17 Eylül 2021 - Cuma

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Tevhidî Aydınlanma
Tevhidî Aydınlanma

Tevhidî Aydınlanma Fırat TOPRAK

TEVHİDÎ AYDINLANMA

 

            İslam düşüncesinin temel ve belki de diğer tüm kavramlarının kendisinden neşet ettiği tek kavramının La ilahe illallah kelimesinde en özlü ifadesini bulan tevhid kavramı olduğu açıktır. Açık olan bir diğer gerçek ise böylesine merkezi bir öneme sahip olmasına rağmen tevhid kavramının yeterince anlaşılamadığıdır. Aslında tevhid anlaşılamaz bir hakikat veya zor anlaşılan seçkinlere has bir inanç değildir. Tevhid çağrısının en temel özelliklerinden birisi sade ve yalın bir gerçeklik oluşudur. Yalınlığıyla koşut olarak herkesin hissedar olacağı bir derinliği de kuşatmaktadır.

Tevhid, inanç olarak bilgi temeliyle kalpte şekillenmiş bir niyettir, kalp tasdikidir. Akabinde bu ihlaslı niyet ve tasdiğin vücuda getirdiği eylemlerdir. Keza niyet ve eylem ahlakının üzerinde şekillenecek eğitimden ekonomiye, siyasetten hukuka bütüncül bir nizamın adıdır tevhid nizamı.

Aydınlanma kavramı, sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan modern batı(l) düşüncesini çağrıştırmakta ve kabaca kilisenin tahakkümünün belirleyici olduğu Orta Çağ karanlığından rasyonel aklın rehberliğinde Reform ve Rönesans süreciyle kurtuluşu ifade etmektedir. İnsanın özgür bireye dönüşmesi anlamındaki aydınlanma süreci, pozitivist bir içerikle din ve gelenek gibi gerici bağlardan kurtuluşu, Yunan efsanesinin belirttiği üzere Tanrılardan bilgelik ateşini çalarak yarı-ilah olma durumunu içermektedir. İrade, din  ve otorite arasındaki ilişkiler üzerine düşünüşün değişimi anlamında bir aydınlanma, insanın kendini müstağni görmesi ve tuğyanı ile neticelenecektir.

Kavramların hangi kültür zemininde nasıl içeriklendirildikleri önemlidir kuşkusuz. Varlık, bilgi, zaman, mekan ve değer olarak İslam ve cahiliye karşıtlığı, konumuz özelinde de açık bir şekilde gözlemlenmektedir. Mesela Orta Çağ, batılı zihin için karanlıklar dönemini ifade etmekteyken, aynı zaman dilimi İslam dünyası için bir asr-ı saadet, tedvin/kuruluş asrı, büyük bir atılım ve sıçrama döneminin adı olmaktadır.

Aydınlanma olgusunda da dünya görüşlerinin karşıtlıklarına göre farklı bir içeriklendirme sözkonusudur. Aydınlanma kavramı, muharref Hristiyanlık üzerinden dine, kiliseye ve geleneğe yönelik bir meydan okuma anlamı taşımaktadır. İnsanın özerk ve özgür bireye dönüşmesi için düşünce tarzındaki değişim, şeklinde tanımlanmıştır. İ. Kant’ın tanımıyla Aydınlanma, insanın kendi yol açtığı erginsizlikten kurtulmasıdır. Karar verme ve cesaret yetersizliği, tembellik, korkaklık, önyargıların varlığı gibi nedenler erginsizliği belirlemektedir. Pozitivist zihnin arkaplanını oluşturduğu Aydınlanma süreci, kilise üzerinden dinsel despotizmin aşılması, rasyonel aklın ve bilimin mutlak hakikat olarak inşâını ve fetişleştirilmesini hedeflemektedir. Bir başka ifadeyle batılı zihin, kilise ruhbanlığının tahakkümünü reddederek yerine rasyonel akıl/bilim putunu yerleştirmiştir. Yani Aydınlanmanın “lâ” ve “illâ”sı yanlış zeminde şekillendiği ve küresel tahakküm sağladığı için Batı tecrübesi insanlığın son iki yüzyıllık trajedisine neden olmuştur.

Müslüman muhayyile açısından aydınlanma zaman-mekan kayıtlarından bağımsız olarak akli, zihni, maddi, manevi karanlıklardan (zulümât) vahyin nuruyla nurlanarak felaha/kurtuluşa ulaşmak olarak anlaşılabilir. Aydınlanmanın hakikati, sahte ilah ve putların, ideolojilerin, dinlerin “lâ” nefyi ile reddi, akabinde ise “illâ” isbatıyla Yüce Allah’ın mutlak egemenliğinin, yaratıcılığının ve ibadet ve itaate yalnızca kendisinin layık oluşunun kabulü ile gerçekleşecek dünyevi ve uhrevi kurtuluşu içermektedir. Bu bağlamın merkezi kavram çiftini zulmet-nur kavramları oluşturmaktadır.

En esaslı varlık sorununa cevap olmak üzere, İslam düşüncesinde varlık/vücud nur, yokluk ise zulmet olarak ifade edilir. Tevhidî bakış insana, yaratılmış olmak bakımından varlık alemiyle aynı düzlemi paylaştıkları bilinci kazandırarak kevni uyumu temin eder. Bu bağlamda kainatın lisanı haliyle Allah’ı tesbih ediyor oluşu mühim bir farkındalıktır. Tevhid nazariyesi, kainatın -Kur’an’ın ifadesiyle- gökler, yer ve ikisi arasındakileri ilahi ilim, irade, hikmet ve kudretle yaratıldığı esasına dayanmaktadır. Kevni/kozmik tevhid anlamına gelen bu hikmetli yaratılış, kainata cari ilahi sünnetle devam edegelmektedir. Tevhidî dünya görüşü, insanın kendiyle, toplumuyla, bitkilerle, hayvanlarla, cansızlarla ve hepsinin üzerinde Rabbiyle bağının sahih bir zeminde şekillenmesinin imkanını sunmaktadır.

Göklerin ve yerin nuru olan Yüce Allah’ın, kainatı en-Nûr ismiyle tecelli ederek varlığa çıkardığı bildirilir. Yine isyan ve gafletiyle kalbini ve aklını zulmet bürüyen insanoğlunu aydınlığa çıkarmak için nur olan kitaplar inzal edip peygamberler görevlendirmiştir. Dünya denen bu imtihan evinde, nur şualarından istifade edebilen ehl-i basiret iman nuruna ulaşmakta, ilahi nurlara aklını ve kalbini örtenler ise küfür karanlıklarında bocalamaktadır. Allah’ın insanoğlu için gösterdiği yol ve yaşam tarzı manasında din olan tevhid nurdur. Tevhid/İslam’ın dışında beşer tarafından üretilen yollar, ideolojiler ve dinler ise zulmettir, karanlıktır.

 Mesela Bakara’nın 257 ayeti, aydınlık ve karanlık kavramsallıştırması bağlamında son derece açıktır; “Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tâğuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.”

Nur/35’te Yüce Allah, göklerin ve yerin nuru/nurunun kaynağı olarak tanıtılmaktadır. Yine En’am/1’de “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur” denilerek  Allah’ın zulümât ve nuru var ettiği ifade edilmektedir.

Hakikatin kavranmasında akıl ve duyulardan daha belirleyici olan iletilmiş bilgi/vahiydir. Sarih akıl ile sahih nakil çatışması mümkün değildir. Büyük kitap olan kainat ayetleri, küçük kainat olan Kur’an’ın tefsiri hükmündedir.

Tüm zamanlarda nazil olan vahyin nur olduğu tartışılmazdır. Teğabün/8’de Kur’an ‘nûr’ olarak tanıtılmaktadır. “Artık siz Allah'a, peygamberine ve indirdiğimiz nûra (Kur'an'a) iman edin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Yine Maide/15-16’da ise “İşte size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur'an) gelmiştir. Allah onunla, rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir” şeklinde ifade edilir. İbrahim/5’te ise “Andolsun, Mûsâ'yı da, kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat, diye âyetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır” denilerek Tevrat ‘nur’ olarak tanıtılmıştır.

Tevbe/32’de ise İslam nur olarak anlatılmaktadır; “Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.”

Talak/11’de de “İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah'a inanır ve salih bir amel işlerse Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.” denilmekte peygamberliğin hedefi zulümâttan nura çıkarmak olarak beyan edilmektedir.

Rad/16’da tevhid-şirk zıtlığı temsil yoluyla şöyle ifade edilmektedir:“De ki: Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah'ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi? De ki: Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, birdir, mutlak hakimiyet sahibidir”

Enam/122’de mümin ve kafirin durumu bir benzetme ile açıklanmaktadır: “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kafirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.”

Bakara/17-20’de ise münafıklar, ateş yakan fakat Allah’ın nurlarını giderdiği ve zulümât içinde kalan insan misaliyle anlatılmaktadır.

Hadid/12-13’te ise mü’min ve münafığın ahiretteki halleri tasvir edilmektedir: “Mü'min erkeklerle mü'min kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: ‘Bugün size müjdelenen şey, içlerinden ırmaklar akan, ebedi olarak kalacağınız cennetlerdir.’ İşte bu büyük başarıdır. Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, ‘Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım’ diyecekleri gün kendilerine, ‘Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın’ denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.”

Tevhidin hayata ve ölüme mana katan hususiyeti üzerinde durulmalıdır. Bütününden detayına kadar hayatın tamamen bir imtihandan ibaret olduğu gerçeği tevhidî dünya görüşünün temel önermelerinden biridir. Anlam hastalıklarının en mükemmel ilacı olan imtihan bilinci, mümini tüm soru/n ve problemlere karşı dirençli kılmaktadır.

Batılı aydınlanma, tüm iddiasının aksine, temel değerler alanında ayrıştırıcı, parçalayıcı bir mahiyet taşırken ve bu manada bir karanlığı ifade ederken; tevhidi aydınlanma, birleştirici bir uyum ve bütünlüğü hedeflemektedir.  Sözün özü: Tevhid hakikatine bireysel, toplumsal ve kevni boyutlarda teslim olmakla arzulanan ıslahın tahakkuku neticesinde yeryüzü cennet gibi olacaktır. Aksi olan şirk ve ifsadın boyutlanmasının neticesi ise bugün olduğu gibi dünyada cehennemi yaşamaktır. 

Hasılı, aydınlanma kavramı batılı karşılığı ile bir aldanışa isim olurken, aslına irca edilme zorunluluğu sorumluluk olarak bizlerin uhdesindedir.

           

Yazar:
Fırat TOPRAK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul