24 Ekim 2021 - Pazar

Son Sayı Başlıkları
Şu anda buradasınız: / Bir Farz-ı Ayn İlmi Hatırlatmak!
Bir Farz-ı Ayn İlmi Hatırlatmak!

Bir Farz-ı Ayn İlmi Hatırlatmak! Abdullah DÂİ

BİR “FARZ-I AYN” İLMİ HATIRLATMAK!

 

 

 

    Meşhur İslâm âlimlerinden allâme İbn Âbidîn (rh.a.), “Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar” adlı eserinde ilim konusunda şunları kaydeder:

  “Metin:

    Farz-ı ayn ve farz-ı kifâye:

    Bilmiş ol ki, ilmi öğrenmek, farz-ı ayn ve farz-ı kifâye olmak üzere evvelâ iki nev’îdir.

    Farz-ı Ayn: Bir kimsenin dini için muhtaç olduğu miktar ilimdir.

    Farz-ı Kifâye: Başkalarına fayda vermek için halen muhtaç olduğu miktardan fazlasını öğrenmektir.

   İzah:

   İlimden murad: Âhirete ulaştıran ilimdir, yahut ondan eâmdır.

   Allâmî ‘Fusûl’ünde şunları söylemiştir:1

   "Kulun, dininin icrâsı, Allah için amelinin ihlâsı ve kulları ile muâşereti hususunda muhtaç olduğu ilmi öğrenmesi, İslâm’ın farzlarındandır. Her erkek ve kadının din ve hidayet ilmini öğrendikten sonra abdest, gusül, namaz ve orucunu öğrenmesi, nisâba malik olanın zekâtı, kendisine hac farz olanın haccı, ticaretle meşgul olanın alış-verişini öğrenmesi farzdır. Tâ ki, sair muamelatta şüphelerden ve mekruh olan şeylerden korunabilsinler. San’at sahipleri ve diğer herhangi bir işle meşgul olanlar da böyledir. Haramdan korunmak için onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır."

    ‘Tebyinu’l-Mehârim’2  ile nâm bulmuş eserde şöyle deniliyor:

    "Beş farz ile ilm-i ihlâsı öğrenmenin farz olduğunda şüphe yoktur. Çünkü amelin sahih olması buna bağlıdır. Helâli, haramı ve riyâyı öğrenmek de farzdır. Zira ibadet eden kimse riyâ yaparsa, amelinin sevabından mahrum olur. Hasedle ucbu (yani kendini beğenmeyi) öğrenmesi dahi farzdır. Çünkü bu iki şey, ateşin odunu yediği gibi ameli yerler. Alış-veriş, nikâh, talak gibi şeyleri yapmak isteyenlerin de bunları öğrenmeleri farzdır.

Haram kılan, küfre müeddî olan sözleri öğrenmek de farzdır. Yemin ederim ki, şu zamanda bunlar en mühim şeylerdendir. Zira çok defa avamın küfre varan sözler söylediklerini işitirsin. Hâlbuki onlar, bundan gafildirler. İhtiyaten cahil, imanını her gün, karısının nikâhını da ayda bir veya iki defa iki şahid huzurunda tazelemelidir. Çünkü hatâ erkekten sadır olmasa bile kadından çok sudur eder.”3

    Merhamet olunmuş hayırlı ümmetin mükellef olan her ferdin durumuna göre üzerine farz olan ilim konusunda İslâm fakihlere böyle diyorlar!.. Yarattığı her varlık üzerinde mutlak hâkim Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ: “Şu hâlde iyi bil, gerçekten, Allah’tan başka ilâh yoktur.” buyurur.4

    Süfyan b. Uyeyne (rh.a.)’e ilmin fazileti sorulunca şöyle dedi:

    -Sen, Yüce Allah’ın, önce ilmi zikredip şöyle dediğini duymadın mı?:

   “Şu hâlde iyi bil, gerçekten Allah’tan başka ilâh yoktur.”

    Sonra O’na ameli emredip:

    “Günahın için mağfiret dile.” (Muhammed, 47/19) buyurdu.

    Mağfirete sebep olacak şey de, Allah'tan başka ilâh olmadığına şahidlik etmektir. Kişiye ancak bu sözle mağfiret edilir, başka şeyle mağfiret edilmez. Kim “Lâ ilâhe illallah” derse, ona mağfiret edilir. Allah:

“O inkâr edenlere de ki: ‘Eğer vazgeçerlerse, geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır.”(Enfal, 8/38)  “Onlar, bağışlanma dilemektelerken de Allah, onları azablandıracak değildir.” (Enfal, 8/33) buyurdu.

    Buradaki bağışlanma istemek, Allah’ı tevhid etmek demektir. “Bundan böyle” dedim. ‘Rabbinizden mağfiret isteyin. Çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.” (Nuh, 71/10) buyurarak, O’ndan başka ilâh olmadığına şahidlik ediniz, deyip sonra ameli zikretti. Yine

Allah’ın: “Bilin ki, dünya hayatı, ancak bir oyun, (eğlence türünden) tutkulu bir oyalama, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur… Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) çaba gösterip yarışın…….” (Hadid, 57/20-21) diye buyurduğunu: “Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur).” (Enfal, 8/28) diye buyurduktan sonra başka bir yerde:

“Şu hâlde onlardan sakının.” (Teğabün, 64/14) diye buyurduğu gibi: “Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak Allah’ın, Rasûlü'nün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.” (Enfal, 8/41) diye buyurup bundan sonra ameli emreden buyrukları duymadın mı?5 Şirksiz tevhidin ve katıksız imanın anlaşılıp, salih amelin gereği gibi işlenmesi için önce ilim!.. Kaynağı vahiy olan, yani Kur’ân ve Sünnet olan bir ilim!.. Erkek olsun, kadın olsun her muvahhid mü’min kula farz olan ilim…

    Enes b. Mâlik (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

    “İlim aramak her Müslüman üzerine farzdır. Ehil olmayan insanlarım yanına ilim bırakan kimse, domuzların boynuna cevher, inci ve altın gerdanlık takan adama benzer.”6

    Enes b. Mâlik (r.a.)’dan Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “İlim taleb etmek, her Müslümana farzdır.”7

    Gerek akîdevî, gerekse amelî olan hâlin ilmini kaynakları ve delilleriyle öğrenmek, her imkân sahibi olan mükellef muvahhid mü’min ferdin üzerine farzdır ki, ertelenmesi başlı başına suçtur ve günahtır!.. Allâme İbn Âbidîn (rh.a.)’in, Sinânu’d-Dîn Yusuf b. Abdullah el-Amâsî er-Rûmî el-Hanefî (rh.a.)’in “Tebyinu’l-Mehârim” adlı eserinden yaptığı ilimle ilgili naklin önemli bir kısmına tekrar bir göz atalım:

    “Haram kılan, küfre müeddî olan sözleri öğrenmek de farzdır. Yemin ederim ki, şu zamanda bunlar en mühim şeylerdir. Zira çok defa avamın küfre varan sözler söylediklerini işitirsin. Hâlbuki onlar, bundan gafildirler.”

    Bir İslâm fakîhi olan bu âlim, yemin ederek, zamanındaki en mühim şeyi beyân ediyor:          "Mü'min Müslümanların “elfâz-ı küfrü” öğrenmeleri, onların üzerine farzdır! Müslüman kişiyi, imanından sonra küfre döndürecek, “elfâz-ı küfür, ahvâl-ı küfür ve efkâr-ı küfür” iyice bilinmelidir ki, Allah’ın lütfuyla kazanılan iman iyice korunmuş olsun…

    Bu hakikattan dolayı mes’uliyetlerinin şuurunda ve idrakinde olan İslâm âlimleri, “imanı korumak” konusunda eserler yazmış, mü’min Müslümanlara sunmuş, onları bilgilendirip aydınlatmışlardır… Bu değerli İslâm âlimlerinden birisi de, İslâm adına devlet olan “Osmanlı Devleti” zamanında yaşamış “Mehmed Emin Efendi”dir…8

    Mehmed Emin Efendi (rh.a.), Latin harfler ile sadeleştirip “Küfür Sözler” adı ile neşredilen risâlesine, “Hıfz-ı İman” adını vermiş ve konunun önemini önsözde şöyle beyân etmiştir: “Bu zamanda cahil çok olup hevâ ve arzularına uyarak, dünyaya muhabbet, dünya işlerini tedarik ve dünya lezzetlerine karşı aşırı düşkünlük içerisindeler. Öyle ki, nice insanlar gaflet içerisinde bulunmaları sonucu mekruh ve haram şeylerle uğraşıyorlar. Küfür sözler konuşmaları ya da küfür iktiza eden insanlarla kaynaşmaları sebebiyle, imanları selb olmaktadır. Hattâ kimi mü’min kişiler de cehl ve gafletleri sebebiyle küfür sözler söyleyerek İslâm dairesinin dışına çıkmaktadırlar. Kişi hür düşüncesi ve rızasıyla, ambarındaki tohumuna, kişilerdeki zahiresine, kasasındaki altın-gümüşlerine ve paralarına, pullarına gösterdiği itibar ve muhabbet kadar da, iman ve dinine muhabbet gösterseydi iki cihanda da aziz ve bahtiyâr olurdu. Allah’ın cennetteki nimetlerine nâil olur, O’nun azablarından emin ve rızasına muvafık düşerdi.

Bu sebepten dolayı hakîr,9 gayrete gelip şeriat ulemâsının küfür sözlerini açıkladıkları meşhur kitaplar ki: “Şifâ-i Şerif ve Hanefî mezhebine uygun fıkıh kitaplarından Bedrû’r-Reşid, Aliyyul Karî Şerhu’ş-Şifâ, Damad, Tarîkat-ı Muhammediyye, Vesile Şerhi, İmam Birgivî Risâlesi ve diğerleri...

    Bu adı geçen kitaplardan küfür sözlerinin en önemlilerini bu risâlede Rabbimin inâyetiyle topladım. Umarım ki bu risâle, birçok kişinin imanlarını korumalarına rehberlik etmiş olur. Okuyup anlamaları sebebiyle... Bundan dolayı bu risâleye “Hıfz-ı İman” adını verdim. Bu risâlede kaleme alınanları öğrenmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Kur’ân okumaktan sevabı daha çoktur. "Niçin?" diye bir soru sorulacak olursa, cevabımız şudur: Çünkü küfür söz, imanı iptâl eder, kişiyi iman dairesi dışına atar da onun için! O zaman namaz, oruç ve diğer amellerin faydası kalmaz. İmanı bilmemek gibi.  Zaten imanın ne olduğunu bilmezse, diğer amellerinin faydası olmaz!”10

    Müellif, daha sonra risâlenin bölümlerini ve küfrün çeşitleriyle hükmünü beyân edip şöyle diyor:

    “Küfr-i hükmî de üç şeyle olur:

  1. İtikâd ile olur: Allah’ın, insan ya da bir cisim (nesne/eşya) sûretinde olduğuna itikâd etmek gibi.
  2. Tatbik ve körü körüne taklid ile olur: Hiçbir zaruret olmaksızın kâfirlere mahsus olan kıyafeti giymek gibi.
  3. Dil ile olur: Fakîhlerin, ‘küfür sözlerdir’ dedikleri sözleri zaruretsiz söylemek gibi... Zira bir kâfir, bir sözüyle (Kelime-i Şehadet) mü’min olduğu gibi, bir mü’min de bir sözüyle (Kelime-i Küfür) kâfir olur.

    Nitekim, İmam Müslim (rh.a.), Ebu Hureyre (r.a.) rivayetiyle tahric etti. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kişi mü’min olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak yahut mü’min olarak akşamlayacak,  kâfir olarak sabahlayacaktır.”11

    Fukahanın, kelime-i küfür, fiil-i küfür ve itikâd-ı küfür dedikleri şeylerden birini zaruretsiz irtikab ederse, onun imanına, tasdikine, ikrarına ve kıble ehli oluşuna itibar edilmez. İslâm’da, Allah ve Rasûlü’nün katında, müçtehidler, fakîhler, âlimler ve mü’minler yanında kâfir olur.

Tevbe edip dönüş sağlamayacak olursa, cehennem ateşinde ebedî olarak kalmaya mahkûm olur. Tevbe edecek olursa mü’min olur. Nikâhını tazelemesi, yenilemesi kendisine vâcib olur.”12

    Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O,  âhirette hüsrâna uğrayanlardandır.”13

    İslâm adına bir devlet olan “Osmanlı Devleti” döneminde, devlet, İslâm Devleti, ülke, İslâm Ülkesi (Daru’l-İslâm) iken, İslâm âlimleri “İmanı Korumak” konusunda bu kadar endişe taşırken ya yaşadığımız bu dönemde ne demeli ve ne yapmalı?..

    İslâm toprakları, çağın zalim tağutî güçleri tarafından işgal edilmiş ve paramparça edilmiştir... Her parçasında kendi uşakları olanlara birer kukla devletçik kurdurulmuştur... İslâm Devleti yıkılmış, İslâm Milleti’nin başı olan “Hilâfet Makamı” kaldırılmış, tağutların egemenliğindeki devletçiklerde İslâm’ın hükümleri yasaklanmış, tağutî hükümlerle hükmedilmiştir. İşgal edilen İslâm topraklarındaki “Müslümanım” diyen halk kitleleri esaret altına girmiş, gayr-i İslâmî küfür ve şirk hükümlerine boyun büktürülmüş, karşı çıkan yüz binlerce Müslüman darağaçlarında asılmış, kurşuna dizilmiş ve şehid edilmiştir... Yine yüz binlercesi tağutun zindanlarında çürütülmüş ve işkence altında can vermiştir... Aynı korkunç zulüm, bütün şiddetiyle devam etmektedir...

    Çağdaş cahiliyyenin egemenliğinde eğitilen nesiller, akîdevî ve amelî olarak İslâm’dan uzaklaştırılmış, bâtıl dinlerin, yani ideolojilerin ve düzenlerin istediği tipte yetiştirilmiştir... Tağutî yönetimler tarafından cahil bırakılan halk kitleleri, gerek akîde, gerekse amel konularında bilerek veya bilmeyerek elfâz-ı küfür söylemekte, ef’âl-ı küfür işlemekte ve efkâr-ı küfürü gündeme getirmektedirler... Yani, gerek düşünce ve inanç, gerek amel, gerekse sözlerle, Müslüman bir kişiyi iman ve İslâm dairesinden çıkaran şeyler gündeme gelmektedir... Bu konunun üzerinde çok durulmalı, insanlara gerçekler anlatılmalı ve ulaşılan kişiler uyarılmalıdır!..

    Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasûlullah (s.a.s.), katıksız iman etmiş olan mü’minlerin dillerine sahip olmaları, hayırdan başka şey söylememeleri konusunda dikkatli oldukları müddetçe cennet ehlinden olacaklarının müjdesini vermektedir!..

    Sehl b. Sa’d (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasûlullah (s.a.s.): “Her kim bana, iki bacağı arasındaki organı ile, iki çene kemiği arasındaki organını günahtan korumaya kefil olursa, ben de o kimseye cennete kefil olurum.”14

    Ebu Hureyre (r.a.)’dan Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Allah’a ve âhiret gününe iman etmekte olan, ya hayır söylesin ya da sussun!”15

    Erkek olsun, kadın olsun Müslüman olan bir şahsiyet düşüncelerini, dilini ve hâlini kontrol altında tutmalı, hayırlı olanı düşünmeli, hayırlı olanı söylemeli ve hayırlı olanı yapmalıdır... Hayırlı olan, Allah Teâlâ’nın razı olup emir buyurduğu, Rasûlullah (s.a.s.)’in söyleyip yaptıklarıdır!.. Hayırlı olan İslâm’dır ve İslâm’a uygun olan şeylerdir!..

    İmam Nevevî (rh.a.), hadisin şerhinde şunları söyler:

“Nebî (s.a.s.)’in: ‘Ya hayır söylesin, yahut sussun!” buyruğunun anlamı şudur:

Eğer konuşmak isterse, söyleyecekleri kesinlikle karşılığında sevâb alacağı hayır vâcib ya da mendûb bir söz konuşsun. Eğer konuştuğundan ötürü sevâb alacağı bir hayır olduğunu görmeyecek olursa konuşmayıp sussun. Bu konuştuğunun haram olduğunu, mekruh ya da her iki tarafı eşit bir mubah olduğunu görmesi arasında da bir fark yoktur. Buna göre mubah söz terk edilmesi emredilmiş, haram ya da mekruha çekme korkusu dolayısıyla söylenmemesi teşvik edilmiştir. Böyle bir hâl ise, âdeten çok ya da çoğunlukla görülen bir husustur. Yüce Allah da: ‘O, bir söz söylemeye dursun, mutlaka onun yanında görüp gözetlemeye hazır biri vardır.” (Kaf, 50/18) buyurmaktadır.

    Selef ve âlimler, kulun ağzından çıkanların hepsi sevâbı veya cezâyı gerektirmeyen mübah sözler olsa dahi –ayetin genel olması dolayısıyla- yazılır mı, yoksa ancak sevâb ya da cezâ türünden karşılığı olanların mı sadece yazıldığı hususunda görüş ayrılığı içerisindediler. İbn Abbas (r.anhuma) ve O’nun dışındaki diğer ilim adamları ikinci kanaattedir. Buna göre âyet-i kerime tahsis edilmiş olur. Yani kişi, karşılık görmeyi gerektiren her ne söz söylerse ... demek olur.

    Kişinin haramlara yahut mekruhlara çekilmemesi için şeriat, pek çok mübahlardan uzak durmayı teşvik etmiştir. İmam Şâfiî (rh.a.), bu hadisin anlamından hareketle şöyle demiştir:

"Konuşmak isterse, önce düşünsün! Konuşmasından dolayı aleyhine bir zarar olmadığını görürse konuşsun. Şayet onda bir zarar olduğunu görür yahut şüphe ederse, konuşmaktan vazgeçer."16

    Ebu Hureyre (r.a.) rivayet eder: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kişi, bir söz söyler ve onda beis görmez. Fakat o söz yüzünden cehennemde yetmiş yıl dibe doğru gider."17

    Ebu Hureyre (r.a.)’dan Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin, doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider.”18

    Süleyman b. Suheym, Hakem el-Ğıfârî’nin kızı olan annesinden bildiriyor: Rasûlullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kişi, bazen cennete öyle bir yaklaşır ki, arada neredeyse bir arşınlık mesafe kalır. Ancak söylediği bir sözden dolayı burası ile San’â arasında olan mesafeden daha fazla uzaklaşır.”19

    Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.): “Bir kul, Allah’ın hoşnut olduğu kelimelerden bir kelimeyi ehemmiyet vermeyerek söyler de Allah, o kimseyi bu kelime sebebiyle birçok derecelere yükseltir. Bir kul da, Allah’ı öfkelendirecek kelimelerden bir kelimeyi hiç ehemmiyet vermeden söyler de, kendisi o kelime sebebiyle cehennemin içine düşer.”20

    Bir söz... Bir kelime... Tevhid de bir söz ve bir kelimedir, şirk de... İman da bir söz ve bir kelimedir, küfür de... O hâlde ağızdan çıkan söze ve kelimeye çok dikkat etmeli, bin düşünüp bir söylemeli!.. Yegâne yaratanımız ve Rabbimiz Allah, insan kullarına iki kulak, bir dil vermiştir... Bunun hikmetlerinden birisi de çok dinleyip az konuşmaktır... Konuştuğunda da dikkatli ve hayırlı şeyleri konuşmak gerekir... Hele hele “elfâz-ı küfür” konusunda bütün güç, gayret ve imkânı kullanarak, bu sözlerin kullanılmamasına çok dikkat edilmelidir!.. Malum olduğu üzere İslâm, zâhire hükmeder!.. Kişi muhatabının söylediklerine her ne kadar iyi niyet ve hüsn-i zann ile yaklaşsa da, İslâm’ın zâhire hükmeder olduğu ilkesini unutmamalı, bu ilkenin hakkını vermeli ve âdil şahidliğini yapmalıdır!..

    Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Teâlâ şöyle buyurur: “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adâleti ayakta tutun.”21

“Ey iman edenler, âdil şahidler olarak, Allah için hakkı ayakta tutun.”22

     Âlemlerin Rabbi Allah’ın kadrinin yanında, diğer kadirlerin hiçbir değeri yoktur... Allah’ın kadri, bütün kadirlerden yücedir!.. O hâlde, hakkı ayakta tutup, adâleti yerine getirmek gerekir!..

    Malum olduğu üzere, vekil, asıl gibidir ve vekil edilen konuda aslın yerine geçer...

İmam Serahsî (rh.a.) “Mebsût” isimli ünlü eserinde “Vekâlet” konusunda şöyle der:

“Ali (r.a.), Abdullah b. Câfer (r.a.)’ı vekil olarak görevlendirmişti. Abdullah, zeki bir genç olup O’nun hakkında Ali (r.a.) şöyle buyurmuştur:

-O, benim vekilimdir. O’nun aleyhine hükmedilen, benim aleyhime hükmedilmiştir. O’nun lehine hükmedilen, benim lehime hükmedilmiştir!

    Bu ifade vekilin, vekil edenin yerine geçtiğine ve onun aleyhine verilen hükmün vekilin aleyhine verilmiş sayıldığının delilidir.”23

    Kendisini Müslüman kabul eden kişi, kişiler ya da kitleler, ferdî olarak elfâz-ı küfür olan sözleri hiçbir ikrah olmadan bilerek veya bilmeyerek, bile bile yahut yanılarak kullandıkları gibi yönetim makamına vekiller seçip göndermekte, seçtikleri vekilleri inansın ya da inanmasın yine hiçbir ikrah olmadan “elfâz-ı küfür” olan sözleri söylemekte ve bundan dolayı dünyalık makamlar ile servetler elde etmektedirler...24

    İman ve İslâm konusunda bu çağın felâketlerinden birisidir. “Elfaz-ı küfür, ahvâl-ı küfür ve efkâr-ı küfür!..”

    Rabbimiz Allah Teâlâ’nın: “Kulları içinde Allah’tan ancak âlim olanlar, içleri titreyerek korkar.”25 diye vasıflarını beyân buyurduğu gerçek İslâm âlimleri, İslâm topraklarını işgal eden egemen zalim tağutî yönetimlerden bağımsız ve halkın manevî baskısından kurtulmuş bir hâlde bu konuyu ve diğer konuları, yeniden ele almalı, İslâmî hükümlerini ortaya koymalı, insanları uyarıp aydınlatmalı ve yapılan hatâlardan işlenen günahlardan, içine düşülen suçlardan tevbe etmelerini sağlamalıdırlar... Her olumsuz şartlara rağmen bu çileye katlanmaz, sabırla çalışıp bu şirke ve küfre kaymalarını önleyemezlerse, “Ebu Bekr’i olmayan çağın irtidâd hareketi”, gün geçtikçe hızla daha fazla çoğalmakta ve toplumları felâkete sürüklemektedir!..

     “Artık ey basiret sahipleri ibret alın.”26

  1. Ahmed b. Muhammed b. Süleyman el-Allâmî el-Hanefî.

               Vefat tarihi belli değil.

               Eseri:   “Fusûlu’l-Allâmî el-Müsemma bi’l-Kerâhiyye ve’l-İstihsân.”

            İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar-Fihrist/İbn Âbidîn’in Kaynakları, Hzr.    Ahmet Özel-Yahya Semiz, İst. T.y. , s. 321-Ek-1.

  1. Sinânu’d-Dîn Yusuf b. Abdullah el-Amâsî er-Rûmî el-Hanefî.

               Vefatı: 1000/1591 Mekke.

               Eseri:

               “Tebyinu’l-Mehârim.” Haram olan şeyler ve ahkâmından bahseden bir eserdir.    Haram olan şeylere delâlet eden Kur’ân âyetlerinin tertibine göre tertiplenmiş olup 98 babtan müteşekkildir. Vaiz olan müellifin, “Meclisu’s-Sinâniyye fi’l-Mevâiz” adlı bir eseri de vardır. İbn Âbidin, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar-Fihrist, s. 292.

  1. İbn Âbidin, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar, çev. Ahmed Davudoğlu, İst. 1982, c. 1, s. 40-41.
  2. Muhammed, 47/19.
  3. Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 5, s. 528-529.

İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahlâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, ist. 2002, c. 16, s. 136.

  1. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 17, Hds. 224.
  2. İbn Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, çev. Mahmud Varhan-Ali Yücel, İst. 2015, s. 17, Hds. 6.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 2, s. 530, Hds. 1545-1547.

Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 9, s. 155, Hds. 211.

İmam Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, çev. İshak Doğan, Konya, 2019, s. 20, Hds. 22.

  1. Mehmed Emin Efendi: Trabzon’un Of kazasında dünyaya geldi. Memleketi olan Of’da ilk İslâmî bilgileri edindikten sonra bir ilim, irfân şehri olan İstanbul’a yirmi dört yaşlarında gelerek yerleşti. İstanbul ulemâsından Saçlı el-Hac Ahmed Efendi’den şer’î ilimleri tahsil etti. Bu ilimleri tamamlayarak, Topranlı Mehmed Efendi’den (Hicrî) 1270’lerde icâzet almıştır. Otuz seneden ziyâde Fatih’te ilim neşriyle meşgul oldu. Binlerce talebe yetiştirdi. Özellikle akâid, tefsir, fıkıh, ilm-i zühd ve tasavvuf gibi şer’î ilimler okuttu.

    Bir taraftan halkın terbiye ve irşâdıyla meşgul olarak va'z-u nasihatlerde bulundu. Diğer taraftan halkı aydınlatacak İslâmî eserler yazdı. Yirmiden fazla telif eseri vardır. Eserlerinden bazıları şunlardır:

“İman, İhvâna Nasihatler, Hıfzıyye, İddet Vazaifi’l-İnsan, Âhiret, Sıddıklar, Cihad, Şifâ el-Mü’minin, Mecâlis-i İrşâdiyye, Nasihatnâme, Hulasa-i Şeriat, İrşâdiyye.”

Mehmed Emin Efendi, Küfür Sözler, Sadeleştiren: Ramazan Taha, Konya, 1986, s. 3.

  1. Risâlenin müellifi Mehmed Emin Efendi (rh.a.), tevazudan dolayı kendisine “hakir” demiş ve “hakir” kelimesiyle kendisini kastetmiştir.
  2. Mehmed Emin Efendi, Küfür Sözler, s. 11-12.
  3. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 51, Hds. 186.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Fiten, B. 27, Hds. 2291.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 20, s. 179, Hds. 28236-28237.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 2, s. 292, Hds. 1868.

  1. Mehmed Emin Efendi, Küfür Sözler, s. 14-15.
  2. Mâide, 5/5.
  3. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Muharribin, B. 4, Hds. 6.

Kitabu’r-Rikâk, B. 23, Hds. 61.

Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B. 47, Hds. 2520.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 446, Hds. 23855.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 10, s. 442-443, Hds. 8128-8129.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-Kelâm, Hds. 11.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, c. 2, s. 654, Hds. 2546.

Kuzâî, Şihâbu’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, s. 117, Hds. 363.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 5, s. 302, Hds. 4569.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2015, c. 18, s. 191, Hds. 18145. Ebu Ya’lâ ve Taberânî’den. s. 199, Hds. 18162.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Edeb, B. 31, Hds. 48. B. 85, Hds. 161.

Kitabu’r-Rikâk, B. 23, Hds. 62.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 19, Hds. 74.

Kitabu’l-Lukata, B. 3, Hds. 14.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 122-123, Hds. 5154.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 43, Hds. 2023.

Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 16, Hds. 2617.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Edeb, B. 4, Hds. 3672.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’l-Et’ime, B. 11, Hds. 2042.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu Sıfatu’n-Nebî, Hds. 22.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 5, sh. 302, Hds. 4568.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, s. 483-484, Hds. 22368-22372.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 13, s. 581, Hds. 13553. Taberânî’den.

  1. İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi-el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, c. 1, s. 529.
  2. Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B. 8, Hds. 2416.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Edeb, B. 12, Hds. 3970.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 460-463, Hds. 23887-23894.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 18, s. 188, Hds. 18137. Bezzâr’dan.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikâk, B. 23, Hds. 64.

Sahih-i Müslim, Kitabü’z-Zühd, B. 6, Hds. 49-50.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 462, Hds. 23891.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, c. 10, s. 640, Hds. 11773.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 5, s. 322, Hds. 4605.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 459, Hds. 23884.
  2. Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikâk, B. 23, Hds. 65.

Sünen-i Tirmizî, Kitabü’z-Zühd, B. 10, Hds. 2421.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 12, Hds. 3969.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-Kelâm, Hds. 5-6.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, s. 460-461, Hds. 23886-23889.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, c. 10, s. 639, Hds. 11769.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 1, sh. 312-317, Hds. 143-148.

Ebu Bekr Abdullah b. ez-Zübeyr b. İsa el-Kureşî el-Humeydî, Müsned-i Humeydî, çev. Yusuf Ertuğrul, Konya, 2015, s. 435, Hds. 935.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 5, s. 321, Hds. 4604.

  1. Nisa, 4/135.
  2. Mâide, 5/8.
  3. Serahsî, Mebsût, çev. H. İbrahim Kutlay, vdğ. İst. 2008, c. 19, s. 3. (Arapça nüsha: c. 19, s. 3)
  4. Bu konuda geniş bilgi için bkz. İmam A’zam, Fıkh-ı Ekber-Aliyyu’l-Karî Şerhi, çev. Yunus Vehbi Yavuz, İst. 1992, s. 316-317. 4. Baskı.
  5. Fatır, 35/28.
  6. Haşr, 59/2.

             

 

Yazar:
Abdullah DÂİ
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul