluluğun en doğal sonucu ise devlet olup Hisbe ise devletin bir kurumudur. Bu doğrultuda Hisbe faaliyetlerinin ifa edilmesinde ilk tatbik edici bizzat hükümet başkanı olan Hz. Peygamber (s.a.s) olmakla birlikte onun tarafından pazarlara muhtesipler de atanmıştır. İslam tarihinde teşkilatçı kimliğiyle tanınan Hz. Ömer tarafından şekillenmesine büyük katkı sağlanan Hisbe, devletin sınırlarının giderek genişlemesi ile birlikte faaliyet alanı da buna paralel olarak genişlemiştir. İlk oluşum ve teşkilatlanma sürecini izleyen tarihsel süreçte birçok devlette Hisbe kurumuna faal bir rol biçilmiştir. Bu devletlerden bazıları Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Memluklüler ve Osmanlılar olarak sayılabilir.

Hisbe kurumunun başında muhtesip adlı yönetici bulunmakta ve muhtesip olmak için çeşitli şartlar öne sürülmekle beraber bazı şartlarda ihtilafa düşülmüştür. Örneğin hür, adil, dini konularda bilgili, ehliyet ve liyakat sahibi gibi nitelikleri kendinde barındırması gereken muhtesiplik görevinin, kadınlar tarafından ifa edilip edilemeyeceği ihtilaflıdır. Ancak bu ihtilaf yersiz bir anlama sahiptir. Zira gerek Hz. Muhammed (s.a.s) gerekse de halife Ömer pazara kadın muhtesipler atayarak görevlendirmelerde bulunmuştur.

Muhtesibin iktisadi faaliyetleri arasında pazar düzeninin temini, fiyat denetimi, serbest rekabetin temini ve haksız rekabetin önlenmesi, hukuken yasaklanmış malların ticaretinin önlenmesi, ticari yasakların uygulanması, ölçü ve tartı aletlerinin denetimi, temizlik, imar ve iskân, su ve kanalizasyon gibi faaliyetlerin denetimi sayılabilir. Bunların yanı sıra müstakil risalesinde Şeyzeri, farklı meslek kollarını inceleyerek, bu piyasalardaki aksaklıklara değinerek temelde bilgi eksikliği, aldatma, aldatıcı reklam, ölçü-tartı ve sağlık gibi alanlardaki aksaklıkların muhtesip tarafından giderilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bunların dışında ahlaki ve hukuksal görev alanları da söz konusu olan muhtesip, kadı gibi insan hakları konusunda yapılan dava başvurularını kabul etme yetkisi olsa dahi haddi gerektirecek suçlar hakkında karar veremez. Muhtesibin yetkisi ölçü-tartı kontrolü, iktisadi işlemlerdeki hile ve aldatmalar, ifa edilmeyen borçlar, komşuluk hakkı ihlalleri, işçi-işveren anlaşmazlıkları vb. sorunları çözmekle sınırlıdır. Muhtesibin bürokrasiyi ortadan kaldırıcı ve işlem maliyetlerini düşürücü etkisi bugün bile oldukça önem arz etmektedir. Bir nevi özel ticaret mahkemesi gibi görev yapan Hisbe kurumu, hukuk ve iktisadın iç içe olduğu özel bir kurum niteliğindedir. Esasen bu görev tanımlamalarından çıkan genel sonuç, Allah, inançsız da olsa adil devlete yardım eder, inanan da olsa, zalim devlete yardım etmez sözünü aktaran İbn Teymiye’nin adalet vurgusunun ta kendisidir. Zira devletin, dolayısıyla Hisbe kurumunun adaleti gözetmesi aşırılıklardan kaçınması oldukça önemlidir.

İslam tarihi incelendiğinde, iktisat siyasetine ve felsefesine yönelik tatbikatlarda asıl olan devletin serbest rekabet şartlarında işleyen bir mal piyasasına müdahil olmaması gibi bir değerlendirmenin yapılması yerinde olacaktır. Dini tebliğ eden elçinin de tüccar olarak çeşitli ticari faaliyetlerde bulunması ve bu faaliyetler esnasında o dönemin çeşitli panayırlarında, pazarlarında ve ticaret merkezlerinde gözlemlemelerde bulunarak bilgi sahibi olması böyle bir bakış açısının oluşmasında büyük bir etkendir. Fakat söz konusu ana politikanın yanı sıra hâkim iktisadi güçlerin spekülatif faaliyetlerle piyasalara suni müdahalelerde bulunmalarına da izin verilmemektedir. Nitekim Cengiz Kallek’e göre, ilk dönem uygulamaları da bunu göstermekte, yöneticilerin pazarları yakinen izledikleri ve muhtemel kriz veya sorunlarının önüne geçmek adına birtakım tedbirler aldıkları da gözlemlenmektedir. Bu tedbirleri en genel hatlarıyla Mehmet Genç hocamızdan esinlenerek iki ayrı ilke çerçevesinde izah etmek oldukça faydalı olacaktır.

Sanayi Devrimi öncesi toplumlarda en temel problemlerden biri kıtlıktır. İslam iktisat felsefesinin temel ilkelerinden biri de bu nedenle tedarikçiliktir. Tedarikçilik ilkesi, her kesimin kıtlığa düşmeden hayatını idame ettirebilmesidir. Bu sağlanırken halkın adalet içinde refahı düşünülür. Ancak şu da eklenmelidir ki, bu siyasetin gereği olarak değil dinin emri olarak yapılır. Zira İslam’a göre halk, yöneticilere Allah’ın bir emanetidir. Her ne kadar bu anlayışın şekillenmesinde politik kaygılar da önemli bir yer tutsa da İslam yöneticilerinin bu konuya oldukça önem verdikleri gözlemlenmektedir. Piyasaya tedarikçi nedenlerle müdahale edilmesi hukuksal olarak uygun görülmüştür. Fiyatların piyasada oluşması, buna mümkün mertebe müdahale edilmemesi anlayışı bizlere her ne kadar serbest piyasa ekonomisi anlayışını çağrıştırıyor olsa da mutlak manada piyasa serbestliği söz konusu değildir. Tekelci eğilimler, karaborsacılık, kıtlık, aşırı fiyat dalgalanmaları, aşırı kâr, hile ve aldatma, bilgi eksikliği, arz-talep dengesizliği gibi eksikler veya sorunlar devlet tarafından kırmızı çizgiler olarak kabul edilmiştir. Devlet bu sorunların giderilmesinde hukuki olarak görevli sayılmıştır. Hukuksal bir zeminde etkileşim içinde olan devlet-piyasa ilişkisi, keyfi ve popülist uygulamaların önüne geçerek istikrarlı bir dengenin oluşmasında önem arz etmiştir. Hukuki güvence altında olan iktisadi hayatın istikrarlı işleyişi bugün olduğu gibi dünde önem arz etmektedir. Bundan dolayı tedarikçi nedenler yanında gelenekselci anlayış da benimsenmiştir. Gelenekçilik, sosyal ve iktisadi ilişkilerde tedricen oluşan dengeleri, eğilimleri mümkün mertebe koruma ve değişme eğilimlerinin önüne geçme ve herhangi bir değişim ortaya çıktığı takdirde, tekrar eski dengeye dönmek üzere değişimi ortadan kaldırıcı iradenin hâkim olmasıdır. Bu iki anlayış birbirinin tamamlayıcı parçası olma niteliğindedir. İlk dönem uygulamaları ilerleyen dönemlerde de Hisbe kurumu için yol gösterici olmuştur. Piyasalara bakış bu noktada şekillenerek, piyasa-devlet anlayışında bir geleneğin yerleşmesine neden olmuştur. Doğaldır ki bu gelenekselci anlayışın ardında din faktörü oldukça baskındır. İşte tam bu noktada Hisbe kurumunun geleneksel bir anlayışın ürünü olduğunu ve bu geleneksel anlayışı her zaman muhafaza etmeye çalıştığını söylemek yerinde olacaktır.

Bu noktada İslam fakihlerinin iktisadi mallar arasında temel ihtiyaç maddeleri ile lüks mallar şeklinde ikili bir ayrıma gittiklerini de belirtmek yararlı olacaktır. İktisadi hayatta tüccarlar tarafından temin edilen lüks mallara devletin müdahalesi söz konusu olmaz iken; temel ihtiyaç maddelerine İslam hukukçularının dünya görüşleri çerçevesinde müdahale edilmesi Hisbe kurumu aracılığı ile gerçekleştirilerek kontrol sağlanmaya çalışılmıştır. Bu düşünceler tedarikçilik gibi klasik kamu yararı eksenli iktisat politikalarını doğurmuştur ki, tedarikçilik ve buna paralellik arz eden gelenekselcilik gibi ilkelerin başka dönemlerde ve devletlerde benimsenenlerle benzerlik göstermesi şaşırtıcı olmamalıdır.

Hisbe, bahsi geçen kaide ve fikirlerden hareketle pazarları denetleyen ve düzenleyen bir kurum olarak faaliyetlerini icra etmiştir. Zira regülasyon kurumları, piyasada çeşitli düzenlemeler yaparak rekabete işlerlik kazandırmaya ve piyasaların aksaklıklarını gidermeye çalışmaktadır. Hisbe kurumu da regülasyon kurumu olma niteliğinden dolayı piyasalarda tanzim edici faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu düzenleyici faaliyetler pazarların düzeninin sağlanması, asimetrik bilginin engellenmesi, piyasa eksikliklerinin giderilmesi, narh ve rekabet hukukunun tesis edilmesine yönelik uygulamalardır. Düzenleyici faaliyetlere ek olarak dış ticaret politikası da vardır ki, bu politika da mal arzını ve rekabeti arttırmaya yöneliktir.

Özetleyecek ve sonuçlandıracak olursak, tarih sahnesinde İslam’ın önemli kurumlarından biri olan Hisbe, gerek iktisadi gerekse de toplumsal hayatta kilit bir noktadadır. Bu merkezi konum, piyasanın aksaklığa uğradığı noktalarda piyasaya yönelik hukuki ve fiili düzenleme ve denetlemeleriyle aksaklıkların giderilmesine ve işlerlik kazandırılmasına yardımcı olmuştur. Oyunun kuralları Hisbe aracılığıyla konulmuş, bu kuralların iktisadi hayatta işlemesi denetlenmiş, kuralların işlememesi halinde ise Hisbe kurumunun müdahaleci kimliği ortaya çıkmıştır. Din kurumunun tanzim edici kimliğinden esinlenilerek tesis edilmiş olan Hisbe, İslam’ın piyasaya dair bakış açısını da yansıtarak erken dönem regülâsyon kurumu olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam hukukunun beş temel gayesinden (zarurat-ı hamse) biri olan mülkiyete özgürlük tanınarak hukuki olarak korunması sağlanmış ancak mülkiyet özgürlüğünün sınırı bir diğer amaç olan kamu yararı ile daraltılmıştır. Bu daraltma, kamu yararı olarak insanların yaşamlarını idame ettirebilmeleri ile alakalıdır. Bu durumun neticesidir ki, her şey piyasaya terk edilmemiş, gereken noktalarda devletin piyasaya müdahil olması zaruri görülmüştür.

Rekabet ortamının tesisi ve rekabetin ihlaline yönelik hukuksal düzenlemeler genel olarak değerlendirildiğinde ise yıkıcı bir rekabet ortamından ziyade yapıcı ve ahlaki bir rekabet ortamının tercih edildiğini söylemek mümkündür. Piyasaların oluşmadığı durumlarda, yani eksik piyasalar söz konusu ise mal arzını artıcı önlemler olarak adalet ekseninde cebir uygulanmış, dış ticaret politikası olarak da ithalat gibi önlemler alınarak devletin iktisadi hayata müdahil olduğu gözlemlenmiştir. Örneğin ithalatı teşvik edici söylem ve teşvikler bu müdahalenin kanıtı niteliğindedir ki, bu müdahaleyi gerçekleştiren yöneticiler hem devlet başkanı konumunda hem de Hisbe kurumunun baş yöneticisidir. Sonuç olarak denilebilir ki, sosyal ve iktisadi bir regülâsyon kurumu olan Hisbe, piyasa-devlet ilişkisinin sınırları çerçevesinde tanımlanan serbest piyasa ekonomisi veya kumanda ekonomisinin tanımları ve uygulamaları ile uyuşmamaktadır. İki uç noktayı temsil eden bu ekonomik sistemlerden ziyade gerektiği kadar devlet gerektiği kadar piyasa anlayışından hareketle mutedil bir anlayışın kurumu niteliğindedir.

 

SPOT İÇİN

  1. Kaldı ki, devlet-piyasa ilişkilerinde bir mihenk taşı olarak kabul edilen regülasyon tarihi her ne kadar bizleri yakın bir zaman olan 19. yy’a götürse de Hisbe, tarihsel kökenleri 7. yy’a dayanan ve 19. yy’a kadar uzanan köklü bir kurumdur.
  2. İslam tarihi incelendiğinde, iktisat siyasetine ve felsefesine yönelik tatbikatlarda asıl olan devletin serbest rekabet şartlarında işleyen bir mal piyasasına müdahil olmaması gibi bir değerlendirmenin yapılması yerinde olacaktır.

 

 

*Bu makalenin tam metni 2018 yılında Rekabet Dergisi, Cilt 19, Sayı 1, ss. 38-65’te yayınlanmıştır.

Yazar:
Haşim AKÇA
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul