17 Eylül 2021 - Cuma

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Namazları Kabul Edilmeyenler
Namazları Kabul Edilmeyenler

Namazları Kabul Edilmeyenler Seyfulislam ÇAPANOĞLU

 

1)Büyük Şirk ve Küçük Şirk Koşanların Namazları Kabul Olmaz

Allah (c.c.) kendisine ihlâs ile yani içine şirk karışmaksızın yapılan amelleri kabul eder. Bir ibadetin içerisinde ister büyük ister küçük şirk kabilinden şeyler bulunursa; bu yapılan ibadetin geçersiz olduğunda şüphe yoktur.

Allah (c.c.) kelamı olan Kur’ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئاً  “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın…” 1

Bununla beraber Allah (c.c.) biz kullarına şunları beyan etmektedir:

 مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ  “ O'na dönenler olun, ondan korkun. Namazı da dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın.”2

             Bu ayetin tefsirinde İmam Kurtubi (rh.a) şunları söylemektedir:

             “Namazı da dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın.” buyruğu ile ibadetin ancak ihlâs ile birlikte fayda vereceğini beyan etmektedir. Bundan dolayı  Yüce Allah: “Ve  müşriklerden olmayın!” diye buyurmaktadır.”3            

Burada kastedilen “müşriklerden olmayın” cümlesi namaz kılanların namazlarına riyâ karıştırıp amellerinin karşılığını âhirette alamayacağını ifade etmektedir. Burada şu hadisi hatırlatalım:

              حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ: نا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنّ النَّبِيَّ (ص) قَالَ: " الرِّبَا بِضْعٌ وَسَبْعُونَ بَابًا وَالشِّرْكُ مِثْلُ ذَلِكَ ".

             “… Abdullah (İbn Mes’ud)’dan; Nebi (s.a.s.) dedi ki:

             “Ribâ (faiz) yetmiş küsur (73 veya 79) babtır. Şirk de bunun misli gibidir.”4 Çağımızın hastalığı da; hâkimiyet konusunda Allah (c.c.)'ye şirk/ortak koşmaktır. Yani toplumu düzenleyen Allah’ın kanunları hiçe sayılarak, onları ortadan kaldıran yönetimler oluşturmak ve onlar da kanun koyma yetkisi olduğunu söylemek; Allah ile birlikte başka bir ilâh kabul etmektir. Hüküm konusunda Allah’ın ortağı olmaktır. Bu anlayışta olan bir topluluk, yaratıcı olarak Allah’ı; kanun koyucu olarak kendi partisinin liderlerini tanıyorsa hüküm konusunda onları Allah’a ortak kılmıştır. Bu anlayıştaki toplumların kılacakları namazları kökten batıldır, yok hükmündedir.

             Allah’ı her yönüyle birleyen ama kalbinde birtakım yanlış eğilimler bulunan kişilerin dinle ilgisi kesilmediği hâlde kıldıkları namazların sevabını Allah (c.c.)’dan alamayacaklardır. Çünkü ibadeti Allah için değil de, başkalarının takdiri vb. sebeplerle kıldığından rıza konusunda Allah’a şirk koşmuş ve ibadetini batıl/geçersiz kılmış olur. Bu konuda şu hadise kulak verelim:

 

نَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الأَشَجُّ، ثنا أَبُو خَالِدٍ يَعْنِي سُلَيْمَانَ بْنَ حَبَّانَ، ح وَثنا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ جَمِيعًا، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، قَالَ: خَرَجَ النَّبِيُّ(ص)  فَقَالَ: " أَيُّهَا النَّاسُ إِيَّاكُمْ وَشِرْكَ السَّرَائِرِ " قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا شِرْكُ السَّرَائِرِ؟ قَالَ: " يَقُومُ الرَّجُلُ فَيُصَلِّي فَيُزَيِّنُ صَلاتَهُ جَاهِدًا لِمَا يَرَى مِنْ نَظَرِ النَّاسِ إِلَيْهِ، فَذَلِكَ شِرْكُ السَّرَائِرِ "

“…Mahmud b. Lebid’in (r.a.) şöyle söylediğinin bildirdi: Rasûlullah (s.a.s.) bir defasında çıktı ve şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar! Gizli şirkten sakının!” oradaki insanlar “Ya Rasûlallah gizli şirk nedir?" diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle cevap verdi: “ Kişi namaz kılarken insanlara iyi görünmek için namazını allayıp pullamaya çalışır. İşte bu gizli şirktir.” 5

İbn Huzeyme (rh.a) bu hadisin hemen ardına “Riyâkâr Kişinin Kıldığı Namazın Kabul Olmayacağı” bab başlığı altında şu hadisi kaydetmiştir:

 

نَا بُنْدَارٌ، نَا مُحَمَّدٌ، ح وَثنا أَبُو مُوسَى، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ثنا شُعْبَةُ، قَالَ: سَمِعْتُ الْعَلاءَ يُحَدِّثُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَعَنِ النَّبِيِّ(ص) يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ، قَالَ: " أَنَا خَيْرُ الشُّرَكَاءِ " وَقَالَ بُنْدَارٌ: " أَنَا أَغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنِ الشِّرْكِ فَمَنْ عَمَلَ عَمَلا فَأَشْرَكَ فِيهِ غَيْرِي فَأَنَا مِنْهُ بَرِيءٌ وَهُوَ لِلَّذِي أَشْرَكَ "

وَقَالَ بُنْدَارٌ: قَالَ: " فَأَنَا مِنْهُ بَرِيءٌ وَلْيَلْتَمِسْ ثَوَابَهُ مِنْهُ " وَقَالَ بُنْدَارٌ: عَنِ الْعَلاءِ

“…Ebu Hureyre’den (r.a.) şunları rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.s.) Rabbi Allahû Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bildirdi:

“Ben, şirk koşulan şeylerden daha üstünüm.” Bundar rivayetinde: “Ben, şirk koşulan şeylerden uzağım, yüceyim. Kim içinde şirk olan bir iş yaparsa, ben o işten uzağımdır. Ve o iş, şirk koştuğu şeyindir.” Bundar’ın el-Ala’dan: “Ben şirk koşandan uzağım. Gidip sevabını ondan alsın.” şeklinde rivayet etmiştir.”6

Bu konuda İbn Hacer (r.a.)'ın kaydetmiş olduğu hadisi beraberce okuyalım:

قَالَ أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وثنا يَزِيدُ، أَنْبَا فَرَجُ بْنُ فَضَالَةِ، عَنْ أَبِي الْحَسَنِ، عَنْ جَبِلَةَ الْيَحْصَبِيِّ، قَالَ: كُنَّا مَعَ رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ (ص)  فَكَانَ فِيمَا حَدَّثَنَا أنَّ قَائِلًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ، قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فِيمَ النَّجَاةُ غَدًا؟ قَالَ: " لَا تُخَادِعِ اللَّهَ "، قَالَ: وَكَيْفَ نُخَادِعُ اللَّهَ؟، قَالَ: " أَنْ تَعْمَلَ بِمَا أَمَرَكَ اللَّهُ بِهِ، تُرِيدُ بِهِ غَيْرَهُ، فَاتَّقُوا الرِّيَاءَ، فَإِنَّهُ الشِّرْكُ بِاللَّهِ (عَزَّ وَ جَلَّ) وَإِنَّ الْمُرَائِيَ يُنَادَى بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى رُءُوسِ الْخَلَائِقِ بِأَرْبَعَةِ أَسْمَاءٍ: يَا كَافِرُ، يَا فَاجِرُ، يَا خَاسِرُ، يَا غَادِرُ، ضَلَّ عَمَلُكَ، وَبَطَلَ أَجْرُكَ، وَلَا خَلَاقَ لَكَ الْيَوْمَ عِنْدَ اللَّهِ، فَالْتَمِسْ أَجْرَكَ مِمَّنْ كُنْتَ تَعْمَلُ لَهُ يَا مُخَادِعُ.

“…Cebele el-Yahsubî anlatmaktadır: Hz. Peygamber'in (s.a.s.) ashabından biriyle beraberdik. Bize anlattıkları arasında şu da vardır: Müslümanlardan biri: "Ya Rasûlallah! Yarının kurtuluş reçetesi nedir?" diye sordu. “Allah'ı aldatmaya kalkışma!” buyurdu. “Allah'ı nasıl aldatırız ki?” diye sordu. Şöyle cevapladı: “Onun emrettiklerini, başka bir amaç güderek yerine getirirsin. Riyâdan sakının. Zira riya, aziz ve celil olan Allah'a şirk koşmaktır. Kıyamet günü bütün mahlûkatın huzurunda riyâkâra şu dört sıfatla seslenilir: Ey kâfir, ey edepsiz, ey kaybeden/müflis, ey hain. Amelin boşa çıktı, ecrin gitti. Artık bugün Allah katında senin namazın yoktur. Ey aldatıcı! Ecrini, kendisi için çalıştığın kişinin yanında ara!…”7

İmam Abdullah İbn Mübarek (rh.a) ibadetlerde ihlâsın önemini belirten şu hadisi kaydetmiştir:

أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ ضَمْرَةَ بْنِ حَبِيبٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّه(ص) : " إِنَّ الْمَلائِكَةَ يَرْفَعُونَ أَعْمَالَ الْعَبْدِ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ، يَسْتَكْثِرُونَهُ، وَيُزَكُّونَهُ حَتَّى يَبْلُغُوا بِهِ إِلَى حَيْثُ شَاءَ اللَّهُ مِنْ سُلْطَانِهِ، فَيُوحِي اللَّهُ إِلَيْهِمْ أَنَّكُمْ حَفَظَةٌ عَلَى عَمَلِ عَبْدِي، وَأَنَا رَقِيبٌ عَلَى مَا فِي نَفْسِهِ، إِنَّ عَبْدِي هَذَا لَمْ يُخْلِصْ لِي، وَلَمْ يُخْلِصْ عَمَلَهُ فَاجْعَلْهُ فِي سِجِّينٍ، وَيَصْعَدُونَ بِعَمَلِ الْعَبْدِ يَسْتَقِلُّونَهُ، وَيَحْقِرُونَهُ حَتَّى يَنْتَهُوا بِهِ إِلَى حَيْثُ شَاءَ اللَّهُ مِنْ سُلْطَانِهِ، فَيُوحِي اللَّهُ إِلَيْهِمْ أَنَّكُمْ حَفَظَةٌ عَلَى عَمَلِ عَبْدِي، وَأَنَا رَقِيبٌ عَلَى مَا فِي نَفْسِهِ، إِنَّ عَبْدِي هَذَا أَخْلَصَ عَمَلَهُ فَاكْتُبُوهُ فِي عِلِّيِّينَ "

 

 

“…Damra b. Habib’ten: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki melekler Allah’ın kullarından bir kulun amellerini yükseltirken bunların çok olduğunu düşünür ve onu tezkiye ederler. Öyle ki bunları Allah’ın saltanatından O’nun dilediği dereceye kadar yükseltirler. Sonra Allah onlara şöyle vahyeder: “Sizler kulumun amellerini gözetirsiniz, ben ise onun içinde olanları gözetirim. Bu kulum  benim için ihlâslı olmadı ve bu amelini de ihlâslı yapmadı. Siz o amelleri Siccîn'e yazınız.

Onlar yine bir kulun amelini yükseltirken onun az olduğunu düşünüp onu küçümserler. Öyle ki onlar Allah’ın saltanatından O’nun dilediği dereceye kadar yükseltirler. Sonra Allah onlara şöyle vahyeder: Sizler kulumun amellerini gözetirsiniz. Ben ise onun içinde olanları gözetirim. Bu kulum amelini ihlâsla yapmıştır. Onu İlliyyîn'e yazınız.”8

Allah (c.c.)’da kendi kullarını şöyle uyarmaktadır:

فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً “ …Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa; salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın.”9

             İmam Kurtubi (rh.a) tefsirinde “Amelleri itibariyle zararda olanlar” başlığı altında şunları kaydetmiştir:

             “De ki: Amelleri açısından en çok ziyana uğrayanları size haber verelim mi? buyruğunda şuna delalet vardır: Kimi insanlar iyilik yaptığı zannı ile bir amelde bulunur. Ancak onun ameli boşa gitmiştir. Amelin boşa gitmesini gerektiren ya itikad bozukluğudur ya da riyâkârlıktır…”10              

Bu tefsirin ışığında şunları söylemek mümkündür: Allah (c.c.)'ye isim ve sıfatlarında şirk koşanlar ebedî cehennemlik ve amelleri boşa gidenlerdir. Allah’a isim ve sıfatlarında şirk koşmamakla birlikte ebedî cehennemlik olmayan ama Allah için yapılan bir ameli ifsad edecek bir niyeti kalbinde taşıyan kişinin kendisi ebedî cehennemlik olmasa bile ameli batıl/geçersiz olmuş ve kıldığı namazdan ve diğer amellerden sevâb alamamış olur. Allah ikisinden de muhafaza etsin. Âmin.

             Amellerin kabulü için itikad bozukluluğu ve riyânın olmaması bütün ibadet işlerini  kapsar. Âhiret gibi bir kaygısı olan mü’minlerin amellerini ifsad edecek bu iki unsurdan mutlaka kaçınmaları gereklidir.

             İmam Azam’ın (rh.a) bu konudaki görüşünü İbn Âbidin (rh.a) şöyle aktarmaktadır:

             “Riyâdan maksat, ibadetin aslından sevâbı yok eden kâmil riyâ yahut sevâbın katlanmasına mani olan riyâdır. Yoksa gösteriş için güzel yapmak riyâdır. Buna delil sevâb verilmemesidir. Sevâb ancak ibadetin aslı için verilir. Namaza girmek isteyen ne yapmalıdır? Faslında geleceği vecihle imam, gelen yetişsin diye rükûyu uzatırsa İmam A’zam’ın “ Ben bu adam hakkında pek büyük bir şeyden yani gizli şirkten korkarım demiştir. Bu da riyadır….”11    İbn Âbidin kitabının başka bir yerinde de şunları kaydetmiştir:

             “Gelen yetişsin, diye kıraatı veya rükûyu uzatmak kerahat-i tahrimiyye ile mekruhtur. Çünkü Bedayi ve Zahire’de İmam Ebi Yusuf’tan şu rivayet vardır: “Bu meseleyi Ebu Hanife ile İbn Ebi Leyla’ya sordum: İkisi de mekruh gördüler. Ebu Hanife "O kimseye büyük bir şey lazım geleceğinden -yani şirkten- korkarım." dedi.” Hişam’da İmam Muhammed’den bunu mekruh gördüğünü rivayet etmiştir. Keza İmam Malik’le yeni mezhebin İmam Şâfiî’den dahi mekruh gördükleri rivayet olunmuştur.

             Bazıları İmam Azam’ın “Müşrik olur” sözünden tevehhüme kapılarak o kimsenin kanının da mübah olduğuna fetva vermişlerdir.  Hâlbuki Hazreti İmam; sadece ameldeki şirki kastetmiştir. Çünkü rükûnun evveli Allah Teâlâ için idi. Sonu, gelen kimsenin hatırı için olur. Ama gelen kimse için tezellül ve ibadeti murad etmedikçe kâfir olmaz…”12     

Meselenin önemini anlamak için yukarıdaki sözler kâfidir. Eğer dikkat edilmez ise namazın içinde bile Allah (c.c.)'ye şirk koşulmuş olur. Bu da amellerin yok olmasına, bir hiç mesabesine inmesine neden olur. Allah inançta ve ameldeki şirkten muhafaza etsin. Âmin.

             Şirk; amellerin hepsini yok eder. Bu konuda Allah (c.c.) şunu  söylemiştir:

 

 

ذَلِكَ هُدَى اللّهِ يَهْدِي بِهِ مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُواْ لَحَبِطَ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

             “İşte O, Allah’ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı kendileri için yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.”13    

Eğer Allah’ın kendilerine hidayet verdiği nebiler dahi olsa şirk koşmuş olsalardı, amelleri boşa giderdi!.. Nebilerin bile istisna edilmediği bir konuda Allah’ın dinine yardım bahanesiyle şirk ve küfür amellerini işleyenlerin hâli nice olur?! Tabii yaptıkları her amel çöpe atılır. Çünkü Allah’a hizmet adına Allah’a ortaklar koşul(a)maz…

             Bu nakillerden hareketle demokrasi dininin mezhepleri olan hangi partiye üye olmuş, namaz kılan bir birey varsa, amellerinin boşa gittiğini şimdiden bilsin! Çünkü Allah kendi dininin yönetim tarzından başka bir yönetim tarzı ve usulü kabul etmez. Yani devlet yönetiminde, ekonomide, davalaşmalarda, itaat merciinde İslâm kabul edilip onu hayata Rasûlullah (s.a.s.)'ın usulüyle uygulamadıkça Allah diğer metot, usul vb. şeylerden razı olmaz…

             Hülasa şirk koşan bireylerin namazları kabul olmaz!!!

             2) Bidatçıların Farz ve Nafile  İbadetlerinin Hiçbiri Kabul Edilmez

              Bidat kavramını kısaca tarif edersek; akide ve amelde Rasûlullah (s.a.s.) zamanında olmayan şeyler olarak ifade edebiliriz. Bidat; "tamamlanmış dinde, eksiklik iddiasıdır." Bundan dolayı İslâm kanunları/şeriatında en ağır hükümler; bidatçılara verilmiştir. Bu konu ile ilgili olarak şu hadisi okuyalım:

حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى السَّاجِيُّ، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ(ص): " إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى احْتَجَزَ التَّوْبَةَ عَلَى صَاحِبِ كُلِّ بِدْعَةٍ "

            

             “…Enes (r.a.) ‘dan ;Şüphesiz Allah bütün bid’at sahib(ler)inin tevbesini kabul etmez.” 14             Bidatçilerin tevbesinin kabul edilmeyişinin sebebi şudur: Onların kişisel tevbeleri kabul olunsa bile onun açtığı yolu, bidatı takip edenlerin günahından bir parçada ona olduğu için durmadan kendisine günah yazılmaktadır. Tıpkı her öldürme hadisesinde Âdem (a.s.) oğlu Kabil’e bir pay yazılması gibi…

             İşte bu bidat sahiplerinin ortaya koyduğu ameller iyi niyetli de olsa azabı hak etmektedirler. Sevâb beklerken azabı hak ederler. Bu gün Rasulullah (s.a.s.) zamanında olmayan birçok yeni türedi/bidat işler yapılmaktadır. Bunların en meşhurları kandil geceleri ve Rasûlullah (s.a.s.)'ın doğum gününün/Mevlüd'ün kutlanmasıdır. İlim ehli olmayan insanların bu geceleri teşvikindeki sebep “İnsanlar kötü bir şey yapmıyorlar ki…” sözüdür. Bu konuda ashabın şu tavrını aktaralım:

عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ، عَنْ حَمَّادٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، أَنَّهُ خَرَجَ إِلَى الْمَسْجِدِ ذَاتَ لَيْلَةٍ، وَقَدِ اجْتَمَعَ فِيهِ النَّاسُ، وَقَدِ امْتَلأَ، فَقَالَ: " مَا شَأْنُ النَّاسِ؟ " قَالُوا: إِنَّ رَجُلا رَأَى فِي الْمَنَامِ أَنَّهُ مَنْ صَلَّى اللَّيْلَةَ فِي الْمَسْجِدِ غُفِرَ لَهُ.قَالَ: " فَجَعَلَ يُنَادِي وَيَهْتِفُ: وَيْلَكُمُ اخْرُجُوا، لا تُعَذَّبُوا مَرَّتَيْنِ "

             Ebu Yusuf, Ebu Hanife’den , o Hammad’dan, o İbrahim’den, o Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’dan şöyle demiştir: Abdullah b. Mesud (r.a.), bir gece mescide geldi. İnsanlar orada toplanmış ve mescidi doldurmuş idiler. Abdullah b. Mesud: “İnsanlar ne istiyor?” dedi. Onlar: “Bir adam rüyasında “Kim gece boyu mescitte ibadetle geçirirse bağışlanacağını görmüş.” dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Mesud (r.a.): “Bir münâdî onlara iki defa şöyle bağırsın: “Yazıklar olsun size! Mescitten çıkınız ki iki kere azab olunmayasınız.”15 

             Bugünün bidatçılarına göre Abdullah b. Mesud yanlış yapmıştır. Çünkü bu olayda insanların ibadete teşviki vardır. Bir olayı daha nakledelim: Sahabenin müçtehid ve kadılarından olan İbn Mesud (r.a.)'nın tavrına bakalım:

“Bize el-Hakem İbnu'l-Mübârek haber verip (dedi ki) bize Amr b. Yahya haber verip dedi ki; “Babamı, babasından (naklen) şöyle rivayet ederken duydum: (Babam) Dedi ki sabah namazından önce Abdullah b. Mesud'un kapısının önünde oturur­duk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik. Neyse (bir gün) Ebu Musa el-Eş'arî yanımıza geldi ve; "Ebu Abdirrahman (yani Ab­dullah b. Mesud) şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?" dedi. "Hayır." dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet (Abdullah) çıktı. Çıkınca toptan ona ayağa kalktık. Sonra Ebu Musa ona şöyle dedi: "Ebu Ab­dirrahman! Biraz önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de, Allah'a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim. (Abdullah) "Nedir o?" diye sordu. O da; "Yaşarsan birazdan görecek­sin!" dedi (ve) şöyle devam etti: "Mescidde halkalar hâlinde, oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkada (idareci) bir adam, (halkadakilerin) ellerinde de çakıl taşları var. (idareci): "Yüz defa "Allahu ekber" deyin." diyor, onlar da yüz defa "Allahu Ekber" diyor­lar. Sonra, yüz defa Lâ İlahe İllallah, deyin diyor, onlar da yüz defa Lâ ilahe İllallah diyorlar. Yüz defa Subhanallah deyin diyor, onlar da yüz defa Subhanallah diyorlar." (Abdullah b. Mesud); "Peki onlara ne dedin?" dedi. "Senin görüşünü bekleyerek -veya "Senin emrini bek­leyerek" -onlara bir şey söylemedim." dedi. Dedi ki; "Onlara kötülük­lerini sayıp (hesap etmelerini) emretseydin ve, (bununla) iyilikle­rinden hiçbir şeyin zayî edilmeyeceğine dair onlara güvence versey­din ya!" dedi. Sonra gitti, biz de onunla beraber gittik. Nihayet o, bu halkalardan birine geldi, başlarında durdu ve şöyle dedi: "Bu, yaptı­ğınızı gördüğüm nedir?" Dediler ki; "Ebu Abdirrahman! (Bunlar) ça­kıl taşları. Onlarla Allahu Ekber, Lâ ilahe İllallah ve Subhanallah deyişleri sayıyoruz." (Bunun üzerine Abdullah b. Mesud) dedi ki; "Ar­tık kötülüklerinizi sayıp (hesap edin)! Ben, iyiliklerinizden hiç bir şe­yin zayî edilmeyeceğine kefilim. Yazıklar olsun size! Ey Ümmet-i Muhammed, ne çabuk helak oldunuz! Peygamberinizin -sallallahu aleyhi ve sellem- şu sahabesi (içinizde hâlâ) bolca bulunmakta. İşte onun elbiseleri, (henüz) eskimemiş; kapları, (henüz) kırılmamış. Ca­nım elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, sizler kesinlikle (ya) Muhammed'in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz (-ki bu imkânsızdır.) veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız." Onlar; "Val­lahi, Ebu Abdirrahman, biz, başka bir şey değil, sadece hayrı (elde etmeyi) istedik." dediler. (O da) Şöyle karşılık verdi; "Hayrı (elde etmek) isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Resûlullah -salallahu aleyhi ve sellem- bize haber vermişdi ki; Kur’ân'ı okuyacak olan bir topluluğun (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerinden ileriye geçmeyecek. Vallahi, bilmiyo­rum, belki onların çoğu sizdendir." Sonra (Abdullah) onlardan yüz çe­virdi.(Amr b. Yahya'nın dedesi) Amr b. Selime, bundan sonra şöyle de­di: “Bu halkalardaki (insanların) tamamını, en-Nehrevân olayında, Haricîlerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.”16 

             Bu konuda Rasulullah (s.a.s.) şu sözlerine kulak verelim:

أَخْبَرَنَا كُلْثُومٌ، نا عَطَاءٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (ص) قَالَ: " مَنْ أَحْدَثَ حَدَثًا عَلَى نَفْسِهِ أَوْ آوَى مُحْدِثًا، فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ، لا يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلا عَدْلٌ "

“…Ebu Hureyre (r.a)’dan; Rasûlullah (s.a.s.) dedi ki:“Kim nefsinden veya hevâsından bir iş ortaya koyarsa, Allah’ın, meleklerin ve insanların hepsinin laneti onun üzerinedir. Onun farz ve nafile (amelleri) kabul olmaz.”17

Bu hadisin zahirî manasından anlaşılan odur ki bidat ehli kişilerin farz ve nafile olarak işledikleri hiçbir ibadeti kabul olunmaz. Bu mevzuda bidatı kendisini dinden çıkarmış olanı konuşmuyoruz!.. Bidatçı olarak dinin içinde kalan kişileri konuşuyoruz. İşte bu kişiler amel işleseler bile Allah (c.c.) katında kabul olacak bir amelleri yoktur. Ta ki bu ortaya koymuş oldukları bidatları terk edip insanların o bidatı unutup işlemeyinceye kadar! Bu da mümkün mü acaba?!

Bu duruma düşmemek için Rasûlullah (s.a.s.)’in ve ashabının (r.anhum) bulunduğu dini öğrenmek zorundayız!!! Onların din dediği şeyi din diye yaşamalıyız. Yoksa tersten bir yaşantıyla içinde bulunduğumuz zamanın din anlayışını yaşarsak bidatçı olarak dine başlayacağımız neredeyse kesin!

Çünkü Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

 

“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.”18

وَمَن يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيراً

“Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..”19

 

 

             Dipnot:

  1. (Nisa, 4/36)
  2. (Rum,  30/31)
  3. (İmam Kurtubi, Camiu Li Ahkami’l-Kur’ân (13/482), çev: M. Beşir Eryarsoy, Buruc Yay.)
  4. ( Bezzar, Müsned (5/318), Hds no: 1935 & Cevamiul Kelim'de: "İsnadı muttasıl,  ricali sikattır." denilmiştir.)

 

  1. (İbn Huzeyme, Sahih (2/63), Namaz Kitabı, Bab:-,  Hds no: 937. Cevamiu’l-Kelim'de: “İsnadı muttasıl, ricali sikattır.” denilmiştir.)
  2. (İbn Huzeyme ,Sahih (2/64,) Namaz Kitabı, Bab:-, Hds no: 938. Cevamiu’l-Kelim'de: "İsnadı hasendir. Ala b. Abdurrahman el-Harafi dışında ricali sikattır. O da saduk, hasenu’l-Hadistir.” denilmiştir.)
  3. (İbn Hacer, Metalibu’l-Aliye (4/74-5), K. Rikak ve’z-Zühd, Bab:-, Hds no:3202, Ahmed b. Meni’den, Ocak Yay. & İbn Hacer, Metalibu’l-Aliye (13/431), K. Rikak, Bab : 37, Hds no: 3215. Daru’l-Asime bsk. & İmam Busuri, İthafu’l-Hayre (1/335) K. İlim, Bab: 22, Hds no: 602. İmam Busuri hadisle ilgili olarak bir şey söylememiştir.&İbn Hacer Heytemi,  İslamda Helaller ve Haramlar (1/118), Kayıhan Yay. Not: Hadisin isnadı zayıftır.)
  4. (Abdullah İbn Mübarek Kitabu’z-Zühd (s.135), Hds no: 452, İ’tisam Yay. İsnadı zayıftır.)
  5. (Kehf, 18/110)
  6. (imam Kurtubi, Camiu li Ahkami’l-Kur’ân (11/136), çev: M. Beşir Eryarsoy,  Buruc Yay.)
  7. (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar ala’d-Durru’l-Muhtar (2/174) çev: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yay.)
  8. (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar ala’d-Durru’l-Muhtar (2/277), çev: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yay.)
  9. (En’am, 6/88)
  10. ( Elbani, Silsiletul Ehadisi Sahiha (4/154), Hds no: 1620)
  11. (İmam Ebu Yusuf, Kitabu’l-Asar (1/284), Hds no: 268, Kayıhan Yay.)
  12. (Darimi, Sunen (1/281-2), Mukaddime, Bab:23, Hds no: 210 & Darimi, Müsned (1/286-7), Mukaddime, Bab:23, Hds no: 210, Hüseyin Selim Esed hadis için: "İsnadı ceyyiddir.” demiştir.)
  13. (Müsnedi İshak b. Rahuveyh (s.173), Hds no: 395 & Ahmed b. Hanbel, Müsned (2/267), Hds no: 959,  Şuayb Arnavut hadis için:  "Hadis sahihtir..” demiştir. Hadis Ali (r.a.)'dan gelmektedir.)
  14. (Tevbe, 9/100)
  15. (Nisa,  4/115)

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul