21 Mayıs 2026 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / / Dijital Çağda İslâmÎ Kimliği Korumak
Dijital Çağda İslâmÎ Kimliği Korumak

Dijital Çağda İslâmÎ Kimliği Korumak Süleyman Gülek

                                                                                                                        

                                                                                                                         Süleyman Gülek

Yaşadığımız bu hayat içerisinde teknolojinin hızla ilerlemesi ve dijital platformların hayatımızın merkezine yerleşmesi, Müslümanlar için hem büyük fırsatlar hem de ciddi zorluklar barındırıyor. Sosyal medya, yapay zekâ, sanal gerçeklik ve diğer dijital araçlar, İslami değerlerin yayılmasında etkili birer vasıta olabilirken, aynı zamanda geleneksel İslami kimliğin aşınmasına yol açabilecek tehditler de içeriyor. Peki, dijital çağda İslami kimliğimizi nasıl koruyabilir ve bu araçları en verimli şekilde nasıl kullanabiliriz?

Dijital dünyada maruz kaldığımız içerikler, düşünce yapımızı ve değerlerimizi doğrudan etkiliyor. Sosyal medya, bize sürekli benzer içerikler sunarak adeta bir "yankı odası" oluşturuyor. Bu durum, İslâmî hassasiyetleri olan bireyleri, İslâm’ın ruhuna aykırı mesajlara maruz bırakabiliyor. Özellikle gençler, popüler kültürün dayattığı tüketim alışkanlıkları, seküler yaşam tarzları ve ahlaki çöküntüyü normalleştiren içeriklerle karşı karşıya kalıyor.

Bu nedenle, takip ettiğimiz hesapları, okuduğumuz haber kaynaklarını ve izlediğimiz içerikleri bilinçli bir şekilde seçmeliyiz. İslâmî değerlerle uyumlu, eğitici ve manevi gelişimimize katkı sağlayan platformlara yönelmek, zihnimizi ve kalbimizi korumanın ilk adımıdır.

İnternet, doğru bilgi kadar yanlış ve saptırıcı bilginin de kolayca yayılabildiği bir ortam. Özellikle dinî konularda, kaynağı belirsiz veya ehliyetsiz kişilerin yorumlarına itibar etmek, İslami kimliğin zayıflamasına neden olabilir. Bugün sosyal medyada "din adamı" kisvesi altında fetva veren, Kur’an ve Sünnetten uzak yorumlar yapan pek çok kişi bulunuyor. Bu sebeple, dinî bilgileri her zaman güvenilir âlimlerden, sahih kitaplardan ve muteber kurumlardan öğrenmek büyük önem taşıyor.

İslam, sadece ibadetlerden ibaret değil; ahlak, nezaket ve adabı da kapsayan bir yaşam biçimidir. Dijital platformlarda da bu değerleri korumak gerekiyor. Gizlilik ihlali, dedikodu, iftira, nefret söylemi gibi davranışlardan uzak durmak, Müslümanın sanal dünyadaki sorumluluğudur.

Özellikle sosyal medyada tartışmaların sertleştiği, hakaretlerin arttığı bir dönemde, Müslümanlar olarak örnek bir duruş sergilemeliyiz. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) "Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir" 1 hadisi, dijital iletişimde de rehberimiz olmalıdır. Bir konuda eleştiri yaparken bile üslubumuza dikkat etmeli, hakaret ve aşağılama dilinden kaçınmalıyız.

Teknolojinin aşırı kullanımı, ibadetlere, ailevi sorumluluklara ve sosyal ilişkilere zarar verebilir. Namaz vakitlerini ertelemek, Kur’an ve faydalı kitaplar okumayı ihmal etmek veya yüz yüze iletişimi unutmak, İslâmî kimliğin zayıflamasına yol açabilir.

Müslümanlar olarak dijital platformlarda aktif olmalı, doğru bilgiyi yaymalı ve İslam’ın güzelliklerini insanlara ulaştırmalıyız. Ancak bu temsil, öfkeli ve savunmacı bir dil yerine, hikmetle ve güzel öğütle yapılmalıdır. Kur’ân-ı Kerim’de buyrulduğu gibi: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır." 2 Özellikle gençlerin ilgisini çekecek şekilde, görsel ve işitsel içerikler üreterek İslam’ı anlatmak mümkündür. Kısa videolar ve interaktif platformlar, İslami mesajların daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilir.

Çocuklarımız, bizden çok daha erken yaşta dijital dünyayla tanışıyor. Onları bu dünyanın tehlikelerinden korumak ve İslâmî kimliklerini güçlendirmek için:

– Çocuklarla açık iletişim kurmak,

– Onlara uygun dijital içerikler sunmak (İslâmî çizgi filmler, eğitici oyunlar gibi),

– Sosyal medya kullanım yaşını mümkün olduğunca geciktirmek gibi önlemler alınabilir.

Teknolojinin gün geçtikçe daha fazla geliştiği ve bu gelişme ile birlikte ahlak dışı yayın yapan İslâmî değerlere ters düşen, müstehcen içerikli sinema filmleri, televizyon programları, dizi filmleri, magazin programları ve internet siteleri ahlâkî erozyona ve ahlâkî yozlaşmaya sebep olmaktadır.

Dijital çağ, İslâmî kimliği korumak için yeni stratejiler geliştirmeyi gerektiriyor. Bilinçli bir Müslüman, teknolojiyi faydalı yönde kullanırken, değerlerinden taviz vermez. Unutmayalım ki, asıl mesele "dijital dünyada var olmak" değil, “dijital dünyada” ahlaklı bir Müslüman kalabilmektir.

 

Dijital Çağda Aileyi Korumak

 

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde değişim bu kadar hızlı, etki bu kadar derin olmamıştı. Dijital çağ, hayatı kolaylaştıran imkânlarıyla birlikte aile yapısını zorlayan yeni sınamalar da getirdi. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve çevrim içi içerikler; bilgiye erişimi hızlandırırken, aile içi iletişimi zayıflatabilecek bir gürültüye de dönüşebiliyor. Bugün aileyi korumak, sadece ekonomik veya fiziksel şartları değil; dijital alışkanlıkları, ekran sürelerini ve sanal dünyayla kurulan ilişkiyi de kapsayan bir bilinç gerektiriyor.

 

Eskiden aile denildiğinde; aynı sofrada toplanmak, yüz yüze konuşmak, sevinci ve hüznü paylaşmak anlaşılırdı. Bugün ise aynı evin içinde, hatta aynı odada bulunup farklı dünyalarda yaşayan bireyler manzarasıyla sıkça karşılaşıyoruz. Anne-baba telefonda, çocuk tablette, genç sosyal medyada… Fizikî yakınlık var; fakat duygusal mesafe her geçen gün artıyor. Bu sessiz kopuş, aile bağlarını içten içe zayıflatıyor.

 

Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Sorun teknoloji değildir. Asıl sorun, teknolojinin ölçüsüz ve denetimsiz kullanımıdır. Dijital araçlar hayatın merkezine yerleştirildiğinde; aile, değer aktaran bir kurum olmaktan çıkarak, aynı çatıyı paylaşan bireylerin geçici durağına dönüşebiliyor. Oysa aile; karakterin şekillendiği, ahlâkın öğretildiği ve insanın hayata tutunduğu en sağlam limandır.

 

Dijital yorgunluk aile içi iletişimi olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Sürekli bildirimlere maruz kalan zihinler, dinlemeyi unutuyor. Ekran karşısında geçirilen uzun saatler, aile içi sohbetleri yüzeyselleştiriyor. Gün içinde yaşananlar anlatılmıyor, duygular paylaşılmıyor, sorular cevapsız kalıyor. Bu durum özellikle çocuklar için büyük bir risk barındırıyor. Kendini aile içinde ifade edemeyen çocuk, çareyi sanal dünyada arıyor; beğenilerle, sanal onaylarla değer görmeye çalışıyor. Oysa hiçbir dijital platform, bir annenin şefkatli bakışının, bir babanın güven veren sözlerinin yerini tutamaz. Aile içinde kurulan sağlıklı iletişim, çocuğu ve genci dijital dünyanın savrulmalarına karşı koruyan en güçlü kalkandır.

 

Rol model olmadan kural olmaz. Dijital çağın en büyük çelişkilerinden biri şudur: Ebeveynler çocuklara ekranı yasaklarken, kendileri ekrandan başını kaldıramaz. Oysa çocuklar söylenene değil, görünen davranışa bakar. Ailede teknoloji kullanımı konusunda örnek olunmadıkça, koyulan kuralların karşılığı olmaz.

 

Bu nedenle dijital bilinç, önce anne-babadan başlamalıdır. Telefonsuz geçirilen zamanlar, kitap okuma alışkanlığı, birlikte yapılan etkinlikler; çocuklara farkında olmadan güçlü mesajlar verir. “Biz birlikteyiz” duygusu, sanal cazibelerin önüne geçer. Dijital çağda aileyi korumanın en etkili yollarından biri, bilinçli sınırlar koymaktır. Sofra başında, misafirlikte, aile sohbetlerinde ekranlardan uzak durmak; küçük ama etkili adımlardır. Bu anlar, aile olmanın ruhunu yeniden canlandırır.

 

Ailece yapılan yürüyüşler, oyunlar, kitap okuma saatleri, birlikte yapılan ibadetler; hem ruhu dinlendirir hem de kalpleri yakınlaştırır. Bu paylaşımlar, çocuklara ve gençlere “yalnız değilsin” mesajını verir. Böyle bir ortamda yetişen bireyler, sanal dünyanın yapay mutluluklarına daha az ihtiyaç duyar.

 

Dijital platformlar masum değildir; her içerik bir mesaj taşır. Tüketim kültürü, haz odaklı yaşam, mahremiyetin sıradanlaşması ve bireyciliğin yüceltilmesi; özellikle genç zihinleri etkisi altına almaktadır. Aile, bu noktada değer süzgeci görevini üstlenmelidir. Edep, sorumluluk, saygı, merhamet ve ölçülülük; sadece sözle değil, yaşanarak aktarılmalıdır.  Çocuğun eline verilen cihaz kadar, kalbine bırakılan iz de önemlidir. Ahlâkî pusulası sağlam olan birey, dijital rüzgârlarda savrulmaz.

 

Dijital dünyayı tamamen yasaklamak gerçekçi değildir. Asıl ihtiyaç olan şey, konuşabilen aileler olmaktır. Çocukların ve gençlerin karşılaştıkları içerikleri çekinmeden anlatabildiği, sorularını rahatça sorabildiği bir aile ortamı; riskleri en aza indirir. Yargılamadan dinlemek, suçlamadan rehberlik etmek; aileyi güvenli bir liman hâline getirir. Böyle bir ailede yetişen birey, yanlışla karşılaştığında saklamaz; paylaşır ve destek alır.

 

Aile, insanın ilk sığınağıdır; sevginin, güvenin ve değerlerin öğrenildiği en önemli okuldur. Dijital çağda aileyi korumak, geçmişe dönmek değil; geleceği bilinçle inşa etmektir. Teknolojiyi hayatın efendisi değil, hizmetkârı hâline getiren aileler; hem çocuklarını hem de toplumu korumuş olur. Ekranı merkeze alan değil, insanı merkeze alan bir anlayış; aileyi ayakta tutar. Çünkü güçlü aileler, güçlü bireyler; güçlü bireyler ise sağlıklı toplumlar demektir. Aileyi korumak, aslında insanlığın istikbalini korumaktır.

 

Sosyal Medya ile İmtihan                                                     

İslâm dininin temel amacı; insanın canını, malını, aklını, inancını ve iffetini korumaktır. Bu beş temel değer, dinimizce dokunulmaz kabul edilmiş, hangi gerekçeyle olursa olsun zarar görmesine asla müsaade edilmemiştir. Günlük hayatın her alanında geçerli olan bu ilke, teknoloji kullanımında da aynı şekilde geçerlidir. İnternet ve sosyal medya, sorumluluk bilinciyle, ahlaki ve dini hassasiyet gözetilerek kullanılmalıdır. Aksi takdirde, teknolojinin kontrolsüz ve amaçsız kullanımı, bu temel değerlerin zedelenmesine yol açar.

 

Günümüzde internet, sosyal medya platformları (Facebook, İnstagram, Twitter ve TikTok gibi), televizyon ve cep telefonu kullanımı, özellikle gençler arasında yaygınlaşmış ve bağımlılık boyutuna ulaşmıştır. Artık çocukların ve gençlerin ellerinden telefonlar düşmüyor; ev ortamı ise neredeyse tamamen televizyon ve internet etrafında şekilleniyor. Oyun, eğlence, sosyal medya ve sanal sohbetler, hayatın merkezine yerleşmiş durumda.

 

Öyle ki, günümüz gençliği; televizyonsuz, müziksiz, filmsiz, internetsiz, sohbet uygulamaları ve cep telefonsuz bir yaşamı hayal bile edemiyor. Bu durumun sağlıklı bir birey gelişimi açısından ciddi riskler taşıdığı açıkça ortadadır. Teknoloji bilinçsizce kullanıldığında bireyin hem beden hem ruh sağlığına zarar verir. Kumar, israf, ahlaksızlık ve şiddet içerikleri bireyi maddî ve manevî olarak çökertirken, kişinin inancını zayıflatır, düşünce ve karar verme yetisini bozar. Oysa insan, Allah’ın verdiği aklı ve imkânları iyilik yolunda kullanmakla sorumludur. Teknolojiyi haram yollara alet etmek, bireyi büyük bir vebal altına sokar.

 

 Telefon, televizyon ve bilgisayar başında geçirilen gereksiz vakit; kişinin hem kendisine, hem ailesine, hem de Rabbine karşı görevlerini ihmal etmesine neden olur. Bugün birçok aile aynı evde yaşamasına rağmen birbirinden habersiz bir hayat sürmektedir. Teknoloji zaman kazandırması gereken bir araçken, tam aksine zamanı heba eden bir tuzak haline gelmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu konuda bizleri şöyle uyarmıştır: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.”3 İnternet ve sosyal medya, başıboş bırakılacak alanlar değildir.

 

Bu mecralarda sorumluluk bilinciyle hareket edilmeli, ahlakî sınırlar korunmalıdır. Aksi takdirde, bugün geldiğimiz noktada görüldüğü gibi, ahlakî yozlaşma yaygınlaşmakta, edep ve hayâ geri plana itilmektedir. Sosyal medya platformlarının bilinçsiz kullanımı, toplumu manevî anlamda çöküşe sürüklemektedir. Müstehcen içerikler, dinî değerlere aykırı programlar, gayri meşru ilişkileri meşrulaştıran yayınlar toplumun en mahrem noktalarına sızarak büyük bir tahribat oluşturmaktadır.

 

Müslüman kişi, hayatının her alanında olduğu gibi dijital dünyada da Allah’ın rızasını gözetmelidir. İnternet ortamında başkalarının özel hayatını ifşa etmek, yalan söylemek, iftira atmak, insanları karalamak haramdır. Kur’ân-ı Kerim bu konuda açıkça uyarır: “Birbirinizin kusurlarını araştırmayın.”4 ve “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”5 Teknolojiden uzak bir hayat günümüzde mümkün değildir.

 

Ancak onu helal-haram hassasiyetiyle, ahlakî ölçülere uygun şekilde kullanmak mümkündür ve bu da mü’minin temel sorumluluğudur. Böylece hem zamanımızı verimli kullanmış olur, hem de hayatımıza anlam katarız. Her nimet gibi teknoloji de doğru kullanıldığında hayra vesile olur, aksi halde büyük zararlar doğurur. Özellikle çocuk ve gençler açısından internet dikkatle ele alınmalıdır. Çünkü internet bağımlılık yapıyor. Bağımlılık, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik zararlar da doğurur. Sanal ortamlarda kurulan yanlış ilişkiler, nice evliliklerin sonunu getirmiştir.

 

Anne-babaların, çocuklarını bu noktada bilinçlendirmesi, internet kullanımına sınır getirmesi gerekmektedir. Zira fayda ya da zarar, aracın kendisinde değil; onu nasıl kullandığımızdadır. Bugünün çocukları neredeyse ekranlarla büyüyor. Televizyon, telefon, internet; hayatlarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda. Ancak unutulmamalıdır ki bilinçsiz teknoloji kullanımı, sadece vakit kaybı değil, aynı zamanda ömür kaybıdır. Zaman, Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir.

 

Bu nimeti israf etmek, hesabını veremeyeceğimiz bir sorumsuzluktur. Yüce Allah şöyle buyurur: “Onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.”6 ve yine “Kim zerre miktarı hayır işlerse onu görür. Kim zerre kadar şer işlerse onu da görür.”7 O halde vakit geçmeden kendimizi hesaba çekmeli, interneti ve sosyal medyayı da Allah’ın koyduğu ölçüler doğrultusunda kullanmalıyız. Zira teknoloji de tıpkı diğer nimetler gibi bir imtihandır. Bu imtihanı kazanmak, bilinçli ve sorumlu kullanım ile mümkündür.

 

Özetle, teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken, bilinçli ve sınırlı kullanımın gerekliliği göz ardı edilmemelidir. Aksi halde, özellikle genç kuşakların hem bireysel gelişimi hem de sosyal ilişkileri ciddi şekilde zarar görebilir. Anne-babaların, çocuk ve gençlerin sağlığını korumak ve güçlendirmek, sorumluluk duyguları ve özgüvenlerini geliştirmek, boş zamanlarının olumlu yönde değerlendirmek, toplumsallaşmasına sebep olmak, kendilerini yönetebilmelerini sağlamak, uyumlu, başarılı ve ahlâklı birer birey olmalarına yardımcı olmaları gerekir.

 

            Dipnot

1. Buhari, Îman 4

2. Nahl, 16/125

3. Buhârî, Rikâk 1

4. Hucurât, 49/12

5. İsrâ, 17/36

6. Mü’minûn,  23/3

7. Zilzâl, 99/7-8

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul