24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Doğu Türkistan’daki Çin Zulmün Nedenleri
Doğu Türkistan’daki Çin Zulmün Nedenleri

Doğu Türkistan’daki Çin Zulmün Nedenleri Doç. Erkin EKREM

Doğu Türkistan’daki Çin Zulmün Nedenleri

 

Doğu Türkistan, tarihte Çin’in Orta Asya’ya yayılması için köprü ve sınır mahiyetinde iken, bugün askerî savunma, ülke güvenliği, ekonomik kalkınma, petrol ile doğalgaz ve diğer yer üstü ve yer altı zenginlikleriyle yine stratejik önemini korumaktadır.

Doğu Türkistan’ın bu stratejik özelliği, Çin için ne derecede önemli ise, Çin’in jeopolitik rakipleri veya düşmanları için de o kadar önem arz etmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin “yumuşak karnı” olan bu bölgede herhangi bir istikrarsız durumun meydana gelmesi Çin’in geleceğini derinden etkileyebilmektedir.

Özellikle Çin’in süper gücünün temelini oluşturacak Yeni İpek Yolu (Bir Kuşak Bir Yol) stratejisinin kaderini belirlemektedir.

Doğu Türkistan bölgesi, Çin’in milli çıkarlarının karşılanması, özellikle ulusal güvenlik ve milli kalkınma, nihayet süper güç olma sürecinde kilit rolü üstlenmesi açısından Çin için vazgeçilmezdir.

 

DOĞU TÜRKİSTAN’IN KISACA TARİHSEL DURUMU

 

Doğu Türkistan, umumi Türkistan’ın doğu kısmını temsil ederken, bu tanımlama 18. yüzyılında Çarlık Rusya’nın Türkistan’ın batısını ve Mançu İmparatorluğu (1644-1912) ise Türkistan bölgesinin doğusunu işgal etmesiyle ortaya çıkmıştı. Mançu İmparatorluğu Kasım 1884’te Doğu Türkistan’ı kendi idari yönetimi altına alarak bölgeyi Xinjiang eyaletine dönüştürmüştü. Doğu Türkistan davası da bu tarih ile başlamış olacaktı. Mançu İmparatoru Pu-yi (1906-1967) 12 Şubat 1912’de egemenlik haklarından feragat ederek, baş vezir Yuan Shikai’nin (1859-1916) Mançular, Çinliler, Moğollar, Tibetler ve Uygurların da dahil olduğu Müslümanlar tarafından oluşturulan Çin Cumhuriyeti’ni kurma yetkisini vermişti. Doğu Türkistan valisi Yang Zengxin (1864-1928) de Pekin’de kurulan bu cumhuriyete (1912-1927) bağlanmıştı.

 

Mançu İmparatorluğu yıkılmak üzere iken Çin’in Guang-zhou’da bir hâkimiyet kuran Sun Yat-sen (1866-1925) ve halefi ‎ChiangKai-shek (1887-1975) yönetimi, Pekin hükümetini ortadan kaldırarak Nanjing’de Milliyetçi Çin Hükümetini (1927-1949) kurmuştu. Doğu Türkistan valisi Yang Zengxin 20 Haziran 1928’de Milliyetçi Çin Hükümeti’ne bağlılığını ilan etmiş ve 1 Temmuz’da yeni hükümetin Doğu Türkistan genel valisi olmuştu. 7 Temmuz’da Yang Zengxin 66 yaşında suikasta uğradı ve yerine geçen Jin Shuren (1879-1941) de Milliyetçi Çin Hükümeti’ne bağlı olduğunu beyan etmişti. 12 Nisan 1933’te gerçekleşen askeri darbe ile kaçan Jin Shuren’in yerine komutan Sheng Shicai (1897-1970) geçmişti. Söz konusu Çinli valilerin hepsi diktatör idi ve bölgeyi zalimce yönetiyordu. 1930’lu yıllardan itibaren söz konusu yönetime karşı bölgede bir dizi isyanlar yaşanmıştı.

 

Kumul isyanı (1931-1934) söz konusu yönetimlere yönelik büyük isyanlardan biri idi. 12 Kasım 1933 tarihinde Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti Kaşgar’da ilan edilmişti ve Şubat 1934’e kadar devam eden cumhuriyet, kurucusu Sâbit Dâmolla’nın (?-1941) Mayıs ayında hükümet tarafından yakalanmasıyla Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti yıkılmıştır. 12 Kasım 1944’te Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki Golca şehrinde Sovyetlerin desteğiyle Doğu Türkistan Cumhuriyeti (1944-1949) ilan edildi ve 27 Haziran 1946’da cumhuriyet statüsünün zorla kaldırmasına rağmen egemenliği Ekim 1949 tarihine kadar devam etmişti. Milliyetçi Çin Hükümetine karşı güç kazanan Çin Komünist Partisi ordusunun Eylül 1949’da tekrar Doğu Türkistan’ı işgal etmeye başlamıştı. Çin Komünist Partisinin yönetimine giren Doğu Türkistan, 1 Ekim 1955’te özerk yönetim bölgesi statüsünü kazanmıştı. Ancak özerk yönetim yasası ancak 30 Mayıs 1984’te yürürlüğe girmişti.  Bölgenin statüsü özerk olmasına rağmen uygulamada söz konusu özerk bölge yasası değil, Çin Komünist Partisi’nin direktifinde yönetilmekteydi.

 

Doğu Türkistan bölgesi Çin’in en büyük yönetim bölgesidir ve Çin Halk Cumhuriyeti toprağının 1/6’i oluşturmaktadır. Doğu Türkistan doğu-batı uzunluğu 2000 km, güney-kuzey genişliği 1600 km olup toplam büyüklüğü 1 milyon 664 bin 900 km² (bazılarına göre 1 milyon 828 bin 841 km²). Kumdan oluşan çöllerin büyüklüğü 420 bin km²  ve çakıl çölü ise 290 bin km². Doğrudan kullanabilen tarım, ormancılık ve hayvancılık alanı 1 milyar Mu (1 Mu=667 m²) olup Çin’in toplam 1/10’ini oluşturmaktadır. Ekili arazi 76 milyon Mu ve kişi başına 3.45 Mu düşmektedir. Bölge nüfusu 24.447 milyondur (2017). Su kaynakları kişi başına düşen miktarı 4000m³'dir.

 

İşgal edilen Doğu Türkistan toprağın tekrar elden çıkacağından ve müstemleke halkın başkaldırmasından endişe duyan Çin yönetimi bölgenin güvenliği ve istikrarını sağlamak için Uygurlara yönelik insanlık dışı uygulamalar yapmaya devam etmektedir.

 

ÇİN’İN SİYASAL KÜLTÜRÜNDEKİ ÖTEKİLEŞTİRME ANLAYIŞI

 

Tarihte Çin’in Yeryüzü Düzeni ve Haraç Sistemi yönetim görüşü, Çin’in dünyanın merkezindeki ülke (Sinocentrism)  anlayışını/zihniyetini kazandırmıştır. Çinliler kendilerine yeryüzünün merkezindeki seçilmiş halk olarak bakmaktaydı ve etrafındaki toplulukları ise barbar olarak tanımlamaktaydılar. Bu anlayış birçok eski imparatorluklarda da vardı, eski Türklerde de cihan hâkimiyeti olduğu gibi. Ancak Çin’in bu anlayışında kendisi dışındakileri ötekileştirerek ayrımcılık, aşağılama ve küçümseme bakışı vardır. Çin’in bu bakışına göre, Çin’in siyasal kültürünü ve yaşam tarzını kabul edenler Çinli sayılır, aksine barbar sayılırlar. Bu anlayış Çin’in siyasî yönetimini 2000 yıl boyunca etkileyen Konfüçyüs düşüncesinde yer alan hakim görüştür. 

 

Çinlilere göre, “bizden olmayanların yüreği farklıdır”. M.Ö. 8. Yüzyıldan M.Ö. 5. Yüzyılardaki kayıtlara (Chun-qiu) göre, “Jung ve Ti gibi göçebe topluluklar kurt ve çakaldır, onlar doyumsuzlardır, Çinliler ise samimi ve sevecendir, birbirini bırakmamalı”. Aynı kaynaklara göre “Yi ve Ti gibi göçebelerin Çin hükümdarın üstüne gelmeleri engellenmeli”, “Çin, Yi ve Tilerin hükmünde olmamalıdır”, “Yi ve Tilerin Çin üzerinde hükümranlık sürdüreceğine Çinlilerin ölmesi gerekir”. Çinlilerin bu tür ayrımcılık düşüncesi dolayısıyla Çinli olmayanların Çinlileştirilmesini istemektedirler ve onların yok olması için çaba sarfetmektedirler. “Yi ve Tiler Çinlileşirse Çinli olur, Çinliler Yi ve Ti olursa Yi ve Ti olur.”

 

Çin Cumhuriyeti kurulduktan sonra Mançu İmparatorluğunun toprak ve topluluklarına da varis olan ve ulus-devlet anlayışı gereği ile Çinli olmayan toplulukları Çinlileştirme çabasında olmuştu. Çin hükümeti, tek ulus yerine tek millet düşüncesiyle ulusu homojenleştirmeye çabalamaktadır. Gerek Milliyetçi Çin Hükümeti olsun gerekse Çin Komünist Parti yönetimi olsun kendisinden olmayanlara asimilasyon politikası uygulamıştır ve uygulamaya devam etmektedir.

 

STRATEJİK KONUMU

 

Stratejik konumunda olan bir toprak, bazen ıstırap çekmenin nedeni olabilir. Tarihte Doğu Türkistan, İpekyolu’nun göbeğindedir, Doğu-Batı kültürlerinin buluştuğu bir bölgedir, Avrasya medeniyetlerin kesişen alanı ve büyük güçlerin mücadele sahası olmuştu.

 

Jeostratejik Konumu: Doğu Türkistan bölgesi, üç tarafı dağlarla (Altay, Tanrı ve Kunlun) kuşatılmıştır. Doğu Türkistan'ın bu doğal yapısı, güvenliğin tehdit edilmesine karşı doğal korunma rolünü icra etmektedir. Doğu Türkistan’ı işgal eden Mançu İmparatorluğu komutanı Zuo Zongtang bu konumu kastederek “Doğu Türkistan’a önem verilmesi Moğolistan’ın korunmasıdır, Moğolistan’a önem verilmesi Pekin’in korunmasıdır” der. Doğu Türkistan’ın Tarihi Coğrafyası kitabını (1936) yazan Hong Dichen’in tespitine göre, “Çin’in bariyeri olan Doğu Türkistan’ı kazandığında yabancıların doğuya doğru ilerlemesi engellenir; kaybettiğinde düşmanın Çin’i istila etmesini kolaylaştırır.” Bu nedenle Mançu İmparatorluğun son döneminde Çin uzmanların arasında şu görüşler mevcuttu: “Çin’in güvenliği için Mançurya, Moğolistan ve Doğu Türkistan bölgeleri önemlidir, bunlardan bir bölgeyi kaybedilir ise iki bölge kaybedilebilir, iki bölge kaybedilir ise üç bölge birlikte kaybedilebilir, üç bölgenin kaybedilmesi demek Çin’in korunmasız kalması demektir.” Çin bilgini He Qiutao (1824-1862) da “Kuzeybatı bölgesi Çin güvenliğinin temelini oluşturmaktadır” diye ileri sürer. Yani Doğu Türkistan, Çin’in kuzeybatı bölgesinin güvenliği için vazgeçilmez bir bölgedir.

 

Jeopolitik Önemi: Asya’nın tam ortasında yer alan Doğu Türkistan bölgesi, Gan-su ve Qing-hai eyaleti, Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet gibi topluluk ve ülkelerle ortak sınırı paylaşmaktadır. Doğu Türkistan, Çin’in 14 sınır komşusunun 8 ile hemhuduttur. Doğu Türkistan Çin’in en uzun sınıra sahip bölgesidir ve 5600 km olup Çin’in kara sınırının ¼’ü oluşturmaktadır. Doğu Türkistan’da 2 havalimanı, bir demiryolu limanı ve 15 otoyol limanı vardır. Çin’in batıya açılan tek kapısıdır. Doğu Türkistan'ın bütün bu özellikler, bölgenin Çin açısından jeopolitik önemini ortaya çıkarmaktadır.

 

Doğu Türkistan, Asya karayolu trafiğinin bağladığı bir bölgedir. Doğu Türkistan, Çin’in orta ve uzun vadeli demiryolu planında batıya açılan yolun boğazı konumundadır. Doğu Türkistan, Çin’in batıya açılan havayollarında stratejik konuma sahiptir. Çin, Doğu Türkistan’ı Avrasya’nın insan akışı, üretim malların dağıtımı ve lojistik merkezi yapma planı vardır. Çin, Doğu Türkistan’ı Orta Asya ile Güney Asya’nın çekim merkezine dönüştürmeye çalışmaktadır.

 

Jeoenerjik Önemi: Bölgede petrol rezervi 30 milyar ton olup Çin’in toplam rezervinin %30’unu oluşturmaktadır. Doğalgaz rezervi 10.3 trilyon metreküp olup Çin’in toplam rezervin %34’ünü oluşturmaktadır. Sadece Tarım Havzası’ndaki petrol ve gaz rezervleri, Çin rezervlerinin 1/7 ve 1/4’i oluşturmaktadır. Petrol rezervi, 10,8 milyar ton ve doğal gaz rezervi 8.4 trilyon metreküptür. Kömür rezervi 2.19 trilyon ton olup Çin’in toplamının %40’ı oluşturmaktadır ve  1. sıradadır.

 

Rüzgar enerjisi kaynak rezervi 890 milyon KW olup Çin’in toplam rüzgar enerjisinin %20.4’ünü oluşturmaktadır. Fototermal kaynakları da zengindir, yıllık toplam güneşlenme süresi 2550-3500 saat olup bütün Çin’de 2. sıradadır.

 

Doğu Türkistan, Orta Asya ile Rusya enerjilerinin Çin’e ulaştırma için inşa ettiği enerji boru hatlarını geçiş noktasıdır. Doğu Türkistan, enerji tedarik ülkelerle tüketen ülkeleri bağlayan bir bölgedir. Doğu Türkistan’da meydana gelebilecek herhangi istikrarsızlık bir durum, Çin’in bu boru hatları tehdit altına girebilir, enerji ihtiyacını sekteye uğratabilir.

 

Zengin Maden Kaynakları:Bölgede keşfedilen maden 138 çeşit olup bütün Çin’de (171 çeşit) bilinen madenlerinin %80,7’sini oluşturmakta ve maden zenginliği ile Çin’in 2. sırada yer alan bölgedir. Altın (500 ton), yeşim taşı ve diğer değerli taşlar da zengindir. Bakır rezervi 9.07 milyon ton olup Çin’in toplam rezervinin %9,2’sini teşkil etmekte ve Çin’in 4. sırasındadır. Uranyum rezervi Çin’in toplamının %30’unu oluşturmaktadır. Kurşun ve çinko kaynakları Çin’in bütün rezervin 4. sırasındadır.

 

Pamuk üretimi yıllık 4.082 milyon ton olup Çin’in bütün üretimin %74’ü oluşturmaktadır. Bölgedeki pamuk üretimi dünyanın toplam üretimin %8’ini oluşturmaktadır.

 

TÜRK-İSLAM DÜNYASININ DOĞU MEKÂNI

 

Doğu Türkistan, Türklerin anayurdudur, İslam dünyasının doğudaki en uzak bölgesidir. Doğu Türkistan, Türklerin kitlesel İslam dinini kabul ettiği bölgedir, İslam dünyasının bir parçasıdır. Doğu Türkistan, İslamiyet öncesi ve İslam’a geçiş sürecine kadar Türklerin medeniyeti taşıyan bir bölgedir.

 

Doğu Türkistan dâhil komşu ülkelerinin çoğu Müslüman ve Türk halkıdır. Bazıları ise ortak tarih ve kültürü paylaşan milletlerdir. Bölge halkının bir kısmı sınır ötesinde yaşamaktadırlar, yani siyasî sınırın her iki tarafında aynı halklar bulunmaktadır. Doğu Türkistan’ın siyasî yönetimi Pekin’e bağlı olmasına rağmen, etnik menşei, tarih, kültür, dinî ve diğer örf-âdetleri açısından Doğu Türkistan halkı Orta Asya halklarıyla bir bütündür. Doğu Türkistan ile Orta Asya halkları arasında “yüz ve astar” ilişkisi mevcuttur. Bu nedenle Orta Asya ya da Doğu Türkistan’da meydana gelen herhangi bir olayın karşılıklı olarak birbirini etkilemiş olduğu görünmektedir.

 

Doğu Türkistan ve Uygur meselesinden dolayı Çin daha çok Orta Asya ülkelerine muhtaç iken, söz konusu mesele aynı zamanda Orta Asya ülkelerini Çin’e karşı bir korunma duvarı rolünü oynamaktadır.

 

Bu duruma karşı Pekin hükümeti, Orta Asya Türk devletlerinin ve Müslüman ülkelerin Doğu Türkistan ve Uygur sorunundan uzak kalması ve desteklememesini istemektedir. Terörizm ile mücadeleyi araç olarak kullanmakta ve bölge ülkelerle işbirliği zemini oluşturmaktadır.

 

Çin literatüründe “Türkler” kavramı olmadığı için Uygurları, hatta Doğu Türkistan’da yaşamakta olan Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler ve Tatarlar gibi toplulukları Türkler kategorisinde görmemekte ve ayrı milletler olarak görmektedir. Ayrıca Türkiye Türklerinin, Batı Göktürklerin neslinden geldiği kanaatinde ve tarihteki boylar çatışmasını gerekçe göstererek Uygurların Türkiye halkı ile ayrı topluluk olarak bakmaktadır.

 

Doğu Türkistan’ın Türk ve İslam dünyasının bir parçası olma gerçeği Çin’in söz konusu toprağın Çin’den kopabileceği endişesini yaratmaktadır. Buna karşı Doğu Türkistan bölgesini Türk ve İslam dünyasından ayrı tutmakla birlikte Uygur ve Doğu Türkistanlıların bağımsız hareketini bölücü faaliyet ile suçlamakla birlikte, bu faaliyetin ideolojik kaynağını Pan-İslamizm ve Pan-Türkizm’e bağlamaktadır. Sovyetlerden ithal eden bu bakışın amacı işgale karşı sürdüren bağımsızlık hareketini zemmetmektir, aynı zamanda bu iki fikrin menşeini Türkiye olarak göstermekle bağımsızlık hareketinin arka planında Türkiye olduğunu ileri sürmektedir.  19. yüzyılda Çinliler Türkistan kelimesini Türkiyeistan ve Doğu Türkistan’ı Doğu Türkiyeistan olarak tercüme etmişti; ancak bugünkü Çinliler bu yanlış çevirmesine bakmadan Türkiye’nin hem Türkistan’da hem de Doğu Türkistan’da gayri niyetleri olduğu tespitinde bulunmaktadır. Çin’de Türkoloji kelimesi bile hassas bir sözcük haline gelmiştir. Çin’e göre Türkler kavramı sadece emperyalistlerin uydurduğu bir terimdir, amacı Çin’i bölmektedir.

 

Çin’e göre Uygurların İslam’ı kabul etmesi Arapların zorlamasının sonucudur, Uygurların kendi geleneksel inançları vardır. Uygurlar Araplarla değil Çin ile daha yakındır ve Çin tarihi ile kültürünün bir parçası olarak ileri sürmektedir. Buna karşı İslam’ı “Çinlileştirme” politikasını sürdürmektedir. Komünizmin dine karşı söylemini esas alarak İslam’a karşı çıkışı aslında Çin’in toprak bütünlüğü kaygısından kaynaklanıyor. Ama aynı zamanda İslam’ı ikiye bölmeye de çalışmaktadır. İslam medeniyeti ve kültürünü yaşamak ve geleneklerini yaşatmaya da “Araplaşma” olarak bakılmaktadır. “Araplıktan arındırma” politikasıyla Uygurları İslam’dan uzaklaştırmak ve Müslüman kimliğinden mahrum bırakmak amaçlanmıştır. İlgili yasaları yürürlüğe koyarak bölgenin bölünmesi ve halkın bağımsızlığına karşı tedbir almaktadır. 

 

ÇİN’İN YENİ İPEK YOLU STRATEJİSİ VE DOĞU TÜRKİSTAN’IN ÖNEMİ

 

İpek Yolu kavramını yaratan Ferdinand von Richthofen (1833-1905), M.Ö. 114 yılından M.S. 127 yılına kadar Çin’i Maveraünnehir’e (Transoxiana) ve Hindistan’ı bağlayan Tarım bölgesindeki ipek ticaret yolunu İpek Yolu (die Seidenstraße) olarak 1877 yılında yayınladığı eserde ortaya koymuştu. Alber Herrmann (1886-1945) bu kavramı geliştirmişti. Alber Herrmann, Ferdinand von Richthofen’in tanımlamasını yeterli bulmadı ve söz konusu İpek Yolu’nun Suriye bölgesine uzatması gerektiğini belirtmişti. Yani Çin’den Doğu Türkistan (Ostturkestans), Orta Asya, İran ve Suriye’den Ortadoğu ile Anadolu bölgelerine uzanması gerektiğini işaret etmişti. Böylece İpek Yolu kavramı kabul edilerek sıkça kullanmaya başlamıştı. Ancak İpek Yolu’nun tanımlaması konusunda Çin ile ilgisi yoktu, Konfüçyüs düşüncesinden dolayı Çin’in tüccar sınıfı gelişmemişti, İpek Yolu 16. yüzyılda çöküşe doğru giderken Çin’in tüccar sınıfı oluşmaya başlamıştı. Buna rağmen Çin, tarihteki İpek Yolu’nun işlevi ve rolü, geçmişten bugüne jeopolitik kavramları ve büyük güçlerin yükseliş sürecindeki özellikleri göz önünde bulundurarak Yeni İpek Yolu kavramını yaratmıştır.

 

2013 yılında Başkan Xi Jinping’in Kazakistan ve Endonezya’da beyan eden İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu (Bir Kuşak ve Bir Yol ) projesi, 50-60 ülkenin 4.4 milyar nüfusu (dünya nüfusun %43) kapsamakta ve bölgesel ekonomik büyüklüğü 21 trilyon dolar (dünya GSYH’nin %30) olarak belirtmektedir. Zaman içinde bu projeye katılan ülkeler çoğaldı ve meblağ da fazlalaşmıştı. Çin’in amacı Çin pazarı ile Avrupa pazarını bağlamaktı, böylece dünya ekonomi gücünün %40-45’i ve ticaret gücünün %60’i ele geçirebilir. Bu da başkan Xi Jinping’in üç aşamalı (2020, 2035, 2050) kudretli devlet kurmanın temelini oluşturmaktadır, aynı zamanda Xi Jinping’in Çin Rüyası da gerçekleşmiş olacaktır.

 

Söz konusu Yeni İpek Yolu projesi, karayolları, havayolları, demiryolu, enerji yolu ve internet yolları kapsamaktadır. Bu yol bağlantısını gerçekleştirmek için, Avrupa’ya giden yoldaki yatırımlar daha çok ulaştırma altyapısı üzerinde dinamik kazanmaktadır. Çeşitli güzergâhlar, ekonomik ticaret bölgeleri, uluslararası koridorlar, şehirler arasında demiryolu, karayolları, limanlar,  sanayi parkı ve lojistik merkezlerle neticede Asya ile Avrupa pazarını bağlayacaktır.

 

Bu planı gerçekleştirebilmek için ülkeler arası politika iletişimi, yol bağlantıları, ticaretin engelsiz akışını, para sirkülasyonu ve insanların kalbinin bağlanmasını sağlanması gerekmektedir. Amacı da küresel çapında ulaştırma, ekonomik, ticaret, finansal ve parasal entegrasyonu tesis etmektir.

 

Yeni İpek Yolu Projesi Çin’e Ne Kazandırabilir?

 

  • Kuzeybatı Çin’in ekonomik kalkınması ve Çin’in bölgeleri arasındaki ekonomik farlılıkların azaltmasına yararlı olma
  • Çin’in fazla üretim yapan imalat ve inşaat sektörlerin yurtdışında fırsat arama
  • Yurtiçi altyapı yatırımlarının büyümesini sağlama
  • Taşıma maliyetlerini azaltma
  • Orta Asya, Rusya, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya enerji güvenliğini koruma
  • Bölge ülkelerin altyapı alanındaki yatırım ile ekonomilerini canlandırmak ve Çin mallarına olan talepleri arttırma
  • Çin parası Renminbi’nin uluslararası rezerv para konumunu tesis etme
  • Çin’in uluslararası toplumdaki itibarı ve büyük ülke imajını yaratma

 

Yeni İpek Yolu Projesi Hangi Sonucu Getirebilir?

 

  • Marshall Planı’na benzer Çin’in bu stratejisinin temel amacı, Avrasya ekonomik alanını oluşturarak dünya ekonomi ve ticaret gücünü inşa etmekti. Çin, sahip olduğu bu güç ile küresel ekonomik ve ticarî kuralları oluşturma planını yapmaktadır.
  • Çin, ekonomik araç ile dünyaya yayılmaya çalışıyor. Bu da Batılıların güce (power) dayandırarak dünyaya yayılması ile farklıdır, ancak belli ölçüde daha etkili oluyor. Kalkınmakta olan ülkeler Çin’in altı yapı yatırımına ihtiyaç duymaktadır, kalkınmış olan ülkelerin altyapısının yenilenmesi için de Çin’in yatırımına ihtiyaç duyulmaktadır.
  • Bu proje ile mevcut jeopolitik dengeleri de değiştirebileceği gibi Çin, uluslararası sistem, uluslararası düzen ve uluslararası değerleri de değiştirebilir, yeni uluslararası sistem, düzen ve değerler yaratılabilir.
  • Yeni İpek Yolu, mevcut trans-Sibirya demiryolu için bir alternatif durumunu yaratmaktadır. Rusya’nın Uzakdoğu bölgesi bu projenin dışında kalmıştı. Bunu telafi etmek için Rusya ile ayrıca bir anlaşma yapılmıştı. Bu proje Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği ile entegre olmaya çalışmaktadır.
  • Başlangıçta Japonya’yı da proje dışına bırakan Çin’in, dünyanın birinci ekonomi gücü ABD ve altıncı gücü Hindistan’ı proje dışı bırakması daha çok olumsuz sonuçlar yaratabilir.
  • Bazı ülkelerde yaşanan “borç tuzağı” da Yeni İpek Yolu Projesinin gerçek amacının sorgulamasına neden olmaktadır.

 

Yükselen Çin’in mevcut hegemonya gücü olan ABD’yi endişelendirmektedir, kendi konumuna meydan okuyabileceği kanaatindedir. Başkan Barack Obama (20 Ocak 2009-20 Ocak 2017) döneminde Çin’e karşı Asya’ya Geri Dönüş Stratejisi’ni ortaya koymuştu. Ekonomi alanında The Trans-Pacific Partnership (TPP) ve The Transatlantic Trade and Investment Partnership (TTIP) adında iki oluşum ile Çin’in dünya ekonomi etkisini kırmaya hedeflenmişti. Çin’i stratejik rakip olarak gören Trump hükümeti, Çin’in Yeni İpek Yolu projesine karşı Hindu-Pasifik Stratejisi’ni ortaya koymuştu.

 

Doğu Türkistan’ın Yeni İpek Yolu Stratejisindeki Yeri

 

Doğu Türkistan Yeni İpek Yolu Projesinde ayrıca “Beş Merkez” rolünü de üstlenmektedir:

  1. Ulaştırma Hubının Merkezi
  2. Ticaret ve Lojistik Merkezi
  3. Kültür ve Bilimler Merkezi
  4. Tıbbi Hizmetler Merkezi
  5. Bölgesel finans merkezi

Bu rollerin icraatı için bölgenin istikrarın sağlanması ilk şart olacaktır.

 

Doğu Türkistan bölgesi, Yeni İpek Yolu projesinin karadaki kolu yani İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın batıya doğru açılan kapı veya köprü rolünü üstlenmektedir. Kapının kapanması veya köprünün yıkılması, yani bölgede istikrarsızlık yaşanması durumunda bu projenin bir ayağı kırılmış olacaktır. Doğu Türkistan’ın güvenliği ve istikrarının sağlanması söz konusu projenin gerçekleşmesini etkilediği gibi Çin’in geleceğini de etkilemektedir.

 

Çin’in bölgedeki insanlık dışı uygulaması, Doğu Türkistan’ın stratejik konumunun ehemmiyeti, zenginliklerin Çin ekonomik kalkınmasındaki yeri ve bölgedeki bağımsızlık hareketinin getirdiği bölünme korkusundan kaynaklanmaktadır. Bunlarla birlikte yabancı ülkelerin bölgeye el atması endişesi meseleyi daha da karmaşık hale getirebilir, buna karşı alınacak tedbirlerin yetersizliği endişesi de mevcuttur.

 

 

 

  • Hacettepe Üniversitesi Edebiyat fakültesi Tarih bölümü
Yazar:
Doç. Erkin EKREM
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul