07 Aralık 2025 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Eksik/yanlış Anlaşılan Kur’ân Kavramlarından: Cihad
EKSİK/YANLIŞ ANLAŞILAN KUR’ÂN KAVRAMLARINDAN: CİHAD

Eksik/yanlış Anlaşılan Kur’ân Kavramlarından: Cihad Hüseyin Kerim Ece

Cihad, Kur'ân'ın anahtar kavramlarından ve İslam'ın önemli ibadetlerinden biridir. Ancak ne yazık ki, diğer pek çok kavram gibi Türkçede eksik ve yanlış anlaşılmaktadır

 

Cihad kavramını sadece gayr-i müslimler, İslam’ı bilmeyen câhiller veya kasıtlı yanlış yapanlar değil, ne yazık ki bazı müslümanlar da bu muhteşem kavramı eksik veya yanlış anlıyorlar. Öyle ki bundan dolayı bazı mahfillerde bu ibadetten söz etmeyi zorlaştırıyor. Olumsuz tepkilerden çekiniliyor.

 

Biz her İslâmî kavramı, konuyu, anlayışı, haberleri, değerleri ve hükümleri Kur’ân’dan aldığımız gibi, “Cihad” kavramını da Kur’ân’dan ve sahih hadislerden öğreniyoruz. Kim nasıl anlarsa anlasın, en doğru tasavvur Kur’ân’a uygun olandır.

 

-Cihad

 

Kur’ân’da türevleri ile birlikte kırk kadar yerde geçen ‘cihad’ kelimesinin kökü ‘cehd’ veya ‘cühd’dür. Bu da Arap dilinde ondan fazla mânası olan çok anlamlı kelimelerden biridir.

 

‘Cehd’;  zorluk, meşakkat ve müsbet anlamda gayret, kararlı bir şekilde çalışmak, yoğun bir şekilde çaba göstermek demektir.

 

‘Cihad ve mücâhede’, dışarıdan gelen saldırılara veya insanın kendi içindeki zaaflara karşı elinden gelen tüm çabayı göstermesidir.  Bu düşmanın insanın içinde veya dışında olması farketmez.

 

Kavram olarak ‘cihad’; öncelikle Allah yolunda, hayırlı işler için yoğun çaba göstermektir. 

 

Cihadı şöyle de açıklayabiliriz: “Dinî emirleri öğrenip zorluğuna rağmen uygulamaya ve başkalarına öğretmeye, iyiliği tavsiye edip kötülüklerden sakındırmaya çalışmak, İslam’ı tebliğ, nefse ve dış düşmana karşı mücâdele vermek, yoğun çaba sarfetmektir.”

 

Mü’minlerin kararlı ve şuurlu çabalarının bedenle yapılanına ‘cihad’, yürekte olanına ‘mücâhede’, fikir ve İslâmî ilimlerde yapılanına da ‘ictihad’ denilir.

 

Bedeniyle, organlarıyla, malıyla cihad edene, manevî tarafını olgunlaştırmak için çaba sarfedene ‘câhid ve mücâhid’, İslâmî hükümleri ortaya koymak için gayret eden âlimlere ‘müctehid’ denilmektedir.  Allah (Sübhânehu ve Teâlâ) yolunda gayret göstermek, çaba sarfetmek anlamıyla ‘cihad’, her üç manayı da içerisine almaktadır. Allah yolunda yapılan bütün çalışmalar, Allah’ın adı yükselsin diye gösterilen gayretler, İslâm’ı tanıtma ve savunma için ortaya konan çabalar/çalışmalar, faaliyetler ‘cihad’ olarak nitelendirilir. Allah tarafından verilen beden, ilim, mal ve zihinsel imkânları yine Allah yolunda harcamak, İslâm uğruna kullanmak, bu uğurda elden geldiği kadar yoğun çalışmak ‘cihad’ın bir başka yönüdür. Buna göre ‘cihad’, fikirsel planda başlar, nefsin ve şeytanın kandırmalarına karşı direniş (mücâhede) olarak devam eder, Allah yolunda yoğun çaba/çalışma ile gelişir, müslümanların yaptığı haklı fiilî savaşa (kıtal’e) yardımcı olmaya, katılmaya, bu yolda infak etmeye kadar uzanır.

 

-Cihad Saldırı mıdır?

 

Dedik ki, İslâm’ın yanlış anlaşılan emirlerinden biri de cihadtır. Özellikle Avrupalı araştırmacılar, politikacılar cihadın bir saldırı olduğunu, İslâm’ın bu saldırı yoluyla yayıldığını, müslümanların saldırı anlamındaki cihad emrine uyarak başka ülkeleri işgal ettiklerini ısrarlı bir şekilde iddia ederler. Cihadın başkalarına saldırı amacıyla kullanıldığını ve bunu da ‘kutsal savaş/holy war’ şeklinde anladıklarını ileri sürerler.  Cihadın anlamına, ilgili âyetlere ve cihada izin verilen şartlara yeniden bakılsa durumun onların iddia ettikleri, bazı müslümanların da zannettiği gibi olmadığı görülecektir. Mesela, Mekke’de inen bazı âyetlerde cihad’tan bahsediliyor. Hâlbuki Mekke’de savaş yoktu. 

 

“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur’ân’la büyük cihad et.” (Furkan, 25/52)

 

“Uğrumuzda cihâd edip gerekli gayreti gösterenleri Biz, elbette Bize varan yollarımıza eriştireceğiz. Şüphesiz Allah, iyi davranan ve yaptığı işi güzel yapanlarla (muhsinlerle) beraberdir.” (Ankebut, 29/69)

 

Cihad kavramının karşılığı ‘savaş’ kelimesi değildir. Kur’ân, cihad ile fiili savaş olan kital’ı ve ‘harbi’ ayrı ayrı kullanıyor. Çünkü bunların arasında hem nitelik, hem de nicelik farkı vardır. Savaş baştanbaşa askerî harekât olup güce, malzemeye, hazırlığa dayanır.  ‘Cihad’ ise askerî operasyon da dâhil ilâhî hedefler, hayırlı işler uğruna gösterilen bütün çabaları içerisine alır.

 

İslam’a göre “dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2/256). Allah (c.c.) insanlara irade hürriyeti vermiştir. Yani insanlar saçma da olsa, bâtıl da olsa diledikleri dini, dünya görüşünü seçebilirler. Bu seçimlerin sonucu tamamen kendilerini ilgilendirir. Çünkü inanma bir gönül işidir. Bir şeyin doğruluğu ve hak oluşu kalp ile kabul edilmezse, silah zoruyla, baskıyla kimseye bir şey sevdirilemez. Ancak, bilinen bir gerçek ki, tarihten beri bazı insanlar kendi hâlinde bir din seçmekle kalmazlar başkalarına zorla dinlerini ve hayat biçimlerini benimsetmeye çalışırlar. Bazıları insanlar üzerinde hâkimiyet kurmak, onların ülkelerini işgal edip, değerlerine el koymak isterler. Bazıları da çeşitli metod ve programlarla İslâmî davetin önünü kesmeye, insanların İslâm’a ulaşmasını engellemeye, müslümanların da dinlerini yaşamalarına mâni olmaya çalışırlar. İşte bu gibi durumlarda ‘cihad’ gündeme gelmektedir. İslam’a, müslümanlara, onların yaşadıkları topraklara, değerlerine düşmanlar saldırdığı zaman, müslümanların sessiz kalması beklenemez. Zalimler, zayıf bırakılmışlara zulmederken, sömürürken, varlıklarını yağmalarken müslümanlar başlarını kuma gömemezler. Kaldı ki -yukarıda geçtiği gibi- cihad yalnızca mü’minlerin dış düşmana karşı yaptıkları bir savunma değil, aynı zamanda kişinin kendi nefsinin kötü isteklerine karşı direnmesi, iblisin kandırmalarına karşı koyması, ma’ruf (iyi ve hayırlı) işler için çalışmasıdır. Bu anlamıyla cihad, mücâhede ve mücadele ise mü’minin hayatı boyunca yapması gereken önemli bir ibadettir.

 

Bu mânasıyla İslâm’ın cihad emrini yanlış anlayanlar, demek ki cihadsız, yani dirençsiz, zayıf, savunmasız, onursuz, pasif, güdülebilir müslümanlar istiyorlar ki işleri kolay olsun...  Şeytan, zalimler, saldıgan inkârcılar ve bunların hasımlığı devam ettiği, insanda nefis ve onun hevâsı olduğu müddetçe, İslâmî davet, i’lâ-yi kelimetullah, hayırlı işler için çaba gösterme, Allah yolunda, O’nun rızası için çalışma ihtiyacı olduğu sürece; bir mü’minin yaşadığı kadar, yeryüzünde dünya hayatının sonuna kadar “cihad faaliyeti/ibadeti” sürecektir.

 

-Cihadın Amacı ve Kapsamı

 

Kelimenin sözlük anlamından da anlaşıldığı gibi ‘cihad’, bir saldırı değil, olabilecek bir saldırıya karşı yapılan bir savunmadır. Dahası bu saldırıyı savabilmek üzere çaba göstermek, çalışmaktır. Bu demektir ki ‘cihad’; hayırlı bir gaye uğruna ortaya konulan her türlü kalbî, fikrî ve fiilî çalışmanın ortak adıdır.

 

Cihadı hedefi açısından şöyle de tarif edebiliriz: İnsanın iki dünya mutluluğuna giden yoldaki engelleri kaldırmaya çalışmak, insanların kendi iradeleriyle müslüman olmalarını sağlayacak bir ortamı hazırlamaktır.

 

Cihad: Toplumdaki fitneleri ve zulümleri önlemek için çalışmak, baskılara direnmektir. İnsanları Hakk’a ulaştırma faaliyetidir. Karanlıkta kalan insanların gönüllerini İslâm’a ve onun güzelliklerine açma çabasıdır. Bu nedenle ‘cihad’a bir ‘yürek fethi’ gayreti de diyoruz. Dahası cihad, bir açıdan da insan hakları mücadelesidir.

 

‘Cihad’ faaliyeti, saadetin tâ kendisi olan İslâm’la insanlar arasına yani yürekler arasına konulan duvarları/engelleri ortadan kaldırma uğruna yoğun çalışmadır.  Dolayısıyla cihad, insanları iki dünya mutluluğu ile buluşturma, yüreklerini ilâhî güzelliklere açma gayretidir.

 

Müslümanlar İslâm’ın getirdiği mutluluğu fiilen tadarak, başka yüreklere ve hayatlara da bu güzelliği götürmek isterler. İşte bu uğurdaki gayretlerin genel adı cihadtır.

 

Allah’ın Elçisi (s.a.s.) bu çabayı şöyle formüle etti:

 

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) Rasulullah’ı  şöyle derken işittim dedi:

 

“Kim bir kötülük (münker) görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.”[1] 

 

İslâm savaş gerçeğini göz ardı etmez. Çünkü savaşın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Savaş bazen arzu edilmese de kaçınılmaz olur. Müslümanlar asla mal toplamak, toprak ele geçirmek, insanlara hükmetmek, onlara karşı büyüklük taslamak, onları öldürmek, zenginliklerini yağmalamak için savaşmazlar. İslâm buna izin vermiyor. İslâm savaşı ekonomik, sosyal ve siyasal hegemonya aracı olmaktan kurtararak insanî hedeflerin gerçekleşmesinde, gerektiği zaman başvurulacak bir metod olarak kabul eder. Üstelik başkalarının savaşları özünde profandır ve dünyalık amaçlar, çıkarlar uğrunda yapılırken, İslâm’ın cihadı Allah rızası için yapılır ve özünde âhirete ait ve ibadet boyutu vardır. Kur’ân’da bu anlamda geçen cihad tümüyle Allah yoluna (fi-sebîlillah’a) nisbet edilmekte, özellikle de mal ve can kelimeleri ile birlikte kullanılmaktadır. Öyleyse Allah’ın hükümlerine uymayan, O’nun rızasının dışına çıkan bir savaş İslâm’ın emrettiği cihad değildir. Görüldüğü gibi ‘cihad’ın kapsamı ve hedefi bazılarının sandığı gibi ne saldırı, ne de savaştır. Ancak yeri gelince dış düşmana karşı fiilî cihad dediğimiz ‘kıtal-savaş’ gündeme gelir. Bilindiği gibi Mekkeliler, müslümanları İslâm’dan döndürmek için her yolu denediler, başaramayınca onları Mekke’den sürüp çıkardılar. Bununla da kalmayıp onları Medine’de de öldürmek, yok etmek için ordular hazırladılar. Böyle bir ortamda müslümanlara kendilerini savunmak için ‘kıtal-savaş’ izni verildi.[2] ‘Fiilî cihad’ın müslümanlara farz kılınış şekli, cihad anlayışını ortaya koymaktadır. Bu konuyu yanlış anlamak isteyenlere de net bir cevap vermektedir.  Müslümanlar savaş istemezler. Ama kendilerine saldırı olursa sabırla direnirler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda çaba gösterirler.[3] Müslümanlara yapılan saldırılara cevap vermek, onların zararlarını önlemek, vatanlarını ve değerlerini korumak mü’minlerin hem hakkı, hem de görevidir.  Hz. Muhammed (s.a.s.)’in bütün bir peygamberlik hayatı bir ‘cihad’ faaliyetidir. Çünkü onun görevi bir peygamber olarak insanlara Allah’ın dinini tebliğ etmek, insanların İslâm ile iki dünya saadetine kavuşmalarını sağlamaktı, bu ilâhi daveti ve mü’minleri korumaktı.  Onun bu uğurdaki çabası, gayreti, çektiği sıkıntılar, hedefi ve beklentileri; ‘cihad’ ibadetinin boyutlarını gösterir.

 

-Neye Karşı Cihad?

 

Cihad üç şeye karşı yapılır:

 

Nefsin, İslâm’a aykırı isteklerine (hevâsına) karşı.

 

Şeytanın hilelerine, kandırmalarına, vesveselerine karşı,

 

Açık bir düşman saldırısına karşı.

 

Açık bir düşmana karşı cihadın iki yönü vardır:

 

Mü’minlere saldıran kâfirler ve münafıklara karşı;

 

Bunlarla cihadın da kolaydan zora doğru dört aşaması vardır:

 

Gönülden razı olmama,

 

Onların yaptıklarına karşı çıkma, dil ile kötülüklerini önlemeye çalışma,

 

Mal ve diğer meşru maddi araçları kullanarak onların zararlarını savma çabası,

 

Son olarak beden, el ve diğer araçlarla onların saldırılarını ve zararlarını önlemeye çalışma, gerekirse kıtal-fiilî savaş.

 

Zalimlere karşı;

 

Zalimin yanında hak olan şeyi söylemek, onun zulmüne engel olmaya çalışmak da bir cihadtır. Nitekim Kur’ân, “Bizi bu zalimlerden kurtarın diye yalvaranlar uğruna cihad edin” diye emrediyor. (Nisâ, 4/75).

 

-Cihad İbadeti

 

Allah, kendi yolunda cihad etmeyi emrediyor. Allah kullarına bir şeyi emrediyorsa, o şey kullar için bir görev ve ibadettir. Üstelik O (c.c.) bu yolda canlarıyla ve mallarıyla çalışanları övüyor.[4] Allah yolunda mücadele eden mücahidlerin dereceleri, evlerinde oturanlardan daha yüksektir.[5] Peygamberlerle beraber Allah yolunda yılmadan, gevşemeden mücadele eden sabırlı Rabbanîleri Allah sever.[6]

 

Peygamberimiz (s.a.s.) sayısız hadislerinde cihad etmenin, Allah yolunda çaba harcamanın çok sevap olduğunu haber vermektedir:

 

 Rasulullah (s.a.s.):

 

“Allah yolunda cihad ediniz. Çünkü Allah yolundaki cihad, Cennet kapılarından bir kapıdır ki, Allah (c.c.) onun sebebiyle (mücahidi) hüzün ve kederden korur.”[7] buyurdu…

 

Ebu Sa’id (r.a.) anlatıyor:

 

Rasulullah (sa.s.)’e bir gün şöyle sordular:

 

- Ya Rasulallah! İnsanların en faziletlisi kimdir?

 

Şu cevabı verdi:

 

“Allah yolunda malıyla, canıyla cihad eden mü’min kişi.”  

 

- Sonra kim? diye tekrar soruldu. Bu sefer.

 

“Issız köşelerden bir tenhaya Allah korkusuyla çekilip, insanları kendi kötülüklerinden koruyan kimsedir” şeklinde cevap verdi.[8]

 

Başka bir hadis-i şerifte

 

“Kim ki cihad etmeden veya cihad etme arzusunu duymadan ölürse münafıklar gibi ölmüş olur.”[9]

 

-Cihadın Fazileti

 

Cihad mü’minlerin bir özelliği olarak hem Medenî sûrelerde, hem de Mekkî sûrelerde yer alır.[10]

 

Mekke’de inen sûrelerdeki cihad emri daha çok fikirsel çaba, âyetlerden delil getirerek, aklı kullanarak ikna etme, ma’rufu tavsiye münkerden sakındırma, iyilik etme ve güzel ahlâkı gösterme, Rasulullah’a her açıdan destek olma şeklinde gerçekleşmişti.

 

Medine’de inen âyetlerde cihad giderek davet uğruna, Allah yolunda daha çok çalışma, daha çok fedakârlık yapma, haklı ve savunma savaşlarına daha yoğun destek olma, savaşta da elinden geleni yapma manasını kazanmıştır.

 

Kur’ân iman edenlere;

 

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” diye emrediyor. (Mâide, 5/35).

 

Bir âyette: “Allah yolunda cihad edin” emri, “yeri gelince Allah için seferber olun” emri ile birlikte gelir. (Tevbe, 9/41).

 

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’ân’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şâhit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şâhit (ve örnek) olasınız...” (Hacc, 22/78).

 

Allah (c.c.), kendi yolunda (fi-sebîlillah) cihad eden, kınayanın kınamasından korkmayanlara hidâyet lütfeder.

 

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar.

 

Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar.

 

İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Mâide, 5/54).

 

Kur’ân bir kaç âyette hicret edenlerle cihad edenleri birlikte anıyor ve övüyor. Derecelerinin yüksek olacağını, Allah katında bol rızık bulacaklarını haber veriyor.

 

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.” (Tevbe, 9/20).

 

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır...” (Enfâl, 8/74).[11]

 

Allah yolunda cihad etmek, çalışmak, fedakârlıkta bulunmak, malı ve canı bu yolda seferber etmek Kâbe’yi onarmak gibi değildir. Kur’ân böyle zanneden ve imandan yüz çeviren müşriklerin yanıldıklarını söylüyor.[12] Gerçek müslümanların en önemli özelliği de iman ettikten sonra bu imanları uğruna mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeleri, yani yoğun çalışma yapmalarıdır.

 

“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. (Hucurât, 49/15).

 

Münafıklar, yani dinde ikili oynayanlar, Peygamber ile yorucu sefere çıkmaktan ve Allah yolunda (fi-sebîlillah) cihad etmekten hoşlanmadılar, hoşlanmazlar.[13]

 

Kur’ân zekât verilecek kimseler arasında “Allah yolunda (fi-sebîlillah)” çalışıp cihad edenleri de sayıyor.[14]

 

İslâm’da önemli bir ibadet ve kulluk görevi olan cihad da Allah rızası için, yani fi-sebîlillah olmalıdır. Bu amacın dışına çıkan, ancak adına insanların cihad dediği şeyler Kur’ân’ın kasdettiği cihad olmaz. İnsanların kendi kendilerini avuttukları iddialar, ya da bu müstesna ibadeti kendi çıkarları için kullanma olur.

 

Mücâhid;  dünya çıkarı için değil, yalnızca Allah yolunda ‘mücâhede’ eder. 

 

Ebu Musa’dan rivâyet edildiğine göre bir adam Rasulullah’a gelerek;

 

-Ey Allah’ın Rasulü, kahramanlık göstermek için, kendi yakınları uğruna veya gösteriş için savaşanlardan hangisi Allah yolundadır diye sordu.

 

Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

 

-“Kim Allah kelimesi yüce olsun diye cihad ederse o Allah yolundadır.”[15]

 

-Cihadın Araçları

 

Yürekle ve niyetler yapılan cihad: Müslümanın kendi aşırı isteklerini sınırlamak için çaba göstermesi, mücâhede etmesi...

 

İlim ile Yapılan Cihad: Câhillik, pek çok kötülüğün kaynağıdır. Hakkı ve hak ölçüleri tanıyan kötülüklere düşmez. Kötü insanlara doğru bilgi ve Kur’ân’ın hikmetleri, güzellikleri ulaştırılırsa, onların kötülüğü azaltılabilir.

 

 

Mal ile Cihad: Mü’min sahip olduğu imkanları Allah yolunda kullanabilir, ya da Allah yolunda çalışanlara, kötülüklerle mücadele edenlere destek olabilir.

 

Dil ile Cihad: Mü’min günah ve kötü olan işleri ortadan kaldırmak, kötü insanları kötülüklerden vazgeçirmek için diliyle anlatır, öğüt verir, yerine göre uyarır. Ama bunları güzel bir dil ve metotla yapar.

 

 

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

 

 “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.”[16]

 

Umretü’l-Kaza sırasında Abdullah b. Revâha (r.a.)’nın Rasulullah  (s.a.s.)’in huzurunda Kureyşlileri hicveden şiir okumasını Ömer (r.a.) hoş karşılamayarak engel olmak istemişti. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) ona;

 

“Ey Ömer, Abdullah’ı serbest bırak, onun hicivleri Kureyş’i oktan daha çabuk etkilemekte, yaralar açmaktadır.”[17]

 

Dil ile cihad, her türlü ilmî ve edebî çalışmaları, tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini, karşı tez geliştirmeyi, zararlı propagandalara cevap vermeyi, düşünsel ve bilimsel alanda yetkin bir mücadeleyi de kapsar. Bunun metodu ve araçları zamana ve şartlara göre değişebilir. Allah’ın diniyle mücadele edenlerin şeytanî hileleri, tuzakları, araçları, adamları, kurumları iyi bilinmeli ve ona göre çalışma yapılmalı. Günümüzde çok yaygın hâle gelen meşru eğitim ve iletişim araçları, insanların gönüllerini İslâm’a ısındırmak amacıyla kullanılabilir.

 

Beden ile Cihad: Mü’min, bedeniyle Allah yolunda, İslâm için, hayırlı (ma’ruf) işler için elinden geldiği kadar çalışır, çaba sarfeder, bu yolda çalışanlara yardımcı olabilir. Hatta canını Allah yolunda vermekten çekinmez.

 

-Ve bir Müjde

 

Allah yolunda cihad; mü’minleri elim bir azaptan kurtaracak kârlı bir ticarettir.

 

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi?

 

Allah’a ve Peygamber’ine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.

 

İşte bu takdirde O, günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan Cennetlere, Adn Cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.

 

Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” (Saff, 61/10-13)

 

 

 

 


[1] Müslim, İman/78.

Ayrıca bkz: Tirmizî, Fiten/11.

Nesâî, İman/17.

[2] Bkz. Tevbe, 9/12-13. Bakara, 2/216. Hacc, 22/39,

[3] Bkz. Bakara, 2/190-192)

[4] Bkz. Enfal, 8/72. Tevbe, 9/41.

[5] Bkz. Nisâ, 4/95.

[6] Bkz. Âli İmran, 3/146.

[7] Bkz. Ahmed b. Hanbel, 5/214, nak. Hadislerle İbadetler Ansiklopedisi, 11/159.

[8]  Müslim, İmare/122, 123, 127 no: 1888.

Ebû Dâvûd, Cihad/ no: 2485.

İbn Mâce, Fiten/13 no: 3978.

Buhârî, Cihad/2,

Nesâî, Zekât/74.

Tirmizî, F. Cihad/24 no: 1660, 4186.

[9] Müslim, İmâre/158 no: 1910.

Ebû Dâvûd, Cihad/18 no: 2502.

Nesâî, Cihad/2.

[10] Bkz: Nahl, 16/110. Hac, 22/78. Furkan, 25/52. Ankebût, 29/69. Hucurât, 49/15 v.d.

[11] Bir benzeri; Enfâl, 8/72. Bakara, 2/218.

[12] Tevbe 9/19.

[13] Bkz. Tevbe, 9/81.

[14] Bkz. Tevbe, 9/60

[15] Tirmizí, F. Cihad/16 no: 1646.

Ebû Dâvûd, Cihad/26 no: 2516-2517.

İbn Mâce, Cihad/13.

Bir benzeri: Buhârî, Cihad/15.

Müslim, İmâret/149 no: 1904.

Nesâí, Cihad/21

[16] Ebû Dâvûd, Cihad/18 no: 2504.

Nesâî, Cihad/1.

[17] nak. Kütüb-ü Sitte (ter.), 5/67

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul