05 Aralık 2021 - Pazar

Şu anda buradasınız: / Mutlaka Olacak Kıyamet Gerçeğini İdrak Etmek
Mutlaka Olacak Kıyamet Gerçeğini İdrak Etmek

Mutlaka Olacak Kıyamet Gerçeğini İdrak Etmek Abdullah DÂİ

Bütün hamdin kendisine mahsus olduğu Alemlerin yegâne Rabbi,1 kendisinden başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan,2 göklerde ilâh ve yerde ilâh yalnızca kendisi,3 hüküm ve hikmet sahibi Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.”4

“Allah, O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse mü’minler (yalnızca) Allah’a tevekkül etsinler.”5

Kadın olsun erkek olsun her muvahhid mü’min şeksiz-şüphesiz ve katıksız iman eder ki, eşi-benzeri olmayan, hükümde ortağı bulunmayan6 Allah Teâlâ, kendisini nasıl vasıflandırıp beyân etmişse öyledir. Böyle bilir, böyle kabul eder ve böyle inanır. Katıksız iman ettiği Rabbi Allah’a kayıtsız ve şartsız teslim olur.

İman ettiği ve teslim olduğu Rabbi Allah Teâlâ, kendisine iman etsin ya da etmesin bütün insan kullarına şu hakikatı beyân buyurur:

“(Yer) üzerindeki her şey yok olucudur.

Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) bakî kalıcıdır.”7

“Ve Allah ile beraber başka bir ilâha tapma. O’ndan başka ilâh yoktur. O’nun yüzünden (zatından) başka her şey yok olucudur. Hüküm O’nundur ve siz, O’na döndürüleceksiniz.”8

Bu hakikat, Âlemlerin Rabbi Allah’ın “sünneti”dir.

“Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.”9

Yegâne rab ve ilâh olarak kendisine razı olduğumuz Allah Teâlâ’nın değişmez sünnetlerinden biri de hiç şüphesiz zamanı geldiğinde mutlaka olacak olan “KIYAMET”tir.

Kıyametin ne zaman olacağını, Âlemlerin Rabbi Allah'tan başka hiç kimse bilmez ve Allah Teâlâ, onu hiç kimseye bildirmemiştir.

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“İnsanlar, sana kıyamet saatini sorarlar. De ki: ‘Onun bilgisi yalnızca Allah’ın katındadır.’ Ne bilirsin, belki kıyamet saati pek yakındır.”10

“Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah katındadır.”11

“O, ne zaman demir atacak, diye sana kıyamet saatini soruyorlar.

Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki.

En sonunda o (ve onunla ilgili bilgi), Rabbine aittir.

Sen yalnızca, ondan içi titreyerek korkanlar için bir uyarıcısın.

Onu gördükleri gün, sanki bir akşam veya bir kuşluk vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler.”12

“Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini, O’ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir.’ Sanki sen ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: ‘Onun ilmi yalnızca Allah’ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler.’”13

Rabbimiz Allah, yalnızca kendisinin bildiği kıyametin ne zaman olacağı haberini, kendisine gaybî haberleri verdiği kulu ve rasulü Muhammed (s.a.s.)’e ve O’ndan önceki nebî ve rasullerin hiçbirine bildirmiş değildir.

Emiru’l-mü’minin imam Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.) anlatıyor:

“O zât (Cebrail):

- Bana kıyametten haber ver, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

- Bu mes’elede sorulan, sorandan daha âlim değildir, buyurdular.”14

İmam Kastallânî (rh.a.), “İrşâdu’s-Sârî li Şerhi Sahih-i Buhârî” adlı eserinde şunları beyân eder:

“Daha sonra Cebrâil, kıyamet saatinin ne zaman olduğunu sormuş; Rasulullah (s.a.s.), cevap olarak kendisinden daha fazla bilgi sahibi olmadığını söylemiştir. Bundan kasıt, kıyametin ne zaman gerçekleşeceğinin bilinmemesidir. Yoksa kıyametin gerçekleşeceği konusunda bir şüphe yoktur ve bu konudaki bilgi iki taraf arasında müşterektir.

Hadisteki ifadeden, her ne kadar soru soran ile sorulan kişilerin, kıyametin zamanına yönelik bilgilerinin eşit olduğu anlaşılıyor olsa da bu ifadeden kasıt, kıyametin zamanını sadece Allah’ın bilebildiği konusunda bilgilerin eşit olduğudur.

Rasulullah (s.a.s.)’in:

‘Kıyametin zamanı, Allah dışında kimsenin bilemeyeceği beş şeyden biridir’ buyurması da bunu göstermektedir.”15

Rasulullah (s.a.s.)’e bu sorunun sorulması da önceki sorular gibi, orada bulunanlara bunun cevabını öğretmek değil, bu konuda soru sormalarının önüne geçmektir.

“İnsanlar, senden kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi ancak Allah katındadır.’ Ne bilirsin belki kıyamet saati pek yakındır” (Ahzab, 33/63) ayeti de bu anlamdadır. Bu soruya, kıyametin zamanının sadece Allah’ın bilebileceği cevabı gelince de müslümanlar bu konuda artık soru sormamışlardır.

Humeydî’nin, “Kitabu’n-Nevâdir”inde aynı soru, İsa b. Meryem (a.s.) ile Cebrail arasında da geçmiştir. Ancak burada soruyu soran İsa (a.s.), kendisine soru sorulan da Cebrail’di.

“Süfyân-Mâlik b. Miğvel-İsmail b. Recâ’ isnâdıyla Şa’bî’nin bildirdiğine göre, İsa b. Meryem, Cebrail’e kıyametin zamanını sormuş.

Cebrail de:

- Bu konuda soru sorulan, soruyu sorandan daha bilgili değildir, karşılığını vermiştir.”16

Cabir b. Abdullah (r.anhuma) anlatır:

“Rasulullah (s.a.s.)’i vefatından bir ay önce şöyle buyururken işittim:

‘Siz bana kıyameti mi soruyorsunuz? Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Allah’a yemin ederim ki, yeryüzünde bugün doğmuş hiçbir canlı üzerine yüz sene geçmez.’”17

Kıyametin zamanı Rasulullah (s.a.s.)’e bildirilmediği gibi, diğer nebî ve rasullere de bildirilmediğine dair Rasulullah (s.a.s.)’in beyanının olduğu malumdur.

İbn Mes’ud (r.a.) rivayet eder:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“İsrâ gecesi götürüldüğüm zaman İbrahim, Musa ve İsa ile karşılaştım. Onlar, aralarında kıyamet vaktinden bahsettiler ve bu durumu İbrahim’e sordular.

İbrahim:

- Bu konuda bir bilgim yoktur, dedi.

Musa’ya sordular. O da:

- Bu konuda bir bilgim yoktur, dedi.

İsa’ya sordular. İsa da şöyle anlattı:

- Kıyametin zamanını Allah'tan başka kimse bilmez. Rabbimin bana ahdettiğine göre, Deccâl çıkacağı zaman benim elimde iki kamçı olacaktır. O, beni gördüğü zaman kurşunun erimesi gibi eriyecek ve Allah, onu helâk edecektir...”18

Kıyametin ne zaman olacağını, en son nebîsi ve en son rasulü Muhammed (s.a.s.)’e bildirmeyen Rabbimiz Allah Teâlâ, gayb haberlerinden olmak üzere, ona kıyametin alâmetlerini bildirmiştir. Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) Rabbi Allah’ın kendisine vahyettiği bu gaybî alâmetleri ümmetine anlatmıştır.

“O hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”19 diye buyurur, kendisinden başka hüküm koyucu hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle.

İmam Kurtubî (rh.a.), “et-Tezkira fî Ahvali’l-Mevta ve Umuri’l-Âhira” adlı eserinde bu konuda şunları kaydeder:

“Âlimlerimiz -Allah, onlara rahmetiyle muamele etsin- diyorlar ki:

Kıyametin kopmasından önce, onun kopacağına ilişkin alâmetlerin önceden gösterilmesi, bir bakıma halka, bu konuda dikkatli olmalarını göstermek ve içine düştükleri gaflet uykusundan uyanmalarını sağlamak içindir. İnsanları, ihtiyatlı hareket edip kendi adlarına tevbe etmeye ve hakka yönelmeye teşvik etmek amaçlıdır. Böylece aralarına girecek olan engeller sebebiyle ansızın böyle bir hadise ile karşılaşmamaları konusunda bir uyarıdır. Burada insanlara düşen görev, kıyametin kopmasına dair alâmetlerin ortaya çıkmasıyla, kendi adlarına dikkatli ve hazırlıklı olmaları gereğini onlara hatırlatmaktır. Bu alâmetler belirdiğinde, artık dünya ile olan bağlarını kesmeliler, Allah’ın kesin olarak olacağını/kopacağını va’dettiği kıyamet gününe hazırlıklı olmaya bakmalıdırlar. Allah, en iyisini bilir.”20

Hayat örneğimiz ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.) Âlemlerin Rabbi Allah’ın gaybdan kendisine bildirdiği kadarıyla hem geçmişten hem de gelecekten haberler vermiştir ve verdiği haberlerin bütünü dosdoğru haberlerdir. Muvahhid mü’minler, böyle bilir ve böyle inanırlar.

Târık b. Şihâb (rh.a.) anlatıyor:

“Ben, Ömer ibnu’l-Hattab’dan işittim. Şöyle diyordu:

- Rasulullah (s.a.s.), bizim içimizde (yani minber üzerinde) ayağa kalktı da mahlukatın başlamasından itibâren tâ cennetliklerin kendi menzillerine, ateş (cehennem) ehlinin de kendi menzillerine girinceye kadarki her şeyi bizlere haber verdi. Bu haberi ezberleyen ezberledi, unutan da unuttu.”21

Muğire b. Şu’be (r.a.) şöyle der:

- Rasulullah (s.a.s.), aramızda bir makama kalkıp kıyamete kadar ümmeti arasında olacakları haber verdi. Bunu öğrenen öğrendi ve unutan unuttu!22

“Âlemlere rahmet olarak gönderilen”23 yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in haber verdiği ve kıyametin küçük alâmetlerinden gerçekleşen bazılarını hatırlatmak istiyoruz. Çünkü Rabbimiz Allah bunu, muvahhid kullarına emrediyor:

“Sen öğüt verip hatırlat! Çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, mü’minlere yarar sağlar.”24

Yegâne Rabbimiz ve ilâhımız Allah Teâlâ’nın bu emri, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in yüce şahsında, onun vârisleri olan bütün davetçi muvahhid mü’minleredir.

1- Emanetin zâyi edilmesi

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Meclisin birinde Rasulullah (s.a.s.), huzurundakilere söz söylerken ansızın bir bedevî gelip sordu:

- Kıyamet ne zamandır?

Rasulullah, konuşmasına devam etti. Oradakilerin kimi:

- Bedevînin ne dediğini işitti, amma sualinden hoşlanmadı, dedi.

Kimi de:

- Belki işitmedi, diye hükmetti.

Nihayet Rasulullah (s.a.s.) sözünü bitirince “O kıyameti soran nerede?” diye, yani bunun gibi bir lafızla sual etti.

Bedevî:

- İşte ben ya Rasulallah, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah:

- Emanet zâyi edildiği vakit kıyameti bekle, buyurdu.

Bedevî:

- Emaneti zâyi etmek nasıl olur, diye sordu.

Rasulullah:

- İş, ehli olmayana yöneltilip dayandırıldığı (verildiği) zaman kıyameti bekle, buyurdu.”25

Allâme Bedreddin el-Aynî (rh.a.), “Umdetu’l-Karî” adlı Sahih-i Buhârî şerhinde şunları beyân eder:

“İş, ehli olmayana teslim edildiğinde: Bununla kastedilen, hilafet, mahkeme ve fetva gibi dinle alâkalı işlerdir. Bunun, din ve emanet ehli olmayan kimselerin, zalim ve günahkâr olmalarına rağmen onları göreve getiren idarecilerin yönetimde görev almaları şeklinde olacağı söylenmiştir. Buna göre ehil olmayana iş vermeyi, Allah’ın kendilerine farz kıldığı emaneti zâyi ederek imamlar yapacak, hainlere güvenecek ve onlar da bu güveni boşa çıkaracaktır. Bahsedilen durum, ancak cehâletin artması ve hak ehlinin hakkı ayakta tutmaktan âciz kalmasıyla olur.”26

2- On beş kötülüğün işlenmesi

Emiru’l-mü’mininin imam Ali b. Ebî Talib (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

- Ümmetim, on beş kötülüğü işlerlerse başlarına belâlar gelir.

-Ya Rasulallah, onlar nelerdir, diye soruldu.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Mağnem (ganimet, sermaye, mal) belli kişiler arasında devrettiği zaman.

Emanet, ganimet sayılıp emanete riâyet kalmadığı zaman.

Erkekler, hanımlarına itaat edip,

Annelerine saygısız davrandığı zaman.

Kişi, arkadaşına karşı iyi olup,

Babasına sıkıntı çektirdiği zaman.

Mescidlerde gürültüler yükseldiği zaman.

Aşağılık kişiler topluma lider olduğu zaman.

Bir kimseye, şerrinden korkulduğu için ikram edildiği zaman.

Her türlü içkiler bol bol tüketildiği zaman.

(Lüks ve israf olan) ipekli elbiseler giyildiği zaman.

Şarkıcı kızlar alındığı zaman.

Her çeşit çalgı aletleri kullanıldığı zaman.

Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, öncekilerine lânet okuduğu zaman.

İşte o zaman bir kızıl rüzgâr veya yere batmak ya da kılık değişmesi gibi belâları bekleyin!”27

3- Kıyametin dört alâmeti

Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“İlmin kaldırılması, cehlin kökleşmesi, şarabın içilmesi ve zinânın çoğalması kıyamet alâmetlerindendir.”28

4- Ümmetten şirke dönenlerin olacağı

Sevbân (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Ümmetimin arasına kılıç (iç kavgalar) girdi mi artık bu kılıç, kıyamet gününe kadar bir daha oradan çıkmaz. Ümmetimden bazı kabileler müşriklere katılmadıkça, yine ümmetimden bazı kabileler putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”29

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları (tekrar), Zu’l-Halasa puthânesinin etrafında (tavâf ederek) çalkalanmadıkça kıyamet kopmaz.”

“Zu’l-Halasa”, Devs kabilesinin câhiliyye devrinde ibadet edegeldikleri bir puttur.30

Ümmü’l-mü’minin  Âişe (r.anha) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Lât ile Uzza’ya tapılmadıkça, gece ile gündüz gitmeyecektir.”31

5- Sefihlerin yönetimi ele geçirmesi

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

Gelen adam (Cebrail):

-Ya Rasulallah, kıyamet ne zaman kopacak, diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

“Bu mes’elede sorulan, sorandan daha âlim değildir. Amma ben sana, onun alâmetlerini söyleyeyim: Ne zaman cariye kendi efendini doğurursa, işte bu, kıyamet alâmetlerindendir.

Ne zaman çıplak, yalın ayak takımı insanlara baş olursa, bu da onun alâmetlerindendir” buyurdu.32

Ebu Umâme (r.a.)’dan:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“İslâm’ın esasları teker teker kaldırılacaktır. Biri kaldırıldığı zaman insanlar, hemen arkasından geleni bırakmaya teşebbüs edeceklerdir. İlk kaldırılacak esas hüküm/yönetim, en son kaldırılacak olan da namazdır.”33

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“İnsanların üzerine yağmurunun bolluğu, fakat veriminin azlığıyla aldatıcı yıllar gelecektir. O dönemde yalancı adam doğrulanacak, doğru adam yalanlanacak; hain adama güvenilecek, güvenilir adam hainlikle itham edilecek ve kamu/yönetim işinde ruveybıda adam söz sahibi olacaktır.”

(Rasulullah’a:

-Ya Rasulallah, ruveybıda nedir, diye soruldu.

Rasulullah:

- Halkın işlerinde/yönetimde söz sahibi olan değersiz ve fasık kişidir, diye cevaplandırdı.)34

6- Faizin çoğalıp yaygınlaşması

İbn Mes’ud (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kıyametten önce şarap, zinâ ve faiz pek yaygın olacaktır!”35

İbn Abbas (r. anhuma)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Zinâ ve faiz bir beldede baş gösterecek olursa, kendilerini Allah’ın azabına maruz bırakmış olurlar.”36

Yegâne hayat nizâmı İslâm’ın, akîdesiyle, ameliyle, kurum ve kuruluşlarıyla yönetimde bulunarak devlet olduğu ve ülkenin de İslâm ülkesi, yani “daru’l-İslâm” iken yaşayıp hicrî 9 Şevval 671/miladî 29 Nisan 1273’te vefat eden İmam Kurtubî (r.a.) şöyle diyor:

“Âlimler diyorlar ki:

Bu konuda, Rasulullah (s.a.s.)’in haber verdiği ne varsa, daha önce geçen ve ileride gelecek olanlar neler idiyse, bunların büyük bir çoğunluğu zaten gerçekleşmiştir. İş, ehil olmayanlara verilmiş, ayaktakımı halkın başına lider olarak geçmiştir. Onların kötüleri, cahil ve bilgisiz kesimi, halkın idaresini ele geçirmişlerdir. Hem de ülkeleri ele geçirip halkın üzerinde hükümran olmuşlardır. Halkın mallarını toplayıp yüksek yüksek binalar yapmaktadırlar. Ki bunların çoğu, bugün günümüzde gördüğümüz gerçeklerdir. Kimse bir öğüt dinlemiyor ve hiçbir kimse günah işlemekten geri durup kaçınmıyor. Hepsi sağır, dilsiz ve kör olmuşlardır.”37

Sekiz yüz yıl önce yaşamış olan İmam Kurtubî (rh.a.) böyle diyor.

Ya toprakları egemen zalim, müşrik ve kâfir tağutî güçler tarafından işgal edilmiş, kendileri esaret altına alınmış, şirk ve küfür hükümleriyle hükmeden ve İslâm’ın hükümleriyle hükmetmeyi yasaklayan egemen tağutların yönetiminde yaşayan bugünde yaşamış olsaydı neler söylerdi?

Kıyametin küçük alâmetleri, büyük alâmetlerin öncüsü ve davet edicisidir. Küçük alâmetlerin ortaya çıkması, İslâm’ın kurum ve kuruluşlarıyla hayata egemen olmamasından, dolayısıyla “emr bi’l-ma’ruf ve nehyi ani’l-münker”in yapılmayışındandır. Eğer yegâne hayat nizâmı İslâm, önce İslâm topraklarında, sonra bütün yeryüzünde egemen olmuş olsaydı, başta şirk ve küfür olmak üzere bütün haramları, günahları, zulümleri, fısk ve fücûru yasaklar, işleyenleri cezalandırır ve her türlü çirkinliği, kötülüğü önlerdi. “Allah, Kur’ân ile yaptırmadığını, sultan ile yaptırır” hakikati asla unutulmamalıdır!

Allâme Sa’düddin et-Taftâzânî (rh.a.), “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”ın akîdesini beyân ettiği ve imam Ömer Nesefî (rh.a.)’in akâid metninin şerhi olan “Şerhu’l-Akaid” isimli eserinde şunları kaydeder:

“Ehl-i Sünnet’e göre halife tayini insanlara vâcibdir ve bu vücûbiyet nakli delillerle sabittir. Zira hadis-i şerifte ‘Her kim zamanının imamını tanımadan ölürse, cahiliyye ölümü üzere ölmüştür’38 buyrulur.

Ayrıca ümmet, Allah Rasulü’nün vefatından sonra halife tayin işini en mühim mes’ele olarak görmüş ve bu işi, Allah Rasulü’nün mübarek nâşının defin, techiz ve tekfin işlerine öncelemişlerdir. Aynı hassasiyet bütün imamların vefatından sonra da gösterilmiştir. Bunların yanında, birçok şer’î sorumluluğun yerine getirilmesi, halifenin varlığına bağlıdır. Nitekim müellif (Ömer en-Nesefî), şu sözleriyle buna işaret etmektedir:

‘Kanunların icrası, ceza ve müeyyidelerin uygulanması, devletin sınır güvenliğinin sağlanması, orduların donatımı, zekat ve vergilerin toplatılması, anarşist, eşkiya ve hırsızların cezalandırılması, cuma ve bayram namazlarının kıldırılması, halk arasında çıkan münakaşa ve kavgalara müdahale edilmesi, mahkemelerde şahidlerin şahidliğinin kabul edilmesi, velîsi bulunmayan küçük erkek ve kız çocuklarının (ve velîsi bulunmayan yetişkinlerin) evlendirilmesi ve ganimetlerin paylaştırılması gibi dinî, siyasî ve adlî işleri yürüten bir halife seçmeleri müslümanlara gereklidir.”39

“Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için.”40

  1. Bkz. Fatiha, 1/2.
  2. Bkz. Muhammed, 47/19.
  3. Bkz. Zuhruf, 43/84.
  4. En’âm, 6/102.
  5. Teğabun, 64/13.
  6. Bkz. Kehf, 18/26.
  7. Rahmân, 55/26-27.
  8. Kasas, 28/88.
  9. Fetih, 48/23. Fatır, 35/43.
  10. Ahzab, 33/63.
  11. Lokman, 31/34.
  12. Nazi’at, 79/42-46.
  13. A’râf, 7/187.
  14. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 1, Hds. 1.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B. 37, Hds. 43.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünnet, B. 17, Hds. 4695.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İman, B. 4, Hds. 2738.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 9, Hds. 63.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-İman, B. 6, Hds. 4958.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 1, sh. 158-172, Hds. 162-171.

  1. Bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B. 37, Hds. 43.
  2. Ebu’l-Abbas Şihâbuddin Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî, Sahih-i Buhârî Şerhi-İrşâdu’s-Sârî li Şerhi Sahih-i Buhârî, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2019, c. 1, sh. 342.
  3. Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâilu’s-Sahabe, B. 53, Hds. 218.
  4. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 17, sh. 361, Hds. 25019.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 33, Hbr. 4081.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 11, sh. 93-94, Hbr. 8549. sh. 247, Hbr. 8682.

  1. Necm, 53/3-4.
  2. İmam Kurtubî, Bütün Yönleriyle Ölüm ve Âhiret Hâlleri-et-Tezkira, çev. Dr. Turgut Akyüz, İst. 2020, sh. 702.
  3. Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed’i’l-Halk, B. 1, Hds. 2.
  4. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 18, sh. 290, Hbr. 25930.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Hüseyin Kaya-Zekeriya Yıldız, İst. 2015, c. 14, sh. 190, Hbr. 13972. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

  1. Rabbimiz Allah Teâlâ, insan kullarına hidayet rehberi olarak gönderdiği, nebîlerin ve rasullerin en sonuncusu olan kulu ve rasulü Muhammed (s.a.s.) için şöyle buyurur:

“Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.

De ki: ‘Gerçekten bana, sizin ilâhınız yalnızca bir tek ilâhtır, diye vahyolunuyor. Artık siz müslüman olacak mısınız?’” Enbiya, 21/107-108.

  1. Zariyat, 51/55.
  2. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İlm, B. 2, Hds. 1.

Kitabu’r-Rikâk, B. 35, Hds. 83.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 20, sh. 214, Hds. 28398.

  1. Bedreddin el-Aynî, Muhtasar Umdetu’l-Karî-Sahih-i Buhârî Şerhi, çev. Yaşar Güngör-Faruk Uslu, İst. 2019, c. 1, sh. 564.
  2. Sünen-i  Tirmizî, Kitabu’l-Fiten, B. 31, Hds. 2307-2308.
  3. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İlm, B. 22, Hds. 22.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İlm, B. 5, Hds. 8.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Fiten, B. 30, Hds. 2301.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 25, Hds. 4045.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 495-498, Hds. 769-776.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 19, sh. 273, Hds. 27150.

c. 20, sh. 215, Hds. 28401.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 10, sh. 694, Hds. 8433.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Fiten, B. 24, Hds. 60.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fiten, B. 17, Hds. 51.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 20, sh. 246, Hds. 28454.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fiten, B. 17, Hds. 52.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 10, sh. 691, Hds. 8430.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 1, Hds. 5.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, sh. 314, Hds. 411.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâîd, c. 12, sh. 519, Hds. 12211. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

  1. Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 24, Hds. 4036.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 20, sh. 221-223, Hds. 28414-28417.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 11, sh. 33, Hds. 8487.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 6, sh. 611, Hds. 6582. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.
  2. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 3, sh. 689, Hds. 2308.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 6, sh. 612, Hds. 6583. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

  1. İmam Kurtubî, Bütün Yönleriyle Ölüm ve Âhiret Hâlleri-et-Tezkirâ, sh. 717.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 19, sh. 335, Hds. 27275.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 9, sh. 137, Hds. 9102-9103. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den.

  1. Sa’düddin et-Taftazânî, Şerhu’l-Akâid, çev. Talha Hakan Alp, İst. 2017, sh. 308-309. (3. Baskı)

Aynı eserin diğer tercemesi: Taftazânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi-Şerhu’l-Akâid, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, sh. 326-327. (3. Baskı)

  1. En’âm, 6/126.

 

 

 

Spot için

  1. Kıyametin ne zaman olacağını, en son nebîsi ve en son rasulü Muhammed (s.a.s.)’e bildirmeyen Rabbimiz Allah Teâlâ, gayb haberlerinden olmak üzere, ona kıyametin alâmetlerini bildirmiştir. Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) Rabbi Allah’ın kendisine vahyettiği bu gaybî alâmetleri ümmetine anlatmıştır.
  2. Kıyametin kopmasından önce, onun kopacağına ilişkin alâmetlerin önceden gösterilmesi, bir bakıma halka, bu konuda dikkatli olmalarını göstermek ve onları içine düştükleri gaflet uykusundan uyanmalarını sağlamak içindir. İnsanları, ihtiyatlı hareket edip kendi adlarına tevbe etmeye ve hakka yönelmeye teşvik etmek amaçlıdır.
  3. Bu konuda, Rasulullah (s.a.s.)’in haber verdiği ne varsa, daha önce geçen ve ileride gelecek olanlar neler idiyse, bunların büyük bir çoğunluğu zaten gerçekleşmiştir. İş, ehil olmayanlara verilmiş, ayaktakımı halkın başına lider olarak geçmiştir. Onların kötüleri, cahil ve bilgisiz kesimi, halkın idaresini ele geçirmişlerdir. Hem de ülkeleri ele geçirip halkın üzerinde hükümran olmuşlardır. Halkın mallarını toplayıp yüksek yüksek binalar yapmaktadırlar. Ki bunların çoğu, bugün günümüzde gördüğümüz gerçeklerdir. Kimse bir öğüt dinlemiyor ve hiçbir kimse günah işlemekten geri durup kaçınmıyor. Hepsi sağır, dilsiz ve kör olmuşlardır.
Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul