sorumluluğun adıdır. Bu yönüyle gençlik, hem en büyük imkân hem de en hassas imtihandır.
Bugünün gençliği, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok seçenekle karşı karşıya. Ancak bu çeşitlilik, beraberinde derin bir kimlik karmaşasını da getirmektedir. “Ben kimim?” sorusu, modern çağın en güçlü arayışı hâline gelirken; sosyal medya, tüketim kültürü ve haz odaklı yaşam anlayışı, bu soruya kalıcı ve sahih bir cevap sunamamaktadır. Aksine, genç zihinleri çoğu zaman geçici tatminlerin ve yüzeysel yönelişlerin içinde savurmaktadır.
İşte tam da bu noktada İslâm, gençliğe sağlam bir istikamet ve derin bir anlam sunar. İnsanın kim olduğunu, niçin var olduğunu ve hangi ölçülerle yaşaması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Gerçek kimlik; geçici heveslerde, popüler yönelimlerde ya da dışsal onaylarda değil; kulluk bilincinde, ahlâkta ve sorumlulukta inşa edilir.
Asr-ı Saadet ise bu hakikatin en canlı ve en güçlü örneğidir. O dönemde gençler, hayatın kıyısında bekleyen değil; merkezinde yer alan bir güçtü. İnançlarıyla ayağa kalktılar, sorumluluk aldılar ve izzetli bir duruş sergilediler. Onlar için gençlik; tüketmenin değil, yüklenmenin, kaçmanın değil, sorumluluk üstlenmenin yaşıydı. Bu yüzden kısa bir zaman içinde yalnızca kendi hayatlarını değil, tarihin akışını değiştiren bir nesil oldular.
Bugün de gençlik, doğru bir rehberlik ve sahih bir yönelişle yeniden bir dirilişin öncüsü olabilir. Bunun yolu ise gençleri anlamaktan, onları yargılamadan dinlemekten ve doğru örnekliklerle buluşturmaktan geçer. Çünkü insan, kimi örnek alırsa zamanla ona benzer; gençliğin yönü de büyük ölçüde önüne konulan örneklerle belirlenir.
Bu sayımızda gençliğin; kimlik arayışını, çağın oluşturduğu savruluşları ve imanla mümkün olan diriliş imkânını birlikte ele alarak, sağlam bir istikamet arayışına mütevazı bir katkı sunmayı amaçladık.
Unutulmamalıdır ki bugünün ihyâsı, gençliğin inşâsıyla mümkündür. Sağlam bir gelecek, ancak sağlam bir gençlikle kurulabilir.
Selâm ve dua ile.


