21 Ocak 2022 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ALLAH YOLUNDA OLMAK!
ALLAH YOLUNDA OLMAK!

ALLAH YOLUNDA OLMAK! Abdullah DÂİ

Mülkün, yani mutlak egemenliğin yalnız ve yalnız kendisine ait olduğu, göklerde de ilâh, yerde de ilâh, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Öyleyse dünya hayatına karşılık âhireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür ya da galip gelirse, ona büyük bir ecir vereceğiz.

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar. Bize katından bir velî (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan daha zayıf bırakılmışlar (mustaz’aflar) adına savaşmıyorsunuz?”1

Abdullah b. Ömer (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Eğer siz, sığırlarınızın ardı sıra giderek, iyne yoluyla alış-veriş yaparsanız ve Allah yolunda cihadı terkederseniz, Allah size, öyle bir zillet musallat eder ki, önceden olduğunuz hâl üzere dönmediğiniz ve Allah’a tevbe etmediğiniz sürece o zilleti üzerinizden kaldırmaz!”2

Rabbimiz Allah, ayet-i kerimelerinde böyle buyurdu. Önderimiz Rasulullah (s.a.s), hadis-i şeriflerinde böyle buyurdu. Allah ve Rasulü, mutlaka doğruların en doğrusunu buyurdular. Muvahhid mü’minler, böyle iman eder ve imanlarında hiçbir şüphe duymadan “İşittik ve itaat ettik” derler. Dilleriyle söylediklerini kalpleriyle tasdik eder, hâlleriyle gereğini yerine getirir, salih amel işlerler.

Muvahhid mü’minler, seleflerinden Muhammed b. Muslim ez-Zuhrî (rh.a.)’i tasdik ederek, onun gibi inanır ve söylerler.

Muhammed b. Muslim ez-Zuhrî (rh.a.) şöyle demiştir:

- Azîz ve Celîl olan Allah tarafından risâlet, Rasulullah (s.a.s) üzerine tebliğ etmek vazifesi, bizim üzerimize de teslim olmak, yani kabul etmek vazifesi vardır.3

“Rahmet ve savaş Peygamberi” olan Rasulullah Muhammed (s.a.s)’i önder edinmiş, ona ve getirdiklerine katıksız iman edip teslim olmuş, böylece kıyamete kadar insanlık âlemine önderlik makamında bulunan “Aziz İslâm Milleti”, üzerinde vazife olanı kabul edip teslimiyetini yerine getirmeyi hakkıyla yaşamaya gayret eder. Hangi çağda, hangi zamanda ve hangi mekânda olursa olsun vasat ve şâhit ümmetin kulluk vazifesi budur.

Allah’ın adıyla, Allah adına ve Allah için Allah yolunda olmak... Mallarını ve canlarını Cennet karşılığı Rabbi Allah’a satmak... Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla üzerlerine farz olan “Allah yolunda cihad etmek” vazifelerini canla, başla hakkını vererek gerçekleştirmek... Muvahhid mü’minlerin vazifesi budur.

Ancak bu kulluk vazifelerini yaparken, yegâne hayat önderleri ve örnekleri Rasulullah (s.a.s) gibi davranmaya, onun emrine tâbi olmaya çok dikkat eder, hassas davranmaya bütün imkanlarıyla çalışmayı devam ettirirler.

Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Cihad, sadece Allah yolunda kılıç sallamak değildir. Kişinin, anne ve babasının, kendisinin ve çoluk-çocuğunun geçimini sağlamak için çalışması da cihaddır. Kişinin, başkalarına muhtaç olmamak için çalışması da cihaddır.”4

Katıksız imanın şubelerinden birisi olan cihadı,5 hayatı kuşatıcı bir bütünlük şekliyle değerlendirmek gerekir. Önderimiz Rasulullah (s.a.s), böyle davrandı ve böyle buyurdu.

“Cihad, sadece Allah yolunda kılıç çalmak değildir” buyuran Rasulullah (s.a.s), muvahhid mü’minlerin hayatlarında yapacakları kulluk vazifelerinin de cihad kavramı içinde olduğunu beyân ile “Kişinin, anne ve babasının, kendisinin ve çoluk-çocuğunun geçimini sağlamak için çalışması da cihaddır!” buyurur.

Bununla beraber, “Kişinin, başkalarına muhtaç olmamak için çalışması da cihaddır!” hakikatını ümmetine duyuran yegâne hayat önderimiz Rasulullah (s.a.s), cihad ibadetinin dar kalıplara hapsedilmesinin doğru olmadığını ve bütün hayatı kuşatıcı olduğunu vurgular. Mü’min Müslümanlar, farz olan cihad ibadetini gündeme getirirken, Rasulullah (s.a.s)’in beyân buyurduğu gerçeklerin bütününü göz önünde tutmaları gerekir. “Sünnet üzere yaşamak” isteyen her iman ehli şahsiyetin böyle davranması onun kulluk vazifesidir.

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:

“Biz, Rasulullah (s.a.s) ile birlikte otururken, Seniyye tepesinden bir genç çıkıp geldi. Onu gördüğümüz zaman:

- Bu genç, gençliğini ve kuvvetini Allah yolunda kullansa (ne kadar sevab kazanır), dedik.

Bizim böyle dediğimizi işiten Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

- Allah yolu sadece savaşmak mıdır? Anne-babasına bakmak için çalışan kişi, Allah yolundadır. Çocuklarının rızkını kazanmak için çalışan kişi, Allah yolundadır. Başkalarına muhtaç olmamak gayesiyle kendisi için çalışan kişi, Allah yolundadır.

Malını çoğaltmak için çalışan kişi ise, şeytanın (tağutun) yolundadır.6

“Allah yolunda cihad” ibadetini, hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s)’in buyurduğu gibi, bütün hayatı kuşatıcı şekliyle gündeme getirmek ve bu konuda âdil olup dengeyi sağlayarak vasat olmak gerekir. Vasat ümmet, ifrat ve tefrite düşmeden, olması gerektiği şekilde davranmakla emrolunmuştur. Dosdoğru olmanın gereği, aşırı gitmeden emrolunduğu gibi olmaktır.

Cihad, ne tamamıyla düşmanlarla savaşmaktır ne de düşmanlarla savaşmayı terkedip dünyalık için çalışmakdır. Bu iki vazifeyi, şartlarına riâyet ederek geçekleştirmek, cihad ibadetini hakkıyla yerine getirmektir. Birini yaparken diğerini ihmal etmemek, âdil olan muvahhid mü’minlerin özelliklerindendir. Her hak sahibinin hakkını, gerektiği şekliyle teslim etmek adâlettir.

Allah ve Rasulü (s.a.s)’in emrettiği gibi helâl bir şekilde çalışmak ve yine emrolunduğu gibi helâl yoldan hareket edip harcamak, katıksız iman edenlerin ertelenmez, ânın vâcibi olan görevidir.

Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivayetiyle, Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Allah, mü’minlere de rasullere emrettiği şeyi emreder:

‘Ey rasuller, temiz ve helâl olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun. Çünkü gerçekten ben, yapmakta olduklarınızı biliyorum.’ (Mü’minûn, 23/51)

(Başka bir ayette:)

‘Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.’ (Bakara, 2/172) buyurmuştur.”7

Dosdoğru olmayı emreden Allah Teâlâ:

“Ve azıtmayın!”8 buyurur.

Aşırı olmamak ve aşırı gitmemek, dengeyi sağlayıp âdil olmak, Rabbimiz Allah’ın bu emrini yerine getirip tâbi olmaktır. Muvahhid mü’min şahsiyetlere düşen de bundan başkası değildir.

Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle’nin:

“Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır”9 emrini, risâlet ve nübüvvet vazifesi gereği kendisine vahyedilen kitabı, yani Kur’ân’ı, insanlara açıklayan Rasulullah (s.a.s)10, hayatı kuşatıcı bir şekilde izah buyurur.

Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin!”11

Enes b. Mâlik (r.a.)’tan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Müşriklerle dillerinizle, canlarınızla, mallarınızla ve ellerinizle cihad edin!”12

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Kim Allah yolunda cihad eden birini donatırsa, cihad etmiş gibi olur. Kim de cihada çıkan birinin ailesine hayırlı bir şekilde yardımcı olursa, cihad etmiş gibi olur.”13

Emiru’l-mü’minin İmam Ömer İbnu’l-Hattab (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kim Allah yolunda savaşan bir gâzîyi mükemmel bir biçimde donatırsa, o gâzî ölünceye veya (savaştan) dönünceye kadar (kazandığı) sevabın bir misli onu donattıran kimseye olur.”14

Rasulullah (s.a.s) böyle buyurur.

Bir muvahhid mü’min olarak “Allah yolunda olma” ya da “Allah yolunda cihad etme”nin, yalnızca savaş cephesinde Allah düşmanlarıyla, dolayısıyla mü’min Müslümanların düşmanlarıyla15 çarpışıp savaşmak olmadığını, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s)’den öğrenmiş olduk. Farz olan cihad ibadetini, önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s)’in beyân buyurduğu gibi, hayatı kuşatıcı şekliyle kabul edip idrak etmek gerekir.

Muvahhid bir mü’min Müslüman şahsiyetin Allah yolunda oluşunu, hadislerinde beyân buyuran Rasulullah (s.a.s)’in üç hadisini burada analım ve kaydedelim:

  1. Enes b. Mâlik (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Anne-babasının ihtiyaçlarını gidermek ya da insanlara muhtaç bırakmamak için çalışan kişi, Allah yolundadır. Hanımı veya çocuğunun ihtiyaçlarını gidermek için ya da onları insanlara muhtaç bırakmamak için çalışan kişi, Allah yolundadır.

Çok mal ile övünmek için çalışan kişi ise, şeytanın yolundadır.”16

  1. İbn Ömer (r.anhuma) anlatır:

Güçlü bir adam, Rasulullah (s.a.s)’in ashabının yanından geçerken:

- Keşke şu adam, gücünü Allah yolunda harcasa, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

- Belki de ihtiyar anne-babasına bakmak için çalışmaktadır. Bu da Allah yolunda sayılır. Belki de küçük çocukları için çalışmaktadır. Bu da Allah yolunda sayılır. Belki de başkasına muhtaç olmamak gayesiyle kendi nefsi için çalışmaktadır. Bu da Allah yolunda sayılır.17

  1. Ka’b b. Ucre (r.a.) anlatıyor:

Bir adam, Rasulullah (s.a.s)’in yanına gelmişti. Rasulullah’ın ashabı da bu adamın gücü ve dinçliğinden etkilenip:

- Ya Rasulallah, bu adam, Allah yolunda cihad etseydi ne güzel olurdu, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

- Bu adam, küçük çocuklarının geçimini sağlamak için yola çıkmış ise, Allah yolundadır. Yaşlı anne-babasına hizmet etmek için çıkmış ise, Allah yolundadır. Çalışıp kendisini dilencilikten korumak için yola çıkmış ise, Allah yolundadır. Ailesinin geçimini sağlamak için çıkmış ise, Allah yolundadır.

Gurur ve çokluğuyla (zenginliğiyle) övünmek için yola çıkmış ise, tağutun yolundadır.18

“Kavlî, fiilî ve takrirî sünneti”ne uymak imanın gereği, rüknü ve şartı olan, “âlemlere rahmet olarak gönderilen” ve “büyük bir ahlâk üzere bulunan” Rasulullah (s.a.s), “Allah yolunda olmayı” böyle tarif buyurdular.

Hayatları ve ölümleri Allah için olup Allah yolunda olmaya bütün imkânlarıyla gayret eden muvahhid mü’minler, kadınıyla, erkeğiyle “cihad” vazifelerini imkânlar ve şartlar ölçüsünde yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Bu kulluk vazifelerini, Allah ve Rasulü (s.a.s)’in emrettikleri gibi yapmaya çalışırken duygusal davranmamaya özen gösterir; tam teslimiyet ile “Kitab ve Sünnet”e itaat etmek ile doğrusunu ortaya koyarlar.

Mü’min Müslümanlar, Rasulullah Muhammed (s.a.s)’e katıksız, şeksiz ve şüphesiz iman etmişlerdir ki O, Âlemlerin Rabbi Allah’ın kulu,  en son nebîsi ve en son rasulüdür. Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a razı olanlar, nebî olarak Rasulullah Muhammed (s.a.s)’e razı olmuşlardır. Kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip şahit olmuşlar. İşte, her muvahhid mü’min bu katıksız iman ile iman etmiştir ki, Rasulullah (s.a.s)’e, Rabbimiz Allah’tan vahyedilmekte ve o hevâsından hiçbir şey söylememektedir. O, ümmetine ne öğretmiş ne söylemiş ve ne göstermiş ise, hakikat odur. Gerek fert gerekse ümmet, bu hakikatı böyle bilmiş, böyle anlamış ve böyle inanmıştır.

Ümmetine, iman ile birlikte namazı, zekatı, haccı, orucu, helâli, haramı, güzel ahlâkı, esarette iken sabrı, hürriyet içinde devlet yönetimini, hayatın her konusunda âdil davranmayı, savaşı, barışı ve hayatî bütün olayları öğreten, en iyisini ve en hayırlısını gösteren Rasulullah (s.a.s), “cihad ibadeti”ni ve “Allah yolunda olmayı” da, bir başkasının yorumuna ihtiyaç duymayacak bir şekilde öğretmiştir. Her ibadeti bir bütün olarak öğrenip işledikleri gibi, ümmetin her ferdi, cihad ibadetini de bir bütün olarak ele almalı, şartlarına göre amel hâlinde işlemelidirler. Cihad, hem barışta olur, hem savaşta olur. Cihad, asla şirk koşmadan iman ettikleri Âlemlerin Rabbi Allah’a kulluğu, emrolundukları şekilde yaparken gösterilen cehdin ve gayretin bütünüdür. İşte bu cehd ve gayret, hem barış ortamında hem de savaş ortamında her muvahhid mü’mine farz-ı ayndır. Çünkü hayat, iman ve cihaddır.

Enes b. Mâlik (r.a.)’ın rivayetiyle, şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s):

“Helâl rızık talep etmek, her Müslüman için farzdır.”19

İbn Abbas (r.anhuma)’dan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Helâl (rızık) peşinde koşmak, cihaddır.”20

Barış zamanlarında da savaş zamanlarında da merhamet olunmuş, vasat ve hayırlı ümmetine cihadın şartlarını beyân eden Rasulullah (s.a.s), ayrıca gereğini yerine getirenleri müjdelemektedir.

Rekb el-Mısrî (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Değerini düşürmeden mütevazı olana, (kendisini) zillete maruz bırakmadan alçakgönüllü olana, masiyet bulaşmadan (helâlden) topladığı bir malı infâk edene, fıkıh ve hikmet ehliyle içli-dışlı olana, yoksul ve düşkünlere acıyana müjdeler olsun!

Kazancı helâl olan, gizli hâli salih olan, açık hâli iyi olan ve insanlara şerrini dokundurmayan kimseye müjdeler olsun!

İlmiyle amel eden, malının (ihtiyaçtan) fazlasını infak eden ve (ihtiyaçtan) fazla konuşmayan kimseye müjdeler olsun!”21

“Helâl rızık peşinde koşmanın cihad olduğunu” beyân buyuran Rasulullah (s.a.s), bu cihadı yapan ve hakkıyla yerine getiren, dolayısıyla “kazancı helâl olanı” müjdeliyor. Rasulullah (s.a.s)’in müjdesini hak eden muvahhid mü’minler, mutlu ve huzur içinde hayat sürmeyi devam ettirenlerdir. Önderimiz Rasulullah (s.a.s) ümmetine, bu cihadda zafere ulaşmanın yollarını da beyân buyurmuştur.

Cabir b. Abdullah (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

“Ey insanlar, şüphesiz sizden hiç kimse rızkını tamamlamadan asla ölmez. Bu sebeple, rızkın geciktiğini düşünmeyin.

Ey insanlar, Allah’a karşı takvalı olun ve (rızkınızı) güzel bir şekilde isteyin. Helâl olanı alın, haram olanı da bırakın!”22

Rızkını helâlden temin edebilmek için devletin helâl, düzenin helâl, ekonominin helâl, ticaretin helâl ve alış-verişin helâl olması gereklidir. Bu demektir ki, o beldede yegâne hayat nizâmı İslâm, bütün kurum ve kuruluşlarıyla hakim olmuştur; dolayısıyla o ülke, bir “daru’l-İslâm”dır. Eğer öyleyse, ne mutlu o adâlet ülkesinde yaşayanlara! Rızık, helâl yollardan kazanılıp yine helâl yoldan sarfedilmiş, böylece Allah yolunda bulunulmuştur. Eğer mü’min Müslümanların yaşadığı belde küfür ve şirkin egemen olduğu, tağutların yönetiminde bir yer ise, orası “daru’ş-şirk” ve “daru’l-harb”dir. Bu sebeble orada helâl mahkum olmuş ve haram hakim duruma geçmiştir. İşte orada, helâl rızık elde etmek için cehd ve gayret edilir ki bu, bir cihaddır. Helâl rızık için egemen düzenin helâl olması lazımdır. Yegâne hayat nizâmı İslâm’dan başka helâl olan bir düzen yoktur. Eğer oraya İslâm egemen değilse, hangi düzen egemen olursa olsun, oraya haram hakim olmuş demektir. Bu haramı giderip helâli egemen kılma gayreti, çabası, mücadele ve mücahedesi, cihaddan başka bir şey değildir.

Rasulullah (s.a.s)’in, helâl rızık elde etme gayretinin cihad olduğunu ve bu uğurda çalışan sorumlu kişinin Allah yolunda bulunduğunu beyân buyurmasını iyi tefekkür edip şuuruna ermek gerek. Cihad ibadetini bir bütün olarak ele alıp gündeme getirmek, adâletli davranmak demektir. Cihadı tek taraflı gündem edip diğer tarafını ihmal etmek, büyük bir hatâ ve noksanlık olur ki, hiçbir muvahhid mü’mine yakışmaz. Hiçbir mü’min Müslümanın böyle davranmaya hakkı yoktur. Cihad konusundaki ayet ve hadisleri bir bütün olarak düşünmek ve şartların ortaya çıkması ölçüsünce gündeme getirmek, her yetkili olan şahsiyetin ânın vâcibi olan vazifesidir. Bu vazife, rüknüne uygun yapılmalı, ötelenmemeli ve ihmal edilmemelidir.

Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor:

“Rasulullah (s.a.s)’e bir adam geldi de ondan cihada (gitmek hususunda) izin istedi.

Rasulullah (s.a.s):

- Annen-baban sağ mıdır, diye sordu.

O zât:

-Evet (sağdır), dedi.

Rasulullah:

- O hâlde sen, onların rızası yolunda cihad et (çalış), buyurdu.”23

Heyseme b. Abdurrahman (rh.a.) anlatıyor:

“Abdullah b. Amr ile birlikte oturuyorduk. Derken işlerinin vekilliğini yürüten kişi gelip içeri girdi.

Abdullah, ona:

-Kölelerin yiyeceklerini verdin mi, diye sordu.

Vekil:

-Hayır, diye cevap verdi.

Abdullah:

-Öyle ise git de onlara yiyeceğini ver. Çünkü Rasulullah (s.a.s) ‘Bir kimseye günah olarak, sahibi bulunduğu kimselerin yiyeceğini vermemesi yeter!’ buyurdu, dedi.”24

Peygamberlerin ve yeryüzünün vârisleri olan dâvâ adamları ve ihyâ erleri muvahhid mü’minler, beyân edilen deliller ışığında olayları yeniden gündem edip istişârede bulunmalı, içinde yaşamaya mahkum edildikleri gayr-i İslâmî ortamın şartlarını doğru tahlil edip ona göre bir karara vararak yol haritasını çizmeleri gerekir. Durum değerlendirmesi yaparken, bütününü gündem etmeli, parçacı yaklaşımlardan sakınılmalıdır. Parçacı yaklaşımlar, insanı yanıltır ve hüsrâna uğratır. Katıksız iman edip salih amel işleyen, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden, birlik ve beraberlik içinde olan mü’min Müslümanlar, hüsrânın her türlüsünden kurtulmuşlardır.

Rabbimiz Allah’ın şu emrini asla unutmamak ve gereğini yapmak, muvahhid mü’minler için ânın vâcibidir:

“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (bilenlere) sorun.”25

 

DİPNOTLAR

  1. Nisa, 4/74-75.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 9, sh. 272, Hds. 13003.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 12, sh. 425, Hds. 4439-4440.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Buyu, B.54, Hds. 3462.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 4, sh. 599, Hds. 3920.

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitabu’t-Tevhid, B.47. (Bab başlığında)
  2. Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 10, sh. 56, Hds. 1384.

Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr min Ahâdîsi’l-Beşîri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 2, sh. 294, Hds. 2725 (7573). İbn Asakir’den.

  1. Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 4, sh. 583. 26. Şube.
  2. Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2017, c. 17, sh. 36, Hds. 17882.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 10, sh. 28, Hds. 9892.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 10, sh. 55, Hds. 1383.

Not: Ebu Nuaym (rh.a.)’in rivayetinde “Şeytanın yolundadır” yerine, “tağutun yolundadır” buyrulmuştur.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Hüseyin Kaya, İst. 2015, c. 13, sh. 515, Hds. 13416. Bezzâr ve el-Mu’cemu’l-Evsat’ta Taberânî rivayet etmiştir.

Not: Bu rivayette de “Şeytanın yolundadır” cümlesinin yerine “tağutun yolundadır” beyânı yer almıştır.

  1. Sahîh-i Müslim, Kitabu’z-Zekat, B.20, Hds. 65.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B.3, Hds. 3173.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’r-Rikâk, B.9,Hds. 2720.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 10, sh. 598, Hds. 15065.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 6, sh. 21, Hds. 5353.

Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Hasan Yıldız, İst. 2013, c. 5, sh. 31, Hds. 8839.

  1. Hud, 11/112.
  2. Tevbe, 9/41.
  3. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Sana da Zikri (Kur’ân’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye.” Nahl, 16/44.

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B.17, Hds. 2504.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Cihad, B.1, Hds. 3082.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Cihad, B.38, Hds. 2436.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 9, sh. 201-202, Hds. 12853-12855.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahîhayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 4, sh. 124, Hds. 2472.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 9, sh. 202, Hds. 12855.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 2, sh. 142, Hds. 1618.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Müsned-i Hâris, çev. İshak Doğan, İst. 2020, sh. 300, Hds. 617.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Adem Yerinde-Halil İbrahim Kaçar, İst. 2010, c. 2, sh. 230, Hds. 1900.

Nûreddin El-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 9, sh. 325, Hds. 9459. Taberânî’den.

  1. Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Cihad, B.3, Hds. 2758-2759.

Nûreddin el-Heysemî, Sahîh-i İbn Hibbân Zevâidi, c. 2, sh. 142, Hds. 1619.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 4, sh. 633, Hds. 3971.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 12, sh. 430, Hds. 4445/a.

  1. Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

“Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği (düşmanları) korkutup caydırasınız.” Enfal, 8/60.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 7, sh. 602, Hds. 7710. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.

Not: el-Heysemî (rh.a.) der ki: “Çocuk ve kardeşler için çalışmak da böyledir.”

  1. Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 7, sh. 437, Hds. 7469.
  2. İmam Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, çev. İshak Doğan, Konya, 2019, sh. 426, Hds. 940.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 7, sh. 602, Hds. 7709. Taberânî, üç mu’ceminde rivayet etmiştir.

  1. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 18, sh. 167, Hds. 18099. Taberânî, el-Mucemu’l-Evsat’ta, Hasen bir isnadla.

Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr, c. 3, sh. 494, Hds. 5177 (5271)-5178(5272). Taberânî, el-Mucemu’l-Kebîr ve Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs’den.

  1. Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst.1999, sh. 46, Hds. 56.

Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr, c. 3, sh. 494, Hds. 5179 (5273).

  1. İbn Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, çev. Mahmud Varhan-Ali Yücel, İst. 2015, sh. 235, Hds. 760.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 8, sh. 274, Hds. 7859.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 17, sh. 518, Hds. 17701. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den. sh. 517, Hds. 17700. Bezzâr’dan.

  1. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 10, sh. 348, Hds. 7994.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 10, sh. 100, Hds. 10023.

  1. Sahîh-i Buhârî, Kitabu’l-Cihad, B.37, Hds. 209.

Sahîh-i Buhârî, Kitabu’l-Edeb, B.3, Hds. 3.

Sahîh-i Müslim, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B.1, Hds. 5.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B.31, Hds. 2529.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Cihad, B.5, Hds. 3103.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Cihad, B.2, Hds. 1722.

İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B.9, Hds. 20.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, c. 17, sh. 38-39, Hds. 17885-17886.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 7, sh. 420-421, Hds. 7440-7441.

İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 14, sh. 104, Hds. 34142.

  1. Sahîh-i Müslim, Kitabu’z-Zekat, B.12, Hds. 40.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’z-Zekat, B.45, Hds. 1692.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 12, sh. 727-728, Hds. 18418-18421.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 3, sh. 82, Hds. 1555.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, c. 17, sh. 35, Hds. 17881.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 10, sh. 57, Hds. 1386-1387.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hasan Yıldız, İst. 2011, c. 8, sh. 374-375, Hds. 9131-9133.

Ebu Davud Süleyman b. Davud el-Cârûd et-Tayâlisî, Müsned-i Tayâlisî, çev. M. Ömer Yusuf, Konya, 2019, c. 2, sh. 361-362, Hds. 2395.

Ebu Bekr Abdullah b. Ez-Zübeyr b. İsa el-Kureşî el-Humeydî, Müsned-i Humeydî, çev. Yusuf Ertuğrul, Konya, 2015, sh. 286, Hds. 610.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 7, sh. 601, Hds. 7708. Taberânî’den.

  1. Nahl, 16/43. Enbiya, 21/7.
Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul