17 Eylül 2021 - Cuma

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Nefsin Arzu Ettiği Şeyler Süslü Görünür
Nefsin Arzu Ettiği Şeyler Süslü Görünür

Nefsin Arzu Ettiği Şeyler Süslü Görünür Hüseyin Kerim ECE

 

NEFSİN ARZU ETTİĞİ ŞEYLER SÜSLÜ GÖRÜNÜR

 

 

Arzu edilen şeylere; özellikle karşı cinse, evlatlara, altın ve gümüşe (paraya/mala), bineklere düşkünlük insanlar için tezyîn edildi (süslü ve câzip hâle getirildi) mi? Evet.

 

Bir âyette şöyle deniyor:

Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler (hubbu’ş-şehevât) insana süslü gösterildi (tezyîn edildi). Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır. (Âl-i İmran 3/14)

 

Ayette geçtiği gibi bunları insanlara çekici kılan ve hoşlanmalarını sağlayan Allah’tır. Yani bu duyguları var eden O’dur. Zira Allah (c.c) bununla insanları denemek istiyor. Nitekim bir âyette şöyle buyrulur:

İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.” (Kehf 17/7)

 

Yukarıdaki âyet “hubbu’ş-şehevât-nefsin arzuları süslendi” diye başlıyor. Şehevât şehvetin çoğuludur. Sözlükte şehevât “nefsin arzuları, tutku derecesindeki düşkünlükleri, nefsin aşırı meyli, aşırı sevgi ve düşkünlük” anlamına gelir.

Kadınlar, oğullar, mallar... diye devam eden bu gibi şeyler “şehevât” sözüyle tek ifadede özetleniyor. Bunun sebebi mübalağalı/abartılı bir manayı içine almasından dolayıdır. Çünkü âyette sayılan bu maddeler aslında iştah kabartan, herkesin arzu ettiği şeylerdir.

Buradaki asıl mesaj, bütün bu şeylerin esasen basit, önemsiz, değersiz, fâni olduklarını ortaya koymaktır. Bundan dolayı bunların tümüne “şehevât” adı verilmiştir. Çünkü şehvet, bilginlere göre insana değer kazandırmayan zevklerdir. Şehvetlerinin peşine takılanlar, kendi aleyhlerine olmak üzere nefsânî duygularına öncelik vermiş olurlar.[1]

Şehvet; iştah dediğimiz arzunun diğer adıdır. İştah Türkçede, genelde yeme-içme isteği hakkında kullanılırken; şehvet olumlu-olumsuz, meşru veya haram işlere duyulan arzu ve isteği ifade eder ve iştahtan daha geneldir.

Şehvet nefsin, istediği bir şeye karşı arzu ve özlem duyması veya gönlün onu çekmesidir. Bu arzu dünyada iki çeşittir: Gerçek veya yalancı arzu/istek.

Gerçek olanı, iştah anlamıyla olmaması halinde beden zayıf düşer, dengesini kaybeder. Bu ihtiyaç olan şeyi arzu etmedir, gönülden istemedir. Kişinin acıktığı zaman bir şey yemek istemesi gibi. Yalancı şehvetin olmaması halinde ise beden zayıf düşmez, dengesini kaybetmez. Ama yine de nefis o şeyi çok arzu eder, şiddetle ister.

Bir şeye karşı duyulan arzu, özlem, iştah, istek şehvet kuvvetidir. Bir başka âyette Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvetlerinin peşine düşen bir nesil geldi. Onlar, bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır” (Meryem 19/59) deniyor.

Burada kastedilen, yukarıda sözkonusu edilen yalancı arzulardır. Kendilerine ihtiyacın olmadığı arzular ve nefsin aşırı istekleridir. Araplar “racülün şehvânün” derler. Yani çok arzulu adam, şiddetli bir şekilde özlem duyan, hırslı ve doymak bilmeyen adam demektir.[2]

 

Allah (c.c) cennetliklerin kavuşacağı nimetleri tarif ederken şöyle diyor:

“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) vadedilmekte olan cennetle sevinin! Biz dünya hayatında da âhirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah’tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği (iştah duyduğunuz) her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var.’” (Fussilet 41/30-32. Ayrıca bkz: Enbiyâ 21/102)

Her iki âyette de şehvet/iştah fiil halinde kullanılıyor. Bu demektir ki, cennetliklerin orada arzu edecekleri, canlarının çektiği şey gerçek arzudur, olumlu iştah (meşru şehvettir).

Şehvet, nefsin arzu ettiği şeye istekle atılmasıdır ki, Türkçede bu ‘gönlü çekmek, canı istemek’ şeklinde ifade edilir. Bunun ifrat derecesine hırs ve tamah denir. Âyette çoğul olarak “şehevât (iştah çekici şeyler)” anlamında kullanılmış.

Şüphesiz bu hitap, bütün insanlara yöneliktir.”[3]

Burada asıl süslü gösterilip çekici kılınan sevgi ve arzular, istek ve tutkular değil arzulanan şeylerdir.[4]

Âyette bazı şeylerin çekici, sevimli ve hoş olduğu, esasen bunların insanlar için süslü kılındığı (tezyîn edildiği) haber veriliyor. Bu ilâhi takdir sebebiyle bu gibi şeyler onların hoşuna gider, bunların çok sevilecek şeyler olduğunu zannederler.

Âyette insanlar için tezyîn edilen (cazip kılınan) dünyalık haz ve nimetlerin önemlileri şu altı maddede özetlenmiş:

1.Karşı cinse duyulan ilgi,

2.Soyunun devam etmesi arzusu,

3.Sermaye sahibi olma isteği,

4.Kendi dışındaki varlıklara hükmetme, beğeni kazanma (makam, mevki ve nam sahibi olma) ve hoşça vakit geçirmenin verdiği zevk,

5.Hayvanî besinler ve hayvanlardan elde edilen ürünler,

6.Bitkisel besinler ve bitkilerden elde edilen ürünler.

Aslında bunlar toplumlara, zamana ve mekâna göre fazla değişmeyen, insanın fıtratına konulan arzulardır.[5]

Burada şu soru sorulabilir: Âyette sayılan şeyler kim tarafından tezyîn edildi? Öyle ya, âyette süsleme fiili edilgen (meçhul) olarak kullanılıyor.

Hatırlamak gerekir ki, hayatın devamı, insanın ihtiyaçlarını karşılaması, hareket edip üretmesi, şeylerin arasındaki farkı anlaması, iyiyi kötüyü seçebilmesi için Allah insanlara üç temel kuvvet (kabiliyet) verdi, veriyor. Bunlar, akıl gücü, şehvet (arzu) gücü, gadap (savunma) gücü. Bunlar, hayatın devamı için olmazsa olmaz imkandır. Kişi bunları, ihtiyacını karşılayacak kadar kullanmalıdır. Ama bunları aşırı ve yerinde kullanmazsa haddi aşmış olur. Yanlışlara ve günahlara sapar, zarar eder.

Evine ekmek götüren baba da aklını kullanır, atom bombası icat edip bununla yüzbinlerce insanı öldüren de. Aç kişinin yemeğe isteği de şehvetin (iştahın) gereğidir; karnını haram veya hırsızlama bir şeyle doyurma da şehvetin (iştahın) sonucudur. Kişinin cinsî ihtiyacını giderme arzusu da şehvettir (iştahtır); bu ihtiyacı gayr-i meşru yollarla gidermesi ise şehvet gücünü yanlış kullanmaktır.

İnsanın nefsin isteklerini sevimli bulması gerçeğini bir de ondaki kabiliyetlerle, zaaflarla birlikte düşünmek gerekir. Kişi kendisine bahşedilen kabiliyetleri iyi işler için de işletebilir, kötü işler için de. Bu, onun aklını, imanını, vicdanını kullanmasıyla ilgilidir.

Âyette karşı cinse duyulan ilgiyi ifade için “kadınlar”dan, soyun devam arzusunu ifade için “oğullar”dan söz ediliyor. Bunların kendi grubunu en iyi temsil eden örnekler olduğu söylenebilir.

Âyette “Erkekler için süslü gösterildi” değil; “İnsanlar için süslü gösterildi-züyyine li’n-nâs” denmiş olması oldukça dikkat çekicidir.

 

-Her arzu edilen insan için hayırlı değildir

 

Kişinin nefsinin her arzusunu, her isteğini (şehvetlerini) beğenmesi, aşırı sevmesi, göründüğü kadar güzel ve faydalı değildir. Hayatın, insanın yaratılışının amacı da bu değildir. Sonunda insan, bütün bunları istemese de terk ediyor. Asıl amaç Yaratıcının insana sunduğu sonuçtur.

Şehvet her ne kadar hayat için lazım olan şeyleri elde etmeyi istemek üzere verilmiş bir araç, bir imkan olsa da onu aşırı kullanmak, canının istediği şeylere takılıp kalmak, bu yüzden kulluk görevlerini unutmak, Allah’ın yanındaki değeri, lütfu, ödülü unutmak budalalılıktır.

Bu gerçek, bir âyette şu şekilde haber veriliyor: “Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl 16/96)

Bazıları âyetin üslûbunu ve diğer bazı âyet ve hadisleri göz önüne alarak burada sayılanlara rağbet etmenin kötülendiği kanaatine ulaşmışlardır. Buna karşılık bazıları ise evrendeki imkânların insanın faydalanması için yaratıldığını bildiren (Hac 22/65, Lukmân 31/20, A‘râf 7/32) âyetlerden hareketle, bunların kötüleme amacıyla olmayıp fıtrî bir realiteye işaret ettiğini, sadece dünya nimetlerine bağlanıp kalmanın âhiret mutluluğunu tehlikeye sokabileceğine dikkat çekmek için zikredildiğini savunurlar.

Âyetin sonu ve arkadan gelen âyet, benzeri âyetler, dünya ve âhiret hayatının dengelenmesi gerektiğini işaret ediyorlar. Dünyevîliğe hapsedilmiş veya hazza dayanan hayat anlayışı kınanırken, diğer taraftan bunlardan tamamen yüz çevirmenin de fıtrata ters düşmek olacağı, hayatın gerçeklerine uymayacağı vurgulanıyor.[6]

Evet, bu âyette de insanlara birçok dünyalık süslü gösterildi, deniyor. Ama sonunda da “İşte bütün bunlar dünya hayatın metaıdır”, “Allah yanında âkıbetin güzeli vardır” deniliyor. Bu gibi dünya hayatının geçici geçimlikleri bir gün biter. Ama Allah yanında olan şeyler ise asla bitmez, sonsuzdur.

Allah (c.c.) kendisinden hakkıyla korkup çekinenlere en güzel ödülü, en güzel sonucu, en güzel makamı hazırlar.

Bu dünya hayatına bağlanıp kalanlara, hayatın sadece dünya hayatı olduğunu düşünenlere, âhireti inkâr edenlere göre yukarıda sayılanlardan daha sevimli, çekici, tatlı, daha zevk veren şey yoktur.

Kur’an onlara şöyle cevap veriyor:

“De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar (takva sahipleri) için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir.”(Âl-i İmrân 3/15)

Sanki şöyle deniliyor: “Ey insanlar bakınız, size dünyalık bir şeyler veriliyor ve onlara karşı içinize bir meyil, istek ve arzu da konuluyor. Ama sakın ha bu dünyalıklara kanmayın. Bunlara sahip olmayı hayatın asıl hedefi gibi düşünmeyin. Bunları aşırı sevip bağlanmayın. Ömrünüzü bunlara daha çok sahip olacağım diye harcamayın. Allah’a kulluğu unutup bunların kölesi olmayın. Asıl sevilmesi gerekenleri bırakıp bu fâni şeyleri ölümüne sevmeyin. Zira bunlar dünya hayatının metaıdır (değersiz, geçici, ucuz geçimlikleridir).”

 

-Dünya hayatı da insana süslü görünür

 

İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi (züyyine). Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar (muttakiler) ise, kıyâmet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara 2/212)

Âhireti ve oradaki hesabı hesaba katmadan yaşamak, işte bütün hataların, bütün günahların, bütün zulüm ve haksızlıkların, bütün gafletlerin sebebi budur. Böylelerinin gözünde dünya hayatına ait, nefsin hoşuna giden, insana gurur veren, zevkli ve eğlenceli her şey ziynet gibidir, süslüdür, caziptir.

Burada iki insan tipinden bahsediliyor: Birisi; hayatın yani dünyanın geçici zevk ve çıkarının, sahip olma ve harcamanın, makam ve mevkiinin çekiciliğine kapılıp kalıcı iyiliklerden uzaklaşan. Böyleleri geçici (fâni) ve aldatıcı (gurur verici) şeyleri değer ölçüsü sayarak, bunlara sahip olmayan veya kalıcı değerler olarak görüp fazla değer vermeyen mü’minlerle alay etmeye kalkışan inkârcılardır.

Diğeri de onların alay ettikleri, ancak herkesin değerinin ölçüldüğü kıyâmet gününde onlardan üstün tutulacak ve sonuçta Allah’ın lütuf ve ikramını  kazanacak olan takvâ sahipleridir. Yani dinî duyarlılığı ve sorumluluk bilinci kuvvetli mü’minlerdir.

Halbuki dünya hayatı, yani insan ömrü bir varmış, bir yokmuş... Her ne kadar süslü, çekici, iştah kabartıcı, süslü, albenili olsa da hepsi bu kadar. Hadid sûresinde Allah (c.c) insanlara dünya hayatının faniliğini ve aldatıcılığını bir kere daha hatırlatıyor:

“Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir.

Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Âhirette çetin azap da vardır.

Allah'ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır. Dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.” (Hadîd 57/20)

 

 

 


[1]Zemahşeri, Ö. b. Muhammed, el-Keşşâf, 1/337

[2]el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 395

[3]Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (Sad.), 2/321

[4]Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 1/372

[5]Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 1/373

[6]Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 1/374

Yazar:
Hüseyin Kerim ECE
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul