17 Eylül 2021 - Cuma

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Ahirete İnanmanın Önemi
Ahirete İnanmanın Önemi

Ahirete İnanmanın Önemi Süleyman GÜLEK

                                      ÂHİRETE İNANMANIN ÖNEMİ

Âhiret, sözlükte “son, sonra olan ve son gün” anlamlarına gelir. Terim olarak ise, âhiret, İsrafil’in (a.s.) Allah’ın emriyle, kıyâmetin kopması için Sûr’a ilk defa üfürmesiyle başlayacak olan ebedî hayata denir. İsrafil (a.s.) Sûr’a ikinci defa üfleyince insanlar diriltilip hesaba çekilecek, sonra dünyadaki iman ve amellerine göre ceza ve mükâfat görecek, cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girecek ve orada kalacaklardır. Yeniden diriliş ile başlayan ve sonsuza kadar devam edecek olan zamana “Âhiret Günü” denir. İşte, bütün insanların öldükten sonra yeniden dirilmesine ve ondan sonra devam edecek olan sonsuz hayata inanmak, imanın en önemli esaslarından biridir.

 

Âhirete iman, imanın şartlarındandır; İslâm dininin inanç esaslarından biri de âhirete imandır. Bu inancımızı Amentüde “Âhiret gününe, öldükten sonra dirilmenin hak ve gerçek olduğuna inandım” diye söyleriz. Allah, Kur’an’da birçok âyette âhiret hayatının var olduğunu bildirmektedir. Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. Âhiret gününe de kesinlikle inanırlar” 1 Bu nedenle dinimizin inanç esaslarından biri olarak âhiretin varlığına inanırız. Âhirete inanmayan kimse inanmış sayılmaz. Bu konuda Yüce Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah´a, peygamberine, ona indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam anlamıyla sapıtmıştır.” 2

 

Nasıl ki insanların ve diğer canlıların bir sonu olduğu gibi, üzerinde yaşadığımız dünyanın da bir sonu vardır ve bir gün sonu gelecektir. Allah’ın takdir ettiği zaman gelince kıyâmet kopacaktır. “Sûr'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılır ve onların her biri boyun bükmüş olarak O'na gelirler.”3  “Artık Sûr’a tek bir üfürülüşle üfürüleceği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından da tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman. İşte o gün, vâkıa (bir gerçek olan kıyâmet) artık vuku bulmuştur.”4 “Hiçbir canlı varlık kalmayacak, hepsi ölecektir. Sonra Sur’a bir daha (ikinci kez) üflenince hemen (ölüler dirilip) ayağa kalkıp bakakalacaklardır.” 5

 

“(Ey insanlar) o gün (hesap için) huzura getirilirsiniz. Size ait hiçbir sır gizli kalmaz. Kitabı sağ tarafından verilen, ‘alın kitabı (dünyada ne yaptıysanız) okuyun; doğrusu ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum’ der. Artık o, meyveleri sarkmış yüce bir Cennette sefâlı (çok rahat) bir hayat içindedir. (Onlara denilir ki) ‘geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık, âfiyetle yiyin, için.’ Kitabı sol tarafından verilene gelince, o ‘keşke’ der, ‘bana (benim yaptığım haksızlık, ahlâksızlık, gayri İslâmî işleri yazan) kitabım verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! (‘Yaptığımız kötü, yanlış, bâtıl, zulüm, haramlardan dolayı hesaba çekilme olmasaydı’ derler. Fakat iş işten geçmiştir.) Malım (mülküm, bütün maddî imkânlar) bana hiç fayda sağlamadı’ Allah Teâlâ buyurur: ‘Onu tutun da bağlayın, sonra alevli ateşe (Cehenneme) atın onu.’” 6

 

“Sonra siz kıyâmet gününde muhakkak dirileceksiniz.7 İnsanlar dünyada ne yaparsa âhirette onun hesabını verecek ve onun karşılığını görecek, ilâhî adâlet yerini bulacaktır. Ve hiç kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.“Artık bugün (kıyâmet günü) hiç kimse zerre kadar haksızlığa uğramaz. Siz dünyada yaptıklarınıza karşılık alırsınız”8 buyrulmaktadır. İnsanların tekrar dirilmesiyle başlayan ve ebediyen devam edecek olan zamana âhiret denir. Âhirete inanmak demek, öldükten sonra tekrar dirileceğimize, dünyada yaptığımız bütün işlerden Yüce Allah’ın huzurunda hesap vereceğimize, O’na gücünün yettiği kadar iyi bir kul olmak için gayret edenlerin mükâfat göreceklerine, Allah’a kulluğu terk edenlerin, İslâm’a tâbi/teslim olmayanların, Allah’a değil nefsine ve şeytana kulluk yapanların, Allah’ın emirlerini yerine getirmeyip yasaklarından sakınmayanların cezalandırılacaklarına inanmak demektir.

 

Âhirete İmanın Gerekliliği

 

Âhirete imanı gerekli kılan pek çok neden vardır. En başta Allah'ın ilk peygamber Hz. Âdem’den beri gönderdiği peygamberler, ölüm sonrası hayattan, kıyametten, haşirden, hesap gününden, cennet ve cehennemden  söz etmişlerdir. Akıl, âhiretin varlığını kavramada bize yardımcı olur. Dikkatlice düşündüğümüzde âhiretin varlığını kabul etmenin çok mantıklı, psikolojik ve sosyolojik olarak da gerekli olduğunu görürüz. Âhiret günü Allah’ın emriyle mutlaka gerçekleşecektir. Fakat biraz düşününce âhiretin olması gerektiği sonucuna da zaten varırız. Şöyle ki;

 

1. Dünya insan için bir imtihan yeri ve zamanıdır. Kur’ân-ı Kerim’de “O, hanginizin daha güzel amel ve harekette bulunacağını imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır.” 9 buyrulur. Dünyada insana akıl ve irade verilmiş, peygamberler ve kitaplarla doğru ve yanlış yollar gösterilmiş, iyi ameller işlendiği takdirde mutluluğa ulaşılacağı, fenalıklar işlenirse azaba uğranacağı bildirilmiştir. Durum böyle olunca, bir ömür boyu akıl ve iradesiyle serbest olarak yaptıklarından hesap vermesi, verilen nimetleri uygun olarak kullanıp kullanmadığının sorulması gerekir.

 

2. Dünya, kuvvetlinin zayıfı ezdiği, haksızlıkların her fırsatta işlendiği, sayısız haksızlıkların da yapılabildiği bir yerdir. Her gün sayısız cinayetler işlenir, hırsızlıklar, zulümler vb. fenalıklar işlenir. Bunların hepsinin de dünyada cezasını çekmesi imkansızdır. Eğer bu dünya hayatından sonra hesap ve ceza günü gelmezse, zulümlerin cezasız kalması ve mazlumların hakkının alınmamış olması gerekir. Halbuki adalet, haksızlığa uğrayanın haklarının verilmesini gerektirir. İşte dünyada iyilik işleyenin ödülünü alması, kötülük işleyenin cezasını bulması, adaletin gerçekleşmesi için gereklidir.

 

3. Yaptığından hesap vereceğine inanan bir kimse, fenalık işlerse ceza ve iyilik işlerse ödül alacağını bilen bir insan, hareketlerine daha bir dikkat eder. Sorumluluk duygusu olmayan, âhiret inancı taşımayan bir insan, bu duyguyu yaşayan ve âhirete inanan insanlar kadar düşünceli hareket etmesi mümkün değildir. Yazılıya girecek bir öğrenci ile onun yanında tesadüfen bulunan bir kimsenin aynı durumda olacağını düşünemeyiz. Konuştuğu sözler kasete alınan, ve başkasının onu dinleyeceğini bilen bir insanla, bunu bilmeyen bir insan arasında çok fark vardır.

 

4. Âhirete inanmak, insan için huzur ve mutluluk kaynağıdır. Her canlı ölümü tadacaktır. Ondan kurtuluş imkanı ve çaresi yoktur. Oldukça zengin olan bir kimseye, milyarlarca liralık bir servetten, bütün bir ömür kazanıp yaptırdığı güzel binalardan, fabrikalardan ayrılmanın vereceği üzüntüyü ne giderebilir? Ömrü hastalıklarla geçen, bir gün yüzü gülmeyen bir insan âhirette sonsuz bir mutluluk bulacağına inanırsa, sabreder ve gelecek umuduyla kalbinde bir huzur bulur.

 

5- İnsanın hayatını anlamlandırma isteği ve âhiret inancı. İnsan akıllı, düşünen ve bilen bir varlıktır. Yaratılışından getirdiği anlama, bilme, merak etme duygusu gereği olarak kendi kendine bazı sorular sormuş ve bunların cevabını aramıştır. Bunların başında gelen ve insanı en çok düşündüren sorulardan bazıları şunlardır: “Nereden geldik, nereye gideceğiz?” “Bu dünya bir gün yok olacak mıdır?” “Öldükten sonra yeni bir hayat var mıdır?” “Ruh ölümsüz müdür?” Gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimler bu soruların cevabını veremez.

 

 Bu soruların cevabını ancak din verir. Çünkü hayatı anlamlandırma isteğinin engellenmesi durumunda insan varoluş boşluğuna düşer. Birey hiçlik ve yoklukla yüz yüze gelir. Bu durum, can sıkıntısı ve varoluş kaygısı şeklinde kendini gösterir. Böyle bir insan, hayatında hedef ve gayesinden uzak olarak yaşar. Dinimizin temel kaynağı olan Kur’an “Bizim Allah’tan geldiğimizi ve Allah’a döneceğimizi”10 bildirerek, âhiret hayatının var olduğunu haber veriyor. İnsan başıboş, amaçsız yaratılmamıştır. Yüce Allah Kur’an’da “Allah, ölümü ve hayatı, hanginizin daha güzel davranışlarda bulunacağını imtihan etmek için yarattı.”11 buyurarak hayatın amacını açıklamaktadır. Başka bir âyette de insanın bu amacı unutmadan yaşaması gerektiğini “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” 12 âyetiyle hatırlatmaktadır.  Âhiret inancı insana, öldükten sonra ne olacağını bildirerek, onu belirsizlikten gelecek endişesinden kurtarır. Ruhsal yönden büyük bir rahatlama içinde olmasını sağlar. Nasıl ve niçin yaşaması gerektiğini bildirerek hayatına anlam kazandırır.

 

6. İnsanın ölümsüzlük isteği ve âhiret inancı. İnsanın içinde sonsuzluk özlemi vardır. Bu nedenle ebedî olmak, ebedî olarak yaşamak (ölümsüzlük) her insanın arzu ettiği bir şeydir. İnsanın yaratılışından getirdiği bu ölümsüzlük arzusu, bazen çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Örneğin; insanlar eserleriyle, yapıp etmeleriyle başkalarının iyilik ve mutluluğuna katkıda bulunmak ve “geride bir şeyler bırakmak” isterler. Bu bıraktıkları, kendileri öldükten sonra da yaşamaya devam eder.

 

7. İnsanın adalet duygusunu gerçekleştirme isteği ve âhiret inancı. İnsandaki adalet duygusu âhirete inanmayı gerekli kılar. Bilindiği gibi dünya hayatında herkes işlediği suçun cezasını tam anlamıyla çekmemekte, birtakım haksızlıklar meydana gelmektedir. Haksızlığa uğrayan insanlar, bu haklarının iade edilmesini isterler. Bunu dünya hayatında alamazlarsa, bunun âhirette gerçekleşmesini arzu ederler. İnsanın bu isteğini, Allah âhiret hayatında gerçekleştirecektir. O, mutlak adaletiyle iyileri ödüllendirilecek, kötüleri ise cezalandıracaktır. Yüce Allah Kur’an’da: “Yoksa kötülük işleyenler, ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi amel işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar? …Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez”14 buyurmaktadır.

 

Âhirete İnanmanın Faydaları

 

Âhiret inancının insana ve topluma birçok faydası vardır. Âhiret inancı, insanı dünyada mutedil olmaya sevk eder. İnsan, bir iş yaparken ‘Bunun bir gün benden hesabı sorulur’ diye düşünür ve dikkatli olma ihtiyacı duyar. Eğer bir suç, işleyenin yanına kâr kalıyorsa, onu o işten kim engelleyebilir? Ölümle birlikte yok olacağını düşünen insan, ölümden daha çok korkar ve sürekli huzursuz olur. Ayrıca yakınlarından ölenler de onu derinden sarsar. Âhiret inancı sayesinde biraz rahatlarız, teselli buluruz.

 

Âhirete inanmanın faydalarını genel olarak üçe ayırabiliriz:

 

a) Âhirete inanmak insana sorumluluk duygusu kazandırır. Sorumluluk duygusu taşıyan bir insan söz ve davranışlarına dikkat eder.

 

b) Âhirete inanan kişi, Allah‘ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınmak suretiyle âhiret hazırlığını yapmış olur.

 

c) Âhiret gününe inanmak, insanı bu dünyada karşılaştığı musibet ve belalar karşısında teselli eder ve üzüntüsünü azaltır. Âhirete inanmak, daima ölümü hatırlamak demektir. Ölümü hiç aklından çıkarmayan bir insan günahlardan daima kendini uzak tutmaya çalışır. Bu da vicdanına yansır ve her zaman hoşgörülü bir birey olmasını sağlar.

 

Âhirete inanmak insan için umut ve huzur kaynağıdır. İnsanın ölümsüzlük isteğine cevap verir. Onun yok olma endişesini ortadan kaldırır. Bu dünyada sahip olduğu güzelliklerden, iyiliklerden, sevdiklerinden ayrı kalmama isteğini karşılar. İnsana, yaratılışının bir amacı olduğunu öğreterek hayatının anlamlandırır. Onun ölümü, değerli ve sonsuz hayatın başlangıcı olarak görmesini sağlar. Âhirete inanmak dünya hayatında huzur ve saadetle yaşamanın ilk şartıdır. Âhirete inanmayan kimseler hiçbir ahlâkî kayıt tanımayan, fert ve cemiyetlerin huzur ve güvenini bozan, zavallı kimselerdir. Âhirete imanın olmadığı veya zayıf olduğu toplumlarda yalan, hırsızlık, gasp, hayâsızlık ve adam öldürme gibi akla gelebilecek her türlü fenalık rahatça işlenebilir ve böylece toplumlar yıkılıp giderler.

 

Âhiret hayatının varlığı inancına sahip bir mü’min, “kim iyi bir şey yaparsa lehine kim kötü şey yaparsa aleyhine” 15 âyetlerinde de belirtildiği gibi, bu dünyada yaptıklarından bir gün hesaba çekileceğini, büyük-küçük her amelinden sorgulanacağını ve sonunda ya mükâfat ya da ceza ile karşılaşacağını bilir. İnsan, hayatta karşılaştığı olumsuz hadiselere, haksızlıklara, zulüm ve adaletsizliklere, çaresiz hastalık ve sakatlıklara ancak âhiret inancı ile direnme ve sabretme gücü bulur. Âhiret inancı, insanı boşluktan ve ümitsizlikten kurtarır, daha çok fazilet sahibi olmaya yönlendirir, zalimlerin yaptıklarının yanlarına kâr olarak kalmayacağını ona hatırlatır ve insana hareket ve tasarruflarında tam bir şuur içerisinde olma alışkanlığı kazandırır.

 

Âhiret inancı olan bir insan Allah’ın emirlerini dinler, yasaklarından sakınır. Şirkten, küfürden, bid’atten, hurafelerden ve haramlardan, günahlardan uzak durur. Kul hakkına tecavüz edemez, insanlara zulmetmez ve zarar vermez, hısım akraba ve konu-komşu ile irtibatını kesemez.  Ailesine, milletine ve bütün insanlara karşı insanî ve İslâmî vazifelerini yerine getirir. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar. Hak, hukuk, adalet, barış ve kardeşliği öne çıkarır. Bütün canlı varlıklara karşı şefkatli ve merhametli olur. Kamil bir mü’min olabilmek için her türlü olumsuz davranışlardan sakınır. Allah’ın sevdiği muvahhid bir kul olmaya çalışır. Bu gayret içerisinde olan mü’minlerin de dünyası mutlu, ahireti cennet olur.

Dipnot

1. Bakara, 2/4

2. Nisâ 4/136

3. Neml, 27/87

4. Hâkka, 69/13-15

5. Zümer, 39/68

6. Haakka, 69/18-31

7. Mü’minûn, 23/16

8. Yâsin, 36/54

9. Mülk, 67/2

10. Bakara, 2/185

11. Mülk, 67/2

12. Kıyame, 75/36

13. Âl-i Imrân, 3/169-170; Bakara, 2/154

14. Câsiye, 45/21-22

15. Câsiye, 45/15

Yazar:
Süleyman GÜLEK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul