24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / İBADETTE SÜREKLİLİK ESASTIR
İBADETTE SÜREKLİLİK ESASTIR

İBADETTE SÜREKLİLİK ESASTIR Halil Kara

 

“Sana ölüm gelinceye kadar ibadete devam et.” (Hicr 99)

Hicr Suresi’nin 99. ayetinin tefsirinde, müfessirlerimiz ‘yakin’ kelimesini ölüm diye tarif etmişlerdir. İslam'ın ilk yıllarında Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'e yapılan hakaretler ve işkenceler neticesinde Rabbimiz Rasulünü teselli etmiş, ‘Sen onlara aldırış etme, sen Rabbini secde ile tesbih ile tahmid ile sürekli olacak şekilde, ta ki sana ölüm gelinceye kadar sadece Rabbine ibadete devam et’ diye buyurmuştur. Hayatlarında Allah'tan başka 360 tane ilah bulunan müşriklere karşı, sen sadece bir olan Allah'a kulluk et. Putlar adına insanları yönetenler ve bugün de ataları adına onun ilke ve inkılapları adına insanları idare edenler... Fiiller hep aynı sadece failler farklı. Geçmişte Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller; bugün de laikler, demokratlar, sosyalistler, kapitalist emperyalistler...

 

İbadet kayıtsız ve şartsız bir şekilde mutlak itaat demektir. İtaat ise hem emredilen amelleri emredildiği gibi yerine getirmek (namaz,oruç hac ve zekat gibi) hem de Allah'ın hükümlerine tam bir bağlılıktan ibarettir (kısasa kısas, zina edenlere celde ve recm, içkinin ve kumarın haram ve yasak olması, miras ve medeni hukukta Kur'an'ın buyruklarına uymak gibi). Kim birine mutlak itaat ediyorsa ona ibadet ediyordur. İslam'da ise mutlak itaat yalnızca Allah'a ve Rasulüne yapılır. İnsanlara yapılacak itaat ise ancak Allah'a ve Rasulüne itaat edildiği müddetçedir.(Bkz. Nisa 59)

 

Bazıları tarafından uydurulan ve dine sokulmak istenen, belli bir makama ulaşan (fena fi’ş-şeyh, fena fi’r-rasul, fena fillah) kişilerin bu makama ulaştıktan sonra ibadetten beri olmaları inancının, Allah'ın bize gönderdiği tevhid inancıyla uzaktan ve yakından hiçbir alakası yoktur. Rabbimizin bize gönderdiği din, Hz. Muhammed (s.a.s)'e “Sana ölüm gelinceye kadar ibadete devam et” (Hicr 99) diyen; İsa (a.s)'a “Yaşadığım müddetçe Rabbim bana namazı ve zekatı emretti” (Meryem 31) diyen bir dindir. Fakat mülhid ve hurafeciler, “Belli bir makama ulaşanlar artık ibadetten muaftır” diyerek bu dinde olmayan şeyleri sonradan ihdas etmişlerdir. Bu, akıl ve vicdan sahibi hiçbir Müslümanın inanacağı bir şey değildir. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.s.) “Nerede olursanız vakit girdiği zaman namazı ayakta kılın. Buna gücünüz yetmezse oturarak kılın, buna da gücünüz yetmezse yatarak namazı kılın” diye buyruğu; Rabbimizin “Eğer korkarsanız namazlarınızı yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Güvene ulaştığınızda, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği gibi namazı kılın” (Bakara 239) ayeti gibi ayet ve hadisler de her ne şartta olursa olsun, ister hastalıkta ister korku halinde, hiçbir zaman ibadetlerden muaf tutulamayacağımızın delilidir.

 

Hz. Peygamberimiz'in amellerin devamlılığı konusundaki uygulamaları ve sözleri de bu izahımızı teyit etmektedir. Kulluk görevi süreklilik arz ettiğine göre, amellerde de devamlılık söz konusudur. Gerek Kur’an’da gerekse de hadislerde, insanın bütün ömür dakikalarından hesaba çekileceği, verilen hayat nimetini nasıl ve ne yolda tükettiği ve harcadığının sorulacağı beyan edilmektedir. “Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder; Allah her şeye kadirdir.” (Bakara 284) “İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece ‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (Ankebut 2)

 

Kur’an’da, ibadetlerin başı olan namaz konusunda “Namazlara ve orta namaza devam edin” (Bakara 238) buyrulmaktadır. Yine Kur’an’da mü’minlerin özellikleri şöyle anlatılır: “Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar, namazlarında huşu içindedirler.” (Mu'minun 1-2) “Onlar, namazlarına devam ederler.” (Mu'minun 9) “Onlar, namazlarına da devamlıdırlar.” (Mearic 23)

Ayrıca Hz İsa (a.s)’ın dilinden, bu hakikat şöyle dile getirilir:

“Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı emretti.” (Meryem 31)

Alkame (r.a) şöyle rivayet eder: “Mü’minlerin annesi Aişe (r.a)’ya sordum ve şöyle dedim: ‘Ey mü’minlerin annesi, Rasulullah (s.a.s)’in ibadeti nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olur muydu?’ Bunun üzerine Aişe (r.a) bana şu cevabı verdi: ‘Hayır, onun ameli devamlıydı. Rasulullah (s.a.s.)’in güç yetirip yaptığı şeye, sizin hanginiz güç yetirebilir?” (Buharî, Savm 64, Rikâk 18)

Yine Hz. Aişe (r.a)’nın anlattığına göre, Rasul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Allah indinde amellerin en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır.” (Buharî, Îman 32, Rikâk 18)

 

İnsanın yaratılış gayesi, sadece kendi yaratıcısı olan Allah'a kulluktur. Başka hiçbir gaye olmadan, yalnız bunun için yaratıldığımızı haber veriyor Rabbimiz Allah (c.c). Rabbimizin yarattığı mahlûkat içinde seçkin bir yeri olan, akıl, fikir ve üstün yeteneklerle donatılan insanın yaratılışında elbette ki bir hikmet vardır. İnsan olarak yaratılışımızın, dünyaya gelişimizin hikmetini Cenab-ı Hak bize şu ifadelerle bildiriyor: “Ben cinleri ve insanları sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” (Kıyamet 36)

“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mu'minun 115)

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki sakınabilesiniz.” (Bakara 21)

Bu gibi âyetler, insanın sorumlu ve mükellef bir varlık olduğunu ifade etmektedir. Mü’minler, kıldıkları farz ve nafile namazlarının her rekatında “Rabbimiz! Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha 5) diyerek her gün kulluğunu itiraf etmekte, ikrarlarını yenilemekte ve ibadet hazzı ile yaratılış gayelerini hatırlamaktadır.

Bir önemli meselede şu ki, İslam'da Hristiyanlık'ta olduğu gibi bir ruhbanlık yoktur. Yani İslam'daki ibadetlerin sadece belli bir zamana ve belli bir geceye has kılınması diye bir kulluk inancı yoktur. İslam'da ibadetlerin özelliği, ergenlik çağıyla başlayıp, hayatın her kademesine dair bir ibadet esası getirerek, ölünceye kadar devam etmesidir. Allah'a yapılacak olan kulluğu, sadece camilere, sadece önemli gün ve gecelere, cumadan cumaya, Ramazan’dan Ramazan’a gibi, yer ve zaman dilimlerine ayırmak asla kulluk olmayacaktır. Bizi yoktan yaratan, kendi ruhundan bize üfleyen, bizi yeryüzünün halifeleri kılan, hidayete erdirmek için bizlere rasuller, nebiler ve kitaplar gönderen, bizleri rızıklandırıp yaşatan Rabbimize kulluğumuzu, hayatın her alanında ve tamamında yerine getirmeliyiz.

Bu, aynı zamanda bize karşı bu kadar cömert olan Rabbimize bir şükran vazifesidir. “Hem ben ne diye, beni yoktan yaratana kulluk etmeyecekmişim? Halbuki sonuçta hepiniz O'na döndürüleceksiniz.” (Yasin 22)

 

Hz. Aişe (r.a) validemizden şöyle rivayet edilmiştir: “Peygamberimiz geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılıyordu. Ben kendisine, ‘Ey Allah'ın Rasulü! Geçmişte işlenmiş ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan günahlarını Allah Teala bağışladığı halde, niçin bu kadar yoruluyorsunuz?’ dedim. Peygamberimiz ‘Ya Aişe, Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?’ buyurdu.” (Buhari, Teheccüd 6)

 

Bütün bu uyarılar şunu gösteriyor ki, eğer kullukta devamlılık olmazsa bu bizi ehl-i kitabın düştüğü duruma düşürecektir. Zamanla kalp katılaşacak ve bu Allah'ı bırakıp da başkalarına kul olmayı bizim için gündeme getirecektir. Şöyle ki, Hadid Suresi’nin 16. ayetinde Rabbimiz bizi şöyle uyarıyor:

“İman edenlerin, Allah'ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerinden uzun zaman geçip de kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardı.”

Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hristiyanlar, kitaplarıyla alakalarını kesip de kullukta sürekliliği bırakınca kalpleri kaskatı kesildi ve yoldan çıktılar. Daha sonra Allah'ın hükmünü bırakıp heva ve heveslerine uydular. Allah'ın yasalarına uymak yerine bilginlerinin, krallarının, yöneticilerinin yasalarına uymak suretiyle, bunları Allah'tan başka ilah ve rabler edindiler.

 

Son yüzyılda, İslam fıkhının yürürlükten kalkmasıyla birlikte, hayata hakim olan iktidarlar, kula kulluğu gündeme getirmişlerdir. Kanunlar İsviçre, Fransa, Almanya, İtalya gibi kendilerine karşı kurtuluş mücadelesi verdiğimiz kafir devletlerden alınıp dipçik zoruyla  Müslümanlara bu dayatılmış; kabul etmeyenler, İstiklal Mahkemelerinde idam edilmişlerdir. İbadet, Allah yerine meclis ve parlemontalara, ‘halkın vekili’ adı verilen insanlara tahsis edilmiştir. Allah'ın kullarını artık Allah'ın yasaları değil, insanların yaptığı yasalar yönetir olmuştur.

İşte bunun içindir ki, kullukta, ibadette sürekli olunmalı ki, kulluk Allah'tan başkası adına gündeme getirilmemiş olsun. Aksi takdirde Rabbimize şirk koşmuş oluruz ve Rabbimiz şirki asla affetmeyeceğini haber vermiştir. (Nisa 48 ve 116)

Yazar:
Halil Kara
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul